AYDIN / KUŞADASI

Aydın, Türkiye‘nin bir ili ve en kalabalık yirminci şehri. 2014 itibarıyla 1.041.979 nüfusa sahiptir. Ege Bölgesi‘nde yer alan, turizm ve tarım açısından en gelişmiş illerdendir. Ege Denizi‘ne kıyısı vardır. Didim ve Kuşadası gibi Türkiye’nin iki önemli turizm merkeziyle turizm potansiyeli yüksek bir ildir. Plaka kodu 09’dur. Aydın, Türkiye’nin ilk demiryolu kurulan şehridir. Aydın’da çok sayıda tarihî eser bulunur. Türkiye’nin en uzun ikinci tüneli buradadır. Nüfus bakımından Ege Bölgesi’nin İzmir ve Manisa‘dan sonraki 3. büyük ilidir. İlde 17 ilçe bulunur.

Kuşadası Türkiye‘nin Aydın iline bağlı bir ilçedir. İlin kuzeybatısında bulunan ilçe, Efeler‘e 71 km. uzaklıktadır. İzmir iline uzaklığı 96 km,Efes Antik Kentine 20 km,Selçuk ilçesine 15 km,Bodrum ilçesine 157 km uzaklıktadır.

Geçmişte Kuşadası

Kuşadası’nın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemekte ise de, Efes’e bağlı Neopolis ismi ile İyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır.

Şehir daha önce, Pilavtepe eteklerinde, Andızkulesi denilen yerde kurulmuştur. Bir müddet sonra Bizanslılara ait olan bu kıyılara Venedik ve Cenevizliler, ekonomik bakımdan egemen olmuşlardır. Ulaşım güçlükleri nedeni ile Kuşadası; Andızkulesi mevkiinden alınarak bugünkü yerinde Yeni İskele (Scala Nuova) adı ile kurulmuştur.

Kuşadası’nın adını verdiği Kuşadası Körfezi ve yakın çevresi, sanat ve kültür merkezleri olarak bilinmektedir ve ilk çağlardan beri birçok farklı medeniyeti barındırmıştır.

MÖ 3000 yıllarında Lelegler, MÖ 11.yy’da Aioller, MÖ 9.yy’da İyonlar bölgede hâkim olmuşlardır. Büyük Menderes ve Gediz ırmakları arasında kalan alan, antik çağlarda İyonya adını alır. Tüccar ve denizci olan İyonlar denizaşırı ticaret sayesinde kısa zamanda zenginleşmişler ve üstün bir politik güce sahip olmuşlardır. Tarihte “İyon Kolonileri” adını alan 12 şehir kurmuşlardır.[kaynak belirtilmeli]

Kuşadası, antik çağlarda Anadolu’nun Akdeniz‘e açılan başlıca limanlarından biri idi. O devirde Neopolis adı ile anılıyordu. MÖ 7.yy.da başkentleri Sardes olan Lidyalılar yöreye hâkim olmuşlardır.

MÖ 546’da başlayan Pers hâkimiyeti, MÖ 334’de Büyük İskender‘in tüm Anadolu’yu ele geçirmesine kadar devam eder. Bundan sonra Anadolu’da Grek medeniyeti ile yerli Anadolu medeniyetinin sentezi olarak yepyeni bir çağ, yepyeni bir sanat ve kültür anlayışı hakim olur ve bu çağ “Helenistik Çağ” adı ile anılır. Efes, Milet, Priene ve Didim bu devrin en ünlü şehirleridir.

MÖ 2. yy.da Romalılar yöreye egemen oldular. Hristiyanlığın ilk yıllarında, Meryem Ana‘nın ve havarilerinden St. Jean’ın Efes’e gelip yerleşmesiyle burası bir dini merkez haline gelir. Miletus da Hristyanlık çağında Piskoposluk merkezidir. Bizans Çağında “Ania” adı ile anılır. Kuşadası, ortaçağda korsanlar tarafından kullanılan bir liman olmuştur. 15.yy.da, Venedikliler ve Cenevizliler zamanında şehir “Scala Nuova” adını alır.

1086’da I. Süleyman Şah’ın bölgeyi Selçuklu Devleti‘ne katmasıyla Türk egemenliği başlar. Bölge, bu devirde kervan yollarının Ege’ye açılan bir ihraç kapısı olmuştur. Ancak Selçuklu Devleti’nin egemenliği 1. Haçlı Seferleri nedeniyle kısa sürdü ve yeniden Bizans’ın eline geçti. 1280’lerin sonunda Menteşeoğulları,1397-1402 arasında Osmanlıların egemenliğine girdi. 1402-1425 arası yeniden Aydınoğulları‘nın eline geçtiyse de 1425’te Osmanlılar bölgeyi kesinlikle ele geçirir.

Kuşadası, 1413 yılında 1.Mehmet (Çelebi) tarafından Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine katılmıştır. Bu tarihten sonra, şehir tamamen Türklerin elinde kalmış ve Türklerin yaptığı eserlerle dolmaya başlamıştır. Bunlardan bugünkü Kervansaray ve Kuşadası’nı çeviren surlar, Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Surlarla çevrili şehre o zaman ancak üç kapıdan girilebilmekteydi. Bu kapılardan bir tanesi, Barbaros Hayrettin Paşa Caddesi ile Kahramanlar Caddesi’ni birbirinden ayırmakta ve üst kısmı önceden Şehiriçi Trafik Bölge Amirliği olarak kullanılmıştır, fakat şimdi Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği olarak kullanılmaktadır. Diğer kapılar bugün mevcut değildir.

Küçükada, Bizanslılar için önemli bir askeri üs görevini yapan önemli bir yerdi,1834 yılında büyük bir yenilenme görmüş ve ünlü kalesi yapılmıştır. “Kuşadası” adı bu kaleden gelmektedir.

1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre Kuşadası’nda yaşayan kişi sayısı 15.047 kişidir. Bunların çoğunluğu (%58,6) Türklerden oluşmaktadır (8.822 kişi). Kuşadası’ndaki Rum nüfusu ise 6.121 kişidir (%40,7).

Kuşadası, Kurtuluş Savaşı’nda 1919-1921 yılları arasında İtalya’nın, onların çekilmesiyle Yunanistan’ın işgaline girdi ve 7 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtuldu.

 

Kuşadası’nın batısında deniz kuzeyinde,güneyinde ve doğusunda dağlar ve tepeler vardır.

  • Neopolis (Yılancı burnu): Güvercinada’nın biraz ilerisinde, denize uzanan ikinci bir yarımada halindedir. Antik Neopolis’in Kuşadası’nda ilk yerleşme yeri olduğu ve İyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Görünürde birkaç duvar kalıntısı mevcuttur.
  • Panionion: Kuşadası’na bağlı Güzelçamlı sınırları içinde, Davutlar-Güzelçamlı yolu kenarında, yoldan birkaç yüz metre içeridedir. Tarihte İyon konfederasyonuna bağlı 12 İyon şehrinin merkezidir. Ayinlerin ve törenlerin yapıldığı yer burasıdır.
  • Pygale: Kuşadası’nın 3 km. kadar kuzeyinde küçük bir yerleşim yeridir. Kuştur Tatil Köyü’nün yanındaki burun üzerinde bulunmaktadır. Agamemnon tarafından inşa edilmiştir. Dikkate değer bir kalıntıya rastlanmamaktadır.
  • Kaleiçi Camii: Çarşı içindedir. 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa (ölümü 1619) tarafından yaptırılmıştır. Bu nedenle “Öküz Mehmet Paşa Camii” adı ile de anılmaktadır. 1830 yılında onarılmıştır. Son cemaat yeri ağaçtan yapılmıştır. Tek şerefeli minaresi sağdadır. Caminin giriş kapısının kanatları geometrik geçmeler ve sedef kakmalarla süslenmiştir. Camiyi 12 kenarlı ve 16 pencereli kasnak üzerine bir kubbe örtmektedir.
  • Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı: Kuşadası İskelesi yakınındadır. 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1966 yılında restore edilmiştir. Deniz ticareti için yaptırılan bir Osmanlı kalesi olup, yaklaşık 18,50*21,60m. ölçülerindeki avlunun etrafını, iki katlı revaklı bir kapalı mekân çevrelemektedir. Kuzeybatı ve güneydoğudaki köşelerde, arka taraftan üst kata çıkılan iki merdiven vardır. Kervansarayın girişi kuzeydedir. 2.96 m. enindeki mermer kapı boşluğu, basık bir kemerle örülmüştür. Kapının sadece bir görünümü vardır. Girişin sağ ve sol tarafında birer kemerle orta mekâna bağlanan iki bölüm mevcuttur. Soldakinin, arkaya küçük bir kapı ile bağlandığına bakılarak, eşyaların içeri alındığı emanet bölümü olduğu saptanmıştır. Sağdaki girintinin ise Han’ın giriş ve çıkışını sağlayan görevlilerin yeri olduğu düşünülmüştür. Avlunun ortasında kazı ile açığa çıkartılan şadırvan, bugün havuz haline getirilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.