Ankara

3111561-ankara-kalesinden-manzaraAnkara, başkent olduğunda (13 Ekim 1923), yaklaşık 20 bin nüfuslu küçük bir Orta Anadolu kentiydi. Dar ve kıvrımlı sokaklar boyunca sıralanan mütevazı evlerin ardındaki hayatlar, acılarla yüklüydü. Son yüzyılda yaşanan ekonomik çöküntünün ardından savaş yıllarının yoksulluğu gelmiş; 1917’deki büyük yangının is’leri, kasveti daha da koyulaştırmıştı. Yeşilden yoksundu bu şehir. Ve neşeden. 19.yy. gezginleri Ankara’yı “hüzünlü” ve “bakımsız” bir kent olarak  nitelemişlerdi bu yüzden.

Hal böyleyken, Ankara’nın başkent olarak gelişimi, yeni rejimin de başarısı olacaktı aynı zamanda. Bu nedenle yoğun bir yapılaşma hareketi başladı. Yakup Kadri’nin deyişiyle “kent baş döndürücü bir hızla gelişiyor; Taşhan önünden Samanpazarı’na, Samanpazarı’ndan Cebeci’ye, Cebeci’den Yenişehir’e, Yenişehir’den Kavaklıdere’ye doğru uzanan alanlar üzerinde apartmanlar, evler, resmi binalar kısa süreler içinde art arda yükseliyordu”.

1924’te çıkan bir yasa ile İstanbul’un belediye modeli Ankara’ya uyarlanarak “Ankara Şehremaneti” kuruldu. İlk işi bataklıkları kurutmak oldu. Ardından “yapı malzemeleri fabrikaları” kuruldu. 1925’te çıkarılan bir başka yasa ile Şehremaneti’ne kamulaştırma yetkisi verildi. Yenişehir’e arazi sağlamak amacıyla büyük bir kamulaştırma hareketine girişildi.
1927’ye gelindiğinde Ankara’nın nüfusu 74 bine ulaşmış; apartmanların yanı sıra, ”bahçeli ev” tipinde, ayrık düzende memur konutları inşa edilmeye başlanmıştı. Devlet tarafından yapılan bahçeli memur evleri, yaratılmak istenen ulusal burjuvazinin yaşam çevresini resmediyordu. Bu model, özel sektörce de benimsenince, orta ve üst gelir grupları için Sıhhiye’den Kızılay’a, bulvarın iki yakasında birer-ikişer katlı bahçeli evler yapıldı.ankara-kar-manzarasi

Fakat tüm bunlar plansız imar deneyimleriydi. Yapılarda üslup birliği kurulamıyor, yerleşme biçimi dağınık oluyordu. Bunu düzeltmek için 1927’de uluslararası bir yarışma açıldı ve üç yabancı mimar Ankara’ya davet edildi. Yarışmayı Berlinli mimar Hermann Jansen kazandı. Hazırladığı “Ankara İmar Planı” 1932’de onaylanarak yürürlüğe girdi. Jansen Planı, birbirini kesen iki ana ulaşım damarı ile etrafındaki kentsel yaşam merkezlerini ve açık alanları belirliyordu. Bu plana göre, ticari merkez Ulus’ta, yönetim merkezi Yenişehir’de olacaktı.
Osmanlı’nın küçük Orta Anadolu kentinden, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bayındır başkenti haline gelen Ankara projesinin başarısı, Sovyet yönetmen Sergei Yutkeviç’in, 1933 yapımı “Türkiye’nin Kalbi Ankara” adlı belgesel filmine de konu olmuştu.
Bugün Ankara’nın nüfusu, 4 milyonu aşmış durumda. Bir başkent ve bir metropol olarak sürekli gelişiyor. Anafartalar Çarşısı’nın “Yürüyen Merdivenli Çarşı” olarak bilinmesi de, İş Bankası “gökdelen”i de bir şeyin ilki olma bayrağını çoktan devrettiler. Yeni yaşam merkezleri ve yaşam merkezlerinin yeni simgeleri var artık. İhtiyacımızı tam olarak karşılamasa da yeşilden yoksun değil bu kent. Büyük ölçüde devlet organlarının kurumsal desteğine bağımlı da olsa, gittikçe artan sayıdaki kültür-sanat etkinliği içinde -Kısa Film Festivali ve Kadın Filmleri Festivali gibi- Türkiye’nin ilk’leri var.

Vildan Tuğba Çağığan HİT2/İÖ  20141223010

Kaynak:http://www.kisacabilginedir2016.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.