DİYARBAKIR

 

diyarbakir-sur-resimleri-5[1]

Mezopotamya’nın kuzeyinde yer almaktadır. Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Mardin, Urfa, Batman ve Adıyaman illeriyle çevrelenmiş olan Diyarbakır ili, bölgenin tüm özelliklerini taşır.

Bağlı 13 ilçe merkezi bulunmaktadır.Diyarbakır kent merkezi 7 bin 500 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Tarihin her döneminde büyük uygarlıkların, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilen kent, birbirini izleyen 26 değişik uygarlığa beşiklik etmiştir.M.Ö.3000 yıllarında Hurriler’den başlayarak Osmanlılar’a kadar uzanan yoğun bir tarihi geçmişi olan Diyarbakır’da yaşayanlar, dönemlerine ait izlerle kenti ölümsüzleştirmişlerdir.Bu eserlerin başında, kuşbakışı bir kalkan balığını andıran biçimiyle kenti baştanbaşa kuşatan surlar gelir. Diyarbakır surları uzunluk bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci, ama eskilik bakımından birinci sırada kabul edilmektedir.

Yüzölçümü: 15.355 km2

Nüfusu: 1 milyon 362 bin 708 (2000 sayımına göre)

Rakım: 660

Komşu olduğu iller: Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman

İlçeleri: Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan.

Köy sayısı : 751

YÜZEY ŞEKİLLERİ

Diyarbakır ilinde yüzey şekilleri oldukça sadedir. Çevresi yüksekliklerle kuşatılmıştır. Ortası çukur bir havza durumundadır. Diyarbakır havzası denen bu çukur alanın eksenini batı-doğu doğrultulu geniş Dicle Vadisi oluşturur. Kuzeyden Güneydoğu Toroslar yayı ile kuşatılmıştır. Bu dağlar Doğu Anadolu Bölgesi’yle Güneydoğu Anadolu’ya birbirinden ayırır. Diyarbakır havzasının güneybatısında ise Karacadağ kütlesi yükselir. Urfa-Diyarbakır il sınırı üstündeki bu kütle, koyu renkli lavların yığılmasıyla oluşmuş eski bir volkan kütlesidir. Koni biçiminde olmadığından fazla heybetli görülmez. Yüksekliği, en yüksek noktası olan Kolubaba doruğunda 1.957 metreyi bulur. Karacadağ’ın lavları, doğu yönünde Dicle Vadisi’ne kadar uzanır. Bu lavların yapısı çok geçirimli olduğundan, Karacadağ kütlesi üstünde akarsu aşınımı hemen hiç rol oynamamakta, dağın içine süzülen sular ancak eteklerde ve uzaklarda kaynaklar halinde yeryüzüne çıkmaktadır

İKLİM

Diyarbakır’da sert bir kara iklimi egemendir. Yazları çok sıcak geçer. Ama, kış soğukları Doğu Anadolu’nda olduğu kadar şiddetli değildir. Bunun başlıca nedeni, Güneydoğu Toroslar yayının kuzeyden gelen soğuk rüzgarları kesmesidir. İl merkezindeki meteoroloji istasyonunun gözlemlerine göre, en sıcak ay ortalaması 31 derece, en soğuk ay ortalaması ise 1,8 derecedir. Bugüne değin ölçülen en yüksek sıcaklık 46,2 derece ile 21 Temmuz 1937 gününde, en düşük sıcaklık ise -24,2 derece ile 11 Ocak 1933 günü olmuştur.

496 milimetre olan yıllık ortalama yağış tutarının ancak yaklaşık yüzde 2’si yaz aylarında düşer. Kuzeydeki dağların eteklerine doğru gidildikçe yağışlar da artar. Örneğin yıllık yağış tutarı Silvan’da 729, Ergani’de 767, Kulp’ta 1.156, Lice’de ise 1.293 milimetredir.

Son yıllarda yapılan barajların oluşturduğu yapay göller (Karakaya, Atatürk, Batman, Silvan Barajları) geniş buharlaşma yüzeyleri oluşturmaktadır.Bu nedenle de Diyarbakır Havzası’nın kuru havasının nisbi neminde bir artış olmuştur. Ortalama nispi nem, en çok Aralık ve Ocak aylarında ölçülmüştür. Bu aylarda % 77’ye çıkar.Temmuz-Ağustos aylarında ise nispi nem değerleri % 20’ye düşmektedir.

BİTKİ ÖRTÜSÜ

Doğal bitki örtüsünü, genellikle otsu bitkilerin ağır bastığı bozkır bitkileri oluşturur. Bunlar ilkbaharda kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır. Orman bakımından çok yoksul olan Karacadağ’ın Diyarbakır ili içindeki kesimlerinde yer yer meşe topluluklarına rastlanır. Ama ormanlar, ilin toplam yüzeyinin onda birini bile bulmaz.

AKARSULAR

İlin en önemli akarsuyu Dicle’dir. Elazığ ili sınırları içinden çıkan bu akarsu, hemen sonra Diyarbakır ilinin topraklarına girer. Eğil’in doğusunda Dipni Çayı’nı alır. Sonra güneye yönelir.

Diyarbakır’a ulaşımından az önce Devegeçidi Suyu kendisine kavuşur. Diyarbakır kenti önünde geniş bir yatak içinde akar. En büyük kollarını Diyarbakır il sınırlarını terkettikten sonra alır.

GAP kapsamındaki alt projelerden bazıları Dicle Havzası’ndadır. Dicle Diyarbakır ilindeki akarsuların tümüne yakınını toplar. Yalnızca ilin kuzeybatı köşesindeki küçük bir alanın suları Fırat ırmağına gider (Çermik ilçesinin suları). Diyarbakır ili sınırları içinde önemli göl yoktur.

BARAJLAR

dicle-barajı-diyarbakır-b6253[1]

GAP çerçevesi içinde inşa edilen ve edilmekte olan Karakaya, Devegeçidi, Kral Kızı, Dicle gibi barajların önemli bir bölümü Diyarbakır çevresindedir. Hidroelektrik enerji yanında baraj ve göletlerden elde edilen su, tarımsal alanlarda yeni olanaklar sağlamaktadır.

TARİHİ GEZİLECEK YERLERİ

SURLAR

surlar[1]

İç kale surları

Yedi kardeş burcu

Ulu beden burcu

İç Kale SurlarıSurların kapladığı alanın kuzeydoğu köşesinde adeta yay biçiminde bir duvarla şehirden ayrılan iç kale, etrafında bulunan surlarla bir açıdan Dış kale’nin minyatürü gibidir. Yapım tarihi olarak kaynaklarda yer alan bilgiler, genelde İç Kale’nin Hurriler Dönemi’nde yapıldığına dair ortak bir karar mevcuttur.  Hurilere dayandırılan İç Kale’nin etrafı Bizans Döneminde 349 yılında dış surlarla çevrilmiştir. Artukluları yönetimindeyken önemli değişikliklere uğramış olan kentin yönetim merkezi İç Kale 16. Yüzyılda Osmanlı yönetimine girmesiyle son halini almıştır. İç Kale’nin Saray, Oğrun, Küpeli, Fetih adlı toplam dört kapısı vardır. Fetih ve Oğrun kapıları dışa; saray ve küpeli kapıları ise kente açılmaktadır. Toplamda 16 burçtan oluşan İç Kale’nin burçlarından her biri değişik işlevlerle donatılmıştır. Silah mühimmat deposu, tahıl ve yiyecek deposu, hapishane, askeri araç gereç deposu gibi işlevlerde kullanılan burçlar Artuklu ve Osmanlı döneminde iç kale surları birçok onarım görmüştür.  Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Diyarbakır İl Valiliği’nin beraber yürüttüğü İç Kale Restorasyonu projesiyle İç Kalede bulunan yapılar restore edilmeye çalışılarak tarihi yapılarımızın bulunduğu çeşitli risklerden uzaklaştırılmaya çalışılması sağlanacaktır. Bu projenin tamamlanması ile taşınmaz kültürel miraslarımız turizm alanında işlevlendirilecek bir duruma gelecek olup bununla birlikte içinde bulunduğu tahribat ve çökme tehditlerinden uzaklaşarak ilimiz ve ülkemiz turizmine kazandırılacaktır.  Tarihte vilayetin yönetim merkezi olan İç kale’de Artuklu Sarayı, Hz. Süleyman Camii ve 27 Sahabe Türbesi, Saint George Kilisesi, Aslanlı Çeşme, Artuklu Kemeri’nin yanı sıra kamu yapılarından Jandarma Binası, Eski Cezaevi, Kolordu Binası, Adliye A ve Adliye B Binaları, Komutan Atatürk Müzesi bulunmaktadır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Toki’nin beraber yürüttüğü Kentsel Dönüşüm Projesiyle Hz. Süleyman Cami ve çevresi özgün yapısı bozulmadan restore edilerek tarihi yapı içinde bulunduğu risklerden uzaklaştırılmaya çalışması sağlanacaktır.

Surların kapladığı alanın kuzeydoğu köşesinde adeta yay biçiminde bir duvarla şehirden ayrılan iç kale, etrafında bulunan surlarla bir açıdan Dış kale’nin minyatürü gibidir. Yapım tarihi olarak kaynaklarda yer alan bilgiler, genelde İç Kale’nin Hurriler Dönemi’nde yapıldığına dair ortak bir karar mevcuttur.  Hurilere dayandırılan İç Kale’nin etrafı Bizans Döneminde 349 yılında dış surlarla çevrilmiştir. Artukluları yönetimindeyken önemli değişikliklere uğramış olan kentin yönetim merkezi İç Kale 16. Yüzyılda Osmanlı yönetimine girmesiyle son halini almıştır. İç Kale’nin Saray, Oğrun, Küpeli, Fetih adlı toplam dört kapısı vardır. Fetih ve Oğrun kapıları dışa; saray ve küpeli kapıları ise kente açılmaktadır. Toplamda 16 burçtan oluşan İç Kale’nin burçlarından her biri değişik işlevlerle donatılmıştır. Silah mühimmat deposu, tahıl ve yiyecek deposu, hapishane, askeri araç gereç deposu gibi işlevlerde kullanılan burçlar Artuklu ve Osmanlı döneminde iç kale surları birçok onarım görmüştür

DİYARBAKIR MÜZELERİ

634670772445310000634670772630080000[1]

Ziya Gökalp müzesi

Cahit Sıtkı Tarancı

Arkeoloji müzesi

Ahmet arif edebiyat müzesi

Ziya Gökalp Müzesi

Diyarbakırlı yazar Ziya Gokalp’ın doğup buyuduğu bu ev 1956 yılında muze haline getirilmiştir. Diyarbakır’daki sivil mimari orneklerinden biri olan yapı bazalt taştan iki katlı olarak 1806 yılında inşa edilmiştir. Haremlik ve selamlık olmak uzere iki bolum halinde Diyarbakır ev mimarisine uygun bir şekilde duzenlenmiştir. Sus oğesi olarak; mahalli tabirle ’ciz’ veya ’kehal’ adı verilen beyaz renkli bezemeler dikkati cekmektedir. Muzede Ziya Gokalp’ın ozel eşyaları, fotoğrafları, kutuphanesindeki kitapları ile yoresel etnografik eserler sergilenmektedir.

DÖNEMLER

Tanzimat dönemi

Sabarrular ve hurile

Osmanlı dönemi

Osmanlı Dönemi

Diyarbakır, en uzun süreli idareyi Osmanlı egemenliğinde geçirmiştir. Bizanslıların 600 yılı bulan sürede şehri, Pers-Sasanîlerle paylaşımı şehirde birçok tahribe neden olmuştur. Saltanat kavgaları, Bizanslıların saldırıları şehrin sürekli gelişimini önlemiştir. Timur’un, Cengiz’in kısa süre egemenliği şehri baştanbaşa harap etmiştir. Osmanlı döneminde ise valilik yapan Paşalar, dört yüz yılı aşan süre içinde şehrin büyük ölçüde imarını sağlamışlardır. 1524-1526 yılları arasında iç kaleyi saran surlar da Kanuni Sultan Süleyman zamanında yeniden gözden geçirilmiş, ikinci bir surla çevrilerek Osmanlı kalelerinin genel özelliğine uygun birliklerin barınmalarına ve hareketine imkân sağlayacak biçimde genişletilmiş. Cami etrafındaki bu yapılaşmalar, hayır kurumlarının etkileri sonucu yapılmıştır. Ayrıca bu dönem yapılarının çoğunluğu medrese, mescit, hamam, çeşme, han türündendir. Bunu, Matrakçı Nasuh’un yaptığı minyatürde de görebilmekteyiz. Osmanlı Döneminde yapılmış olan eserlere baktığımızda; Fatih Paşa Camii, Behram Paşa Camii, Nasuh Paşa Camii, İskender Paşa Camii, Ali Paşa Camii, Hasan Paşa Hanı, Deliller Hanı, çok sayıda konak ve yazlık köşkler gibi sayısız yapı bulunmaktadır.

KAPILAR

688532Urfa%20kapı[1]

Yeni kapı

Urfa kapısı

Mardin kapısı

Dağ kapısı

Yeni Kapı (Dicle Kapısı – Su Kapısı

Şehrin doğusunda yer alan basık kemerli ve tek girişli olan bu kapı, kenti; Suya, yani Dicle’ye bağlar. Ulu cami’nin Hanefiler bölümünde yer alan 1240-1241 tarihli kitabede “Su Kapısı” olarak anılır. Basık kemerli ve tek girişli olan bu kapı, şehirden Dicle’ye yani suyoluna inişi sağlamaktadır. Kapıya dıştan dayanak duvarları üzerine yerleştirilmiş sağlam bir rampa ile kapıya girilir. Girişin hemen kuzeyinde iki katlı dikdörtgen bir burçla tahkim edilmiştir. Geçirdiği onarımlara rağmen Bizans dönemi yapısı olma karakterini korumuştur.

KİLİSELER

124562Surp%20Giragos%20Ermeni%20Kilisesi%201[1]

Surp sarkıs kilisesi

Surp giragus ermeni

St George kilisesi

Surp Sarkis Kilisesi

Ali Paşa mahallesinde bulunan Surp Sarkis Kilisesi Ermeni Gregoryen Cemaati Vakfı adına kayıtlı olup; Katolik Ermenilere ait bir kilisedir. Kilise, Çeltik Kilisesi ve Hızır İlyas Kilisesi olarak da anılmaktadır. Kilisenin tarihi yazılı kaynakların yetersizliği ve kitabenin olmayışı nedenlerinden ötürü yapılış tarihi bilinmemektedir. Plan ve mimari özelliklerine bakılarak 16. Yüzyıla tarihlendirilmektedir. Yapı bir dönem çeltik fabrikası olarak da kullanılmış olup, günümüzde yıkık ve boş durumdadır. Bitişiğine inşa edilmiş gecekondu sakinleri avluyu evsel amaçlar için kullanmaktadırlar. Kilise; üç nefli bazilikal planlıdır. Dört kemer dizisinin birbirinden ayırdığı beş nefli kilise iki katlı bir yapıdır. Kilisede kullanılan ana yapı malzemesi Diyarbakır yöresine özgü siyah bazalt taştır. Kilise, düzgün kesme taş bloklar kullanılarak yığma yapım tekniğinde inşa edilmiştir. Ana yapı malzemesi olan volkanik bazalt taşına; demir, toprak, ahşap ve kireç harcı, eşlik etmektedir. Duvarlar, sütunlar, sütun başlıkları, kemerler, merdiven basamaklarında, kapı ve pencere lentolarında ayrıca döşemelerde de bazalt taş kullanılmıştır.

DİYARBAKIR EVLERİ

3063-tarikaral-eski-diyarbakir-evleri-8852-320px[1]

Ziya Gökalp evi

Sait paşa konağı

İskender paşa konağı

Cemil paşa konağı

Ziya Gökalp Evi

Diyarbakırlı yazar Ziya Gökalp’ın doğup büyüdüğü bu ev 1956 yılında müze haline getirilmiştir. Diyarbakır’daki sivil mimari örneklerinden biri olan yapı bazalt taştan iki katlı olarak 1806 yılında inşa edilmiştir. Müzede Ziya Gökalp’ın özel eşyaları, fotoğrafları, kütüphanesindeki kitapları ile yöresel etnografik eserler sergilenmektedir.

 

KAYNAK:http://www.diyarbakirkulturturizm.org/Yapit/Index/MEDENIYETLER/45

HAYVANLARIN 6. HİSSİ

indir

HAYVANLARIN 6. DUYUSU

 

       Köpeklerin tarihçesi hakkında kesinlik kazanmamış olan şeylerin başında tam olarak ne zaman ve nerede ortaya çıktıkları gelir. Ataları kurtlardan üretilip üretilmedikleri de çok net değildir. Ama yine de bundan 12 bin yıl önce ilk evcil köpeklerin varlığından bahsedilebilir.

Köpeklerde duyu ötesi algılama olduğunu hemen tüm köpek sahipleri hisseder. Aile bireylerinden birisinin kapıyı çalmadan dakikalar önce heyecanlanması, tenha bir yerde dolaşırken ani hareket ile sizi uzaklaştırmak istemesi vs. Ama bu sadece köpek sahiplerinin kendi köpekleri ile olan tecrübeleridir ve bu olayları sadece kendileri bilir.

Oysa ki yapılan araştırmalar köpeklerin elektromanyetik sezgiye sahip olduklarını gösteriyor.

Bu konuda araştırmalar yapan Diana L.Guerrero bir söyleşide; her hayvanın deprem öncesi farklı davranışlar gösterdiğini söylüyor: “Genellikle saklanmazlar. Deprem öncesi tespit edilen davranışları uluma, sızlanma, havlama ve sahibine karşı daha yoğun bir bağlılıktır. Sokak kapısı, oda kapıları ve pencereler arasında gider gelir ve size zamk gibi yapışırlar. Onların kişilik ve bireysel ihtiyaçlarına dikkat ederseniz muhtemel bir tehlikeden korunacaksınızdır.. Kayıp köpek ilanlarının ve barınaklardaki köpek sayısının ileri derecede arttığı da size büyük bir depremle ilgili ciddi ipucudur.”

Geçtiğimiz senelerde, British Medical Journal’da köpeklerin kanserli tümörleri koklayarak tespit ettiklerini yayımladı, U.S. Epilepsy Institute ise köpeklerin bir insanın  sara nöbeti geçireceğini bildiğini açıkladı.

Hawai Üniversitesi’nden George Pararas Carayanni 1920’de Çin’de yaşanan 8,5 büyüklüğündeki depremden sonra Çin’de hayvan davranışları üzerinde çalışmaya başladı ve 1966 yılında Kuzey Çin’deki depremde, merkez üssünde yer alan kasabalardaki köpeklerin kulübelerinden kaçarak hayatta kaldıklarını tespit etti.

National Geographic News’dan bir alıntı: Ravi Corea (Sri Lanka vahşi yaşamı Koruma Derneği Başkanı) tsunami sırasında Sri Lanka’daydı. Olaydan hemen sonra 60 kadar ziyaretçinin yok olduğu Yala Ulusal Parkına gitti. 1300 kilometrekarelik bu büyük alan filler, leoparlar ve 130 çeşit kuş gibi birçok cins hayvanın eviydi. Coreo orada iki bufalo  haricinde hiçbir hayvan ölüsüne rastlamadı…

Binlerce insanın öldüğü Hindistan’ın Cuddalore kumsalında Indo-Asian News servisi buradaki bufalo, keçi ve köpeklerin hiçbir zarar görmediğini rapor etti. Corea’ya en ilginç gelen  olay Galle yakınındaki bir kumsalda yaşayan yakın arkadaşının iki köpeğinin her zamanki günlük yürüyüşlerine çıkarmak istememeleri, belki de bu sayede hayatta kalmaları olmuş.

                       HİSS

Deprem ve tusunaminin vurduğu ülkelerde 120.000’in üzerinde insanın yaşamını yitirmesine karşın, hayvan ölülerine çok az rastlanması; hele Sri Lanka ulusal parkındaki fil ve leoparların hepsinin afetten kurtulması, eski bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi: Hayvanlar afetleri gerçekten önceden seziyorlar mı? Sumatra’da kaplanların korunmasıyla ilgili bir projede çalışan Debbie Marter, BBC’ye yaptığı açıklamada,”Vahşi hayvanlar depremle ilgili sezgiler konusunda özellikle çok hassastır” diyor.

Marter’a göre vahşi hayvanların çoğu, doğayla ilgili ani değişimleri, olayın fiilen gerçekleşmesinden çok önce hissetmeye başlıyorlar ve buna göre içgüdüsel olarak önlem alıp, doğru yönde tehlikeden uzaklaşmaya çalışıyorlar: “Belki bir titreşim, belki de hava basıncındaki bir değişiklik hayvanları alarma geçiriyor ve hemen kendilerini güvenli hissedecekleri bir yere doğru harekete geçiyorlar” diyor Marter.

“Altıncı his” denen sezgi derinliği, bugüne dek bilimsel olarak sınanamadığı ve kanıtlanamadığı için, bilim dünyasında fazla ciddiye alınmıyor. Ancak bu alanda çalışan uzmanlar, hayvanların sezgilerini ve davranış değişikliklerini analiz etmeyi öğrenirsek, afetleri erken haber alma konusunda yeni bir yöntem edinmiş olacağımızı ileri sürüyorlar.

 KAYNAKÇA: http://www.bianet.org/biamag/hayvanlar/104435-kopeklerin-6-ve-diger-hisleri

http://www.frmtr.com/garip-olaylar/3516158-hayvanlar-ve-altinci-his.html

Global Reklam

     Diğer adıyla küresel reklamlar, ürün veya hizmet üreten kuruluşların, bütün dünyayı tek bir Pazar olarak görmesiyle, birbirine yakın veya benzer zamanlarda, aşağı yukarı aynı içeriklere sahip reklam yapmalarıdır. Dünya çapında ki pazarlarda faaliyet gösteren firmaların, ürün veya hizmetleriyle ilgili reklamları, kültürleri birbirinden farklı toplumlara özgü olarak tasarlanmaktadır. Her ne kadar aynı içerikleri tüketicilerine sunsalar da, farklı kültürel yapı gösteren toplumların pazarlarında, onların kültür öğelerini kullanarak tasarım yapmakta ve tüketicilere ulaştırmaktadır.

    Ülkemizde Coca cola reklamları televizyon kanallarında gösterilmektedir. Bizim toplumumuza has dönemler geldiğinde, reklam tasarımlarının, bu özel dönemlere vurgu yaparak veya onunla ilişkilendirilerek verildiği görülmektedir. Örneğin, bu markanın reklam mesajları, ramazan ayında farklılık göstermektedir. Ramazan ayının özelliklerini, insanların bu ayda yaşadıkları durumları, ürünle ilişkilendirmekte ve talebin oluşmasını sağlamaya çalışmaktadır. Aynı marka, farklı ülkelerde, örneğin; yılbaşlarında, reklamı göstereceği ülkenin kültürüne uygun unsurları ürünle ilişkilendirmektedir.

global-reklam_17181-2

     Global reklam, reklam veren firmaların, ya eş zamanlı veya birbirine yakın zamanlarda, farklı toplumlarda, aynı içerikleri, onların kültürel özelliklerine göre değiştirerek sunmalarıdır. Örneğin, reklam verenin, reklam yapma amacı, talep yaratmaksa yada satışları arttırmaksa buna yönelik global reklamın içeriklerini belirlemektedir. Fakat reklamın sunulacağı toplumun kültürel v.b. özelliklerine göre, reklamın mesajlarını şekillendirmektedir veya ürünlerinde, o bölgelerin kültürel unsurlarını kullanmakta ve bunları reklam mesajlarına eklemektedir.

     Global reklam, reklam veren firmaların, ya eş zamanlı veya birbirine yakın zamanlarda, farklı toplumlarda, aynı içerikleri, onların kültürel özelliklerine göre değiştirerek sunmalarıdır. Örneğin, reklam verenin, reklam yapma amacı, talep yaratmaksa yada satışları arttırmaksa buna yönelik global reklamın içeriklerini belirlemektedir. Fakat reklamın sunulacağı toplumun kültürel v.b. özelliklerine göre, reklamın mesajlarını şekillendirmektedir veya ürünlerinde, o bölgelerin kültürel unsurlarını kullanmakta ve bunları reklam mesajlarına eklemektedir.

Kaynak: Global Reklam http://blog.reklam.com.tr/genel/global-reklam/985/#ixzz3Wq9sLbeP

Halkla İlişkiler Ve Propaganda

                     images

                   HALKLA İLİŞKİLER VE PROPAGANDA

Propaganda

Bir fikrin ideolojinin tek taraflı olarak hedef kitleye dayatılmasıdır. Propaganda bir çeşit beyin yıkama çalışmasıdır. Amaç: ne pahasına olursa olsun hedef kitleyi kendi yönünde ki inanç ve eyleme yöneltmektir. Propaganda da besleyici tepkiyi tıkamak pahasına yanıt alma kaygısı yoktur ve propagandanın temel ideali tek düşünceyi tek ideolojiyi benimsetmektir. Propagandanın türleri vardır; Beyaz, gri ve kara propaganda.

Halkla İlişkiler ve Propaganda Arasındaki Farklar

  • Halkla ilişkiler çift yönlü propaganda tek yönlüdür.
  • Halkla ilişkiler tartışmaya açık ve demokratiktir propaganda ise tartışma kabul etmez dogmatik ve otoriterdir.
  • Halkla ilişkiler doğru bilgi verir, iyi niyetlidir dürüst hareket eder propaganda ise abartma üzerine kuruludur, doğru bilgiye iyi niyete ve dürüstlüğe her zaman yer vermez.
  • Halkla ilişkiler gerçekleri açıklama yolu ile inandırmaya çalışır propaganda ise çok tekrar yolu ile inandırmaya çalışır

 Beyaz Propaganda

Kimin tarafından yapıldığı belli olan bir türdür. Propagandayı yapan kendini saklamaz ortaya çıkartmak ister. Yalan habere, iftiraya, çarpıtmaya başvurmadan bilgiyi duyurma yayma ve kamuoyunu bilinçlendirme amacı vardır. Kara propagandanın aksine etkinliği fazladır. Zamanla kara propagandanın gerçeği yansıtmadığı anlaşılınca etkinliği azalır ve önemini yitirir. Beyaz propaganda da meşru bir hakkın savunulması açık bir kaynaktan yapılır.

Gri propaganda

Doğruluğu ispatlanmamış birtakım dedikoduları yayma amacı vardır. Kaynak açıkça belli değildir. Amacı: rivayetler yayarak halk kitlelerinin beyinlerinde şüphe tohumları oluşturmaktır. Doğru olan bir olaya abartı ve yalanlar eklenerek muhatabı küçük ve gülünç duruma düşürme amacı vardır.

Kara propaganda

 En sert ve en ağır propagandadır. Kaynağı belli değildir ve kaynak kendini belli etmez. Yalan, karalama, aşağılama, iftira, çarpıtma, hile, entrika gibi yanlış davranışlar sergilenir. Bu türde beyin yıkama teknikleri aşırı şekilde kullanılır. Sinema kara propaganda da en çok kullanılan araçlardan biridir. Dini amaçlı olarak kiliseye inanan çekme, siyasi nedenli olarak seçimlerde bir fikir ve ideolojiyi yayma, askeri nedenli olarak savaş yıllarında asker sayısını artırma gibi amaçlarla yapılabilir.

Reklam, propaganda ve halkla ilişkilerin ortak noktası bir düşünceyi aktarmaktır. Ancak bu üç disiplin iknayı farklı yollarla yapar. Reklam para ile yer ve zaman satın alarak, Halkla ilişkiler olumlu imaj yaratarak, propaganda ise mesaj bombardımanıyla beyin yıkayarak iknaya çalışır. Bu farklılıkların yanında benzer yönleri de bulunur. Propaganda ve halkla ilişkiler hedefe ulaşmak için planlı ve programlı çalışır ve lobiciliği kullanır. Propaganda mesaj bombardımanı ile hemen sonuç beklerken halkla ilişkiler uzun yıllara yayılan hemen sonuç beklemeyen olumlu imaj yaratma amacı taşıyan bir yönetim disiplinidir. Planlı ve programlı çalışmaları nedeniyle halkla ilişkiler ve propaganda birbirine karıştırılır. Halkla ilişkiler de temel ilke dürüstlüktür, haber içerikleri 5n1k formatında yüzde yüz doğru olmalıdır. Propaganda ise dürüstlüğü önemsemez ve propagandanın temel ilke değildir. Yalan, karalama, iftiraya başvurulabilir. Beyaz propaganda da ise doğru yalnızca kendi doğrusudur. Ayrıca propaganda da tek yanlı sunum vardır. Sadece tek tarafın yararı düşünülür ve olayların tek yönü aktarılır. Halkla ilişkiler uzun vadede bir sorumluluk taşıdığı için hedef kitlenin görüş ve davranışına göre kurum politikasını belirler ya da yenileşmeye gider. Propaganda hedef kitleye önem vermez hedef kitleye göre vizyonunu değiştirmez.

https://gzmoncl.wordpress.com/2012/03/01/halkla-iliskiler-ve-propaganda/