Antalya Kaleiçi

Kaleiçi, Antalya‘nın Muratpaşa ilçesi sınırları içerisinde yer alan deniz ve kara surları tarafından kuşatılan kent merkezi’ne verilen isim’dir. Kaleiçi’nin sokakları ve yapıları Antalya tarihinin izlerini günümüze kadar getirmektedir. Eski evlerin önemi sadece mimari açıdan değil, aynı zamanda insanların yaşam şekli, davranışları, gelenekleri ve sosyal yönleri konusunda da çok yararlı bilgiler aktarmaktadır.

Kaleiçi’nin sokakları dardır. Çoğunlukla limandan yukarılara doğru, dış surlar yönünde uzanırlar. Evler sahiplerinin ekonomik güçleri ve kullanılış amaçlarına göre farklılık gösterebilmektedir. Fakat ortak özellikleri çoktur. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak yapılmışlardır. Hepsinin bir sokak cephesi ve bir de sokak görmeyen bahçesi bulunur. Sokağa bakan yüzde, ilk katta çok az pencere vardır. Üst katta ise Cumba denilen ve hem ev, hem de sokak mimarisine uygun olarak yapılmış çıkmalar vardır. Bu çıkmalar ağaç süslemelerle bezenmiştir. Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş zeminli Taşlıklar oluşturur. Bu taşlıklarda ağaçtan dinlenme kanepeleri vardır. Buralardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, üst kata da bir merdivenle ulaşılır. Zemin kat evin daha çok hizmet bölümüdür. Depo, mutfak gibi görevi olan odalar buradadır. Üst kat ise yaşam içindir. Üst katın odalarının pencereleri daha büyük olduğundan dolayı daha aydınlıktır. Çoğunlukla bu odalarda üst üste iki sıra pencere vardır. Üst pencereler camsız olup ağaç kafeslerden oluşmakta, alt pencereler açılıp kapanabilir türdendir. Cumbaların üst pencerelerinde küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunur. Kaleiçi’nde birçok ev aslına uygun restore edilmiştir. Kaleiçi günümüzde, eğlence yerlerinin, pansiyonların, restoranların, hediyelik eşya satan dükkânların ve antika halı satan mağazaların bulunduğu bir turizm merkezi olmuştur. Ayrıca Kaleiçi’nde bulunan tarihi camiler arasından en ünlüsü, Antalya’nın da simgesi olarak görülen Yivli Minare Camii’dir.[1]

Artvin

Artvin, Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz Bölümü’nde yer alan, Karadeniz’e kıyısı bulunan bir ildir. İl,Türkiye’nin Gürcistan’la olan sınırında yer alan kuzeydoğu köşesidir. Doğusunda Ardahan ili, güneyinde Erzurum ili ve batısında Rize ili vardır. Merkez ilçesi dahil 8 ilçeden oluşmaktadır. Yüzölçüm bakımından en büyük 55. il, 2009 nüfus sayımına göre de 165.580 kişiyle Türkiye’nin en kalabalık 75. ilidir.

Coğrafi ve kültürel yapısıyla Anadolu’nun diğer bölgelerinden keskin çizgilerle ayrılır. Yüzey şekilleri çok engebelidir. İklim çeşitliliği fazladır. İlin en önemli akarsuyu, 1956 yılına kadar adını veren Çoruh Nehridir. Artvin boğalarıyla meşhur bir il olup simgesi boğadır. Artvin il topraklarının yaklaşık %55’ini ormanlık alanlar kaplamıştır. Murgul’da bakır madeni vardır. Tarihte genellikle Livane ve Çoruh adıyla bilinir. Artvin il nüfusunu Gürcüler, Hemşinliler, Kıpçak Türkleri, Ahıska Türkleri ve Lazlaroluşturur.

Millî parklarıyla ünlüdür. Şavşat ilçesinde bulunan Karagöl Sahara Millî Parkı içerisinde bulunan Şavşat-Karagöl ve Borçka-Karagöl görülmeye değerdir. Efeler-Gorgit Tabiatı Koruma Alanı esas olmak üzere Camili yöresi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından biyosfer rezerv alanı olarak belirlenen Türkiye’deki tek bölgedir ve bir dünya mirası olarak görülmektedir.

Eğitim

İlde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 241 kurum ve 1 üniversite vardır.

Kültür

Artvin’de Karadeniz ve Kafkas kültürü hakimdir. Kafkas kültürü Kıpçak Türklerinde ve kısmen Gürcülerde vardır, Karadeniz kültürü ise Laz, Hemşinli ve Gürcülerde vardır. Mısır unu yaygın kullanılır. Ayrıca kıyıda hamsinin her çeşidi tüketilir. Kara lahana Artvin’de gürcü ve laz larda vazeçilmez bir üründür. Yöresel çalgılar, kemençe tulum akordiyon,davulve zurnadır. Artvin yöresinde Bar oyunları ve adı Artvin Barı olan fakat Atatürk’e ithafen adı Atabarı olarak değiştirilen halk oyunu, Artvin ile özdeşleşmiştir. Artvin ili’nin simgesi Boğa’dır. Her yıl Geleneksel Boğa Güreşleri Festivali yapılır, Kafkasör festivali bunların içinde en ünlüsüdür.

Spor

Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinden beri Artvin ilinde güreş ve cirit sporları yaygın iken günümüzde unutulan birer spor dalları haline gelmiştir.Hatta Cumhuriyetin ilk yıllarında Ruslarla yapılan güreş müsabakaları olmuş bu müsabakalarda kazanan güreşçilere devlet tarafından çeşitli ödüller verilmiştir.Cirit sporu arazinin engebeli olmasından dolayı Artvin ilinde pek yaygın değildir fakat Artvinli Ciritciler Erzurumda yapılan Cirit sporlarına katılmışlar ve halende katılmaya devam ediyorlar.

Ayrıca Hopa merkezli Hopaspor, Artvin’in önde gelen futbol takımlarındandır.

 

Kaynak: https://tr.wikipedia.org

Antalya Cumhuriyet Meydanı Yükseliş Anıtı

Bugünkü Cumhuriyet Meydanı’ndaki “Ulusal Yükseliş Anıtı” 1964 yılında açılmıştır. Heykeltıraş Prof. Dr. Hüseyin Gezer tarafından yapılan ve bedeli Antalya halkından toplanan bağışlarla karşılanan bu heykel, anıt heykelciliğine, kaide ile figürler arasında bir bütünlük kurması, kaidenin de anıtın anlatımına katılması yönünden bir yenilik getirmiştir. Altı metre yüksekliğindeki heyekele, 12 ton bronz malzeme kullanılmıştır.

Atatürk Anıtı Yaptırma Derneği Başkanı Muharrem Önal Bey’in Mimar Tarık Akıltopu ile Anıt için açtığı iki aşamalı yarışmaya 28 proje katıldı. Yarışma sonunda, katılanlar arasındaki 5 projenin heykeltıraşları ikinci bir yarışmaya davet edildiler. Sonuçta ise; Prof.Dr. Hüseyin Gezer’in projesi birinci seçildi Bir yandan heykel yapılırken, diğer yandan dikileceği yer arandı. Cumhuriyet Meydanı uygun yer olarak saptanınca, kaide projesi uygulamasını Antalyalı Mimar Tarık Akıltopu üstlendi. Kaidedeki granit taşlar, Korkuteli yolu üzerindeki Yenice’den getirilmiştir. Anıtın kaidesi betonarme kabuk olup, içi boştur. Bronz heykelin ağırlığını 4 adet betonarme kolon taşımaktadır. Kaidedeki dik yüzeylere İstiklal Savaşı’nın çeşitli evrelerinin adı yazılmaya çalışılmış, ancak tamamlanamamıştır.

Antalya Ulusal Yükseliş Anıtı’nın vermek istediği mesaj şöyledir: Yerden birden bire yükseliveren kaidenin en uç noktasında yer alan figürler, kurtuluşu, birlik ve beraberliğimizi, yüce Atatürk’ün önderliğinde, bir dizi zaferle kurulan modern Türk Devletini temsil eder. Anıt kaidesinde yer alan tarihler 19 Mayıs 1919’dan başlayarak yeni Türkiye Devletinin kuruluş sürecini başlatan zaferler, devletin kuruluşunda atılan adımlar, yeni Türk Devletine modern kimliğini veren devrimler zeminden başlayarak hızla yükselen anıtın basamaklarını meydana getirir. Ayrıca altta bulunan, üzerinde çeşitli olayların ve inkılap tarihlerinin yer aldığı basamaklar Hürriyet için verilen çabayı; üstte Atatürk’ün bindiği şahlanan “gemsiz” at bağımsız yükselmeyi simgeler. Atatürk’ün yanında yer alan kız-erkek figürleri gençliğin ülkenin bekçiliğini ve onlara verilen güven anlamını taşır. Türkiye’nin en anlamlı anıtlarından biridir.

Adana Kozan İlçesi

Kozan (Sis), Adana ilinin bir ilçesidir. Adana ovasının Yukarı Ova denilen kısmında düz arazinin tepelik bölgeye geçtiği kesimde kurulmuş olup, il merkezine uzaklığı 69 km’dir.

Kozan İlçe’sinin kuzeyde Kayseri, Yahyalı, Feke, Saimbeyli; doğuda Osmaniye, Kadirli; güneyde Ceyhan, İmamoğlu; Batıda Aladağ ilçeleriyle çevrilmiştir. İlçenin yüzölçümü 1690 km²’dir. Adana’nın (metropoller hariç) iki büyük ilçesinden birisidir. Türkiye’nin en büyük 25.ilçesidir. İlçe merkezi, 19 il merkezinden büyüktür.Ayrıca Adana İl Sınırları içindeki en geniş(yüzölçüm olarak) ilçe durumundadır.

Adana Kozan Turizm | Gezi

Turizm açısından en ünlü tarihi yerleri;

  • Kozan Kalesi : Asurlular tarafından yapılmıştır.
  • Bucak Kalesi : Ortaçağ döneminde yapılmıştır.
  • Hoşkadem Cami : Mısır Kölemen Sultanı Abdullah Hoşkadem tarafından 1448 yılında yaptırılmıştır.
  • Pelesel Manastırı Kalıntıları : Ermeniler tarafından yaptırılmıştır.
  • Anavarza Kalesi ve Kalıntıları : M.Ö. 9. yy. Da Asurlular tarafından yapılmıştır. Romalılardan kalma iki su kemeri, tiyatro,saray, tapınak, hamam kalıntıları, kaya mezarları, frenkslerle süslenmiş mezarlarkilise ve sarnıç bulunmaktadır.

KOZAN MUTFAĞI

Kozan yöresinin zengin bir mutfak kültürü vardır. Mutfak kültürünün bu kadar zengin ve güzel olmasının sebebi, çeşitli kültürlerin etkisinde kalması ve onların yemekleri ile kendi yemeklerini damak zevkine uygun olarak birleştirmesidir.

Çukurova mutfak kültürü özelliklerini taşıyan Kozan mutfağında zengin yemek çeşitleri dikkatleri çekmektedir. Yöre yemeklerinde un, bulgur, et, sebze ve baharatlar bol miktarda kullanılır. Kuşbaşı ve kıyma ile yapılan Adana kebabı, Çukurova’nın her yerinde olduğu gibi,

Kozan’da da çok ünlüdür. Bunun yanında bol yeşil ilk ve salata da yenir. Ayrıca ayran ve şalgam suyu da içilir.
İlçenin zengin mutfak kültürünün bir parçası olan çorbalardan şunları sayabiliriz: Börek çorbası, mercimek çorbası, bulgur çorbası, tarhana çorbası, pirinç çorbası, şehriye çorbası, lepe, un çorba sı, süt çorbası, yüzük çorbası.
Yöre mutfağının en meşhur yemeklerinden biri de içli köftedir. Pilavlardan ise, bulgur pilavını, pirinç pilavını, dövme pilavını ve sebze pilavını sayabiliriz.

Kozan’da çok çeşitli börek, çörek ve tatlı çeşitleri yapılabildiği gibi, sebze ve meyvelerin bolca yetiştiğinden çok sayıda salata türleri de yapılabilmektedir

Kozan’ın kendine özgün yemeklerini belirlemek için belediyemiz ve Kozan Kent Konseyi tarafından toplam 67 yarışmacının katılımı ile Kozan’a özgü yöresel yemek yarışması düzenlendi.

Yarışma sonrasında Kozan Usulü Tarhana Çorbası, Börek Çorbası, Kozan Usulü Ekşili Köfte, Kozan Usulü Paça, İçli Köfte, Ciğer Kebabı, Erişteli Bulgur Pilavı, Kısır, Mercimekli Köfte, Paça üfelemesi, Turunç Kabuğu Reçeli, Maya Reçeli, Büzdürük Tatlısı, Baklava, Teleme çeşitleri Kozan Yemekleri olarak belirlendi.cigersissırdan

Aksaray

5.06.1989 gün ve 3578 sayılı kanun ile Niğde’den ayrılarak il statüsü kazanmıştır. İç Anadolu Bölgesi’nde Niğde’nin kuzeybatısında, Konya’nın doğusunda, Ankara’nın güneydoğusunda yer almaktadır. 377.505 nüfusa ve 7.626 km² yüz ölçümüne sahiptir.

2010 yılında TÜİK verilerine göre merkez ilçeyle beraber 7 İlçe, 39 belediye ve 151 köyü vardır.

İsmin kökeni

Hitit tabletlerinde Kurşura, İlk Çağ’da Garsaura olarak anılan şehir, Kapadokya Kralı Archeleos zamanında yeniden inşa edilerek Archeleos’un şehri anlamında Archelais adı verilmiştir(Caesar- Kayseri, Heraklius-Ereğli gibi). Türkler Anadolu’ya geldikten sonra ismi Türk diline çekimleyerek Aksaray olarak anmaya başlamış, bazı Osmanlı arşivlerinde Aksara olarak da geçtiği olmuştur. Yaklaşık bin yıldır tarihi adını muhafaza edegelmiştir. Halk arasında ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde II. Kılıçarslan’ın yaptırdığı beyaz saraydan ismini aldığı gibi bir yakıştırma da dolaşmaktadır, resmi ve tarihi dayanağı yoktur.

Tarih

İlkçağ’da Arkhelais adını taşıyan kenti, son Kapadokya kralı Arkhelaos’un Garsuara adlı yerleşmeyi geliştirerek kurduğu sanılmaktadır. Roma İmparatoru Cladius I kente koloniayrıcalığı tanıdı. Ayrıcalık, Anadolu’daki birçok önemli yolun kavşak noktasında bulunan kentin daha da gelişmesine yol açtı. Bizans ile Müslüman Araplar arasında birçok kez el değiştiren şehir Malazgirt Meydan Muharebesi’nin (1071) ardından Türkler’in egemenliğine girdi. Şehirde günümüze kadar gelemeyen Danişmendliler eserleri vardı. Şehirde Danişmend parası basılmıştır. Günümüze ulaşan Danişmendli eseri, kümbet şeklindeki, Hıcıp yakınındaki Bekar Sultan Türbesi’dir. Şehir Arap akınlarıyla virane hale gelmişti. Kılıç Arslan II (1155-1192), yıkık durumdaki Aksaray’ı bir İslam kenti olarak yeniden kurdu, kentin çevresini surla çevirdi, camii, medrese, çarşı, hamam vb. yaptırdı.Azerbaycan’dan getirdiği din bilgini, zanaatkar ve tüccarları kente yerleştirdi. Ticaret yolları üzerinde bulunan Aksaray, Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli merkezlerinden biri olarak gelişti. Selçuklu’lardan sonra Karamanoğulları’nın eline geçti. Bir süre Eretna Beyliği’nin egemenliğinde kalan (1341-1365) ve 1 yıllığına Kadı Burhanettin Devletinin eline geçen kent, Karamanoğulları yeniden egemen oldu. 1396’da Yıldırım Bayezid tarafından ele geçirildiyse de Timur istilasından sonra yeniden Karamanoğulları’nın eline geçti. 1467’de Fatih Sultan Mehmet döneminde Aksaray kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı. Aksaray, Cumhuriyet dönemi’nde 1920’de il durumuna getirildi. 1933’te çıkartılan hususi kanunla ilçe olarak kendisinden çok daha küçük olan Niğde’ye bağlandı. Aksaray 1989’da yeniden il oldu.

 

İbn-i Battuta’nın Büyük Dünya Seyahatnâmesi’nde Aksaray

14. yüzyıl İbn-i Battuta’nın kaleminden kayda geçen bilgiler:

Sultan Bedreddin’in yanında çok kısa süre kalarak Aksaray’a hareket ettik. Burası Bilâd-ı Rûm’un en güzel ve sağlam şehirlerindendir. Her yandan akarsular ve bağlarla çevrilidir. Şehirden üç kanal geçer ve bunlar evlerin içinden akar. Şehrin içinde üzüm bahçeleri, bağlar ve bostanlar vardır. Aksaray’ın koyun yününden üretilen zarif halı ve kilimlerinin dünyada bir benzeri daha yoktur. Bunlar, Şam, Mısır, Irak, Hindistan, Çin ve diğer Türk ülkelerine ihraç edilir.

Aksaray, Irak Sultanı’nın idaresi altındadır. Burada Eretna Beyliğinin naibi Şerif Hüseyin’nin zaviyesine indik. Eretna Beğ, Irak hükümdarının Bilâd-ı Rûm’daki genel valisiydi. Şerif Hüseyin ise Ahiler’den olup, beldede yoldaşları pek çoktur. Bize son derece ikram ve izzette bulunarak aynen diğerleri gibi dostça davrandı.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde Aksaray

Aksaray’ın Esen Tepe’den görünüşü.

17. yüzyıl Evliya Çelebi’nin kaleminden kayda geçen bilgiler:

Bor kalesinden Aksaray’a gitmemiz

İlk durağımız Ortaköy oldu. Aksaray Sancağı’nda yüzelli akçe payesiyle ayrı bir kazadır. Geniş ve ürünü bol bir kaza olup bağ, bahçe, cami ve mescidi olan gelişmiş bir köydür. Bu köye bağlı otuzaltı adet nahiye köyleri vardır. Buradan kuzey tarafa doğru gidip köylerden geçilir. Bir menzilde Harvadalı Köyü’ne inilir. Burası da meyvesi bol, verimli, güzel, hanı, hamamı ve cami olan bir Müslüman köyüdür. Aksaraynahiyeleri köylerindendir. Buradan da kuzeye doğru giderek Aksaray şehri vardır.

Beyaz Saray

Bu şehrin Şem’un Safâ’nın isteği ile yapıldığını söylerler. Hükümdardan hükümdara geçtikten sonra Herakl adlı kralın oğlu Helena’nın elinde iken, adı geçen kral, Arap kavminin üzerine sefer açmıştır. Binlerce pis askeri ile Şam üzerine giderken, Safraz denilen yerde yenilgiye uğramış ve kendisi de ölmüştür. Yerine, oğlu Mikale kıral olmuştur. Sonra bununda elinden Melik Mesud’un oğlu İzzeddin Kılıç Arslan 569 tarihinde burayı almıştır. Fetihten sonra bu şehirde nice büyük evliya oturduklarından, bu şehre birçok tarihçiler “Sâlihler yeri” demişlerdir.

Aksaray denmesinin sebebi

Kılıç Arslan’ın taht merkezi olması dolayısı ile ona büyük bir saray yaparlar. Saray giriş kapısının sağında ve solunda tunçtan iki adet heybetli arslan heykeli varmış. Bu saraya bir kötülük yapılmak istense, yapmak isteyen kişi, bu arslanların ağızlarından saçtığı kıvılcımlardan helâk olurmuş. Bu saray uzaktan bembeyaz göründüğünden, bulunduğu şehire de Aksaray demişler. Rumlar bu şehre halen Pegahelna derler.

Şehir, sonra Karamanoğlu Yakub Bey’in eline geçmiş ve ondan da Yıldırım Beyazıt Hân’ın eline geçmiştir. Hâlen Osmanlı Devleti’nin elinde olup, Gâzi Süleyman Hân kaydı üzere Karaman Eyâleti’nde sancakbeyi merkezidir. Kanun üzere, yılda beyine yirmi kese gelir olur. Beş yüz askere sahip bir tuğlu mirlivadır. Alaybeyisi, çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Kanun üzere cebeliler ile bin askeri olur. Yüzelli akçelik şerif kazadır. Kadısına senede beş kese gelir olur. Müftüsü, nakîbi, kethüdâ yeri, yeniçeri serdârı, kale dizdârı, muhtesibi, şehir subaşısı, âyân ve eşrâfı, saygın zâtları vardır.

Aksaray Kalesi

Geniş bir alanda, büyük bir ırmak kenarında dört köşeli, taş yapılı, sağlam yapılı bir kaledir. Şehrin ortasında yapılmıştır. Burç ve kuleleri çok yüksek değildir. Bütün burçları, dişleri ve bedenleri ile mazgal delikleri, hesaplı olarak düzenlenmiş kuleleri hep birbirine bakar. Kuşatma sırasında, her kulenin güçlü savaşçıları tüfek ile kuleleri korurlar. Hisarları tarafında beş kapısı vardır. Küçükkapı batıya bakar. Demirkapı kıbleye açılır. Keçikapısı da kıbleye doğru açılır. Ereğlikapısı güneye doğru, Konyakapısı da batı tarafına açılır. Bu kapıların nöbetçileri, vergi alan muhtesib kimselerdir. Kale içinde isyancılar zamanında buğday saklamak için ambar yapılmıştır. Cephaneliği yoktur. Ramazan ayında ve başka şenliklerde atılan büyük topları vardır.

Camileri

  • Karamanoğlu İbrahimbey Camii(Ulu Camii)

Eski bir ibâdet yeridir. Dört kemer üzerine kargir kubbeli bir camidir. Cami içinde oniki adet sütun ile iki adet sanat eseri kapı vardır. Minberi, müezzinler yeri sade ve güzeldir. Yuvarlak minaresi camiden uzak olup, cami kubbeleri kireçle örtülüdür.

  • Şeyh Hamid Veli Camii

Şeyhler Mahallesi’nde, kubbeli, bir minareli camidir.

  • Debbağlar Camii:

Kireçle yapılmış, cemaati bol bir camidir.

  • El-Hac Seyyid Hasanefendi Camii

Başköprü yanında güzel bir camidir. bunlardan başka doksansekiz adet mescidi vardır.

Medreseleri

  • Yılancık Medresesi

eski bir yapıdır.

  • Sulu Medrese

çeşitli bilimler yeridir.

  • Karamanoğlu Camii Medresesi

bu medresenin öğrencilerine ve hocalarına vakıf tarafından aydan aya aylık ve erzakları verilir. Ayrıca parasız görev yapan dersiâmları da vardır. Halkı fıkıhçı olup ferâiz ilmini atalarından beri okuya gelmişlerdir.

Bu şehirde özel Kur’ân okulları yoktur. Fakat Kur’ân hâfızları pek çoktur. Şehir onyedinci örfi iklimdedir. Ortasından akan Uluırmak, imâreleri sulayıp Alâaddin köprüsünden geçer. Bursa gibi her evden su akar.

Ziyaret yerleri

Bu şehirde yedi binden fazla büyük evliyânın yattığı söylenmektedir. “Dâr’ül-ervâh” denilen bu yere nice defalar nur inmiştir. Üzüntülü olan bir kimse burayı ziyaret etse üzüntüsü gider.

  • Şeyh Hamid Veli; Rum diyarı irfân ehlinin başıdır. Üstü açık bir kubbede medfûndur. Çoğunlukla saralı kimseler ziyaret ederler. Buna yakın
  • Şeyh Kemal Sultan olgunluk yolunda tamama ermiş büyük bir zattır. Bunun yanında
  • Şeyh Pertevi Sultan, Yesevî tarihinde yahşi bir erdir.
  • Kırkkızlar; çoğunlukla kadınlar ziyaret ederler.
  • Şeyh Necmeddin Kibri,
  • Bedreddin Sultan Veli,
  • Hımarlı Dede Sultan şehir içindedir.
  • Şeyh Gaznevî Sultan ve
  • Şeyh Hakîkî bin Şeyh Hamid Veli: El-hac Bayram Veli öğrencilerinden olup, Ankara’da ledün ilmini tamamlayıp Aksaray’da Bayramî tarikatinde öncü olmuştur.
  • Şeyh Butak, Taşpazarı Mahallesi’nde medfûn olup gönül erbâbının ziyaret yeridir. Cennetderesi semtinde Çelebilik ziyareti ve bunun üst yanında Hızırlık ziyareti vardır.
  • Kılıç Arslan Sultan’ın kabirleri de Hızırlık ziyaretgâhındadır. Bu Hızırlık’a yakın
  • Şeyh Hamza, Bayrami tarikatinin büyük zâtlarındandır. Bir de
  • Şeyh Hızır Efendi ziyareti vardır.
  • Somuncu Baba türbesi
  • Zinciriye Medresesi

Aksaray’dan bir menzilde Saratlı Köyü’ne, oradan Ürgüp kazası içindeki Dübani’ye geldik. Halkı Müslümandır. Oradan Muşkara’ya ve sonra da Kayseri Kalesi’ne geldik. (Evliya Çelebi-Seyahatname)

Aksaray ve Vilayetlik

Fatih Sultan Mehmet döneminde ele geçirildiğinde defterlere vilayet olarak kaydedilen Aksaray, İstanbul’a yaptırılan zorunlu ev göçleri ve Osmanlı Devlet politikası nedeniyle gerilemiş, ilk olarak liva, daha sonraları ise kaza haline getirilmiştir.

1920 yılında vilayet yapılan Aksaray 13 yıl vilayetlik yapmış, 1933’de çıkarılan hususi kanunla nüfus ve gelişmişlik bakımından kendinden küçük Niğde’ye, kendi ilçesi olan Şereflikoçhisar da Ankara’ya bağlanmıştır.

1989 yılının 15 Haziran gününe kadar 56 yıl ilçe olarak kalmış olan Aksaray, bu tarihte eski hakkı iade edilmek suretiyle tekrar vilayet olmuştur.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org

1 2 3 8