Kırklareli/İncesırt Köyü

1480620_539790746127788_183600838_nİncesırt köyü Demirköy/Kırklareli’ne bağlı bir köydür.köyde yaşayanların tamamı pomaktır ve genellikle pomakça konuşurlar.köyün nufusu hemen hemen yok denecek kadar azalmıştır köyde yaşayanların büyün bölümü şuan İstanbul’da yaşamaktadır.Geçim kaynaklarını orman ve hayvancılıktan sağlamaktadırlar.
Zamanında bu köyde Bulgarlar yaşamışlar.Bulgaristanla sınırı yanlızca bir dere boyu ile çizilmiştir ve komşu ülkelerimizle sınırı en yakın olan köyümüzdür.10527373_638670749573120_8201346559542557929_n
İğneada’ya 60 km
köy yakınlarında bulunan Dupnisa Mağarasına ise sadece 12 km uzaklıktadır.
Trakyanın turizme açılan ilk ve tek mağarasıdır.
Dupnisa Mağarası Kırklareli ilinin Demirköy ilçesinin İncesırt Köyü yakınlarında yer almakta ve Trakya’nın turizme açılmış tek mağarasıdır. Mağaranın uzunluğu toplam 2720 metredir.Oluşum yaşı 3-4 milyon yıl olarak bilinmektedir. Mağara, üstte kuru ve altta sulu olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Birbiriyle bağlantılı olan bu iki mağara arasında 30 metre kot farkı bulunmaktadır.
3150 metre uzunluğunda bir doğa harikası olan mağaranın ortalama sıcaklığı kuru mağarada 17 C, suluda 10 C’dır.

İğneada Seyahati

Dupnisa,mağara turizmine olduğu gibi av turizminede katkıda bulunmaktadır.Palamut,kayın,meşe,dişbudak,yaban gülü,kame çiçeği,papatya,gül ve savan çiçeği ile kaplı bölge Mayıs ve Haziran aylarında en güzel mevsimini yaşarken tavşan,sincap,tilki,porsuk,karaca,yaban keçisi,kurt ve uçan hayvanları ile canlı zenginliği oluşturuyor.

Sacit Aracı HİT2/İÖ 20141223029

Kaynak:http://www.pomaklar.com

Antalya

fd6372cc-a26a-4ab0-b926-6f50afe4abf7Türkiye’nin tatil beldeleri dendiğinde akla gelen ilk şehirlerinden biridir Antalya. Turizme olan katkısı dışında ülkenin en fazla göç alan yerlerinden biri olması da ayrıca dikkat çeken bir özellik. Antalya deyince akla gelen deniz kum güneş olsa da bu güzel yanları kadar doğal güzellikleri de dikkat çekmektedir. Başta Düden Şelalesi Damlataş Mağarası, Kleopatra Plajı Alanya Kalesi İnce Kum’u ve saymadığımız bir çok doğa harikasıyla Antalya hem plaj turizmi hem de doğal güzellikleriyle gezilip görülmesi gereken bir şehrimizdir.

hadrianstor-antalya-1Tabii Antalya’mızda değinmeden geçemeyeceğimiz ve şehrin simgelerinden olan portakalını ve turunçgillerini de unutmayalım. Eğer Antalya merkeze yolunuz düşerse Konyaaltı’na ve Konyaaltı plajına uğramadan kenti gezmeye başlamayın. Antalya’nın tarihinden bahsedecek olursak, kökeni Lidyalılara dayanıyor. M.Ö 700 – 546 yılları arasında Lidyalıların hakimiyetin bulunan Antalya, daha sonrasında Perslerin hakimiyetin girmiş ve günümüze kadar bir çok uygarlığın içinde yer almıştır. Osmanlı Devleti zamanında bir çok beylik Antalya’yı almak istemiş ama başaramamışlar. Alanya ise 1471 yılında Gedik Ahmet Paşa tarafından Antalya sınırları içerisine dahil edilmiştir. Kurtuluş savaşı döneminde ise İtalyanlar Antalya’yı ele geçirmek için bir çok taktik denemişler ama başaramamışlardır.

Turistlerin en çok geldiği şehirlerden biri olmasından dolayı şehre yerleşerek yaşamını burada sürdüren bir çok ülkeden insanı da içinde barındırmaktadır. Samimi ve hoş bir halka sahip olan Antalya, Bir çok kültürü de içinde barındırmasıyla Türkiye’nin renkli şehirlerinden biri olarak bilinmektedir.

Hatice Yaşar Uğur HİT2/İÖ 20141223004

Kaynak: http://www.hakkindabilginedir2016.com

Afyonkarahisar

Afyonkarahisar-9Bilindiği kadarıyla ilk olarak Hitit egemenliğinde olan Afyonkarahisar toprakları, sonra sırası ile Frigya ve Lidya egemenliğine geçti. Daha sonra M.Ö. 16 yüzyılda Pers egemenliğine giren Afyonkarahisar’ı Büyük İskender fethetti. Onun ölümünden sonra Selevkos ve Bergama Krallıkları’nın egemenliğine giren topraklar, daha sonra Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı.Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerin Anadolu’yu fethiyle Sultan I. Mesut’un emri ile Akronium Kalesi’nin eteklerine Karaşar Türkleri yerleşmiş ve daha sonra kaleye Karahisar adı verilmiştir.

Karahisar ve yöresi, Selçuklu VeziriSahip Ata Fahrettin Ali’nin “Sahip” unvanı nedeniyle “Karahisar-ı Sahip” olarak anılmıştır. Karahisar-ı Sahip “Vezirin Karahisarı” anlamına gelmektedir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın fethiyle ilk kez Türk egemenliğine giren topraklar, 1. Haçlı Seferi sırasındaki Hristiyan egemenliğininden sonra Alaaddin Keykubat tarafından yeniden Türk yönetimine alındı. 12. yüzyılda Germiyanoğullları’nın egemenliğinde olan bölge, sonra Osmanlı İmparatorluğu yönetimine girdi.Afyonkarahisar-Başkomutanlık-Tarihi-Milli-Parkı-3

Merkez nüfusu 180.455’tir(bknz. TUİK).Toplam nüfusu 901.326’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ilinden biri olan Afyonkarahisar ili, Anadolu yarımadasının batıya yakın ortasında ve Ege Bölgesi’nin iç kesiminde yer alır. İç Anadolu yaylasının Ege kıyılarına açılan bir eşiği, bir geçidi durumundadır.

Çevresinde Eskişehir, Konya, Isparta, Denizli, Uşak ve Kütahya illeri bulunur. Kuzey doğudan güney batıya uzandıkça alçalan ovaları ile hem Orta Anadolu’dan ve hem de Ege Bölgesi’nden sayılır. En kuzeyde Eskişehir sınırından, en güneyde Denizli sınırına kadar kuzey doğudan güney batıya uzunluğu 210 kilometredir. Eni ise Kütahya sınırından Isparta sınırına kadar kuzey batıdan güney doğuya 112 kilometredir. Denizli’ye doğru incelerek eni 20 kilometreye kadar düşer, bir parça halindedir.

İlin diğer komşu illerle sınırlarının toplam uzunluğu 616 kilometredir.

Tüik adrese dayalı nüfus sayımı verilerine göre Afyonkarahisar’ın genç bir şehir olduğu anlaşılmaktadır.Nüfusun % 41 ini 25 yaş altı nüfus oluşturmaktadır.Toplam nüfus 697.000 kişi iken 25 yaş altı nüfus 284.000 kişidir.

Cem Ak HİT2/İÖ 20141223015

Kaynak:http://www.neyiilemeshur.com

 

AFYONKARAHİSAR

ANADOLU’NUN KİLİDİ AFYONKARAHİSAR

indir

Afyonkarahisar, (eski ve halk arasındaki ismiyle Afyon) aynı isimli ilin merkezidir. Mermercilik ve gıda sektöründe Türkiye içinde ve dışında isim yapmıştır. 2005 yılında eski ismi Afyon olan şehrin ismi Afyonkarahisar olarak değiştirilmiştir.

TARİHÇE 

Ege Bölgesi’nin İç Batı Anadolu bölümünde yer alan Afyon ili, coğrafi konum itibariyle Marmara ve İç Anadolu bölgelerini Ege ve Akdeniz bölgelerine bağlayan bir geçit, bir eşik durumunda olması nedeniyle tarih boyunca doğu ile batı, kuzey ile güney arasında bir köprü, bir intikal bölgesi olmuştur. M.Ö. Üçbinden başlayarak bilinen beşbin yıllık bir tarihe sahip olan ve sırasıyla Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Hellenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar’ın hüküm sürdükleri Afyon İli, ülkemizin üç coğrafi bölgesinde yer alması ve geçit olma özelliği nedeniyle “ Anadolu’nun Kilidi ” haline gelmiş. Anadolu’nun üstünlüğünü ele geçirmek ya da korumak için yapılan büyük savaşlardan olan İpsos (M.Ö.301), Miryakefalon (1176) ve Büyük Taarruz (1922) savaşları Afyon topraklarında cereyan etmiştir. Geçiş ve kavşak bölgesi olması nedeniyle Hititler Arzava seferine giderken Afyon’dan geçmişler; Frigler sonunda gelip Afyon’a yerleşmişlerdir. Persler Apameia’yı (Dinar) merkez edinmiş. Roma ticaret yolları Afyon’da düğümlenmiştir. Bizanslılar Amorium’u (Emirdağ) askeri üs yapmış, Araplar ve Türkler Anadolu’nun kilidinin Afyon’un alınmasıyla açılacağını düşünerek Afyon’a saldırmış, Haçlı Seferleri buradan geçirilmek istenmiştir. Selçuklular Afyon’u üs olarak kullanmış, Osmanlılar, Anadolu’nun Osmanlılaşması için Karamanoğulları üzerine buradan sefer düzenlemiş, Anadolu’da egemen olmak isteyen Yunanlılar da yine stratejik öncelik verdikleri Afyon’da üstlenmişlerdir. Son olarak Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordularının en büyük zaferine ev sahipliği yapmıştır.

EKONOMİ

Afyonkarahisar mermer tesisleri ile, 2005 yılı itibariyle büyüklü küçüklü 356 mermer işletmesinin faaliyet gösterdiği Afyonkarahisar’da, zengin ve kaliteli mermer yataklarının işletilmesi ve işlenmesi, sektörün hızla gelişmesini sağlamıştır. Gıda sektörüde gelişmiş durumdadır. Özellikle kaymaklı kadayıfı ve Afyon lokumu meşhurdur. Bunun yanında sucuk da diğer önemli gıda maddesidir. Ayrıca patates ve yumurta üretiminde de adını duyurmuştur. Afyonkarahisar konumuna ve nüfusuna oranla çevresindeki illere göre daha az sanayileşmiş durumdadır. Kalkınmada öncelikli yöre kapsamına girmesine rağmen ciddi bir yatırım almamıştır.

Ömer-Gecek, Hüdai, Heybeli ve Gazlıgöl termal alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca Termal Turizm Alanı olarak ilan edilmiştir. Bu kapsamda son yıllarda termal turizme yönelik olarak özel sektör tarafından birçok otel ve konaklama yerleri yapılarak hizmete girmiştir

imagesindir (1)indir (2)

EĞİTİM

Afyon Kocatepe Üniversitesi, Afyonkarahisar’da toplam üç yerleşkede eğitim ve öğretim faaliyetlerini maxresdefaultsürdürmektedir. 2014-2015 akademik yılında üniversite fakültelerinde 40.371 öğrenci öğrenim görmektedir

ULAŞIM 

NATO’nun 2. ve Türkiye’nin en büyük askeri havaalanına sahiptir. Ancak sivil amaçlı kullanılmamaktadır. Sivil amaçlı olarak Kasım 2012’de hizmete açılan Zafer Havalimanı’ndan yararlanılması düşünülmektedir. Bu havaalanı Türkiye’nin 4. büyük havalimanıdır. 29 Ekim 2012 tarihinde hizmete açılmıştır. Kütahya’ya 39 km, Afyonkarahisar’a 60 km, Uşak’a 103 km ve Eskişehir’e 113 km uzaklıktadır.

KÜLTÜRÜ

Afyon yöresi Ege Bölgesi’nden İç Anadolu Bölgesi’ne geçiş noktasında bulunmaktadır. Bu yüzden bu bölge halkında oldukça çeşitlilik mevcuttur. Bu çeşitlilik yörenin kültürüne de yansımış ve oldukça zengin bir kültür oluşturmuştur.

YİYECEK VE İÇECEKLER

Ege Bölgesinde bulunan yöre mutfak açısından daha çok İç Anadolu Bölgesine benzemektedir. Et yemekleri, sebze yemekleri ve hamur işi Afyon mutfağında önemli yer tutmaktadır. Afyon kaymağı ve sucuğu ilede oldukça meşhur bir yöredir. Afyon kaymağı yöre ekonomisine oldukça önemli katkı sağlamaktadır. Afyon yöresi yemekleri aşağıdaki gibidir;

  • Afyon Sucuğu                                                               indir (3)
  • Kaymaklı Şeker
  • Ekmek Kadayıfı
  • Özbek Pilavı
  • Paçık
  • Haşlama
  • Afyon Salatası
  • Patlıcan Böreği
  • Sırt Dolması
  • Haşhaş Helvasıcumhuriyet-afyon-sucugu
  • Mercimekli Bükmesi
  • Ağzı açık
  • Haşaşlı Yaprak sarması
  • Afyon Lokumu
  • Afyon Kaymak’i

EL SANATLARI

Afyon ilinde kilimcilik oldukça gelişmiştir. Kilimciliğin yanı sıra ilçe ve köylerde genç kızların çeyizleri için yaptıkları el işleri de bulunmaktadır.

supurge2-300x168-300x168

 

Afyonkarahisar Bayat Türkmen Kilimi

  • Keçecilik
  • Koşumculuk
  • At Arabacılığı
  • Demircilik
  • Yemencilik
  • Kilimcilik
  • Hasır Örücülüğü
  • Mermercilik
  • Halıcılık
  • Örgücülük
  • Dantel ve Oyalar
  • Kaşıkçılık
  • Bastonculuk
  • Süpürgecilik

KAYNAK : http://www.afyonkarahisar.gov.tr/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Afyonkarahisar

Ankara

3111561-ankara-kalesinden-manzaraAnkara, başkent olduğunda (13 Ekim 1923), yaklaşık 20 bin nüfuslu küçük bir Orta Anadolu kentiydi. Dar ve kıvrımlı sokaklar boyunca sıralanan mütevazı evlerin ardındaki hayatlar, acılarla yüklüydü. Son yüzyılda yaşanan ekonomik çöküntünün ardından savaş yıllarının yoksulluğu gelmiş; 1917’deki büyük yangının is’leri, kasveti daha da koyulaştırmıştı. Yeşilden yoksundu bu şehir. Ve neşeden. 19.yy. gezginleri Ankara’yı “hüzünlü” ve “bakımsız” bir kent olarak  nitelemişlerdi bu yüzden.

Hal böyleyken, Ankara’nın başkent olarak gelişimi, yeni rejimin de başarısı olacaktı aynı zamanda. Bu nedenle yoğun bir yapılaşma hareketi başladı. Yakup Kadri’nin deyişiyle “kent baş döndürücü bir hızla gelişiyor; Taşhan önünden Samanpazarı’na, Samanpazarı’ndan Cebeci’ye, Cebeci’den Yenişehir’e, Yenişehir’den Kavaklıdere’ye doğru uzanan alanlar üzerinde apartmanlar, evler, resmi binalar kısa süreler içinde art arda yükseliyordu”.

1924’te çıkan bir yasa ile İstanbul’un belediye modeli Ankara’ya uyarlanarak “Ankara Şehremaneti” kuruldu. İlk işi bataklıkları kurutmak oldu. Ardından “yapı malzemeleri fabrikaları” kuruldu. 1925’te çıkarılan bir başka yasa ile Şehremaneti’ne kamulaştırma yetkisi verildi. Yenişehir’e arazi sağlamak amacıyla büyük bir kamulaştırma hareketine girişildi.
1927’ye gelindiğinde Ankara’nın nüfusu 74 bine ulaşmış; apartmanların yanı sıra, ”bahçeli ev” tipinde, ayrık düzende memur konutları inşa edilmeye başlanmıştı. Devlet tarafından yapılan bahçeli memur evleri, yaratılmak istenen ulusal burjuvazinin yaşam çevresini resmediyordu. Bu model, özel sektörce de benimsenince, orta ve üst gelir grupları için Sıhhiye’den Kızılay’a, bulvarın iki yakasında birer-ikişer katlı bahçeli evler yapıldı.ankara-kar-manzarasi

Fakat tüm bunlar plansız imar deneyimleriydi. Yapılarda üslup birliği kurulamıyor, yerleşme biçimi dağınık oluyordu. Bunu düzeltmek için 1927’de uluslararası bir yarışma açıldı ve üç yabancı mimar Ankara’ya davet edildi. Yarışmayı Berlinli mimar Hermann Jansen kazandı. Hazırladığı “Ankara İmar Planı” 1932’de onaylanarak yürürlüğe girdi. Jansen Planı, birbirini kesen iki ana ulaşım damarı ile etrafındaki kentsel yaşam merkezlerini ve açık alanları belirliyordu. Bu plana göre, ticari merkez Ulus’ta, yönetim merkezi Yenişehir’de olacaktı.
Osmanlı’nın küçük Orta Anadolu kentinden, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bayındır başkenti haline gelen Ankara projesinin başarısı, Sovyet yönetmen Sergei Yutkeviç’in, 1933 yapımı “Türkiye’nin Kalbi Ankara” adlı belgesel filmine de konu olmuştu.
Bugün Ankara’nın nüfusu, 4 milyonu aşmış durumda. Bir başkent ve bir metropol olarak sürekli gelişiyor. Anafartalar Çarşısı’nın “Yürüyen Merdivenli Çarşı” olarak bilinmesi de, İş Bankası “gökdelen”i de bir şeyin ilki olma bayrağını çoktan devrettiler. Yeni yaşam merkezleri ve yaşam merkezlerinin yeni simgeleri var artık. İhtiyacımızı tam olarak karşılamasa da yeşilden yoksun değil bu kent. Büyük ölçüde devlet organlarının kurumsal desteğine bağımlı da olsa, gittikçe artan sayıdaki kültür-sanat etkinliği içinde -Kısa Film Festivali ve Kadın Filmleri Festivali gibi- Türkiye’nin ilk’leri var.

Vildan Tuğba Çağığan HİT2/İÖ  20141223010

Kaynak:http://www.kisacabilginedir2016.com

Ankara – GÜDÜL

 Ankara_gudul_05776

Tarihçe

Yapılan araştırma ve incelemelerde Güdül çevresinde tarih öncesi çağlardan beri yerleşildiği anlaşılmıştır.İlçe yakınından geçen Kirmir Çayı boyunca kayalara oyulmuş mağaraların Etiler’e (M.Ö. 2000) ait olduğu sanılmaktadır. Daha sonra Frigler (M.Ö. 8. yy) bu yörede hakimiyet sürmüşlerdir.

Coğrafi Konum

Ankara’ya 90 Km. olan Güdül’ün komşuları, 32 Km. Ayaş, 33 Km. Beypazarı, 60 Km. Çamlıdere, 60 Km. Kızılcahamam ve 93 Km.Kıbrıscık’tır.

Nüfus

Yıl Toplam Şehir
2015[18]   8.392 8.392

Turizm

İlçenin kuzeyinde ve Sorgun Köyü yöresinde bulunan orman alanı ile bu alan içerisinde yer alan gölet doğal zenginliklerdendir. Kirmir Çayı Vadisi’nde kayalara oyulmuş İn-önü mağaraları, Çağa Kasabası’nda bulunan Roma Tümülüsü, Kavaközü Köyü’nde bulunan Samutbali Türbesi ve Tekke mevkisinde Kasım Baba Türbesi ilçenin kültürel zenginlikleri arasındadır. Ayrıca Kamanlar Köyü’nde Şehit Tolga Akpınar Parkı görülmeye değer yerlerindendir. Merkezdeki 20 adet leblebi imalathanesinden Türkiye’nin her yerine leblebi gönderilmektedir.

Mustafa Coşkun HİT2 (İÖ) 20141223072

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Güdül

MERSİN

                                                                                                                                                    

Mersin, eski adıyla İçel, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık onuncu şehri. 2015 itibarıyla 1.745.221 nüfusa sahiptir. Büyükşehir belediyesi statüsü bulunmaktadır. Türkiye’nin güneyinde bulunan bir liman kentidir. Mersin Limanı Türkiye’nin en büyük limanıdır.

Kentin kuzeyindeki Yumuktepe höyüğünde yapılan kazılarda birçok katman ortaya çıkarılmıştır. Bunların en eskisi, MÖ 6300’lere, en yenisi ise Selçuklu dönemine tarihleniyor. Kazılardan çıkarılan eserler, Adana Arkeoloji Müzesi ve Mersin Müzesi’nde sergileniyor. Mersin’in tarih sahnesine çıkışı 19. yüzyılın ortalarına rastlamaktadır. Bu dönemde henüz bir köy olan bölge, konar göçer bir Türkmen aşiretine ev sahipliği yapmış ve adını da bu aşiretten almıştır. Ayrıca Kapadokya bölgesinden gelen Rumlar kent nüfusuna hakim hale gelmişler ve 1850’de kentte 5.250 Ortodoks Rum’a karşılık 1.600 Müslüman yaşamaktaydı. Kentin kaderi özellikle Amerikan İç Savaşı sırasında dünyadaki pamuk kıtlığını gidermek amacıyla Çukurova’da gelişen pamuk üretimi ve bölgenin 1866’da demiryolu ağına bağlanması ile değişmiştir. Bu dönemde Mersin hızla, Çukurova’nın tarım ürünlerinin ihraç edildiği bir liman ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Şehrin bugünkü durumuna gelmesinde, şu anda azınlık olsalar da Hıristiyan Levantenlerin önemi yadsınamaz. Şehirde halen Levantenlere ait iki katedral bulunmaktadır, Latin-İtalyan Katedrali ve Arap-Ortodoks Katedrali. Ayrıca şehrin kuzeyine Rumlar için bir kilise yapılması da gündemdedir.

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Mersin

TURİSTİK YERLER

Cennet Cehennem Mağarası

Silifke Narlıkuyu yakınlarında bulunan Cennet Cehennem Çökükleri veya Cennet Cehennem Obrukları Cennet Cehennem Mağaraları olarak bilinmektedir.
CENNET ÇÖKÜĞÜ
Bir yeraltı deresinin yolaçtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m. ve 110 m. olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m. uzunluğunda ve en derin noktası 135 m. olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır.
Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana’ya ithafen yaptırılmış olduğu yazılmaktadır. Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.

CEHENNEM ÇUKURU
Cennet çöküğünün 75 m. kuzeyindeki Cehennem çukuru da Cennet çöküğü gibi oluşmuştur. Ağız çember çapları 50 m ve 75 m, derinliği 128 metredir. Kenarları içbükey olduğu için içerisine inmek mümkün olmamaktadır.
Mitolojiye göre; Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon’u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı’nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir.

KAYNAK: http://www.mersin.web.tr/cennet-cehennem-magarasi

Kanlıdivane

kanlidivane03

Kanlıdivane Mersin’e yaklaşık 50 km. uzaklıkta ve Erdemli – Silifke karayolunun 3 km. kuzeyindedir.
Helenistik Dönem’den, Geç Antik Dönem’e kadar M.Ö 2 ila M.S 7. yüzyıllar arasında yerleşim yeri olduğu anlaşılmıştır. Araştırmalar kapsamında ortaya çıkartılan poligonal örgülü bir sur duvarının varlığının tespit edilmiş olması burada Helenistik Dönem’de bir kale yerleşiminin olduğunu göstermesi açısından önemli bir veri olmuştur.
Kentin çevresinde kurulduğu obruğun içerisinde Armaronxas ailesine ait kaya kabartması vardır. 4 m. genişliğinde 2 m. yüksekliğindeki bir niş içerisinde yer alan kabartmanın sağ tarafında beş satırlık bir yazıt yer almakta olup yazıtta ailenin isimleri yazmaktadır. Obruğun batı duvarlarında ise Kilikya askeri olduğu düşünülen bir savaşçı kabartması yer almaktadır.
Obruğun etrafındaki ana yerleşim yerinde kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar yer almaktadır. Yerleşim yerinin güneybatısında M.Ö 2. yüzyılda inşa edildiği düşünülen kule, kentteki günümüze kadar ulaşan en eski yapıdır. Kitabesinde yazdığına göre kule, Tanrı Zeus için rahip krallardan Olbalı Tarkyaris’in oğlu Teukros tarafından yaptırılmıştır. Obruğun çevresindeki bazilikalar ise 4. yüzyıl sonları ile 6. yüzyıl ortaları Bizans dönemi eserleridir.
Yüzey araştırmalarında tespit edilen 15 atölye ile presler, pres yatakları, vida ağırlıkları, pres ağırlık taşları, kırma tekneleri ve kırma taşları gibi üretim araçları kentin özellikle geç antik dönemde önemli bir zeytinyağı üretimi merkezi olduğunu ortaya çıkarmıştır.

KAYNAK: http://www.mersin.web.tr/kanlidivane

 

Kızkalesi

Erdemli Korikos sahil kalesinin 200 m. açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye Kız Kalesi denir. Kızkalesi, Erdemli’ye 23, Mersin’e 60 km mesafededir.
Kızkalesi’ndeki ören yerlerinde kalelere, kiliselere, sarnıçlara, su kemerlerine, kaya mezarlarına, lahitlere, taş döşemeli yollara rastlanılmaktadır. Kıyıdaki kalenin 500 metre açığındaki küçük bir adacık üzerine kurulu kaleye, Kızkalesi denilmektedir.

Son yıllarda restore edilen ve büyük bölümü ayakta olan Kızkalesinin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 metredir. Kızkalesi ile sahildeki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştı. Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün İçel turizminin sembolü haline gelmiştir.
Kızkalesi’nde yerli ve yabacı turistlerin güvenle girebileceği biri 300 m., diğeri de 1.200 m. uzunluğunda iki plaj vardır. Kızkalesi, yerli ve yabancı turistlerin güvenle tatil yapabilecekleri bir yer haline gelmiştir. Eğlence ve alışveriş merkezleriyle dikkatleri çekmektedir. Yaz sezonunda kasabada yapılan kültür, turizm ve spor festivalleri kasabaya canlılık getirmektedir.

KAYNAK: http://www.mersin.web.tr/kizkalesi

MEŞHUR YEMEKLER

TANTUNİ

Tantuni, Mersin’e has bir dürüm çeşididir.

Bugün tüketilen tantuni iki çeşit etle yapılır. Sadece et içeren dürüme biftek, hem et hem de kuyruk yağı içeren dürüme ise tantuni denir. Bu fark özellikler tantunicilerde öğün ısmarlarken önem kazanmaktadır. Ayrıca son dönemlerde yoğurtlu tantuni de tantuni dükkanlarında satışa sunulmaktadır.

Yapılışı ise normal tantuniyi lokma halinde dilimleyip üzerine isteğe göre süzme yahut normal yoğurt dökerek toz biberli kızarmış yağı ekleyip servis etmektir.

Hazırlama ve Sunum

Çok küçük kuşbaşı doğranmış et haşlanır. Sac kızdırılarak yağ ve toz biber eklenir. Önceden haşlanmış et bu yağda çevrilir. Pişirme sırasında saca arada bir su eklenir. Amaç, hem sacın sıcaklığını kontrol etmek, hem de tantuninin sarılacağı ekmeği yumuşatmak için buhar sağlamaktır.

Pişen et sumaklı ve maydanozlu soğan piyazı, domates ve çeşitli baharatlar ile ekmek arası ya da dürüm yapılır. Genelde kullanılan çeşitler somun, açık ekmek ve lavaştır. Limon ve acı biber turşusu ile servis edilir.

Tantuni ustadan ustaya çok değişiklik gösterir. Tantuniye eklenen baharatlar ve otlar, malzemenin dürüm ya da somun içindeki katmanlaması, buhar ve yağ oranı, pişme süresi, saca toz biber yanında katılan diğer malzemeler bu değişikliklerden sadece birkaçıdır.

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Tantuni

 

CEZERYE

antepfistiklicezerye-490x300

Cezerye, özellikle Mersin bölgesinde yaygın tatlı türü. Havuç, toz şeker, ceviz ve hindistan cevizinden yapılır. Adını, Arapça’da havuç anlamına gelen (Cezer; جزر) kelimesinden alır. Rendelenen havuç önce haşlanır haşlandıktan sonra şekerle kavrulur. Üzerine hindistan cevizi; içine antep fıstığı, fındık, yer fıstığı ya da ceviz koyulur.

KAYNAK: https://tr.wikipedia.org/wiki/Cezerye

 

 

Antalya Gündoğmuş -Karadere köyü

Gündoğmuş, Antalya iline bağlı bir ilçedir.

Tarih

Geçmişi antik çağlara dayanan Gündoğmuş’un bugünkü yeri Romalılar döneminde iskan edilmiş bir yerdir. İlçe sınırları içerisindeki Roma harabeleri, Taşahır Mevkiindeki Kaseyir Şehri harabeleri, Senir Köyü yakınındaki Kese Mevkiindeki Roma Harabeleri en eski harabeler olma özelliğini taşıdığı söylenebilir. Daha sonraki dönemlerde, özellikle Malazgirt Zaferi sonrasında Anadolu’nun Türkleşmesi döneminde, şehir Selçuklular’ın egemenliğinde kalmış ve II. Bayezid döneminde de Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.

Bir rivayete göre; Konya’nın İksile Köyü’nden çeşitli sebeplerle ayrılan bir ailenin bu bölgeye yerleştiği ve sonralarıda buraya “Eksere” denildiği söylenmektedir. Eksere Köyü 1936’ya kadar Akseki’ye bağlı bir köy iken 1936’da “Gündoğmuş” adıyla ilçe yapılmıştır.

images (1)

Coğrafi konum

Batı Toros Dağları’nın, Geyik Dağı eteklerine kurulmuş bir ilçedir. Yüz ölçümü 1323 km² olup denizden yüksekliği 900 m’dir. Dağlık alanları ormanlarla kaplıdır. Alara Çayı doğu- batı yönünde ilçeyi böler.

Akdeniz iklimi’nin hakim olmasına karşın kışın biraz daha karasal iklim özellikleri gösterir. Bu nedenle kışın biraz sert geçer.

Antalya’ya 149 km uzaklıkta olan Gündoğmuş ilçesi, Akseki – Manavgat Karayoluna da 36 km’lik asfalt bir yolla bağlanır.

images

Ekonomi

İlçede işsizlik oranı çok yüksek düzeyde olup genç işgücü sahil ilçe ve beldelerindeki turizm sektörüne yönelmiş olduğundan ilçe sürekli göç vermektedir. İlçe istihdamında en önemli payı, mevsimlik işçi istihdam eden Orman İşletme Müdürlüğü almaktadır.

İlçede önemli bir sanayi kuruluşu mevcut değildir. Engebeli arazi yapısından dolayı tarım alanlarının sınırlı olması, tarımın teras şeklinde küçük alanlarda yapılmasına neden olmuştur.

Köylerde hayvancılık önemli bir yer tutmaktadır. Arıcılık, merkez dahil ilçe ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Köylerde kısmi olarak sebze ve meyve yetiştirilmektedir ancak sadece ihtiyaca yöneliktir. Mevsimlik işçilik yaygın olup halk yazın sahil ilçelere pamuk toplamaya gitmektedir.

Nüfus

Gelir kaynaklarının azlığı sebebiyle dışarıya sürekli göç veren bir ilçedir.

Yıl Toplam Şehir Kır
1965[4] 16.368 1.662 14.706
1970[5] 18.097 1.882 16.215
1975[6] 16.551 2.078 14.473
1980[7] 18.344 2.325 16.019
1985[8] 17.948 3.052 14.896
1990[9] 20.409 4.554 15.855
2000[10] 21.513 5.021 16.492
2007[11] 9.446 2.095 7.351
2008[12] 9.246 2.135 7.111
2009[13] 9.783 2.028 7.755
2010[14] 9.163 1.991 7.172
2011[15] 8.451 1.988 6.463
2012[16] 8.053 2.003 6.050
2013[17] 8.162 8.162 veri yok
2014[18] 7.949 7.949 veri yok
2015[19] 7.583 7.583 Veri yok

indir

Kültürel değerler

Arkeolojik kalıntılar olarak; Taşahır mevkiinde Kaseyir, Senir köyünün iki kilometre doğusunda Kese harabeleri, Merkez ilçe içerisinde Gedefi harabeleri , Karadere köyü, Hisar ve Kiliseönü mevkiindeki tarihi harabeler, Penbelik, Çayırözü ve Narağacı köyleri arasındaki tepelerdeki harabeler, Köprülü bucağına bağlı Karaköy, Bedan ve Balur (Akyar/Akyarı) köylerindeki tarihi harabeler, Güzelbağ bucağı içerisindeki henüz kazısı yapılmamış Ayasofya şehri sayılabilir.

İlçe merkezinde ise; Cem Sultan’in Silifke Valiliği döneminde yaptırıldığı sanılan Cem Paşa Cami ilçenin kültürel değerlerindendir.

İlçede çok fazla yayla yeri bulunmaktadır. Bunların bir kısmı Aliahmetler, Elibeyler, Kadılar gibi aile isimleriyle bilinir. Bir başka yayla da Çaşır yaylasıdır. İlçenin bu doğal güzelliğini keşfedenler tarafından yayla turizmi anlamında ekonomik bir faaliyet son yıllarda gelişmeye başlayan bir konudur.

İlçe merkezinde de birçok piknik alanı bulunmaktadır. Pınarbaşı mevkindeki bu ormanlık alan koruma altına alınarak milli park olması için çalışmalar sürdürülmektedir.

Eğitim

İlçe merkezinde Merkez İlköğretim Okulu, Şehit Orman Mühendisi Abdullah Aydın Yatılı İlköğretim Bölge okulu  ve Gündoğmuş Lisesi olmak üzere üç okulda eğitim verilmektedir. Yatılı okulda uzak köylerin okuma imkânına sahip olmayan çocuklarına eğitim ve öğretim verilmektedir.

Kaynak:www.memleketim.com

muğla

grf-18

Ege Bölgesinin güneyinde yer alan Muğla, Asar dağı eteklerinde ovaya doğru yayılmış, kendine has mimarisi, daracık sokakları ve her biri turizm merkezi ilçeleri ile tam bir turizm cennetidir.

Yerleşim tarihi M.Ö. 3000’lerdeki Doğu Yunanistan ile Batı Anadolu kıyıları arasındaki karşılıklı göç hareketleriyle başlamaktadır. Bölgedeki ikinci büyük göç olayı M.Ö. 12. yüzyıl başlarındadır. Muğla bölgesine hâkim olan Karialılardan sonra M.Ö. 1200’lerde gelen kolonistlerin egemenliği görülür. Daha sonra Pers, Makedonya egemenliğine giren bölge Büyük İskender’in ölümüyle sırasıyla Seleukosların, Rodos Krallığı’nın, Roma ve Bizans İmparatorluklarının egemenliğine girmiştir.

1261 yılından sonra Menteşe Beyliğiyle Türklerin eline geçen Muğla, Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlıların egemenliğine geçmiş ve sancak yapılarak, Anadolu Eyaleti’ne bağlanmıştır.

Muğla’da Akdeniz iklimi etkisinde kalan kara iklimi hüküm sürmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yağışlar genellikle Kasım ve Mart ayında yoğundur. Yıllık sıcaklık ortalaması 14.9’dur.

Kaynak: www.eglenin.net

Konya/Akşehir

Tarih boyunca hep önemli bir yerleşim, ticaret, kültür merkezi olan Akşehir’e ait ilk arkeolojik bulgular Neolitik Dönem’e kadar uzanıyor. Etiler zamanında Akşehir’in adı Thymbrion’ dur. Zamanla Frikya egemenliğine daha sonra Anadolu‘ da egemenlik kuran Lidyalılar’ın yönetiminde kalan Akşehir’in önemi daha da arttı. “Krallar Yolu” Akşehir’den geçmekteydi.Akşehir Helenistik dönemde Phrygia tiranı Philomelos tarafından kuruldu. İlk yerleşim alanı bugünkü kentin kuzey-batısında, sultan dağının kuzey yamaçlarındaydı. Kent roma döneminde Philomelium (Bal Sevenler) adını aldı.

indir (1)Müslüman Araplar birçok kez yağmaladıkları kente Belde-i Beyza (Beyaz Şehir) adını verdiler. Malazgirt    Savaşı’ nın ardından başlayan Anadolu’ nun türkleşmesi sonucunda Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından alınan kentin bundan sonra adı ve kaderi değişir. Nehçet-ül menazil’de buraya gelen hükümdarlardan birinin çiçek açmış ağaçlardan esinlenerek”Akşehir” dediği rivayet edilmektedir. Akşehir’in günümüzde sahip olduğu eserlerin pek çoğu Selçuklular zamanında yapılmıştır. Bu dönemde kent zenginleşir ve gelişir. Horasan illerinden Seyyid Mahmud Hayrani, Nimetullah Nahçevani gibi din bilginleri Akşehir’e göç ederek bu toprakların manevi dokusunun değişmesine katkıda bulunurlar.

indir (2)Selçuklu devleti’nin çökmesiyle önce Eşrefoğulları,sonra da yüz yıl Hamitoğulları yönetir. Kenti beyliklerden günümüze sadece Marif köyündeki Şeyh Hasan Türbesi ile mezar taşları ulaşır. Akşehir 1381 yılında Murat Hüdavendigar’a satılır. Yıldırım Beyazıt 1402 yılında Timur’a yenilince, Ferruhşah Mescidi’nin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder. Timur’un zulmünden bunalan halk, Nasreddin Hoca’yı dirilterek doymak bilmeyen fillerden kurtulmanın çaresini arar. Fetret döneminde kısa bir süre Karamanoğulları eline geçen Akşehir, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1467 yılında fethedilir ve cumhuriyete kadar sürecek olan kesintisiz Osmanlı Hâkimiyeti başlar. 15. Yüzyılın sonlarına doğru çeşitli etnik ve dinsel kökenden gelen kavimlerin barış ve kardeşlik içerisinde bir arada yaşadığı günler başlar.

Sevr Antlaşması ile, Akşehir İtalyanlar tarafından işgal edilir. İtalyanlar hıristiyan mahallelerindeki evlere yerleşirler. Ancak işgal günleri uzun sürmez. Çınaraltı Mescidiavlusundaki çınarın üstünde yuvalanan leyleğe ateş eden İtalyanların silah seslerini duyan halk sokağa fırlar. Bunu bir ayaklanma sanan işgal kuvvetleri toparlandıkları gibi şehri terk ederler. Ancak Anadolu’nun topyekûn kurtuluşu bu kadar kolay olmayacaktır.indir (3)

Mustafa Kemal kumandasındaki ordu, Kurtuluş Savaşı’nı, halkla birlikte büyük sıkıntılar içinde sürdürecektir. Sakarya Meydan Muhabereresi’nden sonra 18 Kasım 1921’de Garp Cephesi Karargâhı Akşehir’e nakledilir. 24 ağustos 1922’ye kadar sürecek olan dokuz ay on günlük sürede taarruz hazırlıkları Akşehir’den yönetilir, planlar burada yapılır. Akşehir ve köylerine birlikler yerleştirilir. Kumandan İsmet ( İnönü ) Paşa TBMM’ den ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ dan aldığı emirlerle “Büyük Taarruz” un hazırlıklarını 9 ay boyunca Akşehir’ de yapar. Akşehir, bir anlamda sinesinde Büyük Taarruz’u doğuma hazırlar.Garp cephesi komutanı Mirlavi İsmet Bey bu sürede sürekli Akşehir’de kalır. Mustafa Kemal Paşa’da hazırlıkları kontrol etmek için defalarca Karargâha gelir. 1922 yılının 28 Temmuz günü birfutbol turnuvası bahane edilerek bütün ordu komutanları Akşehir’de buluşur ve son hazırlıklar gözden geçirilir.
images Nihayet ağustos sonunda taarruza karar verilir. 24 Ağustos 1922 günü sabahı ordu harekete hazırdır. Namaz kılınır, Nasreddin Hoca’nın Türbesi ziyaret edilir. Mustafa Kemal’ in askerleri Akşehirlilerin alkış ve dualarıyla cepheye uğurlanır.

Ünlü yazarımız, hemşerimiz Merhum Tarık Buğra, Küçük Ağa romanında işte o günlerin Akşehir’ini anlatmıştır. 24 Ağustos her yıl Akşehir Onur Günü olarak coşkuyla kutlanır. O umut yüklü mücadele günlerinin anısına Garp Cephesi Karargâh Binası bugün aynı isimle Müze olarak hizmet vermektedir.

Kaynak: http://www.aksehir.bel.tr

1 14 15 16 17 18 64