Dev Yatırım Yapılan EXPO Kapılarını Yarın Açıyor!

EXPO 2016 Antalya, 22 Nisan Cuma günü gerçekleşecek görkemli bir törenle açılacak. İlk kez Türkiye’de kapılarını açmaya hazırlanan EXPO için 1,7 milyar liralık yatırım yapıldı.

Dev yatırım yapılan EXPO kapılarını yarın açıyor!

Antalya’nın Aksu ilçesinde 1,7 milyar liralık yatırımla hayata geçen Expo 2016 Antalyakapılarını açıyor. Olimpiyatlar ve Dünya Kupası‘nın ardından en büyük organizasyon kabul edilen Expo, ilk kez Türkiye’de kapılarını açmaya hazırlanıyor.

Felsefesi ‘Gelecek Nesiller için Yeşil Bir Dünya’, teması ‘Çiçek ve Çocuk’, sloganı ise ‘Geleceği Yeşertmek’ olan EXPO 2016 Antalya, 22 Nisan Cuma günü gerçekleşecek görkemli bir törenle açılacak. Antalya’nın Aksu ilçesinde kurulan bin 121 dönümlük sergi alanı, 191 gün boyunca ziyaret edilebilecek.

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN AÇACAK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, yabancı devlet başkanları, bakanlar, büyükelçiler ve binlerce davetlinin katılımıyla gerçekleşecek resmi açılış töreninde unutulmaz bir görsel şov yaşanacak. Ulusal ve uluslararası kongrelerin, panellerin, toplantıların ve seminerlerin organize edileceği EXPO 2016 Antalya’da kültürel ve sanatsal etkinlikler de ziyaretçilerle buluşacak.

Türkiye ve Antalya için kalıcı bir eser olacak Expo alanında katılımcı ülkelerin bahçe kültürlerini tanıtacağı ülke alanlarının yanı sıra; Antalya’nın önemli simgelerinden olan tarihi Hadrianus Kapısı’nı sembolize eden Expo Kulesi, Türkiye’nin ilk Tarım ve Biyoçeşitlilik Müzesi, 6 bin 500 kişi kapasiteli Kongre Merkezi, 5 bin ve 800 kişilik iki adet Amfi Tiyatro bulunacak.
Ayrıca çocukların eğlenerek öğrenmesini sağlayan etkinliklerin düzenleneceği Çocuk Adası, Çocuklar için Bilim ve Teknoloji Merkezi, aileler ve çocuklar için aktivitelerin gerçekleşeceği Kır Aktivite Alanı, Expo Gölü, Expo 2016 Antalya’nın sembol çiçeği Şakayık şeklinde teras, Expo Tepesi, Expo Ormanı, Expo Meydanı, Kültür ve Sanat Sokağı ile mimari kültürümüzün yansıtılacağı restoranlar sokağı da alanda yer alacak.
Expo farklı bir alanda doğa, çevre ve bahçecilik turizmi konusunda yepyeni bir kitleyi de Antalya’ya çekecek. Ayrıca turizm ürünlerini çeşitlendirecek, yerli ve yabancı turist hacmini artırarak kentin kalkınmasına, istihdamın ve refahın artmasına katkıda bulunacak. Gerekli tüm üst düzey güvenlik önlemlerinin alındığı organizasyon geçmesi için ekipler gece gündüz görev başında olacak.

İNDİRİMLİ BİLET FIRSATI

Organizasyona girişte kullanılacak sezonluk kart ve biletler için indirim kampanyası 22 Nisan’da gece yarısı sona erecek. EXPO 2016’nın ziyaretçilerini ağırlamaya başlayacağı 23 Nisan gününden itibaren ise gişe fiyatları geçerli olacak.
İndirimli kampanya boyunca sezonluk kartlar yetişkinler için 60, öğrenci ve 65 yaş üstü olanlar için 30; tek girişlik biletler yetişkinler için 20, öğrenci ve 65 yaş üstü olanlar için ise 10 TL’den satılacak. 23 Nisan’dan sonra geçerli olacak kapı fiyatlarında ise yetişkinler için tek girişlik bilet 60, öğrenci ve 65 yaş üstü için 30, sezonluk kart ise yetişkinler için 180, öğrenci ve 65 yaş üstü için 90 TL’den satılacak.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ziyaretçilerini ağırlamaya başlayacak olan EXPO 2016 Antalya’nın ilk gününde, Türk Yıldızları Akrotimi nefes kesen bir gösteriye imza atacak.
Türk Yıldızları, 1914 yılında kurulan Türk Hava Kuvvetleri‘nin bir parçası olarak dünyada sekiz süpersonik savaş uçağıyla gösteri yapan tek akrotim ekibi özelliği taşıyor. Türk Yıldızları kuruluşundan bugüne gerçekleştirdiği gösterilerle tüm dünyada adından söz ettiriyor. Dünyanın birçok noktasında yaptıkları gösterilerle isimlerini dünya literatürüne yazan Türk Yıldızlarını gösterilerinde binlerce kişi izliyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, Expo alanında 3 bin 200 metrekarelik bir alanda tanıtımlarını gerçekleştirecek. Dev fuarda Ankapark tanıtım alanı bin 240 metrekare peyzaj alanı, 414 metrekare kapalı alan, 210 metrekare roller coaster alanı, 105 metrekare dinozor alanı, 414 metrekare fıskiye gösterileri ve çeşitli etkinliklerin düzenleneceği havuz ve sahne alanından oluşacak.

25 BİN YENİ AĞAÇ

Projesi yaklaşık 3 yıldır süren Expo 2016 Antalya yaklaşık 1,7 milyar liraya mal oldu. 120 türde yaklaşık 25 bin ağacın dikildiği alanda 945 yıllık zeytin ağacı ile sanatçılar tarafından dikilen ağaçlar da yer alıyor.

900 MİLYON LİRALIK ULAŞIM YATIRIMI

Organizasyon kapsamında sadece hafif raylı sistem için yaklaşık 900 milyon liralık yatırım yapıldı ve kent demir ağlarla donatıldı. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından kent merkezinden havalimanı ve Expo sergi alanına aktarma yapmadan ulaşımı sağlamak amacıyla 20,6 kilometrelik tramvay hattı yapılarak, kentteki raylı sistem miktarı 32 kilometreye çıkarıldı.

EN YÜKSEK İKİNCİ KATILIM

Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) verilerine göre, A-1 kategorisindeki botanik Expo’lar içinde en yüksek katılımın olduğu şehir Osaka oldu. Osaka’da 1990 yılında düzenlenen Expo’ya 78 ülke katıldı.

Osaka’dan sonra Expo 2016 Antalya, katılımcı ülke sayısı bakımından en yüksek rakamın gerçekleştiği ülke oldu. Antalya’ya katılmak üzere sözleşme imzalayan ülke sayısı 51’e ulaştı.

 

KAYNAKÇA :
http://www.milliyet.com.tr/dev-yatirim-yapilan-expo/ekonomi/detay/2231123/default.htm

Makinenin Anavatanına Makine Satıyoruz

 

Hannover Endüstri ve Sanayi Fuarı’na katılan Türk makinacılar, ‘Almanya’ya satan tüm dünyaya satar. Uzun vadeli düşünüyoruz. Almanya pazarında geçici olmayacağız” dediler.
Makinenin anavatanına makine satıyoruz

Kadife Şahin

Almanya’da düzenlenen dünyanın en ilgi gören makina fuarlarından biri olan Hannover Endüstri ve Sanayi Fuarı’na Türk makinacılar da katıldı.
Eşinin rahatsızlığı nedeniyle fuara katılamayan ancak Türk basın mensuplarına video konferans üzerinden açıklamalarda bulunan Makine Tanıtım Grubu (MTG) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran, Türkiye’nin son 30 yıllık süreçte turizm, tekstil ve inşaata öncelik verdiğini ve bu sektörlerde dönüşümünü tamamladığını belirterek yol alınacak yeni sektörün makina sektörü olduğunu söyledi. Dünyanın endüstri 0.4’dü konuştuğunu belirten Dalgakıran şöyle konuştu:
“Teknoloji üreten sektörlere dönüşmemiz gerekiyor. Bu teknolojinin de en fazla makina sektöründe olduğunu söyleyebiliriz. Makina sektörü sadece makina değil, teknoloji, bilgi, katma değer, kültür ve istihdam demek.
Dünya birbiriyle konuşan makinaları konuşuyor. Bizim de artık birbiriyle konuşan bir ülke olmamız gerekiyor. Kısa vadede ne yapmamız gerektiğinin cevabını vermemiz lazım. Dünya endüstriyel bir dönüşüm geçiriyor. Mesafeyi kapatacak teşvik ve desteklerin verilmesini bekliyoruz. Kendisiyle yarışan bir ülke olmaktan çıkıp, dönüşümü yapanlarla yarışmalıyız. Buna en hazır ve doğru sektör makina sektörüdür.”

‘Çin arkaya atılıyor’
MTG Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Kutlu Karavelioğlu, basın toplantısında şöyle konuştu: “Almanya ve ABD’nin daha rekabetçi olabilmek üzere Çin’de yaptıkları yatırımlar, Çin’i dünyanın en büyük makine ihracatçısı yaptı. Makine üretimi ve yüksek teknoloji birbirlerinden ayrılamaz kavramlar olduğundan Çin’e karşı bir zaaf içine düştüler. Endüstri 4.0’ı küresel rekabetin yeni arenasıdır.  Obama’nın varlığı da Çin’i arka palana itmek içindir.”

‘Teknoloji ve altyapıda yeni bağlantılar kurduk’
MTG Yönetim Kurulu Üyesi Sevda Kayhan Yılmaz, “Avrupa ekonomisinin en güçlü oyuncusuAlmanya, gücünü makine sektöründen alıyor ve bu alanda her yıl 200 milyar doların üzerinde bir ciro gerçekleştiriyor. Türkiye’nin makinecileri için bu pazarının öneminin farkındayız ve yaptığımız çalışmalarla yeni işbirlikleri geliştiriyoruz. Tanıtım faaliyetlerimiz sayesinde artık burada da değer ve saygı gören bir oyuncuyuz. Üstelik sadece ticari olarak değil teknoloji ve altyapı konusunda da yeni bağlantılar kuruyoruz” dedi.
Katılımı en fazla 5. ülke Türkiye
ABD ve Almanya arasında devam eden Transatlantik Anlaşması görüşmeleri nedeniyle tüm dünyanın merakla izlediği Hannover Endüstri ve Sanayi Fuarı’nda bu yıl partner ülke ABD oldu. Toplam 60 ülkeden 5,000’in üzerinde katılımcı firmayla gerçekleşen Hannover Fuarı’na Türkiye de güçlü bir şekilde katıldı.
Türkiye’nin Makinecileri ABD Başkanı Obama ve Almanya Başbakanı Merkel ile birlikte dünya genelinde yüzbinlerce kişinin izlediği fuarın Açılış Seremonisi’nin sponsorlarından biri olurken, 137 katılımcı firmayla da fuarda adeta gövde gösterisi yaptı. Son 10 yılda ihracat alanında yaptığı sıçramayla Türkiye ekonomisinin en aktif oyuncularından biri haline gelen makineciler, Hannover Messe’ye en çok katılım sağlayan 5. ülkenin Türkiye olmasını sağladı.

Etiketler: ABD,Çin,Avrupa,Almanya
KAYNAKÇA :
http://www.milliyet.com.tr/makinenin-anavatanina-makine/ekonomi/detay/2235194/default.htm

Halkla İlişkiler Uzmanınedir ne iş yapar, Halkla İlişkiler Uzmanınedir nasıl olunur

HALKLA İLİŞKİLER UZMANI

Özel kuruluşlarda ve kamu kurumlarında; kurumu halka tanıtacak, kurumun çalışmalarına karşı halkta ilgi uyandıracak, kurum hakkında çevrede olumlu izlenimler yaratacak ilişkileri kurabilen kişidir.

Görevleri;
-Tanıtıcı haber bültenleri, broşürler, raporlar hazırlamak,
-Yapılacak etkinlikleri kitle iletişim araçları ile halka duyurmak,
-Basın toplantıları, sergiler, konferanslar hazırlamak,
-Konusuyla ilgili yazıları basında izlemek, kupürleştirmek, cevaplar hazırlamak,
-Halkla ilişkiler konusunda eğitim verilmesi için program hazırlamak,
-Yöneticilerin konuşma metinlerini ve yazışmalarını hazırlamak,
-Toplantı, tören, kutlama ve kokteyllerin düzenini sağlamak,
-Kurum adına sanat etkinlikleri düzenlemek,
-Kamuoyundaki imajın belirlenmesi amacıyla anketler düzenlenmesini sağlamak,
-Yapılacak faaliyetler için bütçe hazırlamak, malzeme miktarını ve elemanların sayısını ve niteliğini belirlemektir.

Halkla İlşkiler alanı programında okumak isteyen bir öğrencinin;
-Toplumsal, siyasal ve ekonomik olayları kavrayıp yorumlayabilen,
-Ülke ve dünya gündemini yakından takip eden,
-Araştırmayı seven,
-İletişim becerileri güçlü,
-Entelektüel gelişmeyi amaçlayan,
-Dikkatli, görsel hafızası güçlü,
-Problem çözme yeteneğine sahip,
-Hızlı öğrenebilen,
-İkna yeteneği olan,
-Fikir üretmeyi, okumayı ve tartışmayı seven,
-Olaylar arasında neden-sonuç ilişkilerini görebilen, olacakları sezebilen,
-İnsan ve toplum bilimlerine ilgi duyan,
-Zekâsını kullanarak olayları haber olarak algılayabilen ve topladığı bilgileri haber formatında yazabilen,
-Diksiyonu düzgün,
-Aktif, hareketli ve düzensiz bir yaşama biçimine hazır olan,
-Dış görünüşüne ve giyimine özen gösteren,
-Gurup çalışmasına yatkın,
-Objektif kişiler olması gerekir.

Çalışma ortamları;
Halkla ilişkiler uzmanı, büro ortamında görev yapar, zaman zaman diğer kuruluşlarda düzenlenen toplantılara, seminerlere, sergilere katılabilir. Çalışırken gazetecilerle, reklâm uzmanlarıyla,müşterilerle, meslektaşlarıyla, yöneticilerle ve diğer çalışanlarla iletişim halindedir.

İş bulma İmkanları;
Halkla ilişkiler ve tanıtım elemanı, bürolarda, otellerde, gazetelerde, yayıncılık alanlarında,bankalarda, reklâm ajanslarında, fabrikalarda, hastanelerde, çeşitli kuruluşların organizasyon faaliyetlerinde çalışma olanağına sahiptir..

Eğitim imkanları;
Gazetecilik, Halkla İlişkiler Uzmanlığı, Radyo-TV-Sinema bölümlerine girebilmek için ÖSYM tarafından düzenlenen sınavda yeterli sözel (SÖZ) puanı almak gerekmektedir.

Halkla ilişkiler uzmanlığı meslek eğitimi üniversitelere bağlı “İletişim” , “İşletme” ve “İletişim Bilimleri” fakültelerinin “Halkla İlişkiler ve Tanıtım”, Halkla İlişkiler”, “Halkla İlişkiler ve Reklâmcılık”,“Reklâmcılık ve Halkla İlişkiler” bölümlerinde verilmektedir.

KAYNAK:http://www.forumlordum.net/meslek-bilgileri/70972-halkla-iliskiler-uzmani-nedir-gorevleri-nelerdir.html

Anadolu Üniversitesi İletişim Aysun-Yuksel4Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. N. Aysun Yüksel ile sinemadan kadına, toplumsal cinsiyetten iletişime kadar geniş bir yelpazede söyleşi yaptık.
Keyifle okumanızı dileriz.

Kaan Öztamur
Çırak İletişimci
Anadolu Üniversitesi
İletişim Tasarımı ve Yönetimi Bölümü
Halklailiskiler.com.tr


Doç. Dr. N. Aysun Yüksel
Verdiğiniz lisans ve lisansüstü derslerde “iletişim, Türk sineması ve medyada toplumsal cinsiyet”i anlatıyorsunuz. Global Media Monitoring Project WACC-Women’s Programme isimli uluslararası çalışmada da danışman olarak görev almıştınız.
Bu nedenle biz de sorularımızı bu bazda şekillendirdik. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Küresel hareketliliğin egemen olduğu çağımıza karşın fazlasıyla yerleşik bir hayat süren, doğma büyüme Eskişehirli biriyim. 1991 yılında mezun olduğum Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümünün öğretim üyelerinden biri ve aynı zamanda bölüm başkanıyım. Dediğim gibi kök salmış, yerleşik bir hayatım var. Belki bunda Eskişehirli bir meslektaşımla evli olmak da etkili olmuştur. Bir de üniversiteye giden bir kızım var. O bu döngüyü kırdı ve İstanbul’da yaşıyor. Derslerim sizin de sözünü ettiğiniz alanlarla alakalı. Bunun dışında uzun bir süre üniversitenin televizyonunda haftalık film tanıtımları yaptım. Ardından, bunu radyoya taşıdım. Her hafta vizyona giren filmlerden birini izleyip, kısaca değerlendiriyor, düşüncelerimi paylaşıyorum. Mesleğimizin doğal uzantısı olarak alanımla ilgili yazdıklarım var. Böyle tanıtabilirim kendimi…

Dünya genelinde ele alındığında, cinsiyetler arasındaki eşitsizlik ve ayrımcılık konusunda ülkemiz nasıl bir durumda?
Durumumuz çok parlak değil tabii. Ama şunu da göz ardı etmemek gerek; bu olumsuz koşullar yalnız bizim ülkemize özgü değil. Birçok sorunu aşmış ve çözmüş gözüken Batı toplumlarında bile hala pek çok sorun var. Bizde durum biraz daha karamsar bir tabloya yol açıyor. Pek iç açıcı bir manzara yok. Profesyonel yaşamda da, özel alanda da eşitlikten söz etmek güç. Ama ben o kadar da karamsar değilim gelecek için, dürüst olmam gerekirse. Bu eşitsizlik bir günde ortaya çıkmadı. Bir günde de ortadan kalkmayacak. Biz çabaladıkça, umutsuzluğa kapılmadan üstüne gittikçe yavaş da olsa bazı şeyler değişecek. Sadece biraz sabırlı, ama ondan önemlisi çok azimli olmamız gerek…

“80’ler ülkemizde kadın hareketi için önemli bir zamandır”

Türk sinemasına baktığımızda kadın ve erkek olgusunun günümüze kadar geçirdiği dönemlere değinecek olursak kültürel olarak toplumsal bir değişme söz konusu mu sizce?
Sözünü ettiğiniz sinemanın toplumu aynalayan bir araç olmasıysa… Elbette sinema, içinde var olduğu toplumdan etkilenir. Bu hemen her sinema için geçerli. Sonuçta sinemacı da başka bir evrenden gelmiyor ki. O toplumun bir parçası. Dolayısıyla, yaratılanlar doğal olarak bir biçimde ilintili toplumsal yaşantıyla. Ama elbette o anlatıyı yaratan kişi öznelliğini aktarıyor. Dolayısıyla tam bir aynalamadan söz edemeyiz. Ama bir etkilenme söz konusu. Bizim sinemamız özelinde baktığımızda ise sinemamızın siyasi konjonktürden, ekonomik gelişmelerden tarih boyunca çok etkilendiğini görüyoruz. 50’lerde Demokrat Parti döneminde artan iç göç, kısa yoldan refaha ulaşma gibi temalar sinemamızda da karşılığını bulmuş, anlatılar içinde de mağdur çoğunluk kadınlar olmuştur. Şehir hayatına ayak uyduramayan genç kızlar, yoldan çıkanlar, yuvası dağılanlarla bezeli melodramlar, anlatılar karşımıza çıkar. 70’lerde hem seks filmleri furyası nedeniyle kadının sömürüsü söz konusudur hem de tema olarak doğu ve güneydoğudaki sorunlar öne çıkar. Burada da kadın yine mağdur durumdadır. 80’ler ülkemizde de kadın hareketi için önemli bir zamandır ve bu hareket Atıf Yılmaz filmlerinde karşılığını bulur. Ama bu da devamlılığı olan bir hareket değildir. Örnekleri çoğaltmak olanaklı tabii…
Doç. Dr. N. Aysun Yüksel
60’lı ve 70’li yıllarda bugüne gelindiğinde günümüz sinemasında artık bir kadın bakış açısının varlığından söz edebilir miyiz?
Hayır hala bunu söylemek çok mümkün değil. Evet, kadın yönetmenlerimiz var. İyi örneklerle de karşılaşıyoruz. Ama süregiden, oturmuş bir kadın bakış açısından söz etmek olanaklı değil bana göre.

“Kadın” olgusu özellikle reklamlarda hep ön planda tutulur. Biscolata markası ise ilk defa kadın ögesi yerine erkeği kullandı ve büyük ses getirdi. Siz bu reklam çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben bunlara yanlışın yeniden üretimi olarak bakıyorum. İlk etapta sanki olumlu bir tersine çevirme gibi görünüyor ama bedenin haz aracına dönüşmesi bizim en çok eleştirdiğimiz şey. Yanlışladığımız bir şeyin yeniden üretimi hoş karşılanabilir mi? Üstelik bu reklamdan “Biz bugüne kadar kadın bedenini sömürdük. Bu yanlıştı. Bunun özeleştirisini yapıyoruz” gibi bir anlam da çıkmıyor. Aynı mantıkla yola çıkan bir reklam metni ve stratejisi. Sadece nesnesi farklı.

“Halkla İlişkiler mesleğinde kadın modeli çok haksız temellere ve ön yargılara dayanıyor…”

Halkla İlişkiler sektöründe de yıllardan beri süregelen bir ‘kadın’ modeli vardır. Bu durumun kadının toplumda metalaştırılmasıyla bir ilgisi olabilir mi?
Doç. Dr. N. Aysun Yüksel Bu yerleşik modele kökten karşıyım. Üstelik halkla ilişkilerin yalnızca kadın alanı olarak tanımlanmasına da karşıyım. Evet, erkekler pek çok iş alanında ön planda, karar merciinde. Böyle bakınca kadına atfedilen bir iş kolunun olması olumlu gibi algılanabilir. Ama bir, bu iş kolundaki kadın modeli çok haksız temellere ve önyargılara dayanıyor, iki cinsiyetçi bakış açısına dayalı olduğu için eleştirdiğimiz bakış açısını yeniden üretmiş oluyoruz. Üstelik erkekten halkla ilişkiler uzmanı olmazmış gibi bir izlenime yol açıyor. Bence doğru değil bu. Siz metalaştırmadan söz etmiştiniz değil mi? Konuyu dağıttım biraz… Benim uzmanlığım reklam halkla ilişkiler üzerine değil. Dolayısıyla çok iri sözler söylemek istemem. Ama bu kadının metalaştırılmasının yanı sıra halkla ilişkilerin tanımının yanlış yapılmasından, içinin boşaltılmasından kaynaklanan bir durum. Aksi halde, halkla ilişkiler uzmanı adeta tek işi mihmandarlık olan, sürekli gülümseyen, uzun boylu, alımlı, sarışın kadın stereotipine dayanabilir miydi?

İş hayatında kadının yeri geçmişe nazaran daha iyi bir konumda denebilir mi?
Buna çok katılmıyorum. Aslında bu da görece bir kavram. Kadın istihdamında belirgin bir artış olmadığı gibi, kadını iş yaşamından uzaklaştıran politikalar ve özendirici uygulamalar var. Kaldı ki çalışan kadınların çok azını karar mekanizmalarının başında görüyoruz. Dolayısıyla, kadın çalışsa bile kendi yararına, pozitif bir ayrımcılıkla karşılaşması çok zor. Kadın yöneticilerin pek çoğu da erkek dünyasında var olabilmek için en az erkekler kadar katı oluyorlar. Bu konuda yapılmış çok güzel çalışmalar var. Bir nevi kısır döngü içindeyiz. Yani, pembe bir tablo yok karşımızda. Ama genel anlamda, üretime katılan, kazanç sahibi kadının özgüvenli olacağına, kendi kararlarını alabileceğine, haklarına sahip çıkacağına inanıyorum. Dolayısıyla, çok önemli kadının iş yaşamında olması.

Şirketlerde genellikle kota uygulaması olmadan kadın çalışanların sayısı arttırılmıyor. Sizce şirketlerde kadın çalışanların sayısının artırılması ne gibi olumlu sonuçlar doğurur?
Öncelikle bireysel olarak kadının özgürleşmesi, özgüveninin artması açısından, üretime katılıp söz sahibi olabilmesi için çalışması çok önemli. Buna biraz önce de değindim. Bireyden toplumun bütününe ulaştığımızda bu pozitif tablo tüm ülkeye yansıyacaktır. Sonuçta bu toplumu en iyi ihtimalle yarı yarıya oluşturuyoruz ki kadın nüfusu birçok ülkede daha fazla, niçin üretimin, yönetimin bir parçası olmayalım? Kadının tek işi çocuk doğurmak, çocuk büyütmek, aileyi ayakta tutmak değil ki. Bu kıstırılmış yaşam biçimi toplumun bütününe de olumsuz yansıyor bana kalırsa…

Tekrar sinemaya dönersek… Bu yıl verilen Oscar ödüllerinde sizde hayal kırıklığı yaratan ya da sizi şaşırtan bir film oldu mu?
Aslında olmadı. Bu sonuçları bekliyordum. Oscar’ın kendi içinde bazı dinamikleri var. Bu dinamikler açısından tutarlı buldum verilen ödülleri. Ama en büyük mutluluğum Cate Blanchett’e verilen ödül oldu. Bana göre yaşayan en önemli kadın oyunculardan biri…

Anadolu Üniversitesi’nin bu yıl 16’ncısını gerçekleştirdiği Uluslararası Eskişehir Film Festivali’ne de değinmek istiyorum. Nasıl başladı bu anlamlı proje?
Uluslararası Eskişehir Film Festivali, 14 yıl önce Prof. Dr. Gülseren Güçhan’ın önderliğinde, hayalleri olan mütevazı bir etkinlik olarak başladı. Hatta ilk bir kaç yıl Sinema Günleri olarak gerçekleştirildi. Ancak kısa zamanda Anadolu Üniversitesi’nin sınırlarını aşıp tüm Eskişehir’in heyecanla beklediği bir festivale dönüştü.
16. Uluslararası Eskişehir Film Festivali #EFF2014
Festivalin en özgün yanı bana göre sanatı yarıştırmaması ve tamamen gönüllük esasına dayalı çalışan akademisyenlerin emeğiyle ortaya çıkması. Filmlerin seçiminden, konaklamaya, açılış töreninden, katalog yazımına kadar her şey akademisyenler tarafından organize edilip gerçekleştiriliyor. Anadolu Üniversitesi Uluslararası Eskişehir Film Festivali Anadolu İletişim öğretim elemanlarının, öğrencilerin ve çalışanların eseri. Her zaman olduğu gibi 16. yılında da büyük bir heyecan ve coşkuyla hazırlandı…

Anadolu Üniversitesi Sinema Kültürünü Geliştirme Birimi tarafından düzenlenen Eskişehir Film Festivali, Türkiye’de ‘’Üniversite‘ ’kimliği taşıyan uluslararası uzun metrajlı tek film festivali. Bilmiyorum, başka bir örneği, en azından bu çapta var mıdır?

Son olarak genç iletişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir?
Ciddi rekabet içeren bir alanda çalışmak üzere eğitim alıyorlar. Tek başına bir fakülte mezunu olmak yeterli değil. Kendilerini olabildiğince donatmaları, çalışma yaşamına hazırlamaları gerek. Aksi halde “doğal seleksiyon”a kurban gitmeleri kaçınılmaz olur. Bir başka nokta ise mesleğin doğası… İyi bir iletişimcinin bu niteliklerini yaşamına taşıması gerek. En başta kendi yaşamında iyi bir iletişimci olmalı, bunu yaşam biçimi olarak benimsemeli ki profesyonel yaşamda başarılı bir uygulayıcı olsun. Bu her meslek için geçerli değil. Örneğin, iyi bir kuyumcu takıları sevmek, takıp takıştırmak zorunda değil ya da iyi bir aşçı evinde de yemek yapmak mecburiyetinde değil. Ama örneğin, iyi bir iletişimcinin düzgün Türkçe konuşması gerektiğini, ikna için bunun elzem olduğunu biliyor ama bunu yaşamınıza katamıyorsanız profesyonel yaşamdaki denemeler yapıştırma ve yapay kalıyor. Yani bizim mesleğimizde işinizin ötesinde de iyi iletişimci olmayı bilmek gerek….

KAYNAK:http://halklailiskiler.com.tr

Yabancı Ülke Liderleri Gecede Buluştu

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 8.’si düzenlenecek 23 Nisan Uluslararası Çocuk Fuarı’na katılmak için gelen yabancı ülkelerin grup liderleri, gecede bir araya geldi.

 

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 8.’si düzenlenecek 23 Nisan Uluslararası Çocuk Fuarı’na katılmak için gelen yabancı ülkelerin grup liderleri, gecede bir araya geldi.

Kocaeli Büyükşyabanci-ulke-liderleri-gecede-bulustu-8374920_x_oehir Belediyesi tarafından 22-24 Nisan tarihleri arasında Kocaeli Bilim Merkezinde düzenlenecek 23 Nisan Uluslararası Çocuk Festivali için kente gelen yabancı ülkelerin grup liderleri için Antikkapı Restoranda gece düzenlendi. Grup Ahenk tarafından tasavvuf musikisi eşliğinde semazenlerin sema yaptığı gecede konuklara, Türk misafirperverliği sergilendi.

Antikkapı Restoranda düzenlenen programda KO-Mek tarafından geleneksel el sanatları sergisiyle karşılanan misafirler, el sanatları ve geleneksel nakışlarla süslenmiş el işleri sergisini merakla ve beğeniyle izledi. Kandıra bölgesinden geleneksel kıyafetleri giymiş bayanlarla bol bol fotoğraf çekilen yabancı misafirler, Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 8.’si düzenlenecek 23 Nisan Festivallerinden seçilmiş fotoğraf sergisini de gezdi.

Grup liderleri toplantısına, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Genel Sekreter Yardımcısı Feyzullah Okumuş, İl Milli Eğitim Müdürü Fehmi Rasim Çelik, Müdür Yardımcısı Hayati Aydın, Gençlik ve Spor Hizmetleri Daire Başkanı Raşit Fidan, Kültür ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Ali Yeşildal, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Hasan Yılmaz katıldı.

Gecede grup liderlerine seslenen Genel Sekreter Doç. Dr. Tahir Büyükakın, konuklara hoş geldiniz diyerek bu yıl 8.’sini düzenlenecek festivalin keyifli bir şekilde tamamlanması temennisinde bulundu. Büyükakın, “Burada çocuklarımızın buluşmasını, tanışmasını ve hep birlikte dünyaya barış ve kardeşlik mesajları iletmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.

23 Nisan Cumartesi günü Saat 18: 00-22: 00 saatlerinde Yahya Kaptan Şehit Recep Topaloğlu Spor Salonu’nda yapılacak gala programında sahne alacak ülkelerin hangi sırayla sahneye çıkacakları da yapılan çekilişle belirlendi. – KOCAELİ

kaynak:  http://www.haberler.com

Üniversite Öğrencilerinden Anlamlı Program

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencileri tarafından “Kadına Şiddete Hayır” adlı bir program düzenlendi.

universite-ogrencilerinden-anlamli-program-8367017_x_o

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencileri tarafından “Kadına Şiddete Hayır” adlı bir program düzenlendi.

Programa konuşmacı olarak Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Küçükali ve Radyo 7 programcısı Mehmet Ercan katıldı.

Küçükali, “Şiddet gösteren, geçmişinde şiddete maruz kalmıştır” diyerek, şiddeti engellemenin yolunun çocuk ve erkeği eğitmenin olduğunu vurguladı.

Program yapımcısı Mehmet Ercan ise, “Kadına vurma hakkı sadece karnındaki bebeğin hakkıdır. O da sadece tekmedir.” diyerek kadın hayatında erkeğin şiddet hakkının olmadığını belirtti.

Program süresi zarfında ortaokul öğrencileri tarafından hazırlanan “Kadına Şiddet” konulu resimler katılımcıların beğenisine sunularak şiddetin hangi safhada olduğunu tüm katılımcılara görsel olarak sundular. Program söyleşi, şiir dinletisi, stand – up gösterisi ve akabinde imza töreni ile son buldu. – ERZURUM

Kaynak: http://www.haberler.com

 

Ege Üniversitesi’nde Dişler Bembeyaz

Ege üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde “23 Nisan Haftası” etkinlikleri kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Prof. Dr. Necdet Erdilek, “Toplumumuzda ağız ve diş sağlığı hala ihmal ediliyor.

ege-universitesi-nde-disler-bembeyaz-8371997_x_597_o

Prof. Dr. Erdilek, “Ağız ve diş sağlığı alışkanlığı ebeveynlerden başlıyor”

Ama bu alışkanlık kazanılacak bir olgudur. Eğer biz bunları çocuklukta evlatlarımıza kazandırabilirsek bu alışkanlık hayatın sonuna kadar devam eder ve çok sağlıklı ağız-diş yapısına sahip oluruz. Ama önce ebeveynlerin bu alışkanlığı kazanması lazım” diye konuştu.

Ege üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı’nda çocuklara ağız-diş sağlığını özendirme amaçlı ve 23 Nisan Haftasına yönelik özel bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikte oyuncak dişler, diş fırçası ve diş macunu kullanılarak hazırlanan platformda çocukların ağız ve diş sağlığına özendirilerek topluma bu konuda sağlıklı ve bilinçli bireyler yetiştirilmesi amaçlandı. Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Necdet Erdilek ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Melike Çampınar katıldı.

PROF. DR. ERDİLEK, “AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI ALIŞKANLIĞI EBEVEYNLERDEN BAŞLIYOR”

Prof. Dr. Erdilek, ağız ve diş sağlığının çok önemli olduğunu belirterek “Toplumumuzda ağız ve diş sağlığı hala ihmal ediliyor. Ama bu alışkanlık kazanılacak bir olgudur. Eğer biz bunları çocuklukta evlatlarımıza kazandırabilirsek bu alışkanlık hayatın sonuna kadar devam eder ve çok sağlıklı ağız-diş yapısına sahip oluruz. Onun için bu sadece 23 Nisanlarda değil, her zaman, çoğunlukla bütün yerel ve görsel basının üzerinde durması gereken bir şey. Bugün artık Avrupa ülkelerinde Diş Hekimliği Fakülteleri kapatılmakta. Nedeni koruyucu hekimlik başladı. Oradaki ağız diş sağlığı merkezilerinde çocukların 6 ayda bir muayeneye gitme mecburiyeti var. Çünkü oraya gidildiği zaman ‘florlama’ denilen metotlarla ağızdaki dişlerin çürümeye karşı dirençleri arttırılıyor. Ve çocuklar da sağlıklı dişlerle ergenliğe geçiyorlar. Onun için bizim bu alışkanlıkları çocuklarımıza kazandırmamız lazım. Ama önce ebeveynlerin bu alışkanlığı kazanması lazım. Eğer anne, baba dişlerini fırçalamazsa çocuğa gidip de git dişlerini fırçala diyemeyiz. Ama anne baba fırçalarken çocuğu getirip ‘hadi evladım bak beraber fırçalıyoruz’ derse o alışkanlık hayatta terkedilmez. Çünkü diş fırçalamayı alışkanlık edinen birey dişlerini fırçalamadan yatamaz. Yatsa bile rahatsız olur kalkıp fırçalamak ister. O fırçalamanın getirdiği ağızdaki ferahlık rahat uykuya dalmamızı sağlar. Onun için bu alışkanlığı hep beraber çocuklarımıza küçüklükten kazandırmamız lazım” diye konuştu.

Etkinlikte Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri de çocuklarla ilgilenerek hoş vakit geçirmelerini sağladı.

Kaynak: http://www.haberler.com

Pazarlamanın Kılıfı

Teknoloji marketleri ve cep telefonu bayileri gibi, markalı aksesuarların satıldığı noktalarda, cep telefonu, tablet ve notebook kılıflarının satış fiyatlarına dikkat ettiniz mi?

Bu ürünlerin fiyatları 30 ile 120 TL arasında değişmektedir. Çoğu Uzak Doğu üretimi olan ve suni deriden ya da plastik türevi malzemelerden yapılmış bu ürünlerin olduğu bir kategori için hiç de yabana atılmayacak fiyatlardır bunlar. Üstelik bu ürünler hiçbir pazarlama iletişimi yatırımı yapılmadan, doğrudan raftan satılırlar. Aradığınız rengi ya da çeşidi bulamadığınızda çoğu satış uzmanı tedarik açısından özel bir çaba bile sarf etmez. Tüm bunlara rağmen neredeyse “yok” satarlar. Hemen hemen herkes,“altı üstü plastik bir koruma kabına 120 TL verilir mi” demeden, bu ürünleri zevkle satın alır.

Öyleyse… Yüksek sosyo-ekonomik seviyelerden insanların, gıda gibi hayati, teknoloji gibi nevi şahsına münhasır, hazır giyim gibi kişisel tarza yönelik kategorilerde bile fiyat hassas satın alma davranışları gösterdiği görülürken, altı üstü suni deri ya da plastik malzemeye bunca para ödemesinin ardındaki iç görü nedir?

Buradaki iç görü, tüm pazarlamacıların arayıp da bulamadığı türden bir şeydir. Pazarlamanın hem duygusal, hem de rasyonel boyutunu aynı anda yakaladığımızda neler olabileceğinin en etkili örneklerinden biridir. Zira bu kılıfların, ürün olarak son derece rasyonel bir fayda üretirken, aynı zamanda tüketicisiyle yakaladığı duygusal bağ da hatırı sayılır güçtedir. Bu noktada bir pazarlamacının ya da pazarlama iletişimcisinin çıkarması gereken, hem jenerik (hayata dair) hem de kategorik (ürün kategorisine dair) gerçeklere dayanan çok kuvvetli bir iç görüyü bulmanın önemidir.  Bu çok kolay bir şey değildir ama bir buldunuz mu, bunun üzerine inşa edeceğiniz pazarlama bileşenleriyle çok satarsınız.

hakansenbir_1326710053

Bu kılıf meselesinde pazarlamacıların yakaladığı iç görü öyle büyük bir iç görüdür ki, aynı anda hem jenerik (hayata dair) hem de kategorik (ürün kategorisine dair) bir ihtiyaç, beklenti ve arzuya dayanmaktadır. Bu iç görü şudur:İnsanlar değer verdikleri varlıkları koruyanlara büyük değer verirler.

Bu iç görüyü pek çok sektörde görürüz. Bunların başında çocukların sağlığını ve rahatını korumaya yönelik kategoriler gelir. Örneğin otomobiller için bebek koltuğu ve ana kucağı gibi ürünler için ebeveynler çok daha az fiyat hassas davranırlar. Bu durum aşağı yukarı bütün sosyoekonomik seviyelerde aynıdır. Bu tip bir ürüne ulaşmada düşük ve orta gelir seviyelerinde elbette fiyat bir nebze bariyer olmaktadır ancak ebeveynlerin genel eğilimi çocukları için en iyisini almaktır. Bu nedenle anne ve babalar bebekleri ve çocukları için otomobil bebek koltuğu ve ana kucağı gibi ürünlere yüzlerce lira hatta bazen binlerce lira ödemekten kaçınmazlar. Hatta bu kategoride sosyoekonomik seviye arttıkça “fiyatın yüksek oluşu” ile “kalite” ilişkilendirilir.

Çocuk kategorisinde olduğu kadar hassasiyet içermese de, insanların cep telefonu, tablet ve notebook kılıflarına onca parayı ödemelerinin ardında, değer verdikleri varlıkları koruyanlara büyük değer vermeleri yatar. Asla bir çocuk kadar değerli olamaz, ancak insanların kendileri ile özdeş tuttukları cep telefonu, tablet ve notebook’larını koruyan ürünlere kendi özellerini koruduklarını düşünerek değer verdikleri aşikardır. Aksi takdirde basit bir plastik korumaya 30 ile 120 lira arasında bir para kolay kolay ödenmez. Ancak bu koruma kılıflarının binlerce liralık değerde cep telefonu, tablet ve notebook’ları koruduğu düşünülünce, işin rasyonel boyutu ortaya çıkıyor. Buna bir de insanların bu ürünleri kendileri ile özdeş tutup, kendi özelleri olarak algıladıklarını düşündüğümüzde de işin duygusal boyutu anlaşılıyor.

“Koruma kılıfı” örneğinde kategorik iç görü (ürün kategorisine dair), yüksek fiyatlarla alınarak sahip olunan değerli bir ürüne zarar gelmemesi iç görüsüdür. Ancak kategorik iç görülerin büyük bölümü rasyonel boyutta kalmakta ve sadece buna dayanarak üretilen ürün ve hizmetlerin fiyatı belirli bir seviyenin üzerine çıkamamaktadır. Yine aynı örnekte jenerik (hayata dair) iç görü ise, insanların cep telefonu, tablet ve notebook gibi ürünleri kendileri ile özdeş tutmaları ve kendi özelleri saymalarıdır ki, böyle bir jenerik iç görü “koruma kılıfı” örneğinde olduğu gibi yüksek kar marjları sağlanabilecek bir fiyat seviyesine çıkılabilmeyi mümkün kılmaktadır.

Özetle, “insanlar değer verdikleri varlıkları koruyanlara büyük değer verirler” ifadesinde olduğu gibi, hem jenerik hem de kategorik ihtiyaç, beklenti ve arzuların üzerine oturan iç görüleri yakalayan pazarlamacı zihin, kılıfını bulmakta çok zorlanmaz.

Kaynak: www.halklailişkiler.com

Turkcell’den Türkiyede bir ilk:Akıllı Öğrenme Platformu

Turkcell’den Türkiye’de bir ilk: Akıllı Öğrenme Platformu

“Akıllı Öğrenme Platformu” ile her öğrenciye kendine özel destek

Turkcell’in, doğru bilgiyi teknoloji yoluyla milyonlara ulaştırmayı hedefleyerek bu yılın başında tüm Türkiye’ye açtığı Turkcell Dijital Akademi’nin artan kaliteli ve zengin içeriğiyle zengin bir eğitim platformuna dönüşme yolculuğu devam ediyor. Turkcell Dijital Akademi son olarak Tübitak tarafından desteklenen eğitim kuruluşu Derspektif’le işbirliği yaparak sınavlara hazırlanan öğrenciler için“Akıllı Öğrenme Platformu”nu oluşturdu. Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG), Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) için geliştirilen dijital eğitimler, zengin içeriği ve her öğrenciye özel içeriği ile Türkiye’de bir ilk. Artık, her öğrenci kişisel gelişimini takip edebilecek, gelişmesi gereken alanlara yoğunlaşabilecek. Eğitimleri farklı kılan bir diğer özellik de konusunda uzman gönüllü öğretmenlerin desteği. Türkiye’de 500’den fazla öğretmenin “Akıllı Öğrenim Platformu”na özel olarak hazırladığı sorularla, gençler sınavlara güvenle hazırlanıyor.

Sezen: “Akıllı Öğrenim Platformu” ile milyonlara eğitimde fırsat eşitliği sunmaya devam ediyoruz.”

1416306271_banu-isci-sezen.jpg

Derspektif’le yapılan işbirliği ile ilgili Turkcell Grup İnsan Kaynakları’ndan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Banu İşçi Sezen şu açıklamayı yaptı: “Kısa süre önce, bilgiyi milyonlara açma ve eğitimde fırsat eşitliği sunma hedefiyle Turkcell Akademi’yi dijitalleştirmiştik. Şimdi ise Turkcell Akademi’nin dijital dünyasına, gençlerin hayatında önemli yer tutan lise ve üniversite sınavlarına hazırlanabilecekleri “Akıllı Öğrenim Platformu”nu ekliyoruz. Tübitak tarafından desteklenen Derspektif’le yaptığımız işbirliği ile amacımız sınavlara hazırlanan öğrencilere akılcı bir öğrenim yöntemi ve çalışma ortamı sunmak. Sistematik bir öğrenme metodu olan Derspektif’i dijital eğitime öncülük eden Turkcell’in teknoloji gücüyle destekledik. Kişiye özel geliştirilen içerikler ve soru bankaları sayesinde öğrencilerin zamanı iyi kullanarak daha verimli çalışmalarını hedefliyoruz. Turkcell Akademi olarak merkezimize yerleştirdiğimiz “insana yatırım” ve “eğitim fırsat eşitliği” ilkelerimiz doğrultusunda, milyonların yararlanabileceği yeni bir projeye daha imza atmış olmaktan mutluyuz.”

Eğitimde fırsat eşitliği sınavlarda da devam ediyor

Öğrenciler, kendileri için hazırlanan soru-cevaplara,makalelere videolu çözümlere ve kişiye özel raporlardan oluşan çalışma programlarına tablet, bilgisayar ve akıllı mobil telefonlardan zaman ve mekândan bağımsız olarak ulaşabiliyor. YGS ve LYS için oluşturulan Üniversiteye Hazırlık paketiyle 9.-12. Sınıf öğrencilerine Matematik, Geometri, Dil ve Anlatım, Türk Edebiyatı, Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler alanlarında içerikler veriliyor. TEOG’a hazırlanan 8. sınıflara ise Matematik, Türkçe, Fen ve Teknoloji, Sosyal Bilgiler ve İngilizce derslerinde başarılı olmanın anahtarı sunuluyor. Turkcell’in eğitimde fırsat eşitliği ilkesiyle hayata geçirdiği Turkcell Akademi bünyesindeki “Akıllı Öğrenim Platformu”na www.turkcell.com.tr/akademi  üzerinden erişilebiliyor.

1416306288_akilliogrenme.jpg

Her Turkcellli’nin sistemi 1 hafta boyunca ücretsiz deneme hakkı var. 1 haftanın sonunda, Üniversiteye Hazırlık paketine LYS yazıp 2222ye göndererek  tüm vergiler dahil aylık 9,99 TL’ye, TEOG’a Hazırlık paketine ise TEOG yazıp 2222’ye göndererek tüm vergiler dahil aylık 4,99 TL’ye abonelik yapılıyor.

Öğrencinin zayıf olduğu konulara özel ders içeriği

Derspektif’in geliştirdiği algoritma ve yazılım sayesinde öğrencinin zayıf olduğu konular, soru çözme hızı ve zorluk derecesi, öğrenme durumu, tespit edilerek eğitim içeriğinin kişiye özel olarak sürdürülmesi sağlanıyor. “Akıllı Öğrenme Platformu” ile öğrenciler soru çözdükçe eksik olduğu alanları keşfederek ve ilgili soruların cevaplarını inceleyerek kendini geliştiriyor. Sonrasında, öğrenciler kendilerine özel olarak atanan otomatik ödevler sayesinde eksiklerini artık öğrendiğinden de emin oluyor. Çözemedikleri soruların doğru yanıtlarını görebiliyor ve isterlerse çözüm videolarını izleyebiliyorlar. Böylece öğrenciler, onlarca deneme sınavı arasından zorluk seviyesine göre kendine uygun olanları ne kadar zamanda çözebildiğini görebiliyor ve kendini bu yönde geliştirebiliyorlar.

Akıllı Soru Bankaları; eksiklerini tamamlaması, bilgilerini pekiştirmesi ve soru çözme becerilerini geliştirmesi için her bir öğrenci için özel olarak oluşturuluyor. Akıllı Genel Tekrar Testleri ise Akıllı Soru Bankaları’ndaki uygulama sonuçlarına göre yapılanıyor. Yani öğrencinin eksik olduğu konulardan oluşan soru havuzlarıyla öğrenme süresi kısalıyor. Turkcell Akademi, Akıllı Öğrenme Platformu ile öğrencilerin çok vakit harcayıp dağınık çalışması yerine akıllı ve sistematik çalışmasına imkân veriyor.

 KAYNAK:http://www.teknolojioku.com

Halkla İlişkiler (PR) Nedir ?

 

Halkla İlişkiler özetle: “Kamuya  ya da özel sektöre ait kuruluşlarınpr yeni olumlu bir imaja sahip olmaları için gerekli tanıtım politikasının saptanması, kuruluşların bu doğrultuda yönlendirilmesi, insan grupları ve kuruluşlar arasında bilgi akışının sağlanması ve bu bilgi akımının gerekli etkinliği kazanarak amaçlanan sonuca ulaşması için yapılan planlı faaliyetlerdir.”

Halkla ilişkiler konusunun her işletme için gerekli ve kaçınılmaz olduğunun anlaşılması gibi gelişmelerin ardından Halkla ilişkiler kavramı, kurum ile kamuoyu arasındaki iletişimi sağlayan Kurumsal Halkla ilişkiler (CPR) ve kurumun pazarlama çalısmalarına destek olan Pazarlama Yönlü Halkla ilişkiler (MPR) olmak üzere iki parçaya ayrılmıştır.

Kurumsal Halkla İlişkiler (CPR) Nedir?

Kurumsal Halkla ilişkiler, kurum ya da kuruluşun muhatap olduğu ve olacağı bütün hedef kitleler ile ilişkileri düzenleyerek, bu kitlelerin kuruma karşı olan bilgisizliklerini, bilgiye, ilgisizliklerini ilgiye ve de sempatilerini kurumsal kimliğe dönüştürme çabalarının bütünüdür.

Kurumsal Halkla ilişkiler, hedef kitleleriyle iletişim kurarkan çift yönlü bir iletisim sürecini kullanmaktadır. Bu çift yönlü iletişimi gerçekleştirmek için iletişim ve medya kanallarını kullanmaktadır. Kurumsal Halkla ilişkiler genel olarak kamuoyu oluşturma tekniklerinden yararlanmaktadır.

 

Kurumsal Halkla ilişkiler genel olarak şu işlevleri yerine getirmektedir.

  • Öneri  ve danışmanlık
  • Kurumsal yayınlar
  • Kurum hakkında yayın
  • Toplumla İlişkiler
  • Kurumsal imaja yönelik reklam / mesaj
  • Kamuoyu yaratma – etkileme
  • Sosyal içerikli programlar

 

Kurumsal Halkla ilişkilerin yerine getirdigi faaliyetlere baktığımızda kurumsal Halkla ilişkilerin klasik anlamdaki Halkla ilişkilerin görevini yerine getirdigini söyleyebiliriz.

Pazarlama Yönlü Halkla İlişkiler

Pazarlama yönlü Halkla ilişkiler; satışı ve müşteri memnuninyetini teşvik eden, şirketleri ve ürünleri tüketicilerin istekleri, ihtiyaçlari, çıkarları ve özel ilgi alanları ile özlestiren, inanılır, güvenilir, bilgi ve etkileşim iletişimini kullanan toplam bir planlama, yürütme ve değerlendirme programi sürecidir.

Bir başka ifadeyle MPR, işletmenin satışını artırmak amaciyla pazarlama stratejileri doğrultusunda pazarlama faaliyetlerini destekleyen Halkla ilişkiler uygulamalarıdır.

Genel olarak MPR, kuruma yönelik olan CPR’in aksine ürüne yönelik faaliyetleri içermektedir. MPR daha çok pazarlamaya yakındır.

 

Halkla ilişkiler; bir yönetim tarzıdır. Bir kurumun yad a bir kişinin itibarını yönetme şeklidir. Markaların, kurumların aynası olma özelliğini taşımaktadır. Bir iletişim sürecidir.pr halkla ilişkiler

Halkla ilişkilerde dün, bugün ve yarın temelini esas alan bir sistem mevcuttur. Sadece basınla ilişkiler, kişiyle iletişim, medya pazarlama, idari işler gibi bölümlerin özelliklerini kapsayan bir tavır halkla ilişkilerin tanımı içerisinde yer almamaktadır.

Halkla ilişkiler yönetimin izlemekte olduğu politikaların halka benimsetilmesi, çalışmaların devamlılıkla halka duyurulması, yönetime karşı olumlu bir havanın yaratılması buna karşılık halkın da yönetim hakkında ne düşündüğünün, yönetimden ne istendiğinin bilinmesi ve halkla işbirliği görevini yerine getirmektedir.

 

PR, Public Relations’ın kısaltılması ile iki kelimeden oluşan bir terimdir. Public Relations‘ın (PR) Türkçesi ise “Halkla İlişkiler“dir.

PR, (Halkla İlişkiler) görüş ve davranışları etkileyerek, kurum kimliği üzerine bir anlayış yaratan ve algılamaya sahip çıkan bir ilişkiler silsilesi olarak tanımlanabilir.

PR, (Halkla İlişkiler) çalışmalarının amacı; itibarı korumak, desteklemek, artırmak ve düşünce, davranış biçimlerine etki edebilmektir.

Halkla İlişkiler, davranışlarımızın, söylediklerimizin ve başkalarının hakkımızda söylediklerinin sonuçları ile, yani “itibar – tanınma” ile ilgili bir uzmanlık alanıdır.

Halkla İlişkiler faaliyetleri, bir organizasyon ile hedef kitlesi arasındaki iletişimi sağlamak amacıyla yapılan, önceden planlanmış çalışmalar bütünüdür. Burada organizasyon; özel bir firma, kamu kurumu, sivil toplum örgütü ya da birkişi de olabilir.

 

 

tokalasPR (Halkla İlişkiler)’ın Akademik Tanımı

Kamuya ya da özel sektöre ait kuruluşların olumlu bir imaja sahip olmaları için gerekli tanıtım politikasının saptanması, kuruluşların bu doğrultuda yönlendirilmesi, insan grupları ve kuruluşlar arasında bilgi akışının sağlanması ve bu bilgi akımının gerekli etkinliği kazanarak amaçlanan sonuca ulaşması için yapılan planlı faaliyetlerdir.

PR (Halkla İlişkiler)’ın Uluslararası Tanımı

Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin 1954 tarihli kongresinde kabul edilen tanımına göre ise halkla ilişkiler: Bir işletmenin ya da özel veya kamusal bir kuruluşun bağlantı kurduğu veya kurabileceği kimselerin anlayış, sempati ve desteğini elde etmek ve bunu devam ettirmek için yaptığı sürekli ve örgütlenmiş bir yönetim görevidir.

Halkla ilişkiler, belli bir davranışı benimsetmek ya da belli yönde hareket oluşturmak için halkı inandırma, ikna etme sanatıdır. PR, (Halkla İlişkiler) ilişkiler inşa eder.

Halkla ilişkiler, belirtilmiş hedef kitleleri etkilemek amacıyla hazırlanmış, planlı,inandırıcı bir iletişim çabasıdır. Halkla ilişkiler, kamuoyunu etkileme ve ondan etkilenme sürecidir.

Halkla ilişkiler, bir işletme ile hedef kitle arasında karşılıklı iletişimi, anlayışı, oluşturmaya ve sürdürmeye yardımcı olan ayrıcalıklı bir yönetim görevidir.

Halkla ilişkiler, yönetimin izlemekte olduğu politikanın halka benimsetilmesi, çalışmaların sürekli ve tam olarak halka duyurulması, yönetime karşı olumlu bir hava yaratılması, bunun yanı sıra halkında yönetim hakkında ne düşündüğünü ve yönetimden ne istediğinin bilinmesi ve halkla işbirliği sağlanması işlevidir.

 

PR

“PR” geliştirdiği stratejiler, uyguladığı teknikler, yapmış olduğu çalışmalar ile kurumların, fikirlerini ve hizmetlerini sundukları topluluklar ile devamlı iletişim içinde olmasını sağlar.

PR, kuruluş yöneticilerinin programlarını uygulayabilmek, hem kuruluş hem de halka hizmet verebilmek için eğilimleri, istekleri analiz etmek ve sonuçlarını tahmin etmeye yönelik sosyal bilim ve sanattır.

PR Neden Gereklidir?

Sınırların kalktığı ve dünyanın yerel bir işletmeye döndüğü dünyada rekabet git gide zorlaşıyor. Çağın gerekliliklerini yerine getirmenin yanında rekabetin beraberinde getirdiği zorlukları aşmak da ayrı bir beceri gerektiriyor. Bu aşamada stratejik danışmanlık ve tanıtımın ne denli önemli olduğu ayrı bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.

Bugün küçülen dünyada şirketler “nasıl daha fazla satarım” sorusundan daha çok “marka ve kaliteyi nasıl oluştururum” sorusunun yanıtını aramaya başladı.

Dünyanın en iyi ve en kaliteli ürününü en ucuza üretiyor olsanız bile bundan kimsenin haberi yoksa geri dönüşü olmayan bir hizmet ve ürün ortaya koymanın hiçbir anlamı olmuyor. İşte bu noktada devreye PR giriyor.

PR’ın tanımını ve gerekliliğini yazarken hızla gelişen internet teknolojisini de göz ardı etmek mümkün değil. İnternet teknolojisinin hızla büyümesi ve dijitalleşmenin gittikçe yaygınlaşması PR’ın da Dijitalleşmesine neden oldu. Bizde bu yazımıza ek olarak Dijital PR Nedir?’i ekledik.

 

digital-pr-seo-ismail ünlü

Dijital PR Nedir?

Dijital PR; online-internet ortamında var olan bir markayı, bir şirketi, bir kurumu, bir projeyi veya bir online varlığı yönetmekve iyileştirmek için yine online yöntem ve araçların kullanılmasıdır.

Dijital PR; sosyal medya, sosyal imleme-paylaşım, arama motoru, blog, forum, haber siteleri gibi internet araçlarının halkla ilişkiler amaçlı kullanılması faaliyetlerinin bütününe Dijital PR yani dijital halkla ilişkiler denir.

 

kaynak : https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=halklaili%C5%9Fkiler+nedir&start=40

1 20 21 22 23 24 64