MARİLYN MONROE

      Hollywood’un efsane ismi Marilyn Monroe, 1 Haziran 1926’da Amerika’nın Los Angeles kentinde dünyaya geldi. Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan Monroe, babası doğumundan birkaç hafta önce annesini terkettiği için ve annesinin de ismini vermemesinden dolayı babasının kim olduğunu hiçbir zaman öğrenememiş. RKO stüdyolarında film kesicisi olarak çalışan annesinin de sinir hastalığına yakalanarak hastaneye kaldırılması, Monroe’nun bundan sonraki yaşamını yetimhanede geçirmesine neden olmuş.

      Monroe henüz 16 yaşında iken uçak tamircisi olan 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. Bu evlilik dört yol sürdü. James Doughtery’den boşandıktan sonra da modellik yapmaya başladı ve yarı çıplak pozlarıyla da kısa sürede ünlendi. Onu takip edenlerden biri de RKO’nun başkanı Howard Hughes’tu. Hughes’un teklifi üzerine sinemaya transfer olan Monroe, hafta başına 125 dolara 1947’de ilk filmine imza attı.

       1948 yılında unutulmaz filmlerinden birini gerçekleştiren Monroe, “ Scudda Hoo!Scudda Hey ” adlı filmde rol aldı. Filmdeki üç kısa sahnesinden ikisinde yarı çıplak bir halde görünen aktris, aynı yıl içerisinde daha iyi bir rolde oynama fırsatı yakaladı. “ Dangerous Years ” filmindeki Evie karakterini canlandıran Monroe, filmin başarısız olması üzerine büyülü ekrandan bir süre için ayrı kaldı.

gjngh

      Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat yapmamasından dolayı boşta kalan aktris, bir yandan modelliğe devam ederken diğer yandan da oyunculuk dersleri almaya başladı.

     Columbia stüdyolarının 1948 yapımı “ Ladies of the Chorus ” adlı kısa filminde iki kez şarkı söyleme fırsatı bulan Monroe, filmdeki Peggy Martin rolüyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Columbia şirketinden de olumlu yanıt alamayan aktris, tekrar modelliğe döndü. 1949 yılında karşısına yeni bir fırsat daha çıkan Monroe, United Artist’in “ Love Happy ” filminde rol aldı. Aynı yıl birçok takvime çıplak pozlar veren Monroe, 1953 yılında bir erkek dergisine kapak oldu.

     1950 yılı Monroe için güzel bir yıldı. Aktris, oynadığı iki filmdeki kısa rolleriyle ilgi çekmeyi  başardı. “ The Asphalt Jungle (Elmas Hırsızları)” ve “ All About Eve (Perde açılıyor) ” filmlerinde oynayan Monroe, daha sonra pek çok dalda Oscar’a aday gösterilen bu filmlerin aptal sarışını olarak anıldı.

      Ertesi yıl “ Don’t Bother to Knock ” filminde akli sorunları olan bir bebek bakıcısını canlandıran Monroe, daha sonra oynadığı “ Monkey Business (Maymun Aklı) ”deki platin sarısı saçlarıyla ticari filmler için iyi bir para kaynağı olduğunu gösterdi. Aynı yıl içerisinde beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ile birlikte olan Monroe, kariyerinde giderek yükselmeye başladı. Betty Grable, Lauren Bacall ve Rory Calhoun gibi usta oyuncularla birlikte “ How to Marry a Millionaire ” filminde rol alan aktris, her ne kadar diğer oyuncuların yanında fazla dikkat çekmese de güzelliğiyle box office’e oynayan her filmde vazgeçilmez olduğunu ispatladı.

      1954 yılının Ocak ayında Joe DiMaggio ile evlenen Monroe, ertesi yıl tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan “ The Seven Year Itch ”de rol alarak komedi yönünü keşfetti. Evliliğini sekiz ay sonra noktalayan aktris, oynayacağı iki filmin yapım şirketleri tarafından iptal edilmesiyle birlikte bir süre ekrandan uzak kaldı.

      1956 yapımı “ Bus Stop ”daki performansıyla eleştirmenleri, dramatik bir rolün  üstesinden gelebileceği konusunda ikna eden Monroe, aynı yıl ünlü oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi. Ertesi yıl İngiltere’ye giden aktris, “ The Prince and the Showgirl ” adlı filmde rol aldı. Filmler her ne kadar iş yapsa da fazla ağır bulunduğu için seyircinin beğenisini kazanamadı.

      1958 yılında adını en çok duyuran komedi filmi “ Some Like It Hot ”da Tony Curtis ve Jack Lemmon ile birlikte oynayan Monroe, güzelliği ile yine insanları büyüledi. İşsiz kalan iki genç adamın kadın kılığına girerek kızlar bandosunda iş bulmasını konu alan film yılın en iyi iş yapan filmi olurken pek çok filme esin kaynağı olan Hollywood klasikleri arasına girdi.

      Kendisine yüklenmek istenen –başta aptal sarışın ve onun gerçek yaşamdaki karşılığı olmak üzere- her şeyden nefret etmiş ve onca yapaylık arasında biraz gerçek yaşam, biraz içtenlik aramış bir kadındı o… Herkesin tırmanmayı düşlediği dorukların anlamsızlığını anlayan ne ilk, ne de son sanatçıydı… Ne var ki onun bu denli bilinçli olmasını, el yordamıyla da olsa starlığın, ünün ve popülerliğin kimi gizlerini en çıplak haliyle görüp göstermesini yadırgadı, giderek mahkum etti Hollywood… Onun yalnızlığa, mutsuzluğa, dolayısıyla ölüme yargıladı. Marilyn yazgının, yani sinemanın kendisine yüklemek istediği bir rolü oynamadı. Ve sonunda o role isyan etti. Onun öyküsü, yüzyılımızdaki medya starlarının sahip olduğu en acıklı öykülerden biridir. Gerçek bir tragedyaya en çok yaklaşanlardan biri… Ve kitleler, kimi konularda yanılsalar da, kamu önünde yaşanan özel yaşamlardaki trajiği hiç kaçırmazlar. Marilyn’in de bu trajedi yüküyle bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu. Atilla Dorsay/100 Yılın 150 Oyuncusu

     1960 yılında kocası Arthur Miller’dan boşanan aktris, George Cukor’ın “ Let’s Make Love ” adlı filminde Tont Randall ve Yves Montand ile başrolü paylaştı.

       1961 yapımı “ The Misfits ” ile bitirilmiş son filmine imza atan Monroe, filmden hemen sonra kalp krizi sonucu hayata veda eden Clark Gable ile oynadı. Bir western olan filmde hem seyircileri hem eleştirmenleri memnun eden bir performans ortaya koyan aktris, ertesi yıl “Something’s Got to Give ” adlı filmde oynamaya karar verdi. Fakat tam bu sırada şiddetli bir ateşe yakalanan Monroe, yüksek dozda yatıştırıcı ilaç alarak hayata gözlerini yumdu. Daha 36 yaşında olan aktris, 8 Ağustos 1962 günü yatağına uzanmış bir halde ölü olarak bulundu.

KAYNAK: http://www.kimkimdir.gen.tr

Uçkun (Işgın) Nedir?

1

  Uçkun;  çok sık tüketilmese de çok önemli faydaları bulunmaktadır. Bilimsel olarak her derde deva olduğu kanıtlanmıştır. Halk dilinde uçkun ya da ışkın olarak adlandırılan bitki, doğal ilaç olarak nitelendirilmektedir. Bilimsel adı ise “Reun Ribes” ‘’dir. Özellikle kanser ile mücadelede kullanılan bu şifa kaynağı bitki, hücrelerin yenilenmesinde ve gelişmesinde önem teşkil eder. İçeriğinde kimyasal maddeler barındırdığı tespit edilen bitki, birçok ciddi hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Doğuda bu bitki, yayla muzu olarak adlandırılmaktadır. C vitamini açısından zengin olan besin, A, B1, B2, E ve K vitaminlerini bünyesinde barındırmaktadır.

    Reun Ribes, kuzukulağıgiller familyasından gelmektedir. Mayıs ve haziran aylarında yetiştirilen bu bitki, ülkemizin doğu kesimlerinde daha çok üretilmektedir. Özellikle Erzurum yöresi, bu bitkinin yetişme alanlarını kapsamaktadır. 1000-4000 metre yükseklikte yetiştirilen ve boyu 40-150 cm civarına erişen uçkun, Türkiye’de ilk yabani olarak yetişen ravent türü olmaktadır. Rüzgar tarafında tozlaşan ve kendi türleri ile melezleşebilen ışgın, genellikle taze olarak tüketilmektedir. Kivi tadını anımsatan bitki, yetiştirilen yöreler de meyve olarak tüketilmektedir. Geniş ve kaba yapraklarının arasından çıkan çiçekler, yöre insanları tarafından kesilmektedir. Genellikle bu bitki, karların erimesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Sert yapıya sahip olan uçkun, otsu bir bitkidir. Filkulağına benzeyen yapraklar ve sarımsı, beyaz çiçeklerden oluşmaktadır. Meyvesi ise geniş kırmızımsı ve kahverengi kanatlı olup, üç köşeli bir yapıya sahiptir.

    Özellikle lösemi kanserinin önlenmesinde ve tedavisinde faydalı olan Reun Ribes, polifenol açısından zengin olması ile de büyük önem taşımaktadır. Mideyi rahatlatan ve sindirimi kolaylaştıran bitki, aynı zamanda kusmayı da önlemektedir. Şeker, tansiyon hastalıklarına da deve olan uçkun, afrodizyak özelliğine de sahiptir. Kabız gidermekte başarılı olmasının yanı sıra, astım, nefes darlığı, soğuk algınlığı, ishal, hemoroid, ülser gibi vakalara da iyi gelmektedir. Grip, ateşli hastalıklar, böbrek rahatsızlığı, yorgunluk, uykusuzluk, stres gibi etmenlere de büyük yararı dokunmaktadır. Ve özellikle kan şekerini düzene sokmakta başarılıdır. İştah açma özelliğine sahip olan bitki, kişinin kendini zinde ve dinç hissetmesini sağlamaktadır. Özellikle hamilelik esnasında oluşan lekeler için fayda sağlar. Kabuklarının iç kısmını, lekeli bölgeye sürerek, vücudunuzdaki lekelerden kurtulabilirsiniz. Kolesterolü düşürme de fayda sağlayan ışığın, kalp rahatsızlarının oluşmasını engellemektedir. Kırışıklıkları gideren ve cildi yenileyen bitki, yaşlanmanın da önüne geçmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirerek, daha sağlıklı bir bünyeye sahip olmanızı sağlar.

   Salata olarak ya da yemeklerden sonra meyve olarak tükete bilinir. Ayrıca kaynatılarak birçok hastalığın tedavisinde kullana bilinir. Çiğ olarak tüketildiği gibi pişirilerek de yenebilmektedir. Bu doğa harikası bitki, çok ucuz meblağlarda satışa sunulmaktadır. Tıbbi ilaç yapımında da kullanılan bitkinin saymakla bitmeyen birçok yararı bulunmaktadır.

imagesCA5VOO8F

 kaynak:http://www.bilgiustam.com/uckunisgin-nedir-faydalari-nelerdir/

GÜNEŞ ENERJİSİNİN KULLANIM ALANLARI

Sıcak Su Üretilmesinde Çatılara yerleştirilen kollektörler sayesinde güneşin ısıtma etkisinden yararlanarak su ısıtılmaktadır. Isıtılan su evin sıcak su ihtiyacının tamamını karşılayabilir

Sokak Aydınlatmasında Taşıt yollarını veya sokakları aydınlatmak ciddi maliyetler oluşturur. Henüz yaygınlık kazanmasa da sokak aydıtlada güneş pillerinden yararlanılmaktadır

Güneş Arabalarında Güneş enerjisiyle çalışan otomobiller prototip aşamasını geçebilmiş değil. Bununla birlikte teknolojideki gelişmeler ilerde güneş enerjisiyle çalışan otomobillerde seyehati mümkün kılacak.

Uçaklarda Güneş enerjisinin uçaklarda kullanımı da henüz deneysek aşamada. Günümüzde havada uzun süre kalması gereken bazı casus uçak modellerinde ve yanda resmini gördüğünüz NASA’nın deneme uçağında güneş pilleriyle yakıtsız uçuş gerçekleşmektedir.

Hesap Makinelerinde Hesap makineleri minik güneş hücreleri taşırlar. böyle bir hesap makinesi pil değiştirme derdi olmadan yıllarca çalışabilmektedir.

Saatlerde Tıpkı hesap makinelerinde olduğu gibi bazı sayısal saatler de güneş enerjisiyle çalışırlar .

Giysi veya Çantalarda Mp3 çalar gibi mobil cihazları sürekli çalışır kılmak için çanta, giysi gibi eşyalara küçük güneş pilleri takılmaktadır. Trafik İşaret Lambalarında Trafik işaret lambalarının enerji ihtiyaçlarını karşılamak için güneş enerjisinden yararlanılmaktadır. Trafikteki tüm lambalar güneş enerjisiyle çalışmaz. Güneş enerjili trafik lambaları genellikle şebekeden uzak alanlarda kullanılır. Lambanın üzerinde bulunan güneş pili hem lambaya ışık verir hem de fazla enerjiyi gece kullanılmak üzere bataryaya depo eder Evlerin Elektrik İhtiyacının Karşılamasında Evlerin çatısına yerleştirilen güneş panelleri (güneş pilleri) büyüklükleri oranında elektrik üretirler. Üretilen elektrik çevreye hiç zarar vermez ve paneller neredeyse hiç bakıma gerek duymadan yıllarca çalışır.

Cep Telefonlarının Şarj Edilmesinde Cep telefonu gibi taşınabilir cihazları şarj etmek için küçük güneş pilleri kullanılmaktadır.

Soğutma Sistemlerinde Güneş enerjisiyel üretilen sıcak su bazı ek düzeneklerle soğuk su üretilmesinde de kullanılır.Yemek Pişirilmesinde Güneş ocağı denilen yoğunlaştırıcı sistemler sayesinde güneş ığınların kabın üzerinde toplanarak yemek pişirilir.

images

http://www.alternaturk.org/gunes-enerjisi-kullanim-alanlari.php

Dünyanın En Eski Köprüsü

Dünyanın En Eski Köprüsü

Taşköprü, Seyhan Nehri üzerinde, Adana kent merkezinde, Adana (Seyhan) ve Karşıyaka (Yüreğir) yakalarını birleştiren, köprüdür.Adana’nın simgesi olarak kabul edilen köprü, bir Roma dönemi eseridir. Taşköprü’nün Roma İmparatoru Hadrian tarafından yaptırıldığı ve Roma İmparatoru Justinianus zamanında ciddi şekilde onarıldığı aktarılmaktadır. Seyhan Nehri üzerinde bulunan, aslen 21 gözlü olan köprü, Seyhan Nehri’nin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla 14 gözlü olarak hizmet veriyor. İlk yapıldığında yarı yarıya daha dar olan köprü daha sonra genişletilmiştir. Köprünün her iki girişinde de şu anda mevcut olmayan taç kapısı olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminde birkaç kez onarılan Taşköprü, günümüzde de hizmet vermeye devam etmektedir. 310 metre uzunluğundaki köprünün genişliği 11.40 metredir.

Taşköprü’nün 2006 yılı başında restorasyon çalışmalarına başlanmış ve 2007 başlarında çalışma sona ermiştir. Ayrıca Taşköprü Dünyada hala kullanılan en eski köprüdür.

Kaynak:  http://tr.wikipedia.org/wiki/Ta%C5%9Fk%C3%B6pr%C3%BC,_Adana

İPEK BÖCEKLERİ VE YETİŞTİRİCİLİĞİ

 

 

1a9baee2108527eeffc063ebca11f242_LİPEK BÖCEKÇİLİĞİ

İpek böceği ilk defa İsa’dan 2600 yıl önce Çin’de beslemeye alınmıştır. Çinliler ipekböceği yetiştirme ve ipekli kumaş yapmanın sırrını uzun yıllar ülkelerinde saklamışlardır. Yurdumuzda ise ipekböcekçiliği 1500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Genellikle yardımcı bir tarım koludur. Büyük bir yatırımı gerektirmez. Ailede yaşlı, genç herkesin emeği değerlendirilir. 35-40 günlük bir uğraş sonunda oldukça iyi bir gelir getirir. İpekböceği yetiştiriciliği, dut ağacının yetiştiği her yerde yapılabilir.

İPEKBÖCEĞİ TOHUMLARININ TEMİNİ

İpekböceği tohumunu Ülkemizde üreten tek kuruluş KOZABİRLİK olup, ipekböceği beslemesi yapmak isteyen bütün üreticilere ipekböceği tohumlarını hayvancılık desteklemesi kapsamında ücretsiz olarak vermektedir.İpekböceği beslemek isteyen; Ege ve Akdeniz bölgesindeki (İzmir, Muğla, Antalya, Hatay….Vb.)üreticilerin en geç Mart ayı sonuna kadar, diğer bölgelerdeki üreticilerin ise Nisan ayı sonuna kadar tohum talebinde bulunmaları gerekmektedir. İpek böceği tohum talepleri, Kozabirlik’e veya Kozabirliğe bağlı Kooperatiflere, Tarım İlçe Müdürlüklerine yapılabilir. Üretimin yoğun olduğu bölgelerde ipekböceği tohumları inficar etmiş (böcek) olarak üreticilere teslim edilmekte olup, üretimin çok az olduğu yani birkaç üreticinin bulunduğu bölgelerde ipekböceği tohumları, kutu içinde tohum olarak üreticilere teslim edilmektedir.

İPEKBÖCEĞİ TOHUMLARININ KULUÇKASI (İnficar)

Kuluçka, ipekböceği yetiştiriciliğinin ilk ve en önemli olan safhasıdır. Toplu iğne başı büyüklüğündeki ipekböceği yumurtalarının 20.000 tanesi yaklaşık 12-13 gram ağırlığındadır. (İpekböcekçiliğinde yaygın olarak kullanıldığından, biz de burada yumurta yerine tohum, kuluçka yerine de inficar veya fışkırma sözcüklerini kullanacağız.) İpekböceği tohumlarının inficarında amaç tohumlardan aynı zamanda sağlıklı ipekböceklerinin elde edilmesidir. Bu dönemde hata yapılırsa çıkan ipekböcekleri zayıf, hastalıklara dayanıksız ve miktarı az olur. Sonuç olarak verim de düşük olur. Uygun yapılan bir inficarda istenilen günde, kısa sürede çıkışını tamamlamış, çok sayıda, sağlıklı ve yeknesak ipekböcekleri elde edilir. Bu nedenle, İnficardan kaynaklanabilecek kayıpları en aza indirebilmek amacıyla üretimin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde ipekböceği tohumları inficar ettirilmiş olarak üreticilere verilmektedir. İnficara başlamadan bir hafta önce inficar odasının temizliği ve dezenfeksiyonu tamamlanmalıdır. İnficar odasının temizlik ve dezenfeksiyonunda da besleme odası için yapılanlar aynen yapılır. İnficar odasının sıcaklık ve nemini kontrol edebilmek için termometre ve nemölçer bulundurulmalıdır. Ayrıca ısıtma gerektiğinden odada uygun bir yerde ısıtıcı olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta mangal, borusuz soba gibi ortama zehirli gaz verebilecek ısıtıcılar kullanılmamalıdır. İnficar odalarında yeni boyanmış eşya, boya, ilaç kutuları gibi koku veren şeyler olmamalıdır. İpekböceği tohumları zehirli gazlara karşı çok hassastır. Tohumların bulunduğu yerlerde sigara içilmemelidir. Ülkemizde üretilen tohumlar üretimlerinin her kademesinde kontrolden geçmektedir. Tohum kutuları arasında miktar ve kalite yönünden herhangi bir fark yoktur.

İnficarda istenen çevre şartları:

Sıcaklık: İnficarda en önemli unsur sıcaklıktır. İnficar boyunca sıcaklık devamlı 25-26 derece civarında olmalı ve sıcaklıkta ani değişmeler olmamalıdır.

Nem: Çıkış ve çıkan ipekböceklerinin sağlığı açısından çok önemlidir. İnficar boyunca nem’in %75-85 civarında olması istenir. Bu nemi sağlamak için inficar odasında yerler ıslatılabilir, tohum kutuları yakınına ıslak çarşaf vs. asılabilinir, soba üzerinde açık bir kap içinde su bulundurulabilinir.

Işık: İnficarda normal gün ışığı yeterlidir ancak güneş ışığı doğrudan tohumların üzerine gelmemelidir. Tohumların renklerinin ağarmaya başladığı devreden itibaren 18 saat aydınlıkta kalması yeknesak bir çıkış için faydalı olur. İnficar başlangıcında tohumlar varsa inficar çerçevelerine, yoksa tohum kutusunun üst bezi yırtılarak kendi kutuları içine muntazam olarak yayılır. İnficar çerçevesi kullanılırsa tohumların üzerine kanaviçe ve ince bir kağıt konarak hem çıkan larvaların dağılmaması hem de ipekböcekleri ile tohum kabuklarının karışmaması sağlanır. Bu şekilde inficara konan tohumlardan 9-10 gün içinde ipekböcekleri çıkmaya başlar. (Kışlak çıkış tarihi ile inficara konuş tarihi arasındaki farka göre bu süre daha kısa olabilir.)

GENÇ İPEKBÖCEKLERİNİN BAKIM VE BESLENMESİ

1,2 ve 3 üncü yaşlardaki ipekböcekleri, genç ipekböcekleri diye adlandırılırlar. Bu dönemde ipekböcekleri 25-26 derece sıcaklık ve %80-85 nem isterler. Özellikle bu dönemde ipekböceklerine yumuşak ve kaliteli yaprak verilmeli havalandırmaya özen göstermelidir. İnficar kısmında bahsedildiği gibi iyi bir inficarda çıkış üç gün içinde tamamlanır. Ancak beslemeye üçüncü gün başlanır. Yeni çıkan ipekböcekleri açlığa karşı dayanıklı olduğundan ilk çıkanların bir iki gün aç kalması zararlı değildir. Üçüncü gün hepsini birden beslemeye alarak yeknesak bir besleme yapılır. Ancak çıkış üç günden fazla sürerse ilk üç günde çıkanlar beslemeye alınır. Daha sonra çıkanlar ise ayrı bir yerde günde bir öğün fazla yem verilerek diğerlerine yetiştirilir. Uyku dönemine birlikte girmeleri sağlanır. İlk üç yaşta ipekböcekleri kare şeklinde ince kıyılmış yapraklarla beslenirler. Yaprak kıymada ölçü her yaş için ipekböceği büyüklüğünün iki – üç katı kadar olmalıdır.  1. yaşta yaprak verirken dalın en ucundaki ilk 4 yaprağın verilmemesi yararlı olur. Çünkü bu yapraklar çok taze olduğundan bunların alt kısımlarındaki yaprakların verilmesi daha uygundur.

YETİŞKİN İPEKBÖCEKLERİNİN BAKIM VE BESLENMESİ

  1. ve 5 inci yaşlardaki ipekböceklerine yetişkin ipekböcekleri diyoruz. Bu dönem ipekböcekçiliğinde yaprak tüketiminin ve işçiliğin en fazla olduğu dönemdir. İlk yaşların aksine bu yaşlarda yüksek sıcaklık ve nem çok fazla istenmez. Bu dönemde en uygun sıcaklık. 23-24 derece en uygun nem ise %70-75 dir. İlkbahar beslemesinde bu dönem Mayıs ve Haziran aylarına rastlar. Dolayısıyla hava sıcaklığı istenen sıcaklığın üzerindedir. Bu nedenle bu yaşlarda besleme yeri olarak kuzeye bakan serin yerlerin tercih edilmesi gerekir. Ayrıca güneye bakan pencerelerin kalın perdelerle kapatılması, kapıların hava cereyanı olmayacak şekilde açık tutulması yararlı olur. Bu dönemde ipekböcekleri için yaprak kıyılmasına gerek yoktur. 4. yaşta tam yaprak ve filiz, 5 inci yaşta ise şimal verilebilir. 4. yaşta iki veya üç kez 5. yaşta ise günaşırı alt değiştirme ve her alt değiştirmede uygun şekilde seyreltme yapmak iyi ve kaliteli ürün alınması amacıyla faydalı olur. Özetle yaprak temini, alt değiştirme, seyreltme vb. işler, yetişkin ipekböceklerinde yoğun bir çalışmayı gerektirmektedir.

 

KAYNAKÇA:

http://www.kozabirlik.com.tr/ipek-bocekciligi/ipekboecekciligi-ve-yetistiriciligi.html

 

…Ve işçiler takım kurar: Adana Demirspor

ads

…Ve işçiler takım kurar: Adana Demirspor

1 Eylül 1939… Hitler komutasındaki Nazi ordularının Polonya’ya saldırdığı gün. Başka bir ifadeyle milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, Sovyetler Birliği’nin Hitler faşizmini tarih sahnesinden sildiği II. Dünya Savaşı’nın başlangıcı. İşte o II. Dünya Savaşı, 1940’lı yılların başında dünyanın dört bir yanında kendini hissettirmeye başlar. Tabi ülkeler de pozisyon almaya… Kimi taraf olur, kimi tarafsızlığını ilan eder. Kimi de “savaş dışında kalma” politikasını izlerken kurduğu ilişkiler ve yaptıklarıyla “kaçak güreşmeyi” tercih eder. İşte bu ülkelerden biri de Türkiye’dir.

Yine bu dönem Türkiye’de savaşa yönelik bir takım önlemler alınır, kanunlar çıkarılır. O kanunlardan biri de 1938 yılındaki Sivil Savunma Mükellefiyeti’dir. Bu kanunla, silah altındaki askerlerin dışında kalan gençleri sivil savunmaya ve spora yöneltmek amaçlanır. 500 kişiden fazla işçi çalıştıran özel ve kamu kuruluşlarına bir spor kulübü kurmaları mecburiyeti getirilir. Bunun sonucunda Adana’da yer alan T.C.D.D. 6. İşletme Bölge Müdürlüğü bünyesinde Adana Demirspor’un temelleri atılır. 21 Aralık 1940’ta İşletme Müdürü Eşraf Demirağ öncülüğünde demiryolu işçilerinden kurulan Adana Demirspor resmi tescilini 28 Aralık 1940’ta alır.

Bölgedeki kulüp sayısında artış olunca kısa bir süre sonra Çukurova Ligi oluşturulur ve Adana Demirspor ligin ilk kulüpleri (Seyhanspor, Torosspor, Paksoy, İdman Yurdu, Milli Mensucat, Sümerspor) arasındaki yerini alır. Ancak Adana Demirspor’un kayıtlara giren ilk futbol maçı, Erzincan depremzedelerine yardım için düzenlenen turnuvada 2-1 yendiği Malatya Mensucat maçıdır.

1942-1959 yılları arasında Çukurova Ligi’nde 16 kez aralıksız şampiyon olarak Türkiye Şampiyonası’na katılan Adana Demirspor, bu turnuvalardan 1953-1954 sezonu finalinde Hacettepe’yi 1-0 yenerek şampiyon olur ve kupa ilk kez Adana’ya gelir. 1950-1960 yılları arasında Suriye, İran ve Yugoslavya gibi ülkelere giderek uluslararası düzeyde özel maçlar yapan Adana Demirspor, 1960-1961 sezonuna gelindiğinde üç büyük il dışından Süper Lig’de mücadele eden ilk futbol kulübü olur. Futbolda daha nice başarılar vardır.

”Biz zeytin ekmek yer maça çıkardık. Maçlara gitmek için 10-15 lira yolluk verirlerdi. Biz de trenle giderdik. Tren Demirsporlular’a bedavaydı çünkü. Tren İstanbul’a iki günde giderdi. O verilen 10-15 lira yollukla da biz sadece kendimize yolda yiyecek alabilirdik.” Füze Selami’nin bu aktarımıyla Adana Demirspor’un futbol geçmişi noktalayıp kuruluşuyla birlikte faaliyet gösterdiği diğer branşlara geçelim.

Yüzme ve Su Topu… Adana’nın sulama kanallarında yüzmeyi öğrenen gençler Atatürk Yüzme Havuzu’nun açılmasıyla birlikte Adana Demirspor çatısı altında disiplinli çalışmaya başlar. Bu çalışamalar sonucunda da başarılar elde edilir. Su Topu’nda kırılması çok zor bir başarıya imza atan Muharrem Gülergin öncülüğündeki Adana Demirspor, 17 yıl hiç yenilmeden, 22 yılda da tek mağlubiyet alarak toplamda 29 kez Türkiye Şampiyonu olur. Adana Demirspor bu büyük başarıyla birlikte tüm Türkiye’de ”Yenilmez Armada” olarak belleklere kazınır. Yüzmedeki başarıların altında ise Erdal Acet’in ve Nesrin Olgun’un imzası vardır. Erdal Acet’in 1 Eylül 1976’da Manş Denizi’ni 9 saat 2 dakikayla kırdığı dünya rekoru ilerleyen yıllarda geçilse de tüm zamanların en iyi üç derecesinden biri olur. 1 Ağustos 1979’da ise Nesrin Olgun, 15 saat 47 dakikayla Manş’ı geçen Türkiyeli ilk kadın ünvanını alır. Atletizme gelince, takım en parlak dönemini 1953-1954 sezonunda yaşar. Adana Demirspor’un bu branşta ismi bu sezon duyulur. Güreşte de sayısız başarılara imza atan Adana Demirspor bisiklet, basketbol ve voleybol branşlarında da faaliyet gösterir.

Yılmaz Güney… Adana Demirspor’un tarihinden bahsederken onu unutmak, onu bu tarihten ayrı tutmak olmaz. Yıl 1972,  Yılmaz Güney “devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı” gerekçesiyle 2 yıl hapse mahkûm edilir. Bu süre içinde de arkadaşı Yavuz Pağda’ya cezaevinden sık sık mektuplar yazar. O mektuplardan biri de 14 Mayıs 1973 tarihlidir. “Bilirmisin ki, Demirspor’da ben çocukluğumu, ilk gençlik yıllarımı hüzünlü anısını buluyorum. İçimi ezen bir duygu taa tahta perdeli, tel örgülü Adana stadına kadar götürüyor beni.” diyen Güney mektubunu, “Çok selam söyle Muharrem abiye… Yürekten başarılar diliyorum… İlerde çıkmak nasip olursa faydalı olmaya çalışacağım Muharrem abiye ve Demirspor’a… Öperim hepinizi… Selam…” diye bitiriyor. Bunun üzerine daha fazla yazmaya gerek yok sanırım.

Ve Adana Demirsporlu taraftarlar… Onlarsız bir Adana Demirspor tarihi düşünmek imkansız. Onlar ki Adana Demirspor’un can damarı, lokomotifi. Adana Demirspor tribününde, “sevgi, saygı ve bağlılık” temelinde hareket edilir. Irkçılığa ve endüstriyel futbola karşı durulur. “İşçinin, emekçinin takımı”nı tutmaktan onur duyulur, bu ünvan gururla söylenir. Kulüp için emek verilir, vefa gösterilir. Aynı kulüp için cefa da çekilir. Liman işçilerinin kurduğu Livorno ile endüstriyel futbola karşı dostluk maçı yapılması sağlanır. Haziran Direnişi’nde sokaklara çıkılır.

Bitirirken…

Demiryolu işçileriyle başlayan, Fofo (Muharem Gülergin), Füze Selami (Selami Tekkazancı), Met Ahmet (Ahmet Arıboğan), Coral Ali (Ali Hikmet Aydınoğlu), Kartal Yaşar (Yaşar Kartal), Top Cambazı Bedri (Bedri Şensert), Haşimo (Haşim Palandöken), Tori İlhan (İlhan Oflaz), Puto Mustafa (Mustafa Gülergin) ve nice efsanelerle süren, Yılmaz Güney’e uzanan bu tarih, bu gelenek şimdi taraftarların omzunda!

O halde Adana Demirspor’un 75. yılı yaklaşırken Rosa Luxemburg’un sözlerinin yazıldığı o pankart daha da yukarı asılsın:

”Vardık, varız, var olacağız!”

Kaynak:  http://haber.sol.org.tr/spor/ve-isciler-takim-kurar-adana-demirspor-104284

Yıldız Tilbe

YILDIZ TİLBE KİMDİR?

Yıldız Tilbe (16 Temmuz 1966, İzmir), Zaza ve Kürt asıllı Türk şarkıcı, besteci ve şarkı sözü yazarı.

İzmir’in Konak ilçesine bağlı Gültepe semtinde gecekondu mahallesinde doğmuş olan Yıldız Tilbe ailesinin altı çocuğundan en küçüğüdür. Ailesi içinde “Yadigar” takma adıyla hitap edilmiştir. Annesinin adı Altun, babasının adı Ali’dir. Orta ikinci sınıfta okuduğu Mustafa Rahmi Balaban Okulu’nda eğitimini bırakmak zorunda kalmıştır.
Çok küçük yaşlardan beri şarkı söylemeye başlamıştır. 18 yaşından önce evlenmiştir. Sezen Burçin (d.1985) adında bir kız çocuğu oldu.1989 yılında boşandı.. Daha sonra 5 yıl evli kaldığı Güngör Karahan’dan ayrılmıştır. Sonraları İzmir’de çeşitli gece kulüplerinde şarkıcılık yapmaya başlamıştır.Sahneye ilk olarak 1990 yılında Cengiz Özşeker’in patronu olduğu bir klüpte başlamıştır. 1991 yılının sonlarında Sezen Aksu, Tilbe’nin ismini duyup kendisini dinlemeye gelmiş ve vokalistlik teklif etmiştir.
İki sanatçı tanışmış, Tilbe vokalistlik teklifini kabul ederek İstanbul’a gelmiş, Sezen Aksu’nun evine taşınmıştır. Sezen Aksu’ya konserlerinde ve albümlerinde vokallik yapmıştır. Sezen Aksu ile yolları ayrıldıktan sonra İstanbul’un gece kulüplerinde şarkı söylemeye başlamıştır. Bu sırada Cem Özer’in “Laf Lafı Açıyor” isimli programında solistlik teklifi almış ve bir süre programın solisti olarak şarkı söylemiştir. Bu programda kazandığı ün ile albüm teklifleri alarak 1994 yılının yazında ilk klibini Cenk Torun’la birlikte oynadığı “Delikanlım” adlı parçaya çekti. Bu yıllarda birçok sanatçıya hit olan şarkılar vermiş, vokaller yapmıştır.1996 yılında narkotik şube tarafından sanatçının evine yapılan baskında bir miktar esrar bulunmuş ve Tilbe üç gün gözaltında tutulmuş ardından serbest bırakılmıştır. Esrardan kurtulmak için Balıklı Rum Hastanesinde bir süre tedavi görmüştür.Yazdığı şarkılarda hüzün, aşk ve ayrılık konularını edinmiş olan Yıldız Tilbe şarkıları ve bestelerinde romantik konuları işlemiştir Tarz olarak pop ile başlamış ve repertuvarını genişleterek arabesk, halk müziği ve sanat müziği formlarını da kullanmıştır.2006 yılında yayınlanan ve sanatçının maxi-single çalışması olan Tanıdım Seni, 6 şarkı ve 2 versiyonla toplamda 8 şarkı barındırıp, sanatçının 11. albümüdür. Albümdeki tüm şarkıların söz ve müziği Yıldız Tilbe’ye aittir.2012 yılının başlarında TRT Müzik kanalında 5 hafta süren “Şarkıların Yıldızı” adlı müzik programı yapmıştır. Program daha sonra TRT’nin maddi imkanlarının yetersizliği gerekçesi ile yayından kaldırılmıştır. 28 Ekim 2012 tarihi itibariyle her pazar akşamı Flash TV’de yayınlanan “Yıldız Tilbe ile” isimli televizyon programıyla ekranlara geri dönmüştür.

Albümleri
*1994: Delikanlım
*1995: Dillere Destan
*1996: Aşkperest
*1998: Salla Gitsin Dertlerini
*2001: Gülüm
*2002: Haberi Olsun
*2003: Yürü Anca Gidersin
*2004: Yıldız’dan Türküler
*2004: Sevdiğime Hiç Pişman Olmadım
*2005: Papatya Baharı
*2006: Tanıdım Seni
*2008: Güzel
*2009: Aşk İnsanı Değiştirir
*2010: Hastayım Sana
*2011: Oynama
*2013: Yeniden Eskiler Arabesk
2014: Şivesi Sensin Aşkın

Yasam Koçlugu Uluslararası Sertifika Programı

Koçluk Yaklaşımımız

  • Siz bütün kaynaklara ve bütün doğru cevaplara sahipsiniz.
  • Size, mükemmele yakin “en iyi”nizi buldurmak bizim işimiz.
  • İzin verin koçluk yöntemi sizin için çalışsın.
  • Bütünsel Koçluk koltuğu, kendinizi ileri taşıma koltuğudur.
 EGE ÜNİVERSİTESİ Sürekli Eğitim Merkezi-Etkin İnsan Gelişim Enstitüsü Çözüm Ortaklığı 

Yasam Koçluğu Nedir?

Yasam Koçlugu, kisinin bulundugu noktadan ulasmak istedigi noktaya gitme sürecinde hayatinda tatmin ve denge yaratmasidir.
Yasam Koçlugu, kisinin kendi dogasini, tam olarak ne istedigini bulabilmesidir.
Yasam Koçlugu, yasamin tüm alanlarinda “daha ileri” gitme sürecidir.
Yasam Koçlugu, kisinin kendi hayatinda gelisim ve degisim firsatini kesfetmesi, yaratabilmesidir.
Yasam koçlugu, gelisim ve degisimin dogasini anlamak, kendi yasamindaki yansimalarini dengeye oturtmaktir.
Yasam koçlugu, kendi yasamina disaridan bakmak, içsel dogasini gözlemlemek, anlamak, kendini kesfetmek ve böylece potansiyelini maksimum kullanmak isteyen bireyler için gerçek bir firsattir.
Yasam koçlugu bir süreç programidir. Çünkü kisinin gelisim ve degisimine koçluk, süreç içinde gerçeklesir.

Niçin “Yasam koçu”na ihtiyaç vardir?

Her zaman her sey istedigimiz gibi gitmeyebilir. Yasam, olaylar ve iliskiler agi ile bize bazi deneyimler yasatir. Bu deneyimlerin içinde hayatin çözmemizi istedigi sifreler vardir.
Insanlar, olaylar ve durumlar, yeniden degerlendirmeyi bekler.
Hatta çogu zaman düsünce ve duygularimizi, verdigimiz tepkilerimizi ve onlarin sonuçlarini degerlendirmek, hatalarimizi görebilmek, bizi ileri tasiyabilir.
Bu, geçmiste yasanmis deneyim için söz konusudur. Peki, gelecegi simdiden ön görerek organize etmek bize neler kazandirir? Çok ama çok sey… Iste yasam koçlugu, gelecegin simdiden insaasidir.
Geçmisten bagimsiz olarak kendimizi anlamak, gelecege yön vermek yasam koçlugunun çikis noktasidir.
Yasam Koçlugu, kisinin kendini en iyiye tasiyacak bütün kaynaklara sahip oldugunu, hayatinda ulasmak istedigi bütün cevaplara sahip oldugunu pesinen kabul eder. Bütün mesela, içimizdeki bu gücü uyandirmak ve sahip oldugu potansiyeli hayata kazandirmaktir.

Kimler Yasam Koçuna Gelir?

  • Ne istedigini bilmek isteyenler
  • Hedefini bulmak isteyenler
  • Hedefi olup, basarili bir sonuç almak isteyenler
  • Basarisini daha ileri tasimak isteyenler
  • Bir sorunu çözmek isteyenler
  • Karar vermek isteyenler
  • Içindeki dehayi, potansiyeli ortaya çikarmak isteyenler
Kisiler bir yasam koçuna ihtiyaç duyarlar, çünkü insan dogasi, kendini ileri tasimaya programlidir.
Bir yasam koçuna ihtiyaç duyarlar, çünkü kisiler kendilerini asmak isterler.
Bir yasam koçuna ihtiyaç duyarlar, çünkü seçenekleri degerlendirmek, dogru seçim yapmak ve dogru karar vermek önemlidir.
Bir yasam koçuna ihtiyaç duyarlar, çünkü saglikli olmak, yapmak istediklerini yapmak, içlerinde huzur hissetmek, mutlu olmak, basarili olmak isterler. Bütün bunlarin hepsi, “kendini gerçeklestirmek” için harika yollardir.
El yoramiyla basari ve mutluluk yoluna uzanmak kimi zaman sancili, çogu zaman uzun bir süreçtir. Oysa ki “Yasam Koçlugu” bu yolu kisalttigi gibi, tatmin duygusunu arttirir.
Çünkü bir koç ile çalismak insana hem zaman, hem para, hem basari, hem de kendisini kazandirir.
Amacimiz;
Yasam Koçlugu Programi ile kisinin kendi ve baskalarinin yasaminda gelisim, degisim, dönüsüm yaratmasi
Profesyonel koç olarak yetkin bir biçimde koçluk meslegini yapabilmesi; Yasam Koçlugu hizmetini profesyonel olarak verebilmesi

Içerik;

1. Modül: Temel Koçluk Becerisi (4 tam gün)

  • Koçluk nedir, ne degildir?
  • Koçluk kimlere yapilir?
  • Koçlugun uluslararasi kurallari
  • Koçlugun etik degerleri-prensipleri
  • Koç olarak uyum-güven tesisi olusturmak
  • Bütünsel-emaptik dinleme
  • Beyin sisteminin yapisi ve isleyisi
  • Zihin ekrani-Görsel beyni kullanabilmek
  • Düzlemler bilgisi
  • Güçlü soru sorma sanati
  • Çözüm odakli yaklasim
  • Profesyonel koçluk tutumu gelistirmek
  • Yasam alani-is hayati-özel hayat-zaman yönetimi

2. Modül: Kaynaklari yönetmek (4 tam gün)

  • Yasam alanlari yönetimi
  • Fark yaratan koçluk uygulamalari
  • Zaman yönetimi
  • Stres yönetimi
  • Içsel kaynaklarin tesbiti
  • Içsel kaynaklari aktive etmek

3. Modül: Özel yasam ve Iliskilere koçluk

Gündem tesbiti : Koçi için kisisel ihtiyacin arastirilmasi ve ölçümlenmesi

Yasam Koçu, koçluk görüsmelerini nasil/neye göre belirler?

Koçluk Yöntemi: NÖTR bakis

  • Serbest zihne (Nötr alana) kolayca geçebilme teknik/yöntemleri
  • Duygulara yenik düsmeden içsel gücü devreye nasil sokabiliriz?
  • Objektiflik nasil saglanir?
  • Dogru karar vermek için ruh hali nasil kontrol altina alinir?

Koçluk Yöntemi: Ideal Iliski/ Ask/ Yakin Duygusal Iliskileri Yapilandirmak

  • Ideal iliskide nasil davranmali?
  • Ideal ilisi nasil yasanir?
  • Ideal iliskinin vizyonu
  • Yakin duygusal iliskide anlam bulmak

Koçluk Yöntemi: Özel Yasam Degerlerini Yapilandirmak

  • Özel yasam degerine uygun bir yasam olusturmak
  • Özel yasam degeri ile basari-mutluluk dengesi

Koçluk Yöntemi: Yakin Duygusal Iliskide Degerleri Yapilandirmak

  • Yasam degerinize uygun bir yasam olusturmak
  • Yakin duygusal iliskide deger tesbiti
  • Partner ile degerler bazinda uyumu güçlendirmek

Koçluk Yöntemi: Yeni Davranis Modeli (Davranislari Degistirmek)

  • Aliskanliklari degistirmek nasil mümkündür?
  • Olumsuz bir davranistan özgürlesmek nasil mümkündür?
  • Olumlu bir davranis nasil hayata geçirilir?

 

Koçluk Yöntemi: Içsel Bilge-Öz’e Danismak

Bir sorun’unuz varsa, Öz’ünüzle bulusup ondan cevap almaniz ve çözüm saglamaniz mümkündür.

 

4. Modül: Is Yasamina Koçluk

Koçluk Yöntemi: Akilcil Yol (Olumsuzluklari dönüstürmek)

  • Ileri seviyede akilcil vizyon gelistirme yöntemi

Koçluk Yöntemi: Is Kimligini Yapilandirmak

  • Is hayatinda verimlilik saglamak
  • Is hayatinda motivasyon saglamak
  • Is hayatinda iliskileri yapilandirmak
  • Is hayatinda davranis stratejileri
  • Is hayatinda kendini iyi hissetmek
  • Is hayatinda kariyer plani
  • Is hayatinda anlam yaratmak

Koçluk Yöntemi: Projelere Yaratici Koçluk

  • Sag beyin-sol beyin nasil aktive edilir?
  • Sezgisel zeka nasil gelistirilir?
  • Projeler için beyin firtinasi nasil yapilir?
  • Yaraticilik nasil gelistirilir?

Hedefleri Yapilandirmak

Koçluk Yöntemi: Vizyoner Ziyaretçi

Gelecek 10 Yili beyinde programlamak

  • Is hayatinda vizyonerlik
  • Özel yasamda vizyonerlik

Koçluk Yöntemi: Is Yasami Degerlerini Yapilandirmak

  • Is yasam degerinize uygun bir is kimligi olusturmak
  • Is yasam degerleri ile basarili bir is hayati olusturmak

Koçluk Yöntemi: Büyük Resim/ Yasamda Tatmin-Denge Modeli

  •  Fiziksel alanlarda tatmin ve denge saglamak


Kimler Katilabilir?

  • Bireysel gelişim alanında hizmet verenler,
  • Profesyonel koçluk mesleğini yapmak isteyenler,
  • İşverenler, yöneticiler,  kurum ve şirket eğitmenleri,
  • İnsan kaynakları alanında çalışanlar,
  • Kendini gerçekleştirme isteğinde olan herkes

Kaynak:http://www.yenibirmeslek.com/egitimler/1/yasam-koclugu-uluslararasi-sertifika-programi.aspx

ÇARŞI TARAFTAR GRUBU

ÇARŞI

   Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün taraftarlarından oluşan belli bir grubun ismidir. 1982 yılında kurulan Çarşı grubu, futbol maçlarını ağırlıklı olarak Kapalı Tribün’de izler. En bilinen sloganları “Çarşı her şeye karşı!” ve “Evdeki hesap Çarşıya uymaz”dır. En tanınan amigosu Alen Markaryan’dır.

27 Mayıs 2008 günü varlığını sona erdirme kararı aldı. Ama 21 Ağustos 2008 tarihinde, yaklaşık 200 kişilik bir taraftar grubu alem biter, ortam biter, Çarşı bitmez diyerek Çarşı ve tezahüratlarının devam edeceğini Maçka Parkı’nda duyurdu.

Ses Rekoru

Beşiktaş 24 Ekim 2007 tarihinde UEFA Şampiyonlar Ligi grup maçında 132 desibel ile dünya rekoruna ulaşmış ve Eurosport ile UEFA’nın internet sitesinde de bu rekora yer verilmişti. Ancak bu maçta Guinness hakem heyetinin olmaması nedeniyle siyah beyazlı taraftarların rekoru resmiyet kazanmamıştı.

Grubun özellikleri

Bu grup diğer taraftarlardan ya da taraftar gruplarından ilginç bir bileşen olmasıyla ayrılmakta, maçlarda takındığı tavırlar, açtığı pankartlar, dile getirdiği tezahüratlarla farklı bir taraftar profili çizmektedir. 1980’lerin ortalarından itibaren belirginlik kazanan, 1990’lardan sonra iyice bilinir hale gelen grup, aslında homojen bir yapıdan oluşmamakta ya da belli başlı üyelerden ibaret sayılmamaktadır. Farklı sosyal tabakalardan, kültürel çevrelerden ve etnik kimliklerden, farklı ve hatta çatışan politik ve ideolojik alanlardan insanlar Çarşı Grubu adı altında toplanmaktadır. Bununla birlikte genel olarak muhalif bir görünüm ve söylem Çarşı Grubunun özelliği olarak işaret edilebilir.

Beşiktaş kulübüyle doğrudan ilişkili grup üyeleri olabildiği gibi, özerk ve bağımsız taraftar olarak kendini ifade eden üyeler de mevcuttur. Ağırlıklı olarak üniversite öğrencilerinin de içinde yer aldığı bir grup olarak bilinmektedir. Bunun sonucu olarak grubun öne çıkan özelliği hazır cevap ve mizahi yönü gelişmiş bir topluluk olmasıdır.

Grubun içindeki insanlar sürekli bir değişkenlik arz etmekle birlikte, belirli bir anlamda Çarşı Grubunun kendisine özgü söylemi ve özgün tarzı sürekli geliştirilmekte, belirli bir doğrultuda sürdürülmektedir. Şiddet olaylarında, taraftarlar arası çatışmalarda da grubun ismi sıklıkla anılmaktadır. Birkaç çeşit Çarşı Grubu adını kullanan eğilim söz konusudur. Sağ ve sol politik eğilimler arasında bir gerilim olduğu da söylenebilir.

Bununla birlikte Çarşı Grubu denilince akla gelen daha çok tribünlerde görmeye alışık olunmadık tarzda muhalif bir söylem kullanması, sol politik söyleme ait kavramları ve sembolleri benimsemesi, güncel politik konulara ilişkin çoğu zaman beklenmedik tavır takınması olmaktadır.Örneğin Çarşı yazarken A’yı anarşizmin sembolü olan yuvarlak içindeki a şeklinde yazmaları, genelde milliyetçi ve ülkücülerin egemen olduğu kabul edilen tribünlerde başlı başına bir ilginçlik olarak görünmektedir. Grubun çıkışlarında belirgin bir özellik olarak anti-faşist bir söylem görülmektedir. Ayrıca grup içinde kendilerini demokrat, sosyal demokrat, sosyalist, ekolojist vb. şeklinde de ifade edenlerin varlığı da söz konusudur.

Türkiye’de yaşanan terör olaylarını protesto amaçlı biri 2007 yılında Liverpool FC ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçı ve 2008 yılındaki Galatasaray maçında kapalı tribünü kaplayacak şekilde “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” yazılı bayrak açmışlardır. Bu bayrak ulusal basın olmak üzere genel olarak olumlu karşılanırken, bazı çevreler tarafından bu pankartın Çarşı’nın klasik tavrına ters olduğu ve bayrağın içeriğinin şovenizm taşıdığı savunuldu.

Eylemleri

İlginç yapısı nedeniyle dikkat çeken Çarşı Grubu bu nedenle medyada pek çok kere özel programlar ve haberlerle yer almıştır. Mehmet Ali Birand’ın sunduğu haber programı 32. Gün Çarşı için özel bir program yapmıştır. Ayrıca, pek çok dergi ve gazetedeki yazı dizisine konu olan Çarşı Grubu, Haber Dergisi Nokta’nın 4 Ocak 2007 sayılı nüshasına kapak olmuştur.[ 19 Aralık 2006 günü ise İletişim Yayınları “çArşı Neye Karşı” adıyla bir konferans düzenlemiştir. Çarşı Grubu, popülerliği ve söylemleri ile TV dizilerinde de yer bulmuştur.

Gazetelerde Fatih Terim’in Mehmet Ağar ile birlikte resimleri yayımlanıp ”İmparator” diye tanımlandığı sırada Çarşı Grubu, “İmparatorluk değil tam demokrasi” diye pankart açarak tavır sergilemiştir. Ayrıca “Çarşı Alayına karşı” sloganı da söz konusu grubun hem öteki takımlara hem politik kimliklere karşı duruşunu ifade etmektedir. Bülent Ecevit’in ölümü üzerine resmi sitelerine koydukları “Kara Kartal seni unutmayacak Karaoğlan” sloganıyla ilgi çekmiştir.

Dikkat çekici eylemleri arasında Barcelona’nın Kamerunlu siyahi oyuncusu Samuel Eto’o’ya La Liga’da hemen her maçta yapılan ırkçı tezahüratlar nedeniyle “çArşı ırkçılığa karşı -hepimiz Eto’yuz!” pankartları ile destek vermeleri gelmektedir.

Grup, 1995-1997 yıllarında “Forza Beşiktaş” adında hiçbir yayın grubuna bağlı olmadan bir fanzin tarzında haftalık dergi çıkarmıştır. Bu dergi sadece bir spor kulübünün taraftarları tarafından hazırlanıp yayınlanan ilk süreli yayın olmuştur.

Çarşı Grubu’nun dikkat çeken bir diğer tavrı nükleer enerji santrallerine karşı duruşudur. 2005/06 sezonunda bazı maçlardan önce açtıkları “Çarşı Nükleer Santrallere Karşı” yazılı pankartlarla dikkat çekmiş ve Sinop’ta düzenlenen Nükleer karşıtı gösterilere katılmışlardır. 2006/07 sezonunda İnönü Stadyumu’nda oynanan Galatasaray derbisinde ise Greenpeace örgütü ile birlikte “Nükleersiz Türkiye” yazılı bir pankartla gösteri yapmışlardır.

2007 yılında kuruluşunun 25. yılını kutlayan Çarşı, bu sebeple düzenleyeceği etkinliklere Kızılay’a topluca kan bağışında bulunarak başlamıştır.21 Nisan 2007 günü oynanan lig maçı öncesi Beşiktaş’ta kurulan çadırlarda 250’den fazla kişi kan vermiştir. 25. yılın anısına düzenlenen bir başka sosyal etkinlik ise “Hediyeni kap, Miniatürk’e gel” sloganı ile 25 Nisan 2007’de kimsesiz çocuklara oyuncak ve kırtasiye dağıtılan organizasyon olmuştur. Sosyal konularda yaptıkları eylemlerden biri de 2008 yılında Almanya’da neonaziler tarafından kundaklanan Türk ailenin evinin önündeki eylemleri olmuştur.

Grubun dikkat çeken ve ulusal basında yer alan tavırlarından biri de Mart 2008’de oynanan Galatasaray maçı öncesi resmi sitelerinde alkol karşıtı bir slogan yerleştirip, maç günleri alkol alınmaması kararıdır.

Grubun öncülüğünde Beşiktaş taraftarı, 27 Ekim 2011 tarihindeki Beşiktaş-Fenerbahçe maçının bitiminde atkılarını sahaya atarak Van’daki depremzedelere yardımda bulunmuşlardır.

Beşikaş Çarşı Taraftar Grubu, il trafik kodu 65 olan Van için 20 Kasım 2011 tarihindeki Beşiktaş-Galatasaray maçının 65. dakikasında üstlerini çıkararak soğukla mücadele eden depremzedelerin durumuna dikkat çekmiştir.

Gezi Parkı Olayları kapsamında Beşiktaş İnönü Stadı yıkımında kullanılan ekskavatörü kullanarak TOMA’ları geri püskürtmüşlerdir. Ekskavatör’e “POMA, (Polis Olaylarına Müdahale Aracı)” adını vermişlerdir.

Asi Ruh belgeseli

2007 yılında kuruluşun 25. yılını kutlayan Çarşı Grubu hakkında Pancard Film adlı prodüksiyon şirketi bir belgesel hazırlamaktadır. Ön hazırlıkları bir yıldan fazla süren ve taraftarlardan toplanan video ve fotoğraflarla destekelenen belgeselin 2008 yılı Haziran ayında tamamlanacağı öngörülmektedir. Genel olarak tribün içinden çıkan kişilerin anılarının, dış saha maçlarınındaki yolculukların ve İnönü Stadyumu ve Beşiktaş semtindeki maç gününündeki olayların anlatıldığı belgeselde ayrıca Beşiktaşlı ve diğer takımın sporcularının da ropörtajları yer almaktadır.

Ayrıca Lig TV adlı televizyon kanalı “çArşı’nın Yürüyüşü” adlı bir belgesel hazırlayarak televizyonda yayınlamıştır.

Grubun kendini feshetmesi ve tekrar geri dönmesi

27 Mayıs 2008 Tarihinde Çarşı Grubu, çeşitli nedenlerden dolayı varlığını sona erdirme kararı aldıklarını açıkladılar. Çarşı ile ilgili “Asi Ruh” belgeselinin Beşiktaş Kültür Merkezi’ndeki galasında konuşan tribün lideri Alen Markaryan, Çarşı’nın Beşiktaş’ın önüne geçtiği yönündeki eleştiriler ve çeşitli spekülasyonlar sebebiyle “Çarşı kendini feshetmiştir” dedi ve ekledi: “Çarşı artık yok!..”.

Çarşı grubunun resmi sitesi forzabesiktas.com’da, Alen Markaryan adına açıldığı belirtilen başlıkta da haberin doğru olduğu teyit edildi ve “Kanallarda ve internet sitelerinde geçen haber doğrudur. Çarşı ismi bitmiştir.” ifadesi yer aldı.

22 Ağustos 2008 Tarihinde Çarşı Grubu yeniden tribünlere dönme kararı aldı. Çarşı grubunun resmi sitesi forzabesiktas.com’da haber teyit edildi ve “dosta düşmana ilan ediyoruz. Yeni dönemde Çarşı Grubu olarak yeniden tribünlerde olacağız” denildi.

Aldığı ödüller

ABD spor taraftarları tarafından yapılan oylamada, Çarşı grubu Beşiktaş’ın 2007 yılında Liverpool’u 2-1 yendiği mücadelede yaptığı gösteriyle tüm zamanların en iyi taraftar grubu seçildi.

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği’nin 2012 Yılı Empati Ödülü, Van Üşüyor sloganıyla depremzedelere destek veren Beşiktaş Çarşı Taraftar Grubu’na verildi.

kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ar%C5%9F%C4%B1_%28taraftar_grubu%29

ETİK VE İŞ ETİĞİ

Bu çalışmada, etik kavramından hareketle iş etiğinin, örgütsel davranışın iş etiğiyle bağlantılarının, iş etiğinin temel aldığı ilkeler ve genel anlamda işletmelerde etik uygulamalarının etkileriyle birlikte incelenmesi amaçlanmaktadır.

ETİK NEDİR?

Etik, en geniş anlamıyla ahlak bilimine karşılık gelmektedir. Ahlak; neyin doğru, iyi, adil ve erdemli olduğuna dair toplumsal ve bireysel düşünce yapısını yansıtır. Kişilerin zihinlerindeki iyi – kötü, doğru – yanlış, haklı – haksız gibi ayrımlara dayalı kalıpların tümü ahlak olarak adlandırılır. Bireysel ahlak, temelini toplumsal ahlaktan almakta; ahlaki değerler ve normlar nesilden nesile aktarılmaktadır. Etik kavramı, neyin ahlaki neyin gayri-ahlaki olduğuna dair sistematik bir arayışı ve ilkeler kümesini yansıtır. Bu araştırma kapsamında iş etiği ve etiğin yönetim ve organizasyondaki yeri sorgulanırken ahlak ve etik kelimeleri arasındaki fark göz ardı edilerek eşanlamlı olarak kullanılacaklar. Bu indirgeme, uluslararası literatürde konu üzerinde yapılan diğer araştırmalara atıfta bulunurken yararlanılacak bir basitleştirmeyi amaçlamaktadır.

 Ahlaki değer ve normların toplumsal kabule dayandığı ve bireylere aktarıldığı önermesinden yola çıkarak bireylerin ahlak anlayışının aile, eğitim ve din gibi sosyal kurumlar tarafından şekillendirildiği anlaşılmaktadır. Ahlaki değerler bir otorite figürü tarafından empoze edilebileceği gibi eşitler arası sosyal ilişkiler aracılığıyla da biçimlenmektedir. Bireyler kendi ahlaki seçimlerini yaparken yaşam deneyimleri ve ortak bir toplumsal değerler kümesinden yararlanacaklardır. Ahlaki değerler sistemi de toplumun kendisi gibi dinamik bir yapıdadır ve zaman içinde değişebilir.

 KÜLTÜR ve ETİK

Etiğin toplumdan bağımsız olmadığı düşünülürse, her toplumun farklı bir değerler sistemi yaratacağı ve farklı kültürlerin farklı etik değerleri yücelteceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu sonuç bizleri etik mutlakçılık ve etik görelilik kavramlarına götürür.Etik mutlakçılık, evrensel etik değerlerin varlığına ve uygulanabilirliğine işaret ederken din, gelenek veya yazılı ilkelere dayalı bir otoritenin desteğini ima eder. Etik görelilik anlayışı ise etiğin nesnel bir geçerliliği temsil etmediğini; bireyler ve toplumun neyin etik olduğuna dair duygu ve düşüncelerini yansıtmaktan öteye gitmeyeceğini savunur.Toplumlar ve bireyler arasında değerler, tutumlar ve yaşam deneyimleri (toplumsal anlamda tarihsel birikim) açısından farklılıklar göz önüne alındığında mutlak ve evrensel etik değerleri geniş ölçekte savunmak güçtür. Yalnızca çok temel bir takım ahlaki kabullerin evrensel ölçekte var olduğu ileri sürülebilir (yaşama hakkı, özgürlük, eşitlik gibi değerlerlerden kaynaklanan ahlaki kabuller) ancak bunların bireyler tarafından kavranış biçimleri toplumlar ve kültürler arasında farklılaşacaktır.

 Örgüt Kültürü ve Etik

Toplumların özgün kültürlerinin yanı sıra örgütlerin de kendi içlerinde farklılaşmış bir kültürü olduğu bilgisi ışığında; yönetim bilimi açısından örgüt kültürünün etikle ilişkisi incelenmesi gereken bir kavramdır. Örgütlerin kültürleri; örgüt kararları ve örgüt içinde davranış biçimlerini etkileyen etik değer ve normları kapsar.Bu açıdan örgütün kültürünün tanımlanması ve irdelenmesi örgüt içinde etiğin konumlandırılması açısından birincil önem taşır. Bu konu Örgüt Kültürü ve İş Etiği başlığı altında kapsamlı olarak incelenecektir.

 İŞ ETİĞİ

 Sosyal Sorumluluk

1960larda ortaya çıkan sosyal sorumluluk kavramı iş etiğinin öncüllerinden birini oluşturmaktadır. Sosyal sorumluluk basit bir tanımla firmaların içinde bulundukları topluma karşı üstlendiği yükümlülükleri ifade eder. Toplumsal bir sözleşmenin varlığını ve sözleşmenin taraflarının ahlaki sorumluğunu öngörür. Sosyal sorumluluk dört boyutta irdelenebilir: İhtiyari, Etik, Yasal ve Ekonomik. İhtiyari boyut ‘toplumun arzu ettiği ama firmadan talep etmediği toplumsal ve insani hizmetleri kapsar’. Yasal sorumluluğun sınırları kanunla çizilmiştir. Ekonomik boyut, toplumun refahını azaltıcı eylemlerin önlenmesine ilişkin bir sorumluğa işaret eder. Etik boyut, yapısı itibarıyla geniş anlamda yorumlanmaya açıktır. Firmanın toplumla karşılaşma alanında; doğru, iyi, dürüst, güvenilir ve adil olma yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Firmaların sosyal sorumlulukları kurumsal, örgütsel ve bireysel olmak üzere üç ayrı düzeyde irdelenebilir. Kurumsal sorumluluk bir örgütün topluma karşı tüm sorumluluklarını kapsarken; örgütsel sorumluluk firmanın toplumdaki spesifik işlevi üzerinde odaklanır. Bireysel düzeyde sosyal sorumluluk, bir örgütün içinde yer alan bireylerin, özellikle karar alma süreçlerinde topluma karşı sorumluluğunu içerir.

Sosyal sorumluluk kavramının içeriğine özellikle ekonomik sorumluluk kavramından yola çıkılarak eleştiriler yöneltilmiştir. enm.blogcu.com. Bir işletmenin yönetiminin temel sorumluluğunun hisse sahiplerine karşı olduğu ve işletmenin tanımı gereği hissedarların servetlerini ençoklamayı amaç edindiği düşüncesinden hareketle; sosyal sorumluluğun ekonomik boyutunun, firmaların rekabet gücünü azalttığı ve birincil önceliklerinin göz ardı edilmesine yol açtığı belirtilmektedir.

Sosyal sorumluluk kavramıyla eşzamanlı olarak ortaya çıkan bir diğer kavram sosyal uyumluluk (social responsiveness) kavramıdır. Bu kavram firmaların; kamu baskılarına toplum üzerinde elle tutulur etkiler yaratacak sosyal programları uygulamaya koyarak tepki verme, firma bazında hedeflerin sosyal hedeflerle çakışıp çakışmadığını göz önüne alma ve toplumsal sorunlarla ilgilenme düzeylerini yansıtır. Temel olarak firmanın sosyal etkilere tepki verip vermediğini ölçmeyi amaçlar.

1960 ve 1970lerde giderek önem kazanan sosyal sorumluluk kavramını 80li yıllardan itibaren iş etiği kavramı takip etmiştir. Özellikle Amerika’da 1980lerden günümüze iş etiğinin önem ve ağırlığı inkar edilemez bir boyutta artmıştır.

 Çalışma Ahlakı

İş ahlakının kapsamı içinde ele alınması gereken bir başka kavram, bir toplumun üyelerinin çalışmaya dair değer ve tutumlarını yansıtan çalışma ahlakı kavramıdır. Toplumun ve bireylerinin üretim ve değişim ilişkilerine bakış açısı kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Kimi kültürlerde çalışma ve üretme toplumsal yaşamın başlıca amaç ve gerekliliğiyken başka kültürlerde farklı öncelikler göze çarpmaktadır. Max Weber’in sosyolojiye yaptığı önemli bir katkı olan Protestan ahlakı kavramı; din, üretim ilişkileri ve kültür arasında özel bir bağlantı kurmaktadır. Tanım olarak Protestan ahlakı; çalışmayla ilgili değer ve tutumlarda; çalışkanlığa, kaynakların tutumlu kullanılmasına, servetin biriktirilmesine, elde edilecek ödüllerin geleceğe ertelenmesine ve başta zamanın boşa geçirilmesi olmak üzere her türlü israftan kaçınmaya odaklanan bir anlayıştır. Weber’in teorisi kapitalist girişimcinin ortaya çıkışını Kalvinist asetizmle bağdaştırmaktadır. Kalvinizmin özünde çalışma, tutumluluk ve tasarrufların üretime aktarılması yatar. Katolik inancındaki dünya işlerinden çekilme yoluyla çilecilik anlayışının yerine dünyasal bir çilecilik (innerworldly ascetizm) getirilmektedir. Kişiler çalışarak ve üreterek bir anlamda dini görevlerini yerine getirmektedirler. Weber, Kalvinizm tarafından yaratılan kapitalizm ruhunun Katolik ve İslam inancı tarafından yaratılamayacağını savunmaktadır. İslam dininin kapitalizm ruhuyla bağdaşmaması Weber tarafından üç nedenle açıklanmaktadır. Birincisi Sufizm’in dünya işlerinden çekilmeyi öngören kaderci yapısıdır. İkinci neden fetih ve cihat anlayışlarının kapitalist üretkenliğin karşı kutbunda oluşudur. Üçüncü neden ise İslam ülkelerinin mutlakıyetçi yapısında mülkiyetin gelişmeyeceği ve dolayısıyla sermaye birikiminin sağlanamayacağı düşüncesidir.

Toplumun mülkiyet haklarına bakış açısı ve bu konudaki tarihsel birikimi çalışma ahlakı üzerinde doğrudan etkilidir. Bireysellik kavramıyla yakından ilişkili olan mülkiyet kavramı, üretim ilişkilerini önemli ölçüde belirlemektedir. Yaygın kanı, bireyselliğin yüceltilmediği ve mülkiyet haklarının yeterince gelişmediği ülkelerde çalışma ahlakının, özelikle Protestan Çalışma Ahlakı Ölçütlerine göre (PWE scales) zayıf olacağı yönündedir. Ancak ampirik bulgular günümüzde otoriteye uzaklığın yüksek olduğu kolektivist toplumların Protestan Çalışma Ahlakı ilkelerini Avrupa ve Amerika’ya oranla daha yüksek oranlarda benimsediğini göstermektedir.Bu durum Protestan ahlakının gelenekselcilikle bağdaştırılması yoluyla açıklanmaktadır.

Çalışma ahlakını toplumun dinsel inanışlarıyla ilişkilendiren bir diğer teori İslam dininin ve Müslüman toplumların çalışmaya ait tutum ve değerlerini temel almaktadır. Özellikle Arap toplumları üzerinden yürütülen araştırmalarda söz konusu toplumların merkeziyetçi ve kolektivist yapısının kalkınma ve gelişme üzerindeki etkileri incelenmektedir. Körfez ülkeleri üzerinde yapılan bir araştırma bu ülkelerin Protestan Çalışma Ahlakı ölçütlerini benimseme oranını beş faktöre dayanarak ölçmektedir: Çalışkanlığın takdir edilmesi ve benimsenmesi, tembelliği küçümseme, dinsel ahlakçılık, bağımsızlık ve asetizm. Araştırmanın sonuçları Arap toplumlarının yüksek ölçüde Protestan Çalışma Ahlakı ölçütlerine uyduğunu göstermiştir.Bireyciliğin düşük ve otoriteye uzaklığın yüksek olduğu Arap toplumlarının kapitalist üretim sürecine uyum sağlayamayacağı önermesine, Müslüman kültürünün ve İslam dininin ticaret ve çalışmayı yücelttiği savıyla cevap verilmektedir.

 İş Etiğinde Yaklaşımlar

Bireylerin ve toplumların ahlaki değer yargılarının, iş hayatına ve temelde ekonomik bir niteliğe bürünmüş olan bir ilişkiler ağına uyarlanmasıyla karşımıza iş etiği kavramı çıkmaktadır. İş etiği genel anlamda etikten farklı bir değer, norm ve ilkeler kümesi değildir. Etik, kavram olarak keskin hatlarla doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü, yapılması gereken ve yapılmaması gerekeni belirlemekle birlikte; iş etiği söz konusu olduğunda, etik gerçekçilik ve kültürel görelilik kavramlarının da devreye girmesiyle yapılması ve yapılmaması gerekenler arasındaki ayrım bir muğlaklığa itilmektedir. Kültürel görelilik evrensel etik ilkelerinin varolmadığını savunur.  enm.blogcu.com. Etik gerçekçilik görüşünün temelinde; bir ekonomik ilişkiler ağı içinde aktörlerin bir kısmının ahlaki davranmamayı seçmesi durumunda, diğerlerinin etiğe uygun davranarak rekabetçi güçlerini önemli ölçüde azaltacakları , dolayısıyla aktörlerin gayri-ahlaki davranışlar sergileme eğiliminde olacağı düşüncesi yatar.

KAYNAK;http://enm.blogcu.com/is-etigi-nedir/3303663

1 4 5 6 7 8 9