Trabzon

Trabzon : Trabzon  Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık yirmi dokuzuncu şehri. 2015 itibarıyla  768.417 nüfusa sahiptir. Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz Bölümü’nde yer alan ilin Karadeniz’e kıyısı bulunur. Karadeniz sahili ile Zigana Dağları arasında yer almakta olup, yüz ölçümü açısından az bir alan kaplar. Batısında Giresun’a bağlı Eynesil ilçesi, güneyinde Gümüşhane’ye bağlı Torul ilçesi ve Bayburt, doğusunda da Rize’ye bağlı İkizdere ve Kalkandere ilçeleri bulunur.

7 Eylül 2010 tarih ve 27695 sayılı resmi gazetede yayımlanan karar ile birlikte 7 belde ve 29 köy tüzel kişilikleri kaldırılarak belediye sınırlarına dahil edilmiştir. Bu son düzenleme ile birlikte belediye nüfusu 402.166’ya çıkmıştır.

Trabzon, günümüzde Karadeniz Bölgesi’nin Samsun ‘dan sonra ikinci büyük kentidir. Trabzon, 12 Kasım 2012 tarihinde kabul edilen Büyükşehir Yasa Tasarısı ile Büyükşehir Belediyesi olmuş ve merkez ilçe kaldırılarak Ortahisar ilçesi kurulmuştur. Trabzon iki il ile birliktede “Şehzadeler Şehri” olarak anılır.

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş: ” Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. ”

Gezilecek Yerler :

Ayasofya Müzesi : Günümüzde cami olarak kullanılmakta olan Trabzon Ayasofya Kilisesi, Trabzon İmparatorluğu krallarından 1.Manuel Komnenos zamanında (1238-1263) inşa edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethini takiben yapı, camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur.

1964 yılından sonra müze olarak ziyarete açılmıştır. 28 Haziran 2013 Cuma günü vakit namazının kılınmasıyla, 52 yıl sonra yeniden cami olarak Müslümanların ibadetine açılmıştır.

ayasofya-trabzonk

Atatürk Köşkü : Trabzon Atatürk Köşkü, Soğuksu semtinde küçük bir çam korusu içinde yer alır. Yirminci yüzyılın hemen başında yaptırılmış 1923’den sonra hazineye kalmıştır. Atatürk 1934 ve 1937 yıllarındaki Trabzon ziyaretlerinde, bu köşkte konuk edilmiştir. O’nun ölümünden sonra Trabzon belediyesi tarafından o dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek “Atatürk Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır.

ataturk-kosku-trabzonk

Boztepe : Deniz seviyesinden 255 metre yüksekte olup eşsiz bir Trabzon manzarasına sahip turistik  bölgedir.

boztepe-trabzonk

Uzungöl : Trabzon ilinin Çaykara ilçesine bağlı turistik bir yeridir.Sık ormanları ve doğal güzelliği ile yerli ve yabancı turistleri cezbetmektedir. Adını kıyısında bulunduğu gölden alır. Bu göl yamaçlardan düşen kayaların, Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuştur.

uzungol-trabzonk

Sümela Manastırı : Sümela Manastırı, Trabzon ili, Maçka ilçesi, Altındere köyü sınırları içerisinde yer alan (Antik Yunanca adı: Panagia) deresinin batı yamaçlarında Kara (Antik Yunanca adı: Mela) tepesi üzerinde deniz seviyesinden 1.150 m yükseklikteki eski Rum Ortodoks manastır ve kilise kompleksi olup, tam adı Panagia Sumela (Παναγία Σουμελά) veya Theotokos Sumela’dır.

sumela-manastiri-trabzonk

Ayder Yaylası : Ayder’ 1300 lü yıllarda Halalılar tarafından kurulmuştur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinin 19 km güneydoğusunda yeralan 1350 m rakımda ladin ve kayın ormanlarıyla kaplı bir yayladır.

ayder-rizek

Hıdırnebi : Hıdırnebi Yaylası, Trabzon’un Akçaabat ilçesine bağlı Sertkaya köyünde bulunan bir yayladır. 1600 metre yükseklikteki yaylada turistik tesisler bulunmaktadır.

hidirnebi-trabzonk

Çal Mağarası : Dünyanın en uzun ikinci mağarası olarak da kabul edilen mağaranın içinden küçük bir dere akmakta olup, mağaranın üzerinde tarihi bir kale bulunmaktadır. Mağara Trabzon İli Düzköy İlçesi’nin 5 km. güneybatısında denizden 1050 m. yüksekte Çalköy Beldesi içerisinde yer almaktadır.

cal-magarasik

Trabzon Tarihçesi : Eusebius’a göre şehrin kuruluş tarihini MÖ 756 olmakla birlikte bu iddia Trabzon’u İstanbul, Roma hatta, genel kanıya göre Trabzon ve diğer Doğu Karadeniz kolonizasyonunu gerçekleştiren Sinop’tan daha eski bir kent yapmaktadır. Bu durum gerçekse Sinoplular varolan bir kenti MÖ 630 tarihinden sonra yeniden kolonize etmiş olmalıdırlar.

Trabzon şehrinden ilk defa M.Ö. 400 yılında Atinalı Xenophon ‘ un eserlerinde bahsedilmiştir. Merkezinde Yunanların çevre köylerinde bugünkü Lazların ataları olan Kolhislilerin ve yaşadığı Trabzon, Antik çağ ve sonrasında Zigana geçidi üzerinden Ermenistan ve Euphrates civarında üretilen ticari malların takas edildiği ticaret merkezi ve dış ülkelere satıldığı bir ihraç limanı özelliğindeydi. Pontus İmparatoru Mithridates’in Roma İmparatorluğu ile giriştiği bir dizi savaşı kaybetmesinin ardından Anadolu topraklarının yanı sıra Trabzon’da Roma hakimiyetine girmiştir.

trabzon-tarihi

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları yeni Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlar ve Trabzon’da yeni ülkenin yeni idari yapısında “altmış bir (61)” nolu il olarak yerini almıştır. İlin Cumhuriyet dönemindeki sınırları kültürel ve tarihsel bir düşünceyle değil tamamen idari yapı ve merkezlere uzaklıklar baz alınarak çizilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ilinden biri olan Trabzon, Doğu Karadeniz bölgesinde yer almakta ve 4.685 km²’lik yüzölçümüyle ülke topraklarının %0,6’sını oluşturmaktadır.

Cumhuriyetin ilanından sonra Trabzon’da çeşitli fabrikalar kurulmuştur. Atatürk, Cumhuriyet döneminde Trabzon’a üç kez gelir; 1924, 1930 ve 1937 yıllarında, ilk geldikleri 15 Eylül 1924 günü, Trabzonlularca “Atatürk Günü” olarak kabul edilir ve bu kendisine bir telle bildirilir.

Kent, 1923 yılında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 61. il merkezi olarak yerini almış, 1926 yılında ilk Halk Kütüphanesi ve Ziraat Bankası, 1929’da Visera Hidroelektirik santrali, 1938’de Trabzon içme suyu tesisleri, 1942’de Trabzon Lisesi, 1947’de Trabzon Numune Hastanesi, 1949’da Göğüs Hastalıkları Hastanesi, 1954’de Trabzon limanı,1957’de Trabzon havaalanı, 1958’de SSK Hastanesi, 1964’de Ayasofya müzesi, 1967’de çimento fabrikası açılmş, 1976 yılında Trabzonspor futbol takımı Türkiye 1. Ligi şampiyonluğunu kazanarak bu ünvanı İstanbul’dan Anadolu’ya taşımayı başaran ilk futbol takımı olmuştur.

1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu uygulamasıyla Anadolu’da bulunan 78 bin civarında ki yerleşim adından 28 bin kadarının adı Türkçe olmadığı gerekçesiyle değiştirilmiş olup büyük bölümü Romeika olan Trabzon köy adları da değiştirilerek yerlerine Türkçe isimler konulmuştur.

2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile Trabzon’da sınırları il mülki sınırları olan büyükşehir belediyesi kuruldu ve 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesi çalışmalarına başladı.

Trabzon Coğrafyası : Dar bir sahil şeridinin ardında denize dikey uzanan dağlık bir araziye sahip olan ilin merkezi Boztepe (antik Minthrion tepesi) üzerine kurulmuştur. İl topraklarının % 22,4 yayla, % 77,6’sı ise tepelerden oluşmaktadır.

trabzon

Karadeniz’e özgü ılıman iklime sahip kentte hava sıcaklığı yıl boyunca 10 – 20 °C arasında değişirken yaz ortalaması 27 °C, kışın en soğuk zamanı ise 5 °C civarındadır. Trabzon’da yerel il meteroloji istasyonlarınca bugüne kadar ölçülen en düşük sıcaklık —7,4 °C , en yüksek sıcaklık ise 38,2 °C’dir .

Trabzon Toplum ve Kültür : Trabzon halkı, adet, yaşam tarzı, gelenek ve görenek bakımından kendine ve yöreye özgü özellikler taşımaktadır. Trabzon’da çeşitli Türk boyları yaşamaktadır. Çepniler Şalpazarı, Beşikdüzü, Düzköy, Vakfıkebir, Akçaabat, Çarşıbaşı, Of ve Sürmene ile Araklı ilçelerinde yaşamakta olup bazı yöreler en eski Türkmen geleneklerini hala sürdürmektedirler. Trabzon genelinde Çepni, Çebi, Hamzaçebi, Akifçebi, Çep, Çapoğlu, Çebili, Çepnioğlu, Çetmi gibi soyadları oldukça yaygındır. Bu da bölgedeki Çepni Türklerinin varlığını göstermektedir.

Osmanlı döneminde Trabzon’un da içinde bulunduğu Ordu-Giresun-Trabzon-Gümüşhane bölgesine “Vilayet-i Çepni” de denmekteydi. Ayrıca Evliya Çelebi, eserinde Trabzon bölgesi için “20.000 Çepni Türkmen çadırının bulunduğu yer.” olarak bahsetmektedir. Fatih zamanında Oğuzlar’ın Avşar boyundan olan Karamanoğullarından gelen Türkmenler ile Halep-Irak bölgesinden gelen Türkmenler de Trabzon’a yerleştirilmişlerdir. Ayrıca bölgeye çok sayıda sarışın-kumral renkli gözlü bir yapıya sahip olan 100.000’den fazla Kuman-Kıpçak Türkleri de yerleşmiştir. Hristiyan olan bu Türkler; bölgeye Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olmasıyla Müslümanlığa geçtiler. Trabzon, Osmanlı’nın dağılmasından sonra Kırım Türkleri tarafından da yerleşim yeri olarak seçilmiştir. Bölgedeki Rum nüfus 1923 yılında Yunanistan ve Türkiye arasında yapılan “Nüfus Mübadelesi” ile gönderilmiştir. Ancak bir kısmı Müslüman olmuş fakat zaman içerisinde Türkleşmiştir. Ufak bir kısmı ise Pontus Rumcası konuşmaktadır.

foto_alcakdere

Trabzon Giyim-Kuşam : Trabzon bölgesinde giyim, batı ve doğu bölgesi olarak ikiye ayrılabilir. Batı bölgesi genelde daha çok Türkmen özelliği gösterirken doğu bölgesi daha çok Kuman-Kıpçak ve Transkafkas giyim özelliği gösterir. Kadınlarda fistanlar daha çok büyük çiçeklerle süslü, renkli ve bolca işlemelidir. Erkekler ise bölgenin yerel giysisi olan zıpka, kukula, körüklü üçlüsünü kullanmaktadır.

trabzon-giyim-kusam

Trabzon Müzik ve Halk Oyunları : Trabzon bölgesinin geleneksel çalgıları şimşir kaval, kemençe, davul-zurna ve yörede zimpona, dankiyo adlarıyla da bilinen tulumdur. Sayısız çeşidi olup kadın ve erkekler tarafından toplu oynanılan geleneksel dansların adı ise horondur. Kolbastı oyunu 1930 yılında Trabzon’un Faroz mahallesinde başlamıştır. Farozlu balıkçıların kendi aralarında oynadığı bir oyundur.

org1

Trabzon Kültürel Yaşam : Trabzon ilinde tiyatro etkinlikleri Trabzon Belediye Tiyatrosu ve Trabzon Devlet Tiyatrosu tarafından yürütülmektedir.Halk eğitim merkezlerinde amatörce tiyatro, müzik ve halk oyunları çalışmaları yapılmaktadır. Müzik alanında çalışmalar yapan Devlet Klasik Türk Müziği Topluluğu’nun yanı sıra karikatür ve resim çalışmaları Belediye Sergi Salonu’nda sergilenmektedir. Şehirde Royal, Lara, Avşar ve Cinemaximum sinemaları bulunmaktadır.

trabzon_devlet_tiyatrosunda_yeni_oyun_h18114

Trabzon Eğitim : Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Trabzon’da eğitim kuruluşu olarak sekiz medrese, eğitim süresi dört yıl olan beş adet ilkokul, bir adet sanat yurdu, bir adet askeri rüştiye, bir adet idadi ve bir adet Darülmuallimin bulunmaktaydı. Günümüzde Trabzon ilinde 815 ilköğretim okulu, 86 lise ve dengi okul ve 2 Aralık 1963 tarihinde öğretime açılan Karadeniz Teknik Üniversitesi ve 2011 yılında açılan Özel Avrasya Üniversitesi bulunmaktadır. Bu yapısıyla karadeniz bölgesinde iki üniversiteye sahip ilk kent olma niteliğini kazanmıştır.

slayt6

Trabzon Mutfak :  Samsun Batum arasında yer alan bölge mutfağının ayırıcı temel besinleri karalahana, mısır ve hamsi ve çay olup, bu üçlünün çorbasından ekmeğine dek sayısız kombinasyonu bulunmaktadır. Bölgeye özgü yemeklerden en karakteristik olanları şunlardır ;

Mısır unundan: Kuymak (Rize’de muhlama,Vakfıkebir ve Şalpazarında yağlaş), haçapur, hamsili ekmek, lamesli ekmek

Karalahanadan: Çorba, sarma

Tatlı olarak: Kabak tatlısı, kabak pilavı (bölgede pilav ve makarna şekerli olarak tüketilir- tatlıların yanında içecek olarak ayran içilir.)

Hamsiden: Buğulama, hoholli hamsi, hamsili ekmek, kaygana

Fasülyeden (lobya): Turşu kavurma

Mısırdan: Korkot (mısır çorbası)

paz-- kavurmas--

Trabzon Yerel Tv-Gazete-Radyo :

 

Tv : 

Kadırga TV

Kanal Trabzon

Zigana TV

Kanal Mavi

Trabzon TV

Kuzey TV

Köprübaşı TV

Karadeniz TV

Mavi Karadeniz TV

Radyo : 

Taka FM

Kuzey FM

Radyo Kadırga

Zigana Radyo

TRT Trabzon Radyosu

Radyo KTU

Bayrak FM

Gazete : 

Kuzey Ekspres

Karadeniz

Taka

Karadeniz’de İlkhaber

Türksesi

Karadeniz’de Günebakış

Karadeniz’in Sesi

 

 

Kaynak : https://tr.wikipedia.org/wiki/Trabzon

 

Eskişehir

esesİç Anadolu Bölgesinde bulunan eşsiz güzelliğe sahip şehir…
Tarihi yapıtları, kendine has yiyecekleri, gezip görülecek yeşilliklerle süslenmiş geniş parkları, yapay denizi, müzeleri, Osmanlı mimarisinin motiflerini taşıyan “Odunpazarı Evleri” gibi pek çok özelliğiyle Türkiye’de gezip görülecek yerler arasında önemli bir merkezdir.

Eskişehir’in en eski yerleşim yeri olan Odunpazarı bölgesi, burada bulunan tarihi evler bakımından oldukça zengindir ve bu evler restore edilerek son halini almış turistlerin uğrak yeri olmuştur. Tarihi mimari yapıya sahip ve canlı renklerle boyanmış bu evler oldukça ilgi çekicidir. Eskişehir’de geçmişten günümüze birçok eski medeniyet yaşamıştır bunlardan bazıları Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar gibi büyük devletlerdir.

Tarihi eser bakımından oldukça zengin olan şehrin 80 km. uzağında M.Ö. 600’lü yıllarda yapılmış olan Yazılı Kaya köyündeki “Midas Anıtı”nın önemli bir tarihi yapıt olduğundan bahsedebiliriz. Eskişehir’de bulunan “Eti Arkeoloji Müzesi” bu kentte yaşamış eski medeniyetlere ait birçok eser barındırmakta.

Önemli diğer bir müze ise “Yılmaz Büyükerşen Balmumu Müzesi” dir, müzede birçok yerli ve yabancı ünlülerin balmumundan yapılmış heykelleri bulunmaktadır ve müze merkezi Londra’da bulunan “Madame Tussauds” müzesini andırmaktadır.

Eskişehir’e has değerlerden biri ise kuşkusuz “Lületaşı”dır ve Türkiye’de işlenebilir Lületaşı yataklarının çoğu burada bulunduğundan, Eskişehir’in meşhur taşı haline gelmiştir. Kurşunlu Külliyesi’nde herkesin ziyaret edebileceği “Lületaşı Müzesi” bulunmaktadır.

Gelişmeye devam eden kent 2013 yılında “Türk Dünyası Kültür Başkenti” olarak seçilmiştir. Şehrin merkezinden Sakarya Irmağı’nın en uzun kolu olan “Porsuk Çayı” nın geçmesi, Eskişehir’in Venedik’e benzetilmesindeki en önemli etkendir. Eski dönemlerde Porsuk çayı oldukça kirli ve bakımsızken, gelişen şehir anlayışıyla çayın etrafındaki köprüler yenilenmiş, çay temizlenmiş ve bugünkü halini almıştır. Hatta o kadar ileriye gidilmiştir ki büyük değişim geçiren Porsuk Çayı’nda günümüzde bot ve gondol turları düzenlenmekte, çevresindeki yeşillik dolu alanlarda oturulabilmekte, etrafında bolca cafe ve restourant bulunmaktadır.

 

eses3

Şehir çeşit çeşit park alanlarına sahip ve bunlardan en büyüğü olan “Sazova Bilim, Sanat, Kültür Parkı”, içerisinde birçok önemli yapıyı barındırıyor. Masal şatosu korsan gemisi, ağaç ev, şirinler evi, bilim ve deney merkezi, Sabancı uzay evi gibi yapıların yanı sıra alanda yeni mekanların inşasına devam ediliyor. Yeni yapılardan biride içerisinde 84 ülkeden, iki bini aşkın balık bulunan “Sualtı Dünyası”dır ve burayı görmeye gelen ziyaretçi sayısı da oldukça yüksek.

Şehir İç Anadolu bölgesinde, denize kıyısı bulunmamasına rağmen Türkiye’de ilk defa park içerisinde inşa edilen “yapay plaja” sahip. “Kent Park” içerisinde bulunan yapay denizin yanı sıra parkta atlara binme deneyimi için manej, çeşitli kültürel heykeller, yürüyüş-gezme alanları ve restourantlar bulunmaktadır.

Kent Parkın hemen yakınında adacık şeklinde yapılmış, etrafından Porsuk Çay’ı geçen“Şehr-i Aşk” adında sevgililer adası bulunmakta.

eses5

Bütün bu güzel alanların yanı sıra Eskişehir’in kış aylarında derecesinin çok düştüğünü, ayazının meşhur olduğunu belirtmek gerekir. Kente kışın yağan kar taneleri şehri beyaz bir örtüyle kaplayıp harika bir manzara oluşmasını sağlıyor. Buna rağmen şehrin havası yazın ılıman hatta sıcak olabiliyor.  Gezip görmek, keşfetmek için güzel bir yer olan kent, ulaşım olanakları bakımından oldukça kolay. Şehrin insanları bir yere giderken yürümeyi tercih edebilirler, bunun sebebi şehrin yürüyüş yolları ve yakın mesafe bakımından oldukça rahat olmasıdır. Şehir içinde ulaşım için kullanılan başka bir yöntem ise tramvay hattıdır. Ulaşım bakımından kolaylık sağlayan bu kentte size düşen tek şey şehrin keyfini çıkartmak olacaktır.

 

Yazan: Müge KALEMCİ

 

BURDUR

Ülkemizin Akdeniz Bölgesindeki Göller Yöresinde yer alan illerimizden birisi olan Burdur iline coğrafyası, iklimi, yüzölçümü ve nüfusu bakımında kısaca göz atalım.

en-guzel-burdur-resimleri

Doğal güzellikleri ve kültürel zenginlikleri açısından Batı Akdeniz Bölgesinin önemli bir kenti olan Burdur’da;19.yy’ın sonları ile 20.yy’ın başlarında yapılan araştırmalar,Güneybatı Anadolu’nun bu kısımlarının Prehistorik devirlerden bu yana iskan edildiğini ortaya çıkarmıştır. Bu evreyi,ilimizin sınırları içinde bulunan Hacılar,Kuruçay ve Höyücek Höyüklerinde yapılan kazılar doğrulamaktadır. M.Ö.7000’lere kadar giden ilimiz tarihi göstermektedir ki,sosyal hayatın ayrılmaz bir parçası olan iskanlaşma,günümüzden 9000 yıl öncesine kadar gitmektedir. Bu durum ilimiz için olduğu kadar, Anadolu kültür tarihi açısından da önemlidir. Burdur ilinde,çevresiyle birlikte(Göller Bölgesi) ilk tarih çağlarından günümüze kadar bütün dönemlerin yaşandığını, günümüze kadar gelen medeniyet eserlerinden anlamaktayız.

Bugün çevremizde bu dönemlere ait 50’ye yakın höyük ve Tümülüs ile 25’ten fazla ören yeri ve antik kent yerleşim yeri bulunmaktadır. Burdur, Akdeniz Bölgesinin iç kısmında ve Göller Yöresi adı verilen bölgede yer almaktadır. İl toprakları 36-53 ve 37-50 kuzey enlemleri ile 29-24 ve 30-53 doğu boylamları arasında yer alır. Topraklar genel olarak killi ve kireçli bir yapıya sahiptir. İlin genel yüksekliği (ortalama) 1000 metredir.İlimiz güneyden Batı Torosların uzantıları üzerindeki Boncuk Dağları, Elmalı Dağı ve Katrancık Dağı, doğudan yine Batı Torosların uzantısı olan Kuyucak ve Dedegöl Dağı, kuzeyden Burdur Gölü ve Karakuş Dağı Sırası, batıdan ise Acıgöl ve Eşeler Dağları gibi doğal sınırlarla çevrilmiştir.

Akdeniz-47-BURDUR-tatil-yerleri2

Güneyde Antalya, Batıda Denizli, Güneybatıda Muğla, Doğu ve Kuzeyde Isparta ve Afyon illeri ile çevrilidir. Burdur, Akdeniz Bölgesinde yer almasına rağmen kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak bir iklime sahiptir. İlin rakımı 950’dir.İç Anadolu Bölgesiyle Akdeniz iklimi arasında bir geçiş noktasıdır. İlde çok sayıda göl ve orta boy akarsu bulunmaktadır. Türkiye’nin önemli göllerinden olan Burdur Gölü her türlü su sporları için elverişlidir. İlin diğer önemli gölleri ise Salda,Yarışlı,Karataş ve Gölhisar Gölüdür. Birçok sulama göletlerinin yanı sıra, Karacaören,Yapraklı,Onaç 1 ve Onaç 2 ve Karamanlı Barajları vardır.

TARİHÇE

Burdur ve çevresi dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Eski devirlere âit eşyâlar ve harâbeler bulunmuştur. Anadolu’nun ilk sâhipleri ve Anadolu’da ilk devlet kuran, Anadolu birliğini temin eden Hititler, M.Ö. 2000 senesinden M.Ö. 700 senelerine kadar Burdur bölgesine hâkim olmuşlardır. Hititlerin kendi iç bünyelerinde iktidar ve iç savaşları Hitit Devletini zayıflatmış ve Frigyalılara yenilince, bu bölge de Frigyalıların kontrolüne geçmiştir.Lidyalılar, Frigyalıları yenince bu sefer Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. Perslerin de Lidyalıları yenmesiyle kısa bir müddet Perslerin işgâli altında kalan bölge, Makedonya Kralı İskender’in istilâsı ile Anadolu, İran ve Hindistan, Makedonya’ya katılmıştır. İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu kumandanlar arasında bölünmüş ve Burdur, Selevkos Devleti içinde kalmıştır. M.Ö. 183 senesinde Romalılar bu bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu parçalanınca, Burdur ve çevresi Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.

thumbs_b2_58f5943211aaec61b42950b53bb60527

1071 Malazgirt Zaferinden sonra Burdur, Selçuklu Devletinin toprağı olmuştur. Haçlı seferleri sebebiyle Bizanslılar kısa bir müddet yeniden bu bölgeyi istilâ etmişlerdir. Daha sonra bölgeye hâkim olan Hamidoğulları, 1308’e kadar Selçuklulara ve 1335’e kadar İlhanlılara tâbi olmuşlar. 1391’de Yıldırım Bâyezîd, Hamidoğlu Beyliğine son verince, Burdur ve çevresi Osmanlı Devletinin olmuştur. Timur’un 1402 senesinde burayı almasından başka hiçbir devlet tarafından bugüne kadar ele geçirilmemiş; Osmanlı devrinde Isparta (Hamidili) sancağına bağlı bir kazâ iken; Tanzîmâttan sonra Konya vilâyetine bağlı bir bağımsız sancak olmuştur. Birinci Dünyâ Harbinden sonra İtalyanlar Burdur’u işgâl ettiklerini îlân etmelerine rağmen, fiîlen işgâl edemediler. Mayıs 1921’de bölgeden askerlerini çektiler. Cumhûriyet devrinde vilâyet olmuştur.

COĞRAFYA

Burdur’ un İlçeleri: Ağlasun, Altınyayla, Bucak, Çavdır, Çeltikçi, Gölhisar, Karamanlı, Kemer, Tefenni ve Yeşilova’ dır.
Coğrafyası: Burdur, Akdeniz Bölgesi’ nin iç kısmında ve Göller Yöresi adı verilen bölgede yer almaktadır. Güneyde Antalya, Batıda Denizli, Güneybatıda Muğla, Doğu ve Kuzeyde Isparta ve Afyon illeri ile çevrilidir. İlde çok sayıda göl ve orta boy akarsu bulunmaktadır. Türkiye’ nin önemli göllerinden olan Burdur Gölü her türlü su sporları için elverişlidir. İlin diğer bir gölü Salda Gölü’ dür.
İklimi: Burdur, kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak bir iklime sahiptir.
Tarihçesi: Çeşitli kaynaklar ve arkeolojik bulgular, antik dönemde Pisidia olarak adlandırılan bölgede yer alan Burdur ilinde Paleolitik Çağ’ dan bu yana yaşanıldığını göstermektedir. Yeşilova ilçesinin Başkuyu köyünde bulunan kaya resimlerinden anlaşıldığına göre Paleolitik Çağ’ da bu bölgede ilk insanın varlığı kesinlikle anlaşılmıştır.

Burdur-coğrafyası
İl merkezine bağlı Hacılar Köyünde yapılan kazılarda M.Ö. 7 bin yıllarına tarihlenen “Keramiksiz Neolitik” üzerinde lX-VI katlar (M.Ö.5400), insanın yeryüzünde hayvanı ehlileştirip, köyler kurarak çanak çömlek yapmasını öğrendiği, toplayıcılıktan üretime geçerek belli bir yere bağlandığı merkezlerin en önemlilerindendir. Burada ortaya çıkarılan ana tanrıça figürleri ile boyalı insan yüzlü çanak çömlekleri dünya arkeolojisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bölge, Frig, Roma, Bergama Krallığı ve Bizans dönemlerini yaşamıştır. Daha sonra Selçuklular, Hamitoğulları ve Osmanlılar bölgede hakim olmuşlardır.
Ne Yenir: Burdur il merkezi Yukarı Pazar Semtinde üretilen “ceviz ezmesi” olarak adlandırılan ceviz tatlısı ve Burdur’ a has “Burdur şiş” tadılmaya değerdir. Sagalassos Antik Kenti yolu üzerinde bulunan alabalık tesislerinde dinlenerek, yöreye has yoğurt ile alabalık yenebilir.
Ne Alınır: Bakırcılar çarşısında işlenerek süslenmiş bakır hediyelik eşyalardan alınabileceği gibi özel sipariş de verilebilir.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ

Burdur’da kara iklimi hüküm sürer. Yüksek dağlar, bölgeyi Akdeniz ikliminden ayırır. Yazlar sıcak, kışları çok soğuk geçer. Sıcaklık -16,7°C ile +39,6°C arasında seyreder. Senelik yağış ortalaması 443 milimetredir. Güneyde bu miktar fazlalaşır. Yağış kışın fazladır. Ovalar, ekili arâzi, sebze, bol meyve ağaçları ve gül bahçeleri ile süslüdür.
Burdur ilinin % 20’si hiçbir ekime elverişli değildir. Geri kalan % 80 arâzinin, % 35’e yakını ormanlık, % 35’e yakını ekili ve dikili arâzi ve % 10’u çayır ve mer’adır. Ormanlar ova ve gölleri çevreleyen dağların üzerindedir. Ormanlarda karaçam, kızılçam, katran, meşe, ardıç, köknar, sedir ve akçam ağaçları bulunur.
Ormanlarda, sayıları gün geçtikçe azalan karaca, vaşak, karakulak, yaban kedisi, saz kedisi yaşamaktadır. Tavşan, porsuk, kurt, tilki, çakal ve domuz gibi yabânî hayvanlar da bulunmaktadır.

maxresdefault

EĞİTİM

2007, 2008, 2009 yıllarında OKS ve SBS’de 1’nci, 2007 yılında ÖSS’de 7’nci, 2008 yılında 5’nci olmuştur.İlde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak 157 İlköğretim Okulu, 156 Anasınıfı, 8 Bağımsız Anaokulu, Ortaöğretimde; 17 Genel Lise, 26 Meslek Lisesi, 4 Anadolu Lisesi, 2 Anadolu Öğretmen lisesi, 1 Sosyal Bilimler Lisesi ve 2 Fen Lisesi olmak üzere toplam 53 Lise, bulunmaktadır. İldeki okullarda okul öncesinde 3495 öğrenci, 279 öğretmen, ilköğretim okullarında 28376 öğrenci, 1431 öğretmen, orta öğretimde 9919 öğrenci, 752 öğretmen, mevcuttur. Sınıf başına düşen öğrenci sayısı: Okul öncesi 14, İlköğretim 17, Orta öğretim 18’dir. İl’de okullaşma oranı: Okul öncesi % 49.33, ilköğretim % 99.20, ortaöğretim % 91.89, okur yazarlık oranı % 98’dir. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı: Okul öncesi 14, ilköğretim 20, orta öğretim 13 öğrencidir. İl merkezine yatılı olmak kaydıyla 1 Sosyal Bilimler Lisesinin, 1 Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinin ve 1 Fen Lisesinin Bakanlık yatırımı olarak yapılması sağlanmalıdır. İlköğretimde taşımalı sistem çerçevesinde, il genelinde, 210 okuldan 49 okula 7660 öğrenci taşınmaktadır.

KAYNAK:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Burdur

http://www.cografya.gen.tr/tr/burdur/iklim.html

http://www.cografya.gen.tr/tr/burdur/tarihce.html

 

Aydın/Didim

DIGITAL CAMERA

Didim Ege Bölgesi kıyısında, Büyük Menderes Nehrinin denize döküldüğü yerden başlayarak, güneyde Aydın-Muğla il sınırına (Akbük Körfezi) kadar uzanan bir kıyı bölgesidir. Bölgenin batısında Didim Yerleşimleri ile Altınkum, doğusunda ise Akbük körfezi yer almaktadır. Büyük Menderes nehrinin denize döküldüğü yere antik çağlarda Miletos ismi verilmiştir.Burası Didim’in 25 km. kuzeyindedir. Didim’in çevre ile ulaşımı karayolları ile sağlanmaktadır. Şehir Merkezi Aydın’a 103 km, İzmir’e 173 km, Başkent Ankara’ya 700 km, Söke’ye 55 km ve Milas’a 80 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 11.000 hektar olan Didim’de arazi, genellikle, Akdeniz’e özgü maki bitki örtüsüyle kaplıdır. Kimi yerleri eğimli, kimi yerleri düz olan arazinin toprak yapısı killi ve taşlıdır.
apollon-tapinagi11

2.900 hektar yerleşim alanı, 60 km.kıyı bandı, 13 km. lik plajı bulunan bu tatil beldesinin kıyıları irili ufaklı sayısızca koylarla çevrelenmiştir. Berrak Denizi, güneşi ve altın sarısı incecik kumları ile bütünleşen plajları tarifsiz bir güzelliği sergiler. İşte bu yüzden Didim, çevresinde deniz imkanları olmayan yerli ve yabancı insanların 2. konut ihtiyacına cevap verdiği gibi, çoğunlukla İngiltere’den gelen yabancı turistlerin tatil yöresidir. Denizle doğanın, doğa ile tarihin birleştiği Didim, Aydın’ın turizm alanında iki büyük ilçesinden biridir. Kuzeyi Söke Ovası, Kuzey Doğusu Bafa Gölü, Güneyi, Batısı ve Doğusu Ege Denizi ile çevrili olan Didim bir yarımada görünümündedir.

Barış Barışık HİT2/İÖ 20141223068

Kaynak:http://www.tatildidim.com

SAMSUN

Samsun, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık on altıncı şehri. Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz Bölümü’nde yer alır ve bölgenin en kalabalık şehridir. On yedi ilçenin bulunduğu Samsun’un genel yönetimi Samsun Büyükşehir Belediyesi ve valilik tarafından sağlanmaktadır. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Ordu, güneyinde Tokat ve Amasya, batısında ise Çorum ve Sinop illeri ile çevrilidir.

samsun-misafirhaneleri-öğretmenevi-konukevi-otel

Karadeniz Bölgesi’nin eğitim, sağlık, sanayi, ticaret, ulaşım ve ekonomi açılarından en gelişmiş şehri olan Samsun kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerden olup “Karadeniz’in Başkenti” ve “Atatürk’ün Şehri” olarak tanıtılmaktadır. Karayollarıyla Karadeniz Bölgesi’ni İç Anadolu Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne bağlayan Samsun aynı zamanda bir liman şehridir ve geniş hinterlandı ile bir lojistik merkezidir. Karadeniz Bölgesi’nin 1.250.000’i aşkın toplam nüfusuyla, eğitim, sağlık, sanayi, ticaret, ulaşım ve ekonomi açısından en gelişmiş ve en büyük, aynı zamanda tek Büyükşehir Belediyesi’ne sahip ili olan Samsun, Türkiye’nin de en gelişmiş 10 ili arasındadır. Köklü geçmişi olan Ondokuz Mayıs Üniversitesi ne (OMÜ) sahiptir. Tıp alanında Türkiye´nin 7. büyüğüdür. 2010 Mayıs ayında temeli atılan ve 2011-2012 akademik yılında öğretime başlayacağı öngörülen Canik Başarı Üniversitesi ile birlikte Samsun, Karadeniz Bölgesi’nin iki üniversiteli tek şehri olma özelliğini de içinde barındırıyor olacaktır. Sahili, yolları ve üniversiteleri şehre güzellik katmaktadır. Samsun, şehrinin takımı olan Samsunspor ile özdeşleşmiştir.

TARİHÇE

Samsun İlimiz insanlık tarihi açısından çok eski bir yerleşim alanıdır. Başta bugünkü şehrin merkezi olmak üzere Kızılırmak vadisi Kavak Tekkeköy Çarşamba ovasında eski çağlardan beri insan iskan edilmiş ve yaşam sürmüştür.

Orta Taş Devrinde (Mezolitik. M.Ö 10000-5000) insanların Tekkeköyde bulunan sığınaklarda yaşadıkları ve bölgenin en eski yerleşimcileri oldukları bilinmektedir. Yine Cilalı Taş Devri (Neolitik. MÖ. 5000-4000) ile Bakır-Tunç Devrinde (Kalkolitik. M.Ö.4000-1700) insanların Samsun merkez Dündar Tepe Kavak Kalenderoğlu ve Bafra İkiztepe de sürekli iskan oluşturarak yaşamlarını devam ettirdikleri yapılan arkeolojik kazılardan anlaşılmaktadır.

Samsun İli sınırları içerisinde devlet kurarak yaşayan en eski topluluk Gaşkalar’dır. Bu medeniyette Gasgaslar da denilmektedir. (M.Ö.5000-3500) Bilinen bu ilk medeniyeti takiben bütün Kuzey Anadolu’ya hakim olan Paflagonlar Kızılırmak Havzasında yaşamışlardır. (m.ö. 3000-1100) Hititler (M.Ö. 2000-1200) Frigyalılar (M.Ö. 1182-M.Ö. 676) Kimmerler (M.Ö. 676) Lidyalılar (M.Ö. 1200-547 bugün Kara Samsun adıyla isimlendirilen yere ENETE adında bir site kurdular) Miletliler (İyonya) (M.Ö.2000- M.Ö.400) Egeden Karadeniz yoluyla ENETE’ye yerleşerek “Amisus” veya “Amisos” ismini verdiler. Perslerin (M.Ö.550-330) Lidya Kralı Krezus’u yenmeleri sonunda M.Ö. 546 Amisos Pers İmparatorluğunun eline geçti. M.Ö. 331 yılında Büyük İskenderin Persleri yenmesi sonucu Makedonya İmparatorluğu eline geçen Amisos İskenderin ölümüyle Pers kökenli Kont Krallığı (M.Ö. 255-63) kuruldu. Amisos Kont Krallığının başkenti oldu.

tarihi-samsun-resimleri2

Daha sonra M.Ö. 1. yy da Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren Amisos M.S. 385 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla Bizans İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde kaldı. Amisos M.S 860 yılında Abbasiler zamanında halife Mutassım’ın emriyle Malatyalı korkunç Ömer komutasındaki kuvvetler tarafından ele geçirilmiş ise de Bizaslılar tarafından tekrar geri alınmıştır. Türklerin Anadolu’ya girmesiyle birlikte 1. Türkler birlikleri zamanında Danişmentliler tarafından Samsun kuşatılmış ise de alınamamıştır. Anadolu Selçukluları zamanında Samsun’un Müslüman yerleşim yerleri 1.185 yılında Anadolu Selçuklu hakimiyetine geçmiştir. İlk defa Amisos ismi Selçuklular tarafından Samsun olarak değiştirilerek kullanılmaya başlanılmıştır. Haçlı Seferleri sonrası başkent Trabzon olmak üzere Trabzon Rum İmparatorluğu Rum İmparatorluğu egemenliğine giren Samsun Cenevizlilerin Karadeniz’de ticareti ellerine geçirmeleri sonucunda 100 yıl kadar burada yaşamışlardır. Bu tarihlerde Türklerin yaşadığı Samsun’a “ Müslüman Samsun” 3 km. mesafede bulunan Cenevizlileri ticaret sitesine de “Gavur Samsun” denilmiştir.

1.071 yılında Malazgirt Savaşı’ndan sonra Danişmentliler tarafından alınamayan Samsun’un deniz kıyısında bir kale kurarak Müslüman Samsun’u oluşturduktan sonra 1.243 Kösedağ Savaşı sonrası Trabzon Rum İmparatorluğu egemenliğine girmiş ise de 1.296 yılında tekrar Anadolu Türklerinin eline geçmiş ve 1.389 yılında da Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti çökerken Canik Beyliğine de başkentlik yapmıştır.

13-171

Tarih öncesi dönem
Karanlık çağların ardından MÖ 5000-3000 yılları arasında Anadolu’ya gelen Hattilerin bir kolu olduğu sanılan Kaşkalar, MÖ 3500’lü yıllarda Samsun’un 3 kilometre doğusunda Mert Irmağı kenarında günümüzde Dündartepe Höyüğü’nün bulunduğu yerde bir site oluşturmuşlardır. 15 metre yüksekliğinde, 200 metre genişliğinde ve uzunluğunda olan höyüğün kazıları sırasında en eski yerleşimin Bakır Çağına ait olduğu saptanmıştır. Tekkeköy Irmağı kenarında keşfedilen bir yerleşim yerindeki kazılar ise bu yerleşimin Geç Bakır Çağı ile Tunç Çağı özelliklerini taşıdığını, yerleşimde yaşayanların avcılık toplayıcılık ile geçinip Taş Devri aletlerini kullandığını göstermiştir ve yerleşimde herhangi bir yapıya rastlanmamıştır. Dündartepe Höyüğü ve Tekkeköy yerleşiminin yanı sıra kent çevresinde yer alan Kale Doruğu Höyüğü ve İkiztepe Höyüğü kazılarında bu yerleşimlerin köy tipinde olduğu ve küçük topluluklar tarafından kurulduğu belirlenmiştir. Ahşap evlerde oturan bu halkların avcılık, hayvancılık ve balıkçılık yaparak geçindiği, kumaş ve deri işleyebildiği, bakırdan alet, silah ve takı yapabildikleri saptanmıştır. Ayrıca yerleşim yerinin dışında keşfedilen mezarlıklarda yapılan incelemeler ölülerin kullandıkları eşyalarla birlikte gömüldüğünü ortaya çıkarmıştır. İkiztepe mezarlarında yapılan incelemeler burada yaşayan halkın Kuzey Karadeniz, Romanya, Bulgaristan ve Kafkas kıyılarında bulunan halklarla ırkdaş olduğunu kanıtlamıştır.

Amazonlar dönemi
Modern tarihçilikte varlıkları tartışmalı olsa da Amazonların Kuzey Anadolu’da yaşadıkları sanılmaktadır. Antik Çağ oyun yazarı Eshilos Amazonların Termodon kıyısındaki Temiskira köyünde yaşadıklarını ve erkeklerden nefret ettiklerini, tarihçi Heredot Amazonların İskit topraklarına uzanan macerasını, Diodorus ise Amazonların iyi ok atabilmek amacıyla tek göğüslerini kestiklerini aktarmaktadır.

Amazonların hangi tarihte Samsun çevresine yerleştikleri bilinmemektedir. Sadece kadınlardan oluşan bir topluluk olan Amazonlar bahçıvanlığı, biniciliği ve savaşçılığı biliyorlardı. Platon ve Sokrates’in aktardıklarına göre zamanla Batı Anadolu’ya doğru yayılmış ve Atina önlerine kadar gelmişlerdir. Herodot’un aktardıklarına göre Atina’dan dönmekte iken Amazon gemilerinin erkek gemicileri Atinalılar tarafından öldürülmüş, gemiciliği bilmeyen Amazonlar kaçarken açık denizde ölmüş ve ülkeleri de yerli kavimler tarafından işgal edilmiştir.

Amazon Adası Heykel

Kolonileştirme dönemi
Kent, MÖ yaklaşık 1182’de Hitit İmparatorluğunun çöküşünü takiben Frigler tarafından ele geçirilmiş ve tahrip edilmiştir. Aynı dönemde Kimmerler de Doğu Karadeniz’de yer alan kentleri yakıp yıkmışlardır. Lidya Kralı Giges Kimmerleri yenilgiye uğratıp bölgeden kovmuştur fakat bu dönemde Samsun harabe haline dönmüştür. Bunun üzerine eski kentin güneybatısına yeni bir yerleşim kurulmuştur fakat kimler tarafından ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. MÖ 562 yılında Miletli denizciler ve göçmenler şehre yerleşmiş ve bir koloni kurmuşlardır. MÖ 546’da ise Lidya Kralı Krezüs ile Ahameniş İmparatoru II. Kiros arasında geçen savaş sonrası şehir Pers hakimiyetine girmiştir.

Pers dönemi
Ahameniş İmparatorluğunu yeniden örgütlemeye girişen I. Darius döneminde Samsun, Kapadokya Satraplığının hakimiyet bölgesi içine alınmış ve tiran unvanı taşıyan askerî valiler tarafından yönetilmeye başlanmıştır. MÖ 331 yılında III. Aleksandros’un Persleri Gaugamela Savaşı’nda yenilgiye uğratıp Ahameniş İmparatorluğunu Makedonya topraklarına katmasıyla birlikte Samsun da Makedon hakimiyetine girmiş, böylece kentte askerî temelli bir yönetim anlayışından tekrar demokratik yönetime dönülmüştür.

Roma egemenliği dönemi
Babası VI. Mitridat’a ihanet eden II. Farnekes bunun karşılığında “Roma’nın dostu ve müttefiki” sıfatıyla Pontus kralı ilan edilmiş ve krallık vasal bir Roma krallığı olarak yaşamaya devam etmiştir. Ancak Gnaeus Pompeius Magnus ve Jül Sezar’ın arasındaki çekişmeyi fırsat bilen II. Farnekes Kırım’dan gelerek Samsun’u kuşatmış, Roma’ya sadık kalmak isteyen kent dirense de düşmüş ve halk Pontus ordusunca kılıçtan geçirilmiştir. Bir yıl sonra Zela Muharebesi’nde Sezar komutanlığındaki Roma ordusu II. Farnekes’in komutasındaki Pontus ordusu ile karşı karşıya gelmiş, savaştan zaferle çıkan Sezar ünlü veni, vidi, vici sözünü yazdığı bir mektubu başkent Roma’ya göndermiştir. Samsun ise Roma Cumhuriyetine olan bağlılığından dolayı serbest şehir olarak tanımlanmış ve vergiden bağımsız, kendi kendini yöneten bir kent olarak Roma Cumhuriyetine bağlanmıştır.

Jül Sezar’ın suikaste uğramasının ardından kurulan ikinci triumvirlik döneminde Sezar karşıtı olan Marcus Antonius tarafından Sezar’a bağlılığı halen devam eden Samsun’a Straton adında zalim bir komutan vali olarak atanmıştır. Aktium Muharebesi’nde Antonius’un yaşadığı hezimet ve intiharından sonra ilk Roma imparatoru olarak tahta çıkan Sezar’ın yeğeni ve evlatlığı Caesar Divi Filius Augustus tarafından Samsun’a eski durumu iade edilmiş ve tekrar serbest şehir olarak tanımlanmıştır. Önceleri Bitinya eyaletine bağlı olan şehir sonraları Galatya eyaletine bağlanmıştır. 111-113 yılları arasında Samsun valisi olan olan Pline’in imparator Trajan’a yazdığı mektuptan şehrin yerel bir meclis tarafından kendi yasalarıyla yönetildiği öğrenilmektedir. Fakat başkent Roma’dan gelen emirler ne olursa olsun yerine getirilmek zorundaydı. 2. yüzyılın sonlarından itibaren şehir özel durumunu yavaş yavaş kaybetmiş ve merkezî yönetime daha bağlı bir yönetim anlayışı hakim olmaya başlamıştır.

Bizans dönemi
Roma İmparatorluğunun 395’te bölünmesiyle birlikte doğu topraklarına hükmeden Bizans İmparatorluğunun hakimiyet bölgesinde kalan Samsun önceleri Helenopontus eyaletine, I. Justinianos dönemiyle birlikte de Armeniak bölgesine bağlanmıştır. Ayrıca şehir bir piskoposluk merkezi haline getirilmiştir.

Bir ara Mutasım’ın emriyle 863 yılında Malatya Emiri Ömer bin Abdullah şehri ele geçirilip yağmalasa da şehir tekrar Bizans hakimiyetine girmiştir. Şehir 14. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ceneviz Cumhuriyeti egemenliğine geçse de bu durum savaşla değil Bizans’ın Ceneviz ile yaptığı anlaşmalar sonucu kentin boşaltılmasıyla gerçekleşmiştir. Bu dönemde kent bir ticaret kolonisi olarak yaşamaya devam etmiştir.

Türk egemenliğinde Samsun

  • Selçuklu dönemi

Malazgirt Meydan Muharebesi sonrasında Anadolu’ya giriş yapan Türk ailelerinden olan Danişmendliler Orta Karadeniz’e doğru akınlar yapmaya başlamışlar ve Samsun’u da kuşatarak Danişmendliler Beyliğine dahil etmek isteseler de başarısız olmuşlardır. Bunun üzerine Melik Gazi mevcut kentin yanına yeni bir yerleşim daha kurmuş ve iki Samsun meydana gelmiştir. Müslüman halk arasında eski kente “gavur Samsun”, yeni kente ise “Müslüman Samsun” denmekteydi. Samsun Kalesi’ni inşa eden Danişmendlilerin tahkim ettiği Samsun, II. Kılıç Arslan’ın son dönemlerinde Anadolu Selçuklu Devleti himayesine girmiştir.

1204’te Latin İmparatorluğunun kurulmasını takiben Konstantinopolis’ten kaçan Bizans soylularından I. Aleksios Komnenos doğuda Trabzon İmparatorluğunu, I. Teodor Laskaris ise batıda İznik İmparatorluğunu kurmuştur. Kalan yerlerde ise Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyeti devam etmekteydi. Bu dönemde eski Samsun’da Sava isminde Bizanslı eski bir vali bulunuyordu ve Ceneviz adına şehri idare ediyordu. I. Aleksios Komnenos her iki Samsun’u da fethetmesi için kardeşi David Komnenos’u göndermiş, bunun üzerinde Müslümanlar da Anadolu Selçuklu sultanından yardım istemişlerdir. 1206 yılında I. Gıyaseddin Keyhüsrev Trabzon üzerine sefere çıkmıştır. 1228 yılında I. Andronikos Samsun ve Sinop limanlarını yağmalasa da I. Alâeddin Keykubad sefere çıkarak bölgede otoriteyi tekrar sağlamıştır.

  • Türkiye dönemi

Kurtuluş Savaşı’nın sonlanması ve Türkiye Cumhuriyetinin ilanı ile Türkiye sınırları içerisinde kalan Samsun, sancak ve mutasarrıflıkların il yapılmaları üzerine il statüsü kazanmıştır. 1923 mübadelesi ile şehirdeki Rumlar Yunanistan’a göç etmiş, Rumlardan boşalan yerler ise mübadillere tahsis edilmiştir.
Cumhuriyetle birlikte il olan Samsun il merkezi dışında Bafra, Çarşamba, Havza, Terme ile Vezirköprü olmak üzere beş farklı ilçeye bölünmüştür. Bu ilk beş ilçe dışında ilk olarak 1 Haziran 1928 yılında Ladik’in ilçe yapılmasıyla Samsun’daki ilçe sayısı altıya yükselmiş, 1934’te Kavak, 1944’te de Alaçam ilçelerinin kurulmasıyla şehirdeki toplam ilçe sayısı sekiz olmuştur. 19 Haziran 1983 tarihinde kabul edilen 3392 numaralı kanun ile de Salıpazarı, Asarcık, Ondokuzmayıs ve Tekkeköy ilçeleri kurulmuştur. 9 Mayıs 1990’da kabul edilen 3644 numaralı kanunla ise Ayvacık ve Yakakent adında iki ilçe daha kurulmuştur. 2 Eylül 1993 tarihinde kabul edilen 504 numaralı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir belediyesi kapsamına alınan Samsun’un merkez ilçeleri de büyükşehir ilçeleri adını almıştır. 6 Mart 2008’de 5747 numaralı kanun ile Atakent, Kurupelit, Altınkum, Çatalçam ve Taflan beldelerinin birleşerek Atakum beldesine katılmasıyla Atakum; Gazi ve Yeşilkent beldelerinin İlkadım’a katılmasıyla İlkadım adında bir ilçe kurulması ve Canik beldesinin de ilçe yapılması karara bağlanmıştır. Bu değişiklik ile büyükşehir ilçeleri Atakum, İlkadım, Canik, Tekkeköy olarak belirlenmiştir. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.

COĞRAFİ YAPI

Samsun ili genelde pek yüksek olmayan plato ve dağlardan oluşan topografik yapı göstermektedir. İl sınırları içinde doğu, batı doğrultusunda uzanan iki dağ sırası bulunmaktadır. Bunlar il topraklarının güney kesiminde doğuda Canik Dağları ve batı kısımda ise Çangal Dağlarıdır. İlin en yüksek noktası 2062 m. ile Akdağ’dır. Kunduz dağı, Bünyan dağı, Sırçalı Dağ, Yurt dağları ilin diğer yükseltileridir. Samsun ili topraklarında platolar geniş bir alana yayılmış olup, il topraklarının % 37,2’sini kaplar. İl topraklarının % 17,9’unu da ovalar oluşturmaktadır. Akarsuların açmış olduğu vadilerde ve akarsuların denize ulaştığı yerlerde birikinti ovaları oluşmuştur. İlin en önemli vadileri Kızılırmak ve Yeşilırmak vadileridir. Bafra ve Çarşamba ovaları ve bu iki ovanın arasında Samsun ovası ilin en önemli ovalarıdır. Bütün bu ovalarda başlıca geçim kaynağı tarımdır.

NTU5Mzg2MT-samsun-ile-artvin-arasindaki-yaylalar-yesil-yol-ile-birbirine-baglaniyor

Doğal bitki örtüsü açısından Samsun ili zengindir. 1000 – 1200 m. yüksekliklerde gürgen, meşe, ıhlamur, kestane, kayın, dışbudak; 1200 – 1800 m. yüksekliklerde ise iğne yapraklı ağaçlara rastlanır. Kıyılara yaklaştıkça özellikle akarsular boyunca söğüt ve kavak ağaçları vardır. En zengin orman alanları Çarşamba, Alaçam, Kavak ve Vezirköprü ilçelerinde bulunmaktadır. Samsun ilinin iklimi kıyı ve iç kesimlerde ayrı özellikler göstermektedir. Kıyı kesimlerinde Karadeniz, iç kesimlerinde ise Akdağ ve Canik dağlarının etkisi izlenmektedir. Samsun ili sıcaklık ve yağışlar açısından Doğu ve Batı Karadeniz iklimine benzememektedir.

Ülkemizin en büyük akarsularından olan Kızılırmak ve Yeşilırmak Samsun ilinden Karadenize dökülmektedir. Samsun’un diğer akarsuları da: Tersakan Çayı, Mert Irmağı, Terme Çayı, Karaboğaz Deresi, Kürtün Çayı, Abdal Deresidir. Su varlığı açısından oldukça zengin sayılabilecek Samsun’da çok sayıdaki doğal göllerin yanı sıra baraj gölleri ve göletler de mevcuttur. Doğal göllerin çoğunu Çarşamba ve Bafra’daki delta gölleri oluşturur. Bafra gölleri, Bafra ovasının ortasından geçen Kızılırmağın her iki yakasındaki çukurların dolması ile oluşmuştur. Bu göllerin başlıcaları: Karaboğaz Gölü, Balık Gölü, Liman Gölü, Dutdibi Gölü, Uzungöl, Hayırlı Göl, İncegöl, Çernek Gölü ve Tombul Göl’dür. Bu göllerin çoğu su ürünleri bakımından oldukça zengin olup ekonomik öneme sahiptir. Bu bölge kuş varlığı açısından da ülkesel önem taşımaktadır. Çarşamba gölleri de, yine ovadaki çukurların dolması ile oluşmuş göllerdir. Terme Çayının yatağının değişmesi sonucu oluşan Simenlik ve Akgöl’de çok sayıda balık bulunmaktadır. Ladik ilçe merkezine 10 km. uzaklıkta, Ladik ovasının doğusundaki çukura oluşmuş Ladik Gölü, Akdağ’dan inen akarsularla beslenmektedir. Samsun’daki baraj göllerinden Altınkaya ve Derbent Baraj Gölleri Kızılırmak üzerinde, Hasan ve Suat Uğurlu Baraj Gölleri ise Yeşilırmak üzerindedir. Samsunda genç delta ovalarında alüvyonlar bulunmakla birlikte, dik yamaçlarla ayrılmış taraçalarda eski alüvyonlar görülmektedir. Güneydeki dağlık kesime geçiş alanı neojen yaşlı, killi-kireçli tortularla kaplıdır. Kıyı dağları Kretase lavlarından oluşmuştur. Aynı dağların iç kesimlerinde killi, çakıllı tortular bulunur. İç kesimlerde Neojen tortular ve yer yer alüvyonlarla kaplı ovaların güneyinde de birinci ve ikinci zaman yaşlı ve kıvrımlı kayaçlar Kretase ve Eosen Flişlerine rastlanır. Geniş alanlarda ise volkanik oluşumlar görülmektedir. Samsunda Eosen, Kretase ve Neojen dönemli oluşumlara sıkça rastlanmaktadır.

İKLİM

Samsun’un İklim Özellikleri

Samsun genellikle ılıman bir iklime sahiptir. Ancak sahil şeridi ve iç kesimlerinde iklim iki ayrı özellik gösterir. Sahil şeridinde (Merkez ilçe,Terme, Çarşamba, Bafra ,Alaçam, 19 Mayıs, Tekkeköy ve Yakakent ) Karadeniz ikliminin etkileri görülür. Bunun için sahil şeridinde yazlar sıcak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. İç kesimler (Vezirköprü, Havza, Ladik, Kavak, Asarcık ve Salıpazarı) yüksekliği 2.000 metreyi bulan Akdağ ve 1.500 metreyi bulan Canik dağlarının etkisi altında kalır. Buradaki dağların etkisinden dolayı kışlar soğuk, yağmur ve kar yağışlı, yazlar ise serin geçer. Sıcaklık ve yağış yönünden Samsun hiç bir bölgeye benzemez. Samsun’da aynı gün içerisinde havanın bir kaç kez değiştiği görülür. Bazı yıllar kış ortalarında yazdan günler yaşanır. Sahil şeridinde kar ile kaplı günlerin sayısı 2-3 günü geçmez. İç kesimlerde ise kar yağışından bazen ulaşım aksar.

31167
Samsun, genelde ılıman iklime sahiptir. Ancak  sahil şeridinde ve  iç kesimlerde iklim 2 ayrı özellik gösterir. Sahil şeridinde (Merkez ilçe, Terme, Çarşamba, Bafra, Alaçam, 19 Mayıs, Tekkeköy) Karadeniz ikliminin etkileri görülür. Yazlar sıcak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. İç kesimde ise (Vezirköprü, Havza, Ladik, Kavak, Asarcık ve Salıpazarı) yüksekliği 2000 m’ yi bulan  Akdağ ve 1500 m’ yi bulan Canik Dağları’nın etkisiyle yazlar serin, kışlar ise soğuk, yağmurlu ve kar yağışlı geçer.
Yıllık ortalama sıcaklık 15 0C’dir. Yıllık ortalamalara göre en sıcak geçen aylar; Temmuz  (23,1 0C) ve Ağustos (23,2 0C), en soğuk geçen aylar ise Ocak (6,9 0C) ve Şubat (6,6 0C) aylarıdır. En yüksek sıcaklık ortalaması, yıllık 18,10C, en düşük sıcaklık ortalaması ise 11 0C’dir. İlin sahil kesiminde ölçülen sıcaklıklar ile sahilden 10-15 km iç kısımlarda ölçülen sıcaklıklar arasında 10 0C’ye varan farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle kış aylarında deniz kıyısından uzaklaştıkça iç kısımlara doğru gidildiğinde sıcaklık değerleri büyük değişim göstermektedir. Güneş, Temmuz ve Ağustos aylarında çok etkilidir.
Karla örtülü gün sayısının olduğu aylar; Aralık (2 gün), Ocak (3 gün), Şubat (4 gün), Mart (2 gün) ve Nisan (1 gün) olup, 1993 yılı Kasım ayında 1 gün ve 1995 yılı Nisan ayında 1 gün  kar örtüsü tespit edilmiştir. En yüksek kar örtülü gün sayısı Şubat ayında 4 gün olarak belirlenmiştir. Donlu gün sayısı yıllık ortalama 8’dir.
Yıllık ortalama yağış ülke ortalamasının üzerindedir (676,5 mm). Buna karşılık ildeki yağış oranı, Batı Karadeniz Bölgesi illerindekinden farklıdır. İlde yağış en çok Ekim (86,5 mm) ve Kasım (81,2 mm) aylarında olmaktadır. İlin doğusundaki yağış miktarı batısına göre daha fazladır. Yıllık ortalama yağışlı gün sayısı 156 gün  civarındadır.
Samsun, kuzey rüzgarlarına devamlı olarak açıktır. En şiddetli esen rüzgarın yönü güney-güneybatı olup, bu rüzgarın adı Aralık ayında esen Kıble rüzgarıdır.
Yıllık en yüksek sıcaklık 32,4 0C, en sıcak gün 31.08.2006’dır.Yıllık endüşük sıcaklık -3,6 0C, en düşük sıcaklık günü 24.01.2006’ dır.Yıllık sıcaklık ortalaması 14,5 0C’ dir.En düşük sıcaklık ortalaması 10,9 0C’dir.Yıllık Deniz suyu sıcaklığı ortalaması 16,4 0C’dir.Yıllık toplam yağışlı gün sayısı 135’dir.Ortalama açık gün sayısı 48’dir.Bulutlu gün sayısı 238’dir.Kapalı gün sayısı 79’dur.Yıllık toplam yağış miktarı 714,7 kg/yıl’dır.Donlu gün sayısı 13’dür.Ortalama rüzgar hızı ve yönü 1,9 NNW’ dir.Yıllık nispi nem ortalaması % 74,3 ‘dür.
Samsun, kuzey rüzgarlarına devamlı olarak açıktır. En şiddetli esen rüzgarın Hızı 19,7 m/sec. Ve yönü güney olup, bu rüzgarın adı Mart ayında esen Kıble rüzgarıdır.

Akarsu ve Barajlar
Akarsular

* Samsun su kaynakları yönünden oldukça zengin bir coğrafi yapıya sahiptir. Ilin en büyük akarsuları Kızılırmak ile Yeşilırmak’tır. Bu iki akarsu il topraklarını geçtikten sonra Karadeniz’e ulaşırlar. Bunların yanı sıra ilde irili ufaklı çok sayıda akarsu bulunmaktadır. Ancak bu akarsuların düzensiz bir debisi ve akışı vardır.
* Kızılırmak Sivas’ın Imranlı ilçesinin doğusundaki Kızıldağ’dan (3.025 m) kaynayan Kızılırmak Orta Anadolu Bölgesinde geniş bir yay çizdikten sonra Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Ankara, Çankırı ve Çorum illerini suladıktan sonra Samsun’dan Karadeniz’e dökülür. Kızılırmak’ın uzunluğu 1.355 km.dir. Samsun il sınırları içerisinde geniş bir yay çizer ve Bafra deltasını oluşturur. Karadeniz’e döküldüğü yerde Türkiye’nin en geniş deltasını oluşturur. Bu deltanın yüzölçümü 560 km2, uzunluğu 30 km.dir.
* Yeşilırmak Sivas’ın Koyulhisar ilçesinin güneyindeki Kösedağ’ın yamaçlarından doğan Yeşilırmak Türkiye’nin en büyük akarsularının başında gelmektedir. Yeşilırmak Tozanlı Çayı, Çekerek Suyu ve Kelkit Çayının birleşmesinden oluşan bu akarsı Sivas, Tokat ve Amasya illerinden geçtikten sonra kuzeydoğu yönünde aktıktan sonra Samsun-Tokat sınırını oluşturur. Bu bölgede Karakuş Çayını da alarak Canik Dağları arasında küçük vadilerden geçer ve Civa Burnunda Karadeniz’e dökülür.
* Samsun’un diğer akarsuları da: Tersakan Çayı, Mert Irmağı, Terme Çayı, Miliç Irmağı, Akçay Irmağı, Karaboğaz Deresi, Kürtün Çayı, Abdal Deresidir.

samsun03_altinka00

Barajlar

Samsun, 8 tane baraj ile Türkiyede en çok barajı olan vilayettir.
-Altınkaya Barajı ve HES
-Hasan Uğurlu Barajı ve HES
-Suat Uğurlu Barajı ve HES
-Derbent Barajı ve HES
-Çakmak Barajı
-Demirözü Barajı
-Vezirköprü Barajı
-Ondokuzmayıs Barajı

* Hasan Uğurlu Barajı ve HES, Samsun ili Ayvacık ilçesinde, Yeşilırmak üzerinde, elektrik enerjisi üretimi amacı ile 1971-1981 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır. Kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 9.223.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 135,50 m, normal su kotunda göl hacmi 1.073,75 hm³, normal su kotunda göl alanı 22,66 km²’dir. 500 MW güç kapasitesine sahip HES (hidroelektrik santralı) yılda 1.217 GWh elektrik enerjisi üretir.

* Suat Uğurlu Barajı ve HES, Samsun ilinde, Yeşilırmak üzerinde, sulama ve elektrik enerjisi üretimi amacı ile 1975-1981 yılları arasında inşa edilmiştir. Kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 2.151.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 38,00 m, normal su kotunda göl hacmi 182,00 hm³, normal su kotunda göl alanı 9,70 km²’dir. Baraj 83.312 hektarlık bir sulama alanına hizmet vermekte, 46 MW güç kapasitesindeki HES yılda 273 GWh elektrik enerjisi üretimi sağlamaktadir.
Altınkaya Barajı ve HES, Samsun iline bağlı Bafra ilçesinde Kızılırmak Nehri üzerinde kurulmuş olan baraj ve hidroelektrik santralı. Aşağı Kızılırmak projesinde yer alan ve kaya dolgu tipinde yapılan Altınkaya Barajı’nın göl alanı 74,5 km²’dir. Su toplama hacmi 5 milyar 673 milyon m³’tür.
Elektrik enerjisi üretimi için ve taşkın önleme maksadıyla yapılmış olan barajın yapımı 1988’de tamamlandı. Altınkaya Barajı’nın suları herbiri 175 MW’lık (toplam 700 MW) dört üniteyi beslemektedir. Dört üniteden meydana gelen ilk iki ünitesi 1987, diğer ikisi 1988 senesinde devreye giren hidroelektrik santralından yılda 1 milyar 632 milyon KWh enerji üretilmektedir.

Göller

Samsun göl bakımından zengindir.
1 – LADIK Gölü:Ilçenin 12 km doğusunda bulunan ve 870 hektarlık alana sahip olan göl, barındırdığı balıkların yanı sıra üzerinde yüzen adacıkları (Torf madeni) ile son derece ilgi çekici bir doğal sit alanıdır.Tabiî güzelliği, etrafının ağaçlarla çevrili olması, insanı dinlendiren temiz havası ile ilçenin önemli bir mesire yeri olmuştur.
2 – BALIK Gölü
3 – SIMENIT Gölü
4 – KARGALI Gölü
5 – AKGÖL
6 – SILINDIR Gölü
Yaylalar
Ladik Yaylası

20131224_yesilirmak-sehri-carsamba-ornek-oluyor

1500 metre rakımlı yaylanın Ilçeye uzaklığı 7 km. ve yolu stablize olup, her türlü araç gidebilir. Yayla evleri ve suyu vardır. Yayla Şenlikleri Ilçemizin turizm alanında var olan potansiyelini komşu ilçelerimizle paylaşmak, dostluk ve kardeşliği her yönüyle pekiştirmek, gelenek ve göreneklerimizle törelerimizi yeniden ve daha canlı yaşatmak amacıyla 1. Akdağ yayla şenlikleri 27 Temmuz 1997 Pazar günü çim ve kar kayağının yapılacağı alan olarak tespit edilen ilçeye 7 km. mesafede Ladik Yaylasında çeşitli oyun, buzağı yarışması, koç yarışması, bal yarışması, uçurtma yarışması, yamaç paraşütü gösterileri, çim kayağı yarışmaları, planör uçuş gösterileri gibi etkinliklerle gerçekleştirilmiştir.
Aktaş Yaylası
950 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 9 km.dir. Yolu asfalt olup, her türlü araç gidebilir. Yayla evleri mevcut olup suyu da vardır. Ayrıca yayladan Ladik Gölü’nün tamamıyla görünmesi, çam ağaçları ile kaplı oluşu ve her tarafın kır çiçekleri ile süslenmiş olması özellikle insana huzur veren temiz yayla havası nedeniyle Ilçe ve yöre halkını kendisine çekmekte ve mesire yeri olarak kullanılmakta olup, potansiyel turizm açısından da gelecek vaadetmektedir.

Küpecik Yaylası
1600 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 23 km.dir. Yolun 9 km.lik kısmı asfalt kalan kısmı stablize ve düzgün ham yol olup, her türlü araçla ulaşım imkanı vardır. Yayla evleri ve bol miktarda suyu mevcuttur. Bu yaylanın suyunun böbrek taşlarını erittiği halk tarafından söylenmekte olup, halk tarafından bu tür hastalıkların tedavisi amacıyla kullanılmaktadır.

Büyükkızoğlu Yaylası
1600 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 10 km.dir. Yolu ham yol olup arazi araçları gidebilir. Yayla evleri ve suyu vardır.

Çakırgümüş Yaylası
1500 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 12 km.dir. Yolu ham yol olup, her türlü araçla ulaşım mümkün olup, yayla evleri ve suyu bulunmaktadır.

Gürcü Yaylası
1500 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 5 km.dir. Yolu stablize olup her türlü araç gidebilir. Yayla evleri ve suyu mevcuttur.

İklim
Samsun’un iklimi, sahil ve iç kesimlerde değişiklik gösterir. Sahil şeridi Karadeniz’in etkisinde nemli ve kışları serin olmasına karşın iç kesimler Akdağ ve Canik Dağları etkisi altında karasal iklime sahiptir. En soğuk ay ortalaması 5,9 °C en sıcak ay ortlaması ise 23 °C dir.

Ekonomi ve Sanayi
Günümüzde Samsun, Kuzey Anadolu’nun en büyük ili olarak Karadeniz Bölgesi’nin en önemli kentidir.. Karadeniz’in önemli ticaret limanlarından biri olan şehir, başta Rusya ve Ukrayna olmak üzere bölgedeki tüm ülkelerle direkt ticaret yapmaktadır.
* Samsun’dan dünyanın 100 farklı ülkesiyle karşılıklı olarak dış ticaret yapılmaktadır. Ihracatı yapılan başlıca ürünler; narenciye domates, üzüm, buğday unu gibi gıda mamülleri ile, minibüs, elektrik malzemesi gibi sanayi ürünleridir. Ayrıca liman, kara, hava ve demiryolu ulaşım altyapısı çok güçlü olan Samsun diğer şehirlerinde ihracat noktası konumundadır.

samsunda-gulsan-sanayi-sitesi-esnafi-icin-yeni-yer-bulundu-75803
* Samsun sanayi sektörü ağırlıklı olarak imalat sanayinden oluşmaktadır. Imalat sanayinin yoğunlaştığı alt sektörler; tıbbi aletler ve ürünler, tekstil, mobilya başta olmak üzere, ana metaller, bakır, makine, tütün, kâğıt ve kâğıt ürünleri, kimya sanayi ve oto yedek parça sanayi olarak sıralanmaktadır.
* Samsun’un yüzölçümünün % 47’si tarım alanlarından oluşmaktadır. Bölgede yetişen başlıca tarım ürünleri; tahıllar, baklagiller, endüstriyel bitkiler, yağlı tohumlar ve yumru bitkilerdir. Ayrıca buğday, mısır, çeltik ve tütün de yetiştirilmektedir. Son dönemlerde artan yatırımlarla birlikte Samsun organik tarımda uzmanlaşan bir şehir haline gelmiştir. Özellikle organik karpuz ve ekolojik yumurta gibi ürünler Samsun’dan yurtiçi ve yurtdışına gönderilmektedir.
* Samsun limanı ve gümrüğü şehrin yurtdışıyla bağlantı noktalarını oluşturmakta ve döviz girdisi sağlamaktadır. Dünyanın büyük petrol yataklarına komşu ve büyük doğalgaz rezervlerinin aktarım güzergahı olan şehirde linyit kömürü, kaplıca suyu ve maden suyu gibi yeraltı zenginlikleri vardır.

Eğitim
* 2006-2007 öğretim yılında ilimizde ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam: 1.680 okulda, 13.649 öğretmenle 256.827 öğrenciye öğretim sunulmaktadır.
* İlimizde şehir ve köylerde olmak üzere 1.048 ilköğretim okulu,20 yatılı ilköğretim bölge okulu, 7 özel ilköğretim okulu, 9 özel eğitim okulu olmak üzere toplam 1.084 ilköğretim okulunda, 187.207 öğrenciye, 8.989 öğretmen hizmet vermektedir..
* Genel liselerde toplam 58 okul, 1980 öğretmen, 1.018 derslik 33.350 öğrenci olup Dershane başına 32, Öğretmen başına ise 16 öğrenci düşmektedir.
* Meslek liselerinde ise toplam 50 okulda, 1578 öğretmen ve 806 derslikte 21.734 öğrenci olup dershane başına 26, öğretmen başına 13 öğrenci düşmektedir.
* Ilde 7 özel okul, 70’ten fazla özel statülü dershane mevcuttur.

19-mayis-universitesi

Sağlık
* Türkiye’de Hastane sayısı içinde Kamu Hastaneleri oranı %76 iken Karadeniz Bölgesinde % 82 ,Samsun ilinde ise % 86 dır. Karadeniz Bölgesinde Özel Hastanelerin oranı Türkiye genelinden oldukça düşük ve % 4, Samsun ilinde ise % 14 dır.
* Yatak sayılarına bakıldığında hem Türkiye ve bölge genelinde hem de Samsun ilinde kamu hastanelerinde yatak sayısının yüksek orana sahip olduğu görülmektedir.
* Sağlık Bakanlığına bağlı 11 Devlet Hastanesi, 1 Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 4 Dal Hastanesi, 1 Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 125 Sağlık Ocağı ve 118 Sağlık evi mevcuttur.Tüm bu birimlerde 6121 çalışan mevcuttur.
* Ilde 6 özel hastane bulunmaktadır.
* Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp alanında Karadeniz Bölgesi’nin en iyi sağlık, uygulama ve araştırma hastanesine sahiptir. Bu alanda Türkiye çapında ilk 7 üniversiteden birisi olarak gösterilmektedir. Mayıs 2008 ‘de açılan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Hastanesi, Türkiye’de Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nden sonra büyüklük bakımından 2. sırada yer almaktadır.

Medicana-Samsun-Hastanesi-Kurumsal-Foto

Sosyal ve Kültürel hayat

Toplum açısından Karadeniz’in metropolü olan Samsun Şehir Merkezi, 20.YY başlarına kadar ciddi bir gayr-i müslim nüfusu barındırmakta idi [6]. Yunanistan ile nüfus mübadelesi sırasında kentin Hıristiyan nüfusu bu ülkeye gönderilmiş, Yunanistan ve Bazı Balkan ülkelerinden gelen göçmenler kente yerleştirilmiştir. Balkan Savaşları sonrasında da Kosova’dan gelen Arnavut göçmenler Bafra civarına yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra 93 harbi olarak bilinen Osmanlı Rus savaşı sonrasında kente Kuzey Kafkasya’dan Çerkes yerleşimi de olmuştur. Günümüzde Şehir Merkezi nüfusunu Balkan, Kafkas göçmenleri ile cumhuriyet döneminde iç göçle şehre yerleşen Doğu Karadenizliler ve şehrin kendi ilçelerinden aldığı göç oluşturmaktadır.

Son 2-3 yıla kadar denize küsmüş bir sahil kenti görünümünde olan Samsun; yapılan sahil yolu, Doğu Park, tamamlanmakta olan Batı Park gibi projelerle denizle barışık hale gelmiş ve eşine az rastlanır tesislere kavuşmuştur. Son dönemlerde yerel belediyelerin katkıları ile kültürel faaliyetlerde gözle görülür ilerlemeler kaydedilmiştir. Ulusal bazda yayınlanan Samsun merkezli edebiyat dergisi “Yolcu” buna en güzel örnektir. Bunun yanında Istanbul merkezli ulusal bazda yayın yapan bir çok edebiyat dergisine de içerik sağlanmaktadır.
Sinemalar ve Sanatsal Faaliyetler

Şehirde, güncel sinema gösterimlerinin yapıldığı 5 sinema ve 2 özel tiyatro, Samsunlulara hizmet vermektedir. Bunlar; Konak Sineması,Galaxy Çiftlik Sineması, Galaxy Sineması, Yeşilyurt Avm AFM Sineması, Makromarket Avm Sineması’dır Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çeşitli gösterimler de yapan Düşevi Oyuncuları ve Samsun Sanat Tiyatrosu, Samsun’un geleneklerinde önemli bir yer tutan tiyatro kültürünün yaşaması için çalışıyor.
19 Mayıs 2008 tarihinde kurulan Samsun Devlet Opera ve Balesi, Karadeniz Bölgesi’nin tek opera ve balesi, Türkiye’ninse Istanbul, Ankara, Izmir, Antalya ve Mersin’den sonra altıncı devlet opera ve balesi olma özelliğini taşımaktadır. Ayrıca, 2009 yılının ilk çeyreğinde kurulan Samsun Devlet Tiyatrosu güncel tiyatro gösterilerini Samsun’lu sanatseverlerle buluşturmaktadır.
Özel tiyatroların yanı sıra, yerel kültürün hayat verdiği Halk Sanatı ve Edebiyatı da oldukça geliştiği Samsun’da, çeşitli eğlencelerde ve özel günlerde, özellikle yöre gençleri tarafından sergilenen basit tiyatro oyunları vardır. Bu oyunların arasında Arap Oyunu, Deveci oyunu, Berber Oyunu, Değirmenci Dayı oyunu, Kervan oyunu, Helvacı oyunu, Camser, Köroğlu, Kahya, Sarhoş, Arazi Taksimi, Keklik Avı, Sığırtmaç oyunları gibi renkli gösteriler bulunur.

Folklor
Yörede Balkan ve Kafkas göçmenlerinin getirdiği çeşitli halk oyunları oynanılmaktadır [7]. Davul, zurna, kaval yörenin temel mahalli çalgılarıdır.

Anıtlar
Avusturyalı heykeltıraş Heinz Kriphel tarafından 1928-1931 yıllarıarasında yapılan ve Samsun’un simgesi haline gelen Atatürk Anıtı’nda, şaha kalkmış at üzerinde askeri giysileriyle Büyük Önder Atatürk canlandırılıyor. Anıt Park’ta yer alan anıtın kaidesinde ise Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve Milli Mücadele’yi vurgulayan kabartma figürler yer alıyor. Atatürk Bulvarı’ndaki Ilkadım Anıtı ise Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a çıktığı alanda yer alıyor. Samsun’a çıkışı simgeleyen anıtı, elinde çelenk tutan genç kız ve güvercin bulunan erkek heykelleri tamamlıyor.

Samsun'daki Ataturk Heykeli

Samsun’daki Ataturk Heykeli

Müzeler
Atatürk Müzesi’nde balmumu heykeller
1968 yılında kurulan ve mermerden yapılan Atatürk Müzesi’nde, Büyük Önder’in özel eşyalarıyla çeşitli tarihi fotoğraflar sergileniyor. Müzenin cephesinde havuz, heykel ve kabartma figürler bulunuyor. Gazi Müzesi ise Atatürk’ün Samsun’a geldiği dönemlerde kaldığı zamanın Mıntıka Palas Oteli’nden dönüştürülerek 1930 yılında müze haline getirilmiş. Müzede Atatürk’ün kullandığı eşyalarla fotoğraflar sergileniyor. Birebir ölçülerde inşa edildikten sonra Doğu Park sahiline yerleştirilen müze gemi Bandırma Vapuru ise 2001 yılında ziyarete açıldı. Gemide, Atatürk ile Samsun’a çıkan silah arkadaşlarının balmumu heykelleri bulunuyor. Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde ise Samsun ve çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkan tarihi eserler yer alıyor. Müzede yer alan eserler arasında Amisos Hazinesi, mozaikler ve Bafra’da 1974 yılından bu yana sürdürülen Ikiztepe Kazıları’nda çıkarılan binlerce yıllık tarihi eserler bulunuyor.

Atatürk Müzesi
Samsun Eski Fuar alanı içinde 19 Mayıs Galerisi olarak inşa edilmiş bulunan Atatürk Müzesi, 1 Temmuz 1968’de ziyarete açılmıştır. Tamamen taş ve renkli mermerlerle inşa edilen müze binası anıtsal ve etkili bir görünüme sahiptir. Ön cephesindeki basamaklar ve bir friz halinde Kurtuluş Savaşı’nı temsil eden kabartmalar binaya hareket kazandırmaktadır. Müzede Atatürk’e ait 114 eser teşhir edilmektedir.
Müzedeki eserler üç bölümde sergilenmektedir. Giriş ve çıkış bölümlerinde Atatürk’le ilgili çeşitli kitaplar, Atatürk’ün Samsun’a gelişinde çekilmiş kronolojik bir sıraya göre düzenlenmiş fotoğraflar yer almaktadır. Samsunluların Atatürk’e armağan ettikleri yöresel tütün yapraklarından oluşan bir tabloda müzede sergilenmektedir. Arkadaki büyük salondaki vitrinlerde Anıtkabir Müzesi’nden getirilen Atatürk’e ait şapka, kostüm, eldiven gibi giyim eşyaları ile silahlar, bastonlar, yemek takımı vb. eşyalar sergilenmektedir.
Orta salonun çıkışında sağda; müzeyi ziyaret eden devlet erkânının ziyaretleri sırasında istirahat ettikleri, ziyaretleri ile ilgili izlenimlerini yazılı olarak dile getirdikleri bir bölüm yer almaktadır.

Havza Atatürk Evi
1900’ün ilk yıllarında yapıldığı zannedilen 3 katlı bir binadır. “Mesudiye Oteli adıyla hizmet vermekte iken M.Kemal Paşa’nın 25 mayıs 1919 tarihinde Havza’ya teşrifleri ile birlikte zamanın kaymakamı Fahri Bey tarafından kendisinin ikametine tahsis edilmiştir. 25 Mayıs – 13 Haziran 1919 tarihleri arasında çalışmalarını yürüttüğü bu binanın odası eşyaları ile muhafaza edilerek Gazi Odası adı altında ziyaretçilere açık tutulmuştur. 1984 yılına kadar binanın Gazi Odası haricindeki bölümleri belediye hizmet binası olarak kullanılmıştır. 1993 yılında Il özel idaresinin maddi desteğiyle Kaymakamlıkça tamiratı yapılarak ziyarete açılmıştır. 2001 yılında Kültür Bakanlığı binayı komple restore ettirerek 2002 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın Havza Karargahı ( Atatürk Evi ) adıyla yeniden hizmete ve ziyarete sunulmuştur. Daha önce Belediye Itfaiye Amirliği’nce kullanılan zemin kat, bu birimin kendi binasına taşınmasından sonra restore edilerek Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne tahsis edilerek hem kaplıcalarda kalan turistler için zaman değerlendirme ortamı haline getirilmiş, hem de halk eğitim kurslarını bitiren kursiyerler için eserlerini sergileme ve pazarlama olanağı sunulmuştur. Ikinci katta Atatürk’ün çalışma odası, yatak odası, Havza Odası ve dinlenme odası o dönemde kullanılan eşyalarla birlikte yeniden düzenlenmiştir. Üçüncü katta, Milli Mücadele’nin ön hazırlıklarının yapıldığı illere atfen Amasya, Sivas, Erzurum ve Ankara odaları düzenlenmiştir. Bu odalarda o dönemlerde yapılan çalışmalar resim ve yazılarla yansıtılmıştır. Ayrıca iki katın salonlarında etnoğrafik ve folklorik malzemeler teşhir edilmektedir.

1424434554_tekkekoy_ataturk_evi

Gazi Müzesi

Samsun Atatürk Evi, Mıntıka Palas’ta Samsun Belediyesince düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Atatürk, Dokuzuncu Ordu Kıt’aları Müfetişi olarak 18 kişilik kadrosuyla 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a geldiği ve Bandırma vapurundan çıkarak karaya ayak bastığı zaman coşkun gösterilerle karşılanmış ve şehrin en iyi binası olan Mıntıka Palas’da misafir edilmişti. Burası iki katlı taş bir bina idi. 1902 de yılında Abacıoğlu adında zengin birisi tarafından otel olarak yaptırılmıştı. Atatürk’ün Samsuna geleceğini duyulur duyulmaz, o günlerde kapalı olan otel, Mutasarrıfın emriyle açtırılmış, Askeri hastaneden karyola ve sandalyeler taşınarak döşenmişti. Atatürk, bir hafta süre ile bu binada kalmış, Anadolu’da başlattığı Milli Mücadeleyi ilkin bu binada açmıştı. Cumhuriyetin ilanından sonra 20 Eylül 1924 günü eşi latife hanımla birlikte Samsun’a ikinci kez gelen Atatürk , bu sefer Samsunlu Şahinzade Remzi Bey’in evine konuk olmuştur. O gün Samsun’a ilk geldiği zaman kaldığı eski Mıntıka Palas Belediyece kendisine hediye edilmiş, Atatürk bundan çok duygulanmıştır. Samsundan ayrılışından sonra, Belediye binayı dayayıp döşemiş, Atatürk Evi olarak korumuştur. Harf inkılabı günlerinde 16 Eylül 1928 de üçüncü kez Samsuna gelen Atatürk kendi evinde iki gece üç gündüz, dördüncü gelişi olan 28 Kasım 1930 tarihinde de dört gece beş gündüz kalmıştır. Samsun Atatürk Evinin üst kat odaları Atatürk’ün yatak odası, çalışma odası Toplantı odası salonu olarak düzenlenmiştir. Alt katta l930 yılında açılan Gazi kütüphanesi, 1972 yılına kadar hizmet vermiş, daha sonra kütüphane buradan taşınmıştır. Samsun Belediyesinin düzenlediği Atatürk evi, Milli Mücadele tarihimizin ilk sayfası, hatta önsözüdür. Bu yönüyle tarihi değeri büyüktür.

gazi_muzesi

Bandırma Vapuru
Türkiye Cumhuriyetine giden yolda, büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ve 18 kader arkadaşını Samsun’a getirip, milli mücadelenin başlamasına vasıta olarak önemli bir görev yapan “Bandırma Vapuru” artık hep Samsun’da. Bandırma Vapuru, Samsun’da, Doğu Park sahilinde, artık hep orada kalmak üzere demir atmış durumda 19 Mayıs 1919 tarihini simgeleyen en önemli vasıta olan Bandırma Vapurunun, Samsun’da özgün bir örneğinin eksikliği hissedilerek, aslına uygun ölçülerde yapımı için, yoğun çalışmalar sonucu Il Özel Idaresinin 2000-2001 yatırım programına alınmasıyla, 09.05.2000 tarihinde ihale edilip yapımına başlanmıştır.
Doğu Park dolgu sahası mevkiinde bir koyda, 2000 m² si karada, 1000 m² si denizde olmak üzere 3000 m² alan, gemi-müze yapımı için Milli Emlak Idaresince Il Özel Idaresine 29 yıllığına tahsis edilmiştir.
Gemi, Taşkınlar Gemi Sanayi Tic. A.Ş. tarafından yapılıp, 15.04.2001 tarihinde teslim edilmiştir. Müze olarak kullanılacak olan Gemi’de, Atatürk ve 18 arkadaşının yine özgün boyutlarda, Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN’ in atölyesinde yaptırılan balmumu heykellerinin bulunacağı bir salon, kaptan köşkü ve diğer mahaller bulunmaktadır.

bandirma_vapuruna_ziyaretci_akini_h2681

Samsun yemekler
Samsun ve çevresinde çeşitli deniz ve tatlı su balığı avcılığı yapılabilmekltedir. Mevsimine göre hamsi, barbunya, istavrit, kefal, mezgit, çinekop, palamut ve kalkan yeme imkânı bulunan Samsun’da ayrıca sazan, yayın, levrek, alabalık ve turna gibi tatlı su balıkları da her dönemde restoranlarda servis edilebilmektedir. Yer pancarı, mısır, kara lahana ve hamsi katkılı çeşitli çorba ve yemekler de Samsun yöresinin özgün yemekleri olarak bilinmektedir. Bununla birlikte “Karadeniz” adıyla bilinen Samsun pidesi özellikle Bafra ve Termeli girişimcilerin Istanbul başta olmak üzere büyük kentlerde açtığı fırınlarda Türk halkının beğenisini kazanmıştır. Ayrıca Ladik ve Kavak ilçelerinde kaz (aynı zamanda hindi,ördek ve tavukla da yapılır) ile yapılan ve “yoka”(tirit) adı verilen bir yemek çok meşhurdur. Önemli ot çeşitleri Lorgon, Kırçan, Kaldırayak (Galdırık), Madımak, Nünük gibi bitkilerden kavurma ya da çorba yapılır.

Denizyolu
Samsun’da feribot seferleri Haziran-Ağustos ayları içerisinde yapılmaktadır. Liman kent merkezindedir.

Havayolu
Samsun Havaalanı kent merkezine 19 km mesafede yer almaktadır. Havalimanına kent merkezinde bulunan THY bürosu önünden kalkan servis araçları ile ulaşmak mümkündür.

84073928

Demiryolu
Samsun-Sivas ve Samsun-Amasya demiryolu bağlantıları mevcuttur. Gar kent merkezinde bulunmaktadır.

Turizm
Samsun, Karadeniz’in en uzun kıyı şeritlerinden birine sahiptir. Bu sahilin büyük bölümü denize girmeye uygun plajlardan oluşmaktadır. Şehrin başlıca plajları: Mert Plajı, Fener Plajı, Bandırma Plajı, Atakum ve Atakent Plajları, Yakakent, Alaçam, Bafra ve Terme sahillerinde yer almaktadır. Bölgede yer alan plajların tamamına yakını doğal kumsallardan oluşur. Ayrıca bu sahillerde çeşitli konaklama ve eğlence tesisleri de bulunmaktadır.
-Terme’nin Yalı mahallesinden Akçay’a kadar uzanan MILIÇ Çamlığı ve Sahilleri hem mesire yeri; hemde temiz denizi ve kumsalıyla doğal bir plajdır. Muhakkak gezip görülmesi gereken bu yer de mavi deniz, çamların yeşiliyle adeta buluşur. Miliç, Terme şehir merkezine 5 KM. mesafede ve her 10 dakikada bir kalkan servis imkanına sahiptir.

KAYNAK: 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Samsun

http://www.samsun.bel.tr/samsun-detay.asp?samsun=650-tarihce#

http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-660&Bilgi=samsunun-tarihi-ve-tarih%C3%A7esi

http://www.turksitesi.net/cografyasi-bitki-ortusu/samsunun-cografi-ozellikleri.html

http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-661&Bilgi=samsunun-co%C4%9Frafi-yap%C4%B1s%C4%B1-ve-co%C4%9Frafyas%C4%B1

http://www.cografyaegitimi.biz/samsunun-iklim-ozellikleri-t2479.0.html

http://aygunhoca.com/il-ilce-ve-koylerimiz/64-iller-ve-ozellikleri/1635-samsun-ili-ozellikleri-bilgileri.html

TRABZON/OF

Trabzon/Of:

Of (Eski Lazca: Oput’e / ოფუტე), Trabzon ilinin doğusunda yer alan ve tarihi çok eskilere dayanan bir ilçedir. Arazisini, Of’tan Karadeniz’e dökülen Solaklı, Baltacı ve İyidere derelerinin aşağı havzaları oluşturur. İlçenin
güneyinde Hayrat ve Dernekpazarı ilçeleri, doğusunda Rize ili, batısında Sürmene ilçesi ve kuzeyinde Karadeniz bulunur. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında daha büyük bir yüzölçüme sahip olan ilçenin sınırları 1948 yılında Çaykara’nın, 1990 yılında da Dernekpazarı’nın ve Hayrat’ın ilçe olmasıyla daralmıştır.

Etimoloji:

Ophiussa veya Ophiusa Antik Yunanca’da “yılanların yaşadığı yer” anlamına gelmekte olup başta Portekiz, Rodos ve Marmara Denizi’ndeki Avşa Adası olmak üzere çok sayıda yerleşim yeri Antik Çağ’da bu adı taşımıştır.Gerçekte Antik Çağ yazılı kaynaklarında Of “Opiunte” adıyla geçmektedir ve Oput’e Eski Lazca’da “yerleşim yeri, köy” anlamına gelir.Günümüzde Pazar ve Hopa ilçelerinde de yerleşim yeri adı olarak kullanılmaktadır. Trabzon Of ve hinterlandında Lazların ataları olan Kolkh (Tzan) kabilelerinin yaşadığı tarihsel tanıklıklarla sabittir.

Tarihçe:

Doğu Karadeniz Bölgesinin tarihi ve özellikle bölgenin en önemli şehri olan Trabzon’un tarihi ele alındığında, batılı tarihçilerin büyük bir çoğunluğu bölge tarihinin Yunan kolonileriyle başladığını vurgulamaktadırlar. Halbuki bölgeye Yunan koloniciler gelmeden önce birçok tarihçinin de belirttiği gibi bölgede yerli kavimler bulunmakta idi. Bu insanlar muhtemelen en eski çağlardan beri bu toprakların yerlileri olarak Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşamaktaydılar. Bölge muhtelif zamanlarda Yunanlar tarafından işgal edilmiş ve kısa süreli koloniler kurulmuştur. Bu koloni idareleri, yerli halkı kapsamıyordu. Bu koloni devletlerinin en güçlü oldukları zamanlarda bile hükümranlıkları ancak bulundukları surlar içinde sınırlı kalmıştır. Sur dışında yaşayan yerli kabileler bağımsız topluluklar olarak yaşamışlardır.

Bölge, Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla Doğu Roma olarak bilinen Bizans’ın payına düşer. Bu hakimiyet, 1204 yılında Latinlerin İstanbul’u işgal etmesine kadar devam eder. Bu tarihten sonra 1461 yılına kadar (Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethi), yine Bizans İmparatorluğu’nun uzantısı olan, Bizans hanedanı Komnenosların kurmuş olduğu Trabzon İmparatorluğu’nun egemenliğinde kalır. 4. yüzyıl başlarında Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmesiyle, bu din halk arasında hızla ve serbestçe yayılmaya başladı. Daha önce Doğu Karadeniz’de yaşayan kavimler de Hıristiyanlığa geçmeye başladılar. Hıristiyanlaşan bu kavimler tedrici bir şekilde Doğu Kilisesi’nin resmi dili olan Yunanca’yı öğrenmek zorunda kaldılar. Özellikle 10. yüzyıldan sonra papazların telkinleriyle bu dili konuşmak daha da yaygınlaştı. Zira papazlar “İncil’in dili dışında bir dilde konuşulan her kelime cehenneme gitmek için işlenen bir günah olarak hesaplanacaktır” şeklinde telkinlerde bulunmakta idi. Bu durum, yerel halkın kendi dilleriyle karışık bir Yunanca ya da halk arasında bilinen adıyla Rumca konuşulmasına neden olmuştur. İzlenen bu Bizans siyaseti, yerel dillerin, inançların ve geleneklerin büyük bir çoğunluğunun belleklerden silinmesine, kısaca yerli unsurların asimile olmasına neden olmuştur.

Yörede, diğer yandan Kumanlar Gürcistan’da uzun süre kaldığından Hıristiyanlığı benimsemişlerdi. Of ve çevresi, 1461 yılında Trabzon’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmiştir. Bu tarihten sonra İslam Dini yörede yayılmaya başlamıştır. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon Valiliği sırasında da yoğun Kuman iskanları ile nüfusu artmıştır.1717 yılında Rizeli Kuman soylusu Tuzcuoğlu isyanında Tuzcuoğlu Memiş Ağa, kaçarak Oflulara sığınmış, Osmanlı Ordusu Ofluları kırmaya başlamasına rağmen kendilerine sığınan Memiş Ağa teslim edilmemiştir. Ancak Memiş Ağa kendi isteği ile Ofluların kırılmaması için teslim olmuştur.

Oflular bölgenin tarıma elverişli olmayışı nedeniyle ya gurbete ya da eğitime yönelmişleridr. Bu doğrultuda koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun din adamı yetiştiren müesselerinin çoğu İstanbul’dan sonra Of’ta olmuştur. Oflu hocalar kaybolmaya yüz tutmuş din ilimlerini tekrar canlandırmışlar, Hezarfen Ahmet Çelebi gibi uçan yedi Türkten üçü Oflu Hocalardan olmuş, en dakik saat bulma aletlerini yapmışlar ve uygulamışlar,Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ü desteklemişler, İstanbul’da en büyük medreselerde müderrislik yapmışlar, padişaha kafa tutmuşlar, Mehmet Akif’in şiirlerine konu olmuşlardır. Türkiye’nin her yerinde Oflu Hocalar simge olmuşlar, şarkılara, fıkralara konu olmuşlar ve Of dışında birçok yerde bulunan Oflu Hoca mezarları yatır haline dönüştürülmüştür. Bölge 1929 yılında pek çok köylünün ölümü ve evini kaybetmesine yol açan ve Of felaketi olarak nitelendirilen bir sel baskını yaşamış ve halkının bir bölümü Maçka ilçesine göç etmek zorunda kalmıştır.

Yönetim:

Of Belediyesi 1874 yılında kurulmuş köklü bir belediyedir. Of’un en büyük bulvarı olan Atatürk Bulvarı, Başkan İsmail Sefa SARIALİOĞLU tarafından yapılan düzenlemede pek çok kişinin haklarından feragati sayesinde oluşmuştur. 1976-1979 yılları arasında Fatsa Belediye Başkanlığı yapan Nazmiye KOMİTOĞLU’nun ardından Karadeniz’de göreve gelen ikinci bayan belediye başkanı olan Semahat SARIALİOĞLU 1998-1999 yılları arasında şehirde görev yapmıştır. Belediye başkanlığı görevini 1999-2011 yılları arasında Oktay SARAL, Oktay SARAL’ın 24.Dönem TBMM milletvekili olarak seçilmesi üzerine, 2011-2014 yılları arasında Murat SARAL yürütmüştür. Son olarak, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde ise Salim Salih SARIALİOĞLU belediye başkanı seçilmiş olup halen görevini sürdürmektedir.

İşgal ve direnişler:

Ruslar, 24 Şubat 1916’da Rize’yi, 15 Mart 1916’da Of’u, 18 Nisan 1916’da Trabzon’u işgal ettiler. Ruslara karşı ilk önemli direniş Of ile Rize arasındaki Baltacı Deresi’nde olmuştur. Bu direniş yaklaşık bir ay sürmüştür. Of’un işgaliyle Solaklı Vadisi’nde bir direniş meydana gelmiştir. Ruslar bu direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı geçitlerinden Bayburt’a inmeyi düşünüyordu. Rusların bu tasarısı ilk aşamada pek faydalı olmadı. Zira bölgenin gerçek sahipleri olan Türkler, Rus kuvvetlerine büyük kayıplar verdirdiler. Fakat sayıca üstün olan Ruslar bir süre sonra Çaykara’nın aşağı köylerini işgal etmeye başladılar. Yöre halkı kıyıdan uzakta olduğu için daha çok dağlık kesime, iç kesimlere doğru çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında direnişlerine devam etmişlerdir. Geri çekilen askerler Of’un bütün köyleri ve yakın kazalardan toplanan gönüllüler ile Trabzon Hapishanesi’ndeki mahkûmların da izin alarak, müfreze halinde gönüllü olarak katılmalarıyla Baltacı Deresi’nin batı yanında Ruslara karşı savunma hattı oluşturuldu.

Karadeniz Türkmenleri:

1057 yılında da Türkmen/Çepni öncüler Horasan’dan kalkarak Harşit Vadisi üzerinden Doğu Karadeniz’e ulaşmışlar ve akınlarını kıyılara yoğunlaştırmışlardır. Sonuçta da 1072 yılında Trabzon, Türkler tarafından fethedilmiştir. 3 yıl süren bu yerleşimden sonra Trabzon, yeniden Theodor Gavras tarafından geri alınır. 1280’li yıllarda Çepni Türkleri büyük bir kitle olarak Doğu Karadeniz Bölgesi’ne yerleştiler. Türklerin bu yoğun akınları Rumları kalelere çekilip sığınma zorunda bıraktı. Zaten buralarda yoğun Rum kitleleri yoktu. Bölge ağırlıklı olarak Hıristiyan yerlilerden oluşmakta idi. Bunu, Trabzon İmparatorluğu’nun resmi kilise kayıtlarındaki yerli kişi isimleri ve bölgede yer alan bazı yerli kökenli yer adları kanıtlar niteliktedir.

Coğrafya:

İlçe; toplam alanı 330 km², ortalama rakımı 10 metre olan, tabiatın bütün özelliklerini sergileyen, deniz ve karanın bütünleştiği eşsiz doğal güzelliklere sahip bir alan üzerinde kurulmuş şirin bir ilçedir.

Trabzon’un yaklaşık 52 km doğusunda olan ilçenin, doğusunda Rize ili, batısında Sürmene ilçesi, güneyinde Hayrat ve Dernekpazarı ilçeleri, kuzeyinde Karadeniz bulunmaktadır.

Yörenin en büyük akarsularından Solaklı Irmağı’nın taşımış olduğu alüvyal yığıntıları kıyıda biriktirerek meydana getirdiği düz ve fazla geniş olmayan bir alan üzerine kurulmuş bir sahil yerleşim birimidir. Çaykara ve Of ilçelerini birbirine bağlayan karayolu ilçeyi ikiye ayırır.

Daha eski yerleşim yeri olan Solaklı Deresi’nin doğusundaki merkez, genel olarak ilçedeki idari birimlerin yer aldığı alandır. Yeni yapılanmalarla Solaklı Deresi’nin batısındaki alan da gelişmiştir. Bu alan ilçe sakinlerince Kalyon Mevkii diye adlandırılmaktadır.

İlçenin yerleşim yerinin kuruluş alanı dar ve düz biçimde devam ettiği halde, hemen arka kısmında dağlar birden bire yükselmekte, geçişi ve yükselmeyi engelleyici çok eğimli bir dağ sisteminin geldiği dikkat çekmektedir. Bu heybetli yükselişle dağlar, yeşilin tonlarının hepsini sergileyen bir güzelliğe sahiptir. Güneye doğru gidildikçe bu renk armonisi çok daha dikkat çekmektedir.

İklim:

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin iklim tipi özelliklerine sahiptir. Yağışların her mevsimde bol olması ve sürekliliği, yöre iklimini etkiler. Yağışın en fazla olduğu dönem Sonbahar mevsimidir.

Denizin düzenleyici etkisi termostat görevi gördüğünden, hem günlük, hem yıllık sıcaklık farklılıklarının fazla olması önlenir. Yaz aylarında fazla sıcak olmadığı gibi, kış aylarında da dondurucu soğuklar görülmez. Her mevsim yağışlı, yazları serin, kışları ılık geçer.

Ardındaki dağların birden yükselmesi dolayısıyla yamaç yağışları gerçekleşir.

Rüzgarların esiş yönleri ve şiddet dereceleri mevsim özelliklerine bağlı değişiklikler gösterir. Genel olarak Lodos, Poyraz ve Kıble rüzgarları görülür.

Akarsular:

5155236ikizdere9

İlçe yerüstü kaynakları bakımından zengin bir yöre özelliğindedir. Dağların denize paralel olarak uzanması yüzünden akarsular, sadece kuzeye bakan yamaçlardan denize doğru akar.

Güneyde bulunan yüksek dağların yamaçlarından çıkan akarsular, sert akışlı, dar boğazlar içinden geçerek, derin vadiler boyunca denize ulaşırlar.

Başlıca akarsular;

  • Solaklı Deresi
  • Baltacı Deresi
  • İkizdere
  • İvyan (gelincik) Deresi

Bitki örtüsü:

Yörede bol yağış olmasından dolayı gür ormmaxresdefaultan alanları mevcuttur. Yöredeki orman örtüsünün kendi kendini yenileyebilme özelliği vardır. Kesilen ağaçların yerine yenileri dikilmeden orman örtüsü kendi kendine büyüyüp gelişebilmektedir.

Kıyı şeridinde orman yerine küçük ağaç toplulukları göze çarpar. Burada en yaygın çeşit olarak fındık, taflan, kızılcık, üzüm, muşmula, defne gibi küçük ağaçlar ile çalı ve sarmaşıklar yetişir. Bunun yanında narenciye ürünlerine rastlamak da mümkündür. Kıyı şeridinde nüfus yoğunluluğunun çok olmasından dolayı doğal bitki örtüsü tahrip edilmektedir.

Denizden 300–400 m yüksekliğe kadar olan yerlerde kızılağaç, meşe, kestane, ceviz vb. olan orman tiplerine rastlanır. Daha yükseklerde ormanlar alan ve büyüklük olarak birleşir. Dağların denize bakan ve daha nemli olan kuzey yamaçları daha yeşildir. Yükselti 600–800 m’yi aşınca yüksek dağların etek ormanları gözükmeye başlar. Bu ormanlarda en yaygın olan türler; kışın yapraklarını döken meşe, gürgen gibi ağaçlardır. Ancak bu tür ormanların önemli bir kısmı orman kazanmak amacıyla insanlar tarafından tahrip edilmiştir.

Yükseklik arttıkça dağ ormanları ortaya çıkmaya başlar. Bu yükseklik 1200 m’ye gelene kadar yapraklı ağaç çeşitleri ormanları meydana getirir. Bunlar arasında en çok meşe, kestane, şimşir, kızılağaç ve ıhlamur ağaçları göze çarpar. 1200–1600 m arasında orman çeşitleri yapraklı ve iğneli ağaçlardan oluşan karışık ormanlardır. 1600 m’den sonraki yükseklik kuşağında çam, ladin ve köknar gibi ağaçlardan meydana gelen iğneli ormanlar göze çarpar. Bu ormanlar 2000–2300 m’ye kadar uzanır. Daha yüksek yerlerde ormanlar kaybolur yerini çayırlar ve dağ otlakları alır.

Genellikle sık ormanlar 1200–1600 m aralarında yer alır. 1600 m’den yüksek olan yerlerde en çok çam ormanları görülür.

Arazi durumu:

İlçenin yüzölçümü 330 km² olup, ortalama rakımı 10 m’dir. İlçenin önemli akarsuları Doğu Karadeniz Dağları’nın kuzey istikametinde doğup ilerledikçe yan kollar alarak büyüyen Solaklı, Baltacı ve İkizdere birbirlerine paralel olarak Karadeniz’e dökülür. Bu dereler ve yan kolları Karadeniz Dağları’nın ilçe sınırları içinde kalan bölümünü yine birbirlerine paralel şekilde bölmüştür.

Böylece ilçe arazisi, sahilden güneye doğru giderek yükselen fakat doğu-batı yönünde birbirine hemen hemen paralel derin vadiler şeklinde engebeli bir konum içerisinde bulunmaktadır. Bu vadiler arasında yan yana uzanan sırtlar ya da yöre ağzıyla “Kıran”lar sıralanır.

İlçe güneyindeki bu dağlık bölgenin eteklerinde çeşitli yüksekliklerde plato ve yaylalar bulunur. Bu platoların kuzey yönlerinde denize doğru alçalan ve özellikle vadi yamaçlarında ormanlar yer almaktadır. Esasen bol yağış alan yöre, bitki örtüsü bakımından da zengindir. Hemen her çeşit ağaç, çoğunlukla da kendiliğinden yetişerek, bölgeye orman görünümü vermektedir.

Tarım:

İlçede, nüfusun önemli bir kısmı tarım sektöründe çalışmaktadır.

Elde edilen başlıca tarım ürünü çaydır. Çay, ayrıca bölgenin başlıca geçim kaynağıdır. İlçe arazisinin engebeli oluşu (% 75) bölgede modern tarımın yapılmasını engellemektedir. Bu da, toprağın ve iklimin elvermesiyle, çay tarımının önünü açmaktadır. Ayrıca fındık tarımı da bölgenin geçimini sağlayan tarım ürünleri arasındadır. Diğer üretilen ürünlerinin çoğu ticari amaçla değil, kendi aile ihtiyacını karşılayacak şekilde üretilmektedir.

Başlıca ürünler: Çay, fındık, mısır, patates, kara lahana, fasulye, kabak, elma, armut, erik, üzüm, incir, kiraz, kestane, karayemiş, narenciye ve kivi’dir.

Son zamanlarda özellikle kivi üretimine özen gösterilmekte, üreticiler devlet tarafından teşvik edilmekte ve desteklenmektedir. Kivi, çaya alternatif ürün olarak yetiştirilmektedir.

Hayvancılık:

Bölgede;

  • Sürü hayvancılığı olmamakla birlikte, ahır hayvancılığı şeklinde büyükbaş hayvancılık,
  • İç kesimlerde küçükbaş hayvancılığı, koyun ve kıl keçisi yetiştiriciliği,
  • Kümes hayvancılığı, tavuk, kaz, ördek, tavşan yetiştiriciliği,
  • Denize komşu olması ve Karadeniz’in verimliliği, ayrıca akarsularda yetişen tatlı su balığı avcılığı ile, balıkçılık,
  • Bitki çeşitliliği, çiçeklerin bol olması, çok sayıda meyve ağaçları bulunması dolayısıyla, arıcılık bölgede yapılan başlıca hayvancılıktır.

Yaylacılık:

Yazları sıcaklıklardan kurtulmak ve hayvanlara gür otlaklar bulmak amacıyla yaylacılık yapılmaktadır. Günümüzde bu faaliyet yerini turizm amacına bırakmaya yönelmiştir. Hayrat Of’tan ayrıldıktan sonra, her ne kadar yaylası kalmadıysa da eski yaylalıları kendilerini halen Oflu olarak tanımlamaktadır. Bunların başlıcaları Sarmaşık(Büyük Mesoraş), Göksel(Küçük Mesoraş), Yeniköy(Halnut), Cuvamank’tır. Bunlar köy statüsünde olup; ayrıca bunlara bağlı yaylalar da vardır. Mesela Büyük Harman, Kadınlar, Çunis yaylaları gibi…

KAYNAK:https://tr.wikipedia.org/wiki/Of

Karabük/Safranbolu

Safran Heykeli

Safranbolu, Karabük’e 15 km uzaklıkta akarsu vadileriyle parçalanmış engebeli bir arazide, 1013 km2lik bir alanda kurulmuştur. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların egemen olduğu Safranbolu, sırayla Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helenistik krallıklar, Romalılar, Selçuklular ve Türk beylikleri hâkimiyetine girmiştir. 1460 yılında son kez Osmanlı topraklarına katılan Safranbolu, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlıların Kastamonu iline bağlıydı. Cumhuriyetin kuruluşunun ardından, 1927 yılında Zonguldak iline bağlanan Safranbolu, 1995 yılında il olan Karabük’ün sınırları içine alındı. Halkının büyük bölümü Karabük’te ve özellikle Karabük Demir-Çelik Fabrikası’nda çalışan Safranbolu ilçesinde, ticaret ve tarımsal faaliyetler gerilemiştir. İlçe topraklarının %15′inde tarım yapılır. Yetiştirilen başlıca ürünler; buğday, arpa, elma ve üzümdür.

Önemli sayılabilecek zengin ormanlara sahip Safranbolu, doğal güzellikleriyle ziyaretçileri büyüler. Eski kent merkeziyle Bağlar ve Kıranköy semtlerindeki 2-3 katlı ahşap evler kendine özgü mimarisiyle ilgi çeker. Bu evlerden bazıları turistlerin gezebilecekleri şekilde düzenlenmiştir. İlçede bu evlerin dışında kaya mezarları, su kemerleri, camiler, han ve hamam gibi tarihsel yapılara da rastlanır. Zengin kültür mirası ve doğal güzellikleriyle yerli, yabancı pek çok turist tarafından ziyaret edilen Safranbolu, 1976 yılında kentsel ve doğal sit alanı ilân edilmiştir. 1994 yılı sonunda da UNESCO tarafından “Dünya Mirası Listesi”ne alınan Safranbolu, “dünya kenti” unvanına sahip olmuştur.

Safranbolu Evleri

Her geçen yıl biraz daha gelişen Safranbolu’nun sokaklarında; her mevsimde, her ülkeden akın akın gelen turistlerle karşılaşmak mümkündür.

Safran Çiçeği

Adını çok nadir bulunan ve sadece orada yetişen Safran çiçeğinden almaktadır. Safranbolu’nun her mekanında, Safran çiçeğinden yapılan yiyecek, içecek ve benzeri ürünler bulmanız olasıdır. Safranlı sabunlar, lokumlar, çaylar ve safran içerikli ürünlerin yanı sıra günlük yiyeceklere de Safran karıştırdıklarını görebilirsiniz.

Arasta Çarşısı

Safranbolu insanının aşağı çarşı diye isimlendirdiği Arasta Çarşısı, Safranbolu’nun tarihini ziyaretçilere sunmakla kalmayıp, adeta yaşatır. Çarşının her köşesinde ellerinde tepsilerle ve bazen geleneksel kıyafetlerle lokum dağıtan sıcak ve samimi insanlar görebilirsiniz.

Safranbolu’ya gidince görülmesi gereken yerlerin en başında Kristal Teras gelmektedir.

Safranbolu’nun İncekaya/Gayza Köyü’nde yapılan Kristal Teras;

Kristal Teras

80 metre yüksekte inşa edilen cam teras, 75 ton ağırlığı kaldırabilecek güce sahip olsa da şu an için 30 kişilik gruplar halinde hizmet veriyor. Işıklandırma sistemi ile akşamları da eşsiz bir manzara ziyafeti sunan terasın karşısına yapay şelale yapımı için çalışmalar da başladı.

Anlıyoruz ki ziyarete gelen misafirlerin manzara eşliğinde içeceklerini yudumlarken su sesinden de mahrum kalmamaları için eksik ögelerin tamamlanması gözden kaçmamış. Ziyaretçilerin aynı zamanda kanyon boyunca yürüyüş yapabilecekleri, yürüyüş parkurları da mevcut. Böylelikle bol oksijen eşliğinde hem yürüyüşünüzü yapıp hem de metrelerce yükseklikten kanyonu izleyip çayınızı yudumlayabilirsiniz.

Gezilecek Yerler

  • Gezi Evleri (Kaymakamlar Evi, Kileciler Konağı, Mümtazlar Evi, Karaüzümler Evi, Kavsalar Evi)
  • Cinci Hanı, Cinci Hamamı
  • Eski Hükümet konağı, Saat Kulesi, Güneş Saati
  • Eski Tabakhane
  • Eski Değirmen
  • Çarşılar (Yemeniciler Arastası, Demirciler, Bakırıylar, Kalaycılar, Semerciler çarşısı)
  • Camiler (Kazdağlı, Köprülü Mehmet Paşa, İzzet Mehmet Paşa, Daşdelen, Akçasu Kaçak Camisi)

Cinci Hanı     Cinci Hanı

Seyir Terasları

  • Hıdırlık tepesi
  • Mezarlık ve Kale
  • Hasandede kayası
  • Gümüş Tepesi
  • Hastane Altı
  • Küpçü Tepesi

Arkeolojik Alanlar

  • Kaya Mezarları (Hacılarobası; Grup Köyleri,Karakoyunlu Mah.)
  • Gümüş Tepesi Höyüğü

Doğa Yürüyüşleri

  • Düzce Köyü Kanyonu
  • Tokatlı Kanyonu
  • Bulak Deresi
  • Aşağı Tabakhane
  • Dereköy Değirmeni
  • İncekaya Köyü
  • İncekaya Su Kemeri
  • Dere Sokak
  • Akçasu Camisi
  • Uzunkır
  • Gümüş
  • Dibanos
  • Dışkale Altı
  • Misak-i Milli
  • Kanlıkaya Akseki

İncekaya Su Kemeri

Orman ve Yaylaları

  • Kirkille Çamlığı
  • Gürleyik Mesire Yeri
  • Sarıçiçek Yaylası
  • Uluyayla

Diğer İlgili Yerler

  • İncekaya Su Kemeri
  • Yörük Köyü
  • Konarı Gölü
  • Konarı Taş Köprü
  • Su Değirmeni
  • Bulak ve Hızar Mağaraları

Safranbolu Lokumu     Susamsız Simit

Safranbolu’da Ne Yenir

  • Yöresel yemeklerinin en başında gelen Peruhi; mantının kıyma yerine, süzme yoğurdu ile yapılanıdır
  • Susamsız simit
  • Lokum; özellikle safranlı lokumu meşhurdur
  • Cevizli yayım
  • Bükme

Kaynaklar

http://www.ruyakonakpansiyon.com

http://www.gezilmesigerekenyerler.com

http://www.dersimiz.com

Antalya/Yenişarbademli

Coğrafi konum

İlçe, Beyşehir Gölünün batısında Toros dağlarının kuzey uzantısı olan Anamas Dağları ile bütünleşir. Doğusunda Beyşehir, batısında Aksu ve kuzeyinde Şarkikaraağaç ilçeleri ile çevrilidir. İlçe denizden 1150 m yüksekliktedir. Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında kara iklime yakın bir iklimde dir. İl merkezine uzaklığı 105 km olup, yüz ölçümü 184 km²’dir.

indir (2)

Tarihçe

Coğrafi şartların uygun olduğu Yenişarbademli, tarih boyunca birçok uygarlığa sahne olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, MÖ 4000 yıllarında Etiler (Hititler), MÖ 1500 yıllarında Frigyalılar, MÖ 800 yıllarında İyonlar, MÖ 600 yıllarında Lidyalılar, MÖ 446 yıllarında Persler, MÖ 190 yıllarında Romalılar, MS 395 yıllarında Bizanslar yörede egemen olmuşlardır. 1071 Malazgirt zaferinden sonra 1142 yıllarında Selçuklu topraklarına katılmış, 1810 yılında Konya vilayetine bağlı bir kaza olmuştur.

Yenişarbademli, ilçe statüsüne 1990 yılında sahip olmuştur. İlçe ve yöresinde günümüze kadar ulaşan 25 civarında ören yeri bulunmaktadır. Ayrıca, tepeler üzerine kurulmuş çeşitli zamanlara ait kale kalıntıları bulunmaktadır.

Bunların başlıcaları; Kestel (küçükkale), Kaledost (geledost), Doğdu, Çataltepe, Asar (kaletepe), Ortatepe, Mandras, Maltepesi, Aktepe (Gavur harmanı) dır. Ayrıca, vadilerde kurulan 12 yerleşimde ise sarnıçlar, kaleiçi ve yer altı evleri bulunmaktadır. Psidia bölgesine dahil olan Yenişarbademli’deki kalıntılar, Roma ve Bizans dönemlerindeki Gorgorum antik kenti olarak anılmaktadır.

Nüfus

İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 1 belde ve 1 köy oluşmaktadır.

Yıl Toplam Şehir Kır
1990[3] 7.323 6.199 1.124
2000[4] 5.925 5.519 406
2007[5] 2.699 2.345 354
2008[6] 2.538 2.180 358
2009[7] 2.476 2.120 356
2010[8] 2.499 2.136 363
2011[9] 2.323 1.962 361
2012[10] 2.338 1.987 351
2013[11] 2.463 2.130 333
2014[12] 2.359 2.036 323
2015[13] 2.192 1.875 317

Turizm

Pınargözü Mağarası

Yerli yabancı tüm mağara araştırmacılarının gözdesi olan mağara, 15 km uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun mağarasıdır.

Mağara, Yenişarbademli ilçesine 8 km uzaklıkta, Çaydere Ormanları’nın içinde bulunmaktadır. Aynı zamanda bir su kaynağı olan mağara, çevresinde tespit edilen 213 çeşit barındıran bitki örtüsüyle de dikkat çekicidir.

images (1)

Mağaraya, girişte bulunan sifondan dalarak girilir. Sifonun önünde hızı 45 km’ye ulaşan hava akımı oluşur ve su ısısı Ağustos ayında bile 5.8 °C’dir.2011-2014 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Bilimsel Araştırma projeleri kapsamında ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü destekleri ile mağaranın jeolojik, morfolojik ve speleolojik özellikleri ortaya çıkartılmıştır

Bölgede bulunan dünyanın en büyük yeraltı ırmağı, Beyşehir Gölü ile Manavgat Çağlayanı arasında akar.

Kubad-ı Abad

Kubad-ı Abad, Yenişarbademli ilçesi merkezine 2,5 km uzaklıkta, Konya sınırları içinde, Beyşehir Gölü’nün kuzeybatı kıyısına kurulmuş, Anadolu Selçukluları dönemi sivil yapılarının en ünlü ve sanat tarihi açısından önemli yapılardandır.

Alaaddin Keykubad’ın buyruğuyla, 1236’da veziri mimar ve nakkaş Sadeddin Köpek yaptırmıştır.Konya Beyşehir Gölyaka kasabası sınırları içindedir.

1949’da çevrede araştırmalar yapan M. Zeki Oral’ın bulduğu çini kalıntılarından sonra, 1956’da Mehmet Önder çalışmaları sürdürmüştür. 1965-1968 arasında K. Otta Dorn başkanlığındaki kazılardaysa 5.200 m²’lik alanı kaplayan Selçuklu kenti tümüyle ortaya çıkarılmıştır.

Çit duvarına benzer alçak bir sur içinde Büyük Saray, Küçük Saray (Vezir Sarayı) Ferdevs (Paradeison) Av Hayvanları Parkı, Büyük Saray altında sultan kayıklarının ya da küçük yelkenlerin yanaşabileceği iki gözlü küçük bir tersane ve 16 yapı kalıntısı bulunmaktadır. Bunlar arasında bir mescit, hamamlar, fırın ve mutfak, kışla kapısı, depolar ve ahırlar vardır.

Kazı çalışmaları Prof Dr Rüçhan Arık başkanlığındaki ekip tarafından devam ettirilmektedir.

Dedegül Dağı

Her yaşta insanın tırmanabileceği bir dağ olan Dedegül Dağı, yumuşaklığı ve güzellikleriyle her yıl yüzlerce dağcıyı ağırlamaktadır. Dağ turizminde önemli bir yere sahip olan Dedegül, tur kayağı ve triking yürüyüşlerine olanak sağlamaktadır.Dünya dağcıları yılda bir kere ilçede buluşmaktadır.

Karagöl

Karagöl Ispartanın en yüksek dağı olan (2992 m) Dedegül Dağı’nın doğusunda Kurucuova Sınırları içerisinde 2335 m. Yükseklikte 2500 metrekare büyüklüğünde bir buzul gölüdür.

Karagöl ve sadece Dedegül eteklerinde yetişen Dedegül Çiçeği, dağcıların ilgi odağıdır

kizkalesi-adasi-ndaki-tarihi-saray-kalintilar-3512026_o

Kız Kalesi Adası

Kubad-ı Abad’ın 3 km kuzeydoğusunda bulunan Kız Kalesi Adası, Türkiye’nin Manyas’tan sonra önemli kuş cennetlerinden biri konumundadır. Kubad-ı Abad’ın haremliği ve tersaneliği olan 5 dekarlık bu tarihi ada, 10’un üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Konya ili Beyşehir İlçesi Gölyaka Kasabası sınırları içerisindedir.

Kaynak:www.memleketim.com

Kazakistan

Kazakistan , resmî adıyla Kazakistan Cumhuriyeti, Orta Asya ve Doğu Avrupa’daki bağımsız devlettir. Kazakistan, (Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırgızistan,Özbekistan, Türkiye, ve Türkmenistan ile birlikte) günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletinden biri olup Türk Konseyi ve TÜRKSOY’un üyesidir. 2.729.900 km2 yüzölçümü ile (Batı Avrupa’nın yüzölçümü kadar) dünyanın en büyük dokuzuncu ülkesidir. Müslüman ülkelerin ve Türk devletlerinin yüzölçümü bakımından en büyüğü, doğal kaynaklar bakımından da en zenginidir. Kazakistan Türk tarihinin önemli devletlerinden olan Saka, Hun, Göktürk,Kıpçak, Karahanlı, Altın Ordu gibi devletlerin merkezüssü, Kıpçak, Oğuz, Karluk gibi Türk boylarının beşiği olmuştur.

Komşuları olarak kuzeyde Rusya, güneyde Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan, doğuda Çin Halk Cumhuriyeti bulunur. Ülkenin ayrıca Hazar Denizi ve Aral Gölü’ne kıyısı vardır.

Bağımsızlığın kazanılmasına doğru 1989 yılında 16.464.464 kişi olan ülke nüfusu, 1999 yılına gelindiğinde Slav ve Almanların ülkeden göç etmeleriyle 14.900.000’e kadar düşmüştür. 2010’da bu sayı 16.500.000’e yükselmiştir. Ülke bugün nüfus bakımından dünyanın 60. büyük ülkesi olmakla birlikte, kilometrekare başına 5,5 insan ile 210.’dur.

kazakistan

Nüfus

1926’da 3.713.000 olan nüfus 1959 yılında 1 milyon azalmıştır. 2006 verilerine göre 15.300.000 nüfusa sahiptir. 1989’da 16,464,000 olan nüfus 1999 nüfus sayımına kadar yıllık ortalama %1’lik bir azalma ile 14.953.000’a düştü. 2000-2001 döneminde de düşme devam etmesine karşın 2003-2004 arasında azalış trendi durarak % 0,7 oranında artışla 14.951.000’a ulaştı. 2006 itibariyle nüfusun 15.300.000 olduğu tahmin edilmektedir

Ekonomi

Almatı’nın yeni kısmı

Bağımsızlığın ardından siyasî ve ekonomik istikrara kavuşan Kazakistan’da büyük petrol, uranyum, demir, altın ve kurşun rezervleri bulunmaktadır. Kazakistan doğal kaynakları ve toprakları itibarıyla önemli bir ülkedir. Hacim ve çeşit bakımından mineral ve hammadde yatakları ile dünyanın sayılı ülkelerinden biridir.

Kazakistan’da 1225 çeşit mineral ihtiva eden 493 yatak bulunmaktadır. Uranyum, krom, kurşun ve çinko yataklarının zenginliği itibarıyla dünya ikincisi, mangan itibarıyla dünya üçüncüsü, bakır itibarıyla de beşincisidir. Kömür,demir ve altın rezervleri itibarıyla Kazakistan dünya sıralamasında ilk on ülke arasında, doğalgaz, petrol ve alüminyum rezervleri itibarıyla da, sırası ile ilk on iki, ilk on üç ve ilk on yedi ülke arasında yer almaktadır. Kazakistan’da1996 yılında dünyanın en büyük üçüncü altın madeni bulunmuştur. Dünyadaki kromun %26’sı, altının %20’si, uranyumun %17’si Kazakistan’dadır.

Ülkenin mineral ve hammadde üretimi ise, kendi ihtiyacının çok üstündedir. Bu nedenle metalik bizmut, süngersi titanyum, kil ve rafine bakır, mangan ve konsantreleri üretiminin yüzde 90’ı, petrol, metalik kurşun ve çinko üretiminin yüzde 80’i ile doğalgaz, kömür, demir cevheri ve krom üretiminin de yüzde 50’den fazlası ihraç edilmektedir. Kazakistan toprakları altında keşfedilmiş maddi zenginlik 2 trilyon ABD Doları’ndan fazladır

İklim

Kazakistan’ın okyanuslardan uzak kalması ve deniz tesirini iç kısımlara girmesini engelleyen büyük dağların olması, Kazakistan iklimini kıtalık kara iklim yapmaktadır. Ülke genelinde yaz ve kış ayları arasında sıcaklık farkı çok büyüktür. Ocak ayında ortalama -19 dereceden -4 dereceye kadar; Temmuz ayında ise +19 dereceden +26 dereceye kadar farklılık göstermektedir.

Nehirler ve Göller

Kazakistan’da 85022 akarsu bulunmaktadır. Bunların büyük bir kısmı, Hazar Denizi (sahası 374 bin kilometrekare, dünyanın en büyük gölüdür), Aral Denizi (sahası 46,64 bin kilometrekare) ve Balkaş Gölü (sahası 18,2 bin kilometrekaredir) su toplama havzalarında yer almaktadır. Ayrıca Kazakistan 48.000 civarında büyük ve küçük göllere sahiptir. Ülkeyi boydan boya geçen başlıca akarsular Ertis (Kazakistan toprakları dahilinde uzunluğu 1700 km.), Esil (1400 km.), Sırderya (1400 km.) ve Ural /Jayık/ – 1082 kilometredir

Kaynakça : tr.wikipedia.org

Erdal Aliağagil Hit2 İ.Ö

Yüksekova’da Sele Kapılan 800 Koyun Telef Oldu

Hakkari’nin Yüksekova İlçesi Büyükçiftlik Beldesi’nde etkili olan yağmur sele yol açtı. Arazide bulunan 800 koyun sel suyuna kapılarak telef oldu.

800 KOYUN SELDE TELEF OLDU

İlçeye 20 kilometre uzaklıkta bulunan Büyükçiftlik Beldesi’nde dün akşam saatlerinde sağanak yağış sele dönüştü. Bu sırada Dolan mevkisinde arazide bulunan beldenin koyun sürüsü sele kapıldı. Yaklaşık 800 koyun sel sularıyla sürüklenerek telef oldu.

 
 
 

“BÖYLE BİR FELAKET İLK DEFA OLDU”

Çobanların haber vermesiyle belde sakinleri sabahın erken saatlerinde hayvanlarını kurtarmak için araziye çıktı. Hayvanlarını kaybeden Dursun Eren, “Büyüklerimiz böyle bir felaketin daha önce yaşanmadığını söylüyor. Böyle büyük bir sel bu memlekette ilk defa oldu. Yaralı olan koyunları kurtarmaya çalışıyoruz” dedi.

Kaynak:www.haberler.com

1 13 14 15 16 17 64