Senirkent, Isparta ilinin bir ilçesidir. Kocadağ veya Kapıdağı diye bilinen dağın eteklerinde kurulmuştur. 1880 yılında belde, 1952 yılında ilçe olmuştur.

Beldeleri; Büyükkabaca, Uluğbey (İlegöp), Yassıören, köyleri; Garip, Ortayazı (Güreme), Başköy (Bisse), Gençali ve Akkeçili’dir. Köylerinden Büyükkabaca Köy’ü büyüklüğü ve ticari merkez olmaya adaydır. Bu beldenin nüfusu 6000’i bulmaktadır. Bu belde özellikle son yıllarda moda olan pat pat üretimi ile dikkat çekmektedir. Ayrıca beldede her sezon vişne, kayısı, kiraz ve elma alım merkezleri kurulmaktadır. Bu merkezlerde toplanan meyveler, meyve suyu yapılmak için çeşitli şehirlerde bulunan meyve suyu işleme fabrikalarına gönderilerek, meyve suyu üretiminde ülke ekonomisine büyük katkı yapmaktadır.

Eğirdir Gölü’ne komşudur. İklimi karasaldır. Akdeniz Bölgesi’ne bağlı olmakla beraber Toros dağları’nın kıyıya enine uzanmasından dolayı İç Anadolu iklimi hakimdir.

Tarih

Senirkent ilçesinin tarihi antik dönemlere kadar uzanmaktadır. ilçe topraklarındaki ilk yerleşim izlerine, Yassıören Höyük (Yassıören), Güreme Höyük (Ortayazı), Garip Höyük (Garip), Tohumkesen Höyük (Büyükkabaca), Aralık Höyük (Büyükkabaca), Gençali Höyük (Gençali)’de rastlanmıştır.Höyüklerde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalar sonucunda M.Ö. 3000–1200 yıllara ait eserler ve kalıntılar bulunmuştur. İlçede, ilkçağlardan itibaren, Hitit, Frig, Lidya, Pers, Makedon Krallığı, Roma ve Bizans egemenliği görülmüştür. Şehir merkezine en yakın antik yerleşim birimi, Gömüler mevkiindeki “Plinistra”’dır. Bölge 7. yüzyıldan itibaren Arap akınlarına uğramıştır. 12. yüzyıldan itibaren bölgeye Türklerin akınları görülmektedir. 1176 yılındaki Miryakefalon Savaşından sonra bölgede kalıcı Türk yerleşimi başlamıştır. Sultan II. İzzeddin Kılıç Arslan döneminde Isparta ile birlikte ele geçirildi. 1301 yılında Senirkent ve çevresi Hamidoğulları Beyliği’ nin yönetimine geçti. 1361 yılında Osmanlı topraklarına katılan Senirkent; 1370 tarihinde Oğuzlar’ ın Kayı boyundan gelen Türkler tarafından kurulmuştur. 1402 yılındaki Ankara Savaşı’ ndan sonra Karamanoğulları Beyliği denetimine bırakılan yerleşim II. Murad tarafından kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı. 14.-15. yüzyılda Senirkent’te; Şeyhler Mahallesi, Orta Mahalle, 16. yüzyılda da Hıdır Çelebi Dede tarafından günümüzde Pazar ve Hıdır Çelebi adıyla anılan mahalleler kurulmuştur. 16. yüzyılın ortalarında Turgut Dede tarafından, Turgutlar mahallesi kurulmasıyla kentin merkezini oluşturan mahalleler oluşmuştur. 1880’de Uluborlu’ya bağlı nahiye olarak belediye teşkilatı kurulmuştur. Osmanlı döneminde “Sınırkent” olarak anılan yerleşimde 1901 Konya Vilayet Salnamesine göre; Senirkent’te, 1 hükümet dairesi, 13 cami ve mescit, 3 tekke, 7 medrese, 16 mektep, 1776 hane, 55 dükkan, 290 halı vesaire tezgahı, 2 fırın, 9 değirmen, 3 kahvehane bulunmaktadır. Senirkent, 16 Haziran 1952’de ilçe olmuştur

Nüfus

Senirkent’le ilgili olarak ilk nüfus verileri 1901 Konya Vilayet Salnamesinde geçmekte olup, Hamidabad Sancağı, Uluborlu Kazasına bağlı Senirkent kazasının merkezi 5430 kişi, çevresiyle birlikte 9691 kişi olup, tamamı Müslüman olarak verilmiştir. Nüfus; 1927 yılında 5835, 1940 yılında 12433 kişiden oluşmaktadır.İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 4 belde ve 5 köy oluşmaktadır.

 

Eğitim

Senirkent yükseliş birliği 1931 yılında kurulmuş olup, Afyonda talebe yurdu açarak ilçe evlatlarının yüksek tahsil yapmasına imkân sağlamıştır.

Türkiye Cumhuriyetinin ilk özel okulu 1949 yılında Senirkent Ortaokuludur. Okulun tamamı senirkentliler tarafından yapılıp, öğretmenleri de kendi imkânları ile tutmuşlardır. Okul daha sonra Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir.

1940 yılında Senirkent Dokumacılar Kooperatifi, 1948 yılında da Senirkent Halıcılar Sanat Kooperatifi kurulmuştur. Bunlara bağlı olarak birde iplik fabrikası kurulmuştur. O yıllarda Senirkentin malları İstanbul’a girmeden, Türkiye tekstil fiyat piyasası oluşmazdı

https://tr.wikipedia.org/wiki/Senirkent

Adülü Öğrencilerin Sergilediği Oyun Büyük Beğeni Topladı

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Atça Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı öğrencilerinin sahnelediği ’Çanakkale Kahramanları’ isimli oyun, Aydın’ın birçok ilçesinde sergilenerek büyük beğeni topladı.

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Atça Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı öğrencilerinin sahnelediği ‘Çanakkale Kahramanları’ isimli oyun, Aydın’ın birçok ilçesinde sergilenerek büyük beğeni topladı.

ADÜ öğrencilerinden Semih Gül’ün yazıp yönettiği oyunda 17 öğrenci rol alırken; öğrenciler sponsor ve gönüllülerden elde ettikleri gelirle engelli bireyler için hobi bahçesi kuracak.

Nazilli, Atça ve Aydın’da izleyicilerle buluşan oyun izleyicilerden de tam not aldı. 1915 ruhunu yansıtan oyunu Sosyal Sorumluluk Dersi kapsamında çeşitli ilçelerde sergilediklerini ifade eden Gül, projeyle engelli bireylere de katkıda bulunacaklarını söyledi. Sponsorlardan ve gönüllülerden toplanan bağışlarla özel bir rehabilitasyon merkezine hobi bahçesi kazandıracaklarını vurgulayan Gül; “Böylece engelli kardeşlerimiz kendi elleriyle diktikleri sebze ve meyveleri yine kendi elleriyle toplayıp tüketebilecekler; aynı zamanda boş zamanlarını faydalı şekilde kullanma imkanı bulacaklar. Bu konuda bize destek olmak isteyenlerin katkılarını bekliyoruz” diye konuştu

Kaynakça : www.haberler.com

Kocaeli / Karamürsel

Karamürsel

karamürsel
Pehlivanlar Kenti Karamürsel

Genel Tanıtım

“adını, kaptan-ı derya Karamürsel’den alan ilçe”

Osmanlıların ilk kaptan-ı deryası, kahramanlığı ve gözüpekliği sebebiyle Orhan Gazi tarafından “kara” lakabını alan Mürsel Paşa’nın fethettiği topraklar. Onun 1327’den sonra donanmasıyla birlikte geldiği ve o tarihten bugüne kadar Karamürsel adı verilen bölge, bugün daha çok “Pehlivanlar Kenti” olarak bilinir. Gazanfer Bilge minder güreşinde, Aydın Demir ve Ahmet Taşçı ise yağlı güreşte, ilçenin yetiştirdiği ünlü sporculardır.

İzmit Körfezi’nin güney kıyısında yer alan ilçe, balık lokantaları ve Ereğli beldesindeki balıkçıları ile olduğu kadar iç bölgelerde yer alan doğal dinlenme ve trekking alanlarıyla da ünlüdür.

Bölgenin verimli topraklarında her türlü sebze ve meyve yetiştirmek mümkündür. Kiraz, şeftali ve kestane en çok bilinenleridir. Üreticiler sadece kente değil, diğer kentlere de önemli miktarlarda meyve ve sebze gönderir. Karamürsel sepetiyle tanınan bu yöremiz, sanayi tesislerinin kentte yer almaması dolayısıyla nüfus artışının düşük oranlarda yaşandığı bir ilçedir.

Başdeğirmen Mesire Alanı

Karamürsel’de Karapınar Köyü’ne yakın bir bölgede bulunan Başdeğirmen Mesire Alanı, özellikle yaz aylarında yöre halkının stres attığı, doğayla buluştuğu güzide bir piknik alanı olarak dikkat çeker. Bölgeye Karamürsel Jandarma Komutanlığı’nın karşısından çıkan Karapınar yolu takip edildiğinde 8 kilometre sonra ulaşılmaktadır. Her kilometre başında bulunan alabalık levhalarıyla Başdeğirmen Mesire Alanı, yeşillikler içerisinde anıtsal çınarların çevrelediği dereler boyunca devam eden sırtlarda, doyumsuz manzaralı trekking sahalarına sahiptir. Geniş otopark alanı ile çocuk oyun sahaları, alabalık ve mangal çeşitlerinin alternatif olarak sunulduğu açık ve kapalı tesislerin yanında su sesiyle dinlenmek için kurulmuş hamaklar da haftanın yorgunluğunu almaya bire birdir.

Tarihçe

karamurseltarih

Karamürsel Alp

Osmanlıların ilk kaptan-ı deryası. İsmi Mürsel olup, kahramanlığı ve gözüpekliği sebebiyle Orhan Gazi tarafından kendisine “kara” lakabı takılarak Karamürsel denmiştir.

Doğum yeri ve tarihi belli değildir. Büyük mücahid Akçakoca’nın aşiretinden ve onun yetiştirdiği yiğitlerdendi. Gençliğinde güçlü bir donanmaya sahib olan Karasioğulları hizmetine girdi. Bu beyliğin Osmanlı hakimiyeti altına geçmesinden sonra, Karamürsel Bey de Osmanlı hizmetine girdi. Osmanlı Devleti donanmasının gelişmesi için büyük gayret sarf etti. Armutçuk limanında bir tersane kurup, donanma hazırladı. Hafif ve süratli giden gemiler yaptırdı. Bu gemi tipine onun adına izafeten Karamürsel denilmiştir. Donanması ile Kocaeli cephesinin gerisine çıkarma yapan Karamürsel Alp, Orhan Gazinin Bizans imparatoru Andronikos ile yaptığı Pelekanon Savaşını kazanmasında büyük rol oynadı.

Karamürsel Alp’in kurduğu donanma sebebiyle, Marmara Denizinde üstünlük Bizanslılardan Osmanlılara geçti. Hatta Bizanslılar denize gemi çıkaramaz bir hale geldiler. Ömrünü cihad ile geçiren Karamürsel Bey, vasiyetinde (rivayete göre); “Vefat edince beni öyle bir yere defnedin ki, sırtım dağlara dayansın, kucağıma deniz gelsin. Böylece daima donanmamı göreyim.” demiştir. 1329 tarihinden sonra vefat eden bu mücahid Türk komutanının kabri, adını verdiği ilçemizde bulunmaktadır.

Karamürsel Tarihi

Karamürsel tarihi ve coğrafi yapısından ve Anadolu’da ki çeşitli uygarlıklara köprü olma konumundan dolayı değişik kültürlerinde merkezi halini almıştır. Bu nedenle ‘Uygarlıkların Bahçesi’ olarak adlandırılır. Güzel Anadolu’nun tarihi süreç içindeki yaşam çeşitliliği, bizlere bugüne kadar kesintisiz intikal eden kültürel zenginlikler sağlamıştır. Sonra Anadolu da dışarıdan gelen göçlerinde onun kültür birikimlerine yeni lezzetler kattığını belirtmek gerekir. Karamürsel’in de bir Anadolu kenti olarak kültürel bağlamda kendisine özgü özellikleri mevcuttur.’Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepetimi sandın?’ deyimi bile halk el sanatının edebi bir hicivle kültürel mesajlara dönüşmesine katkı sağlayabilecek güzel bir örnektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Karamürsel’in kimlik dokusunun ilk oluşumunda halk dilinde ‘Manavlar’ diye tabir edilen Oğuzların Kayı boyundan gelme Türkmen – Yürük Etnik yapısı mevcuttur. Osmanlıların ‘reaya’ dedikleri Rum ve Ermeni varlığı da, bu bölgenin soysak ve kültürel yapısına tesir etmiştir. Önemli ölçüde göç alan Karamürsel, hiç şüphesiz Çerkez, Boşnak,Laz ve Gürcüler diye adlandırılan diğer etnik kimlikli ailelerin gelenek ve ananeleriyle daha da güçlü bir sosyal yapıya ulaşmıştır. Bu zengin kültür mozaiğinin giyim kuşamdan yiyeceklere, inanç ve günlük hayattan, toplumsal yaşam biçimine kadar her alanda ayırım ve kayırımdan uzak karma bir bütünlük sergilemiştir.

Karamürsel de giyim kuşamda en gözde kostüm bindallı olmuştur. Has kadife ya da saten üzerine özel simlerle hazırlanan bu tören kıyafeti, özel günler ve bayramlar için sandıklarda saklana gelmiştir. Bu tip kostümler artık bugün çok azalmıştır. Onun dışında bilhassa Çerkez ve Laz köylerinde bu tip kostüm ve kıyafetler kullanılsa da bugün bu tür giysilere pek rağbet edilmemektedir. Eski tarihlerde Karamürsel de önemli ölçüde yaş koza üretilmesine rağmen ipek halıcılık ancak 1975li yıllardan sonra ilçenin köylerinde gelişme göstermiştir. Komşu belde Hereke’nin bunda etkisi büyüktür. Ancak oya ve sarma gibi ince el ve oya işlerinin Karamürsel’in köylerinde yoğun bir şekilde gerçekleştiği yıllar yaşanmıştır. Öyle ki, ‘Sarma İşi İşlemeciliği’ bu ilçede kendine özgü bir şekilde oluşmuş, gelişmiş el emeği göz nuru olarak, Karamürsel’in el sanatlarında, seçkin yerini almıştır.

Karamürsel’in Piknik ve Mesire Yerleri

Başdeğirmen

indir

Karamürsel’e bağlı Karapınar köyünün güneyinde;Suludere’nin süzülerek yarıp geçtiği, toplam 180 dekarlık bir vadiyi oluşturan Başdeğirmen , ilçenin en gözde ve aranılan piknik ve mesire alanlarından biridir.

Samanlı Dağlarından beslenen Suludere’nin temiz, berrak ve buz gibi sularının değerlendirildiği Başdeğirmen’de, Yusuf Baş ailesince kurulan ve işletilen tesislerde, yılda 24 ton alabalık yetiştirilmektedir. Aynı ailenin işlettiği ve müşterilerere, burada yetiştirilen alabalıkların pişirilerek sunulduğu 250 kişilik kapalı,250 kişilik de açık olmak üzere toplam 500 kişilik nezih bir balık lokantası da yaz-kış hizmet vermektedir. Yeşilliklere bezenmiş ormanlarla iç içe; orada bulunanlara, kuş ve su seslerinin armonisini fısıldayan harika bir ortamı bahşeden Başdeğirmen; sadece ilçemizde değil, bölgemizde de tanınan enfes bir vadidir.40 dekarlık alanda ailelerin kendi başlarına dinlenebilecek imkânları sağlayan Başdeğirmen Tesisleri, ayrıca yüksek su kapasitesi sayesinde kendi elektriğini ve doğal sebzelerini üreten donanımlı bir altyapıya da sahiptir. Bu tesislere, ailelerin konaklayabilecekleri apart otel türü toplam 50 yataklı dağ evleri de dâhil edilmektedir.

225 yıllık tarihi bir çınar ağacının simgelediği ünlü mesire yeri,1912 yılı Balkan Mübadelesinde Rumeli’den buraya göç eden Baş ailesince satın alınmış, zengin su yataklarının yolu üzerinde olan bu vadiye iki adet su değirmeni inşa edilmiştir. Baş sülalesinden iki kardeşin uzun yılar çalıştırdığı bu iki değirmen, kısa sürede bölgede rençperlik yapan yüzlerce ailenin tahılını öğüttüğü bir un merkezi haline gelmiştir.

Başdeğirmen,ilçe merkezine asfalt karayoluyla 9 kilometre mesafededir.

Sünni Baba

indir (1)

Karamürsel’e 8 kilometre uzaklıkta yer alan bu sahada mezarı olan bir evliyadan adını almış bulunan Sünni Baba mesire yeri,takribi 50 dekarlık bir alan içindedir.Asırlık karaağaç ve gürgen ağaçlarının gölgelediği bu yeşil alan,Kocaeli Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğünce yeniden düzenlenmiş ve halka açık bir park haline getirilmiştir.Bilhassa yaz aylarında ailelerin rağbet ettikleri Sünni Baba piknik ve mesire sahasında,insanların ihtiyaçları göz önünde tutularak masalar,oturma yerleri,gezi alanları,şadırvan,mescit ve kantin gibi sosyal üniteler de yapılmıştır.Mesire yeri Osmaniye köyü sınırları içinde olup bu köyün sınırları içinde olup bu köyün muhtarlığınca yönetilmektedir.

İzmit Körfezinin enfes bir şekilde seyredilmesine imkan sağlayan Sünni Baba piknik ve mesire yeri,diğer yandan da Samanlı Dağlarının tertemiz havasını,kendisini ziyaret edenlere sunmaktadır.

Gürgenlik

gergünlük

 Karamürsel’in Tahtalıköyü sınırları içinde bulunan ve devasa gürgen ve kayın ağaçlarının süslediği Gürgenlik piknik ve mesire yeri, ilçenin en bakir vadilerinden biridir. Hoş manzarası, oksijen yüklü havası ve pırıl pırıl pınarları ile insanları cezbeden bu doğa harikası alan, yeterince bilinmediğinden ya da değerlendirilmediğinden, son yıllarda ancak meraklılarını ağırlayabilmektedir. Fakat Gürgenlik özgün bir ormanlık olması sebebiyle Türkiye’nin en büyük coğrafya dergisi olan Atlas’ta yer almıştır.

Yaklaşık 60 dekarlık büyük bölümü ormanla kaplı bu vadi,milli park özelliği taşıması bakımından da önem taşıyan,az bulunur bir mesire yeridir.

Akpınar Suyu

karamursel1_buyuk

Orman Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğüne milli park olarak tesçil edilen ve düzenlenen Akpınar Suyu piknik ve mesire alanı,gerekli özen ve bakım gösterilmediğinden daha sonra bu vasfını kaybetmiştir.Ayı adla anılan ünlü memba suyu,bu saha içindedir.Orman ıslah çalışmaları yapıldığından bu alanda,aranılan ölçüde yoğun ağaçlık 2000 yılı itibariyle oluşmamıştır.Ancak yüksek rakamlı olması sebebiyle havası ve memba suyu başta olmak üzere bu civardaki bütün sular mükemmeldir.İlçeye soşe yolla uzaklığa 15 kilometredir.Ve Akpınar köyü sınırları içinde yer almaktadır.

Oluklu Tepesi

oluklu tepesi

İzmit Körfezi ile Marmara Denizi’nin bir bölümnün en güzel izlendiği noktalardan başlıcası olan Oluklu Tepesi,bölgeye hâkim en yüksek alanda olması yüzündenbüyük ilgi çeken bir piknik sahasıdır.Aynı adı aln köyün sınırları içinde bulunan Oluklu Tepsi,deniz,güneş ve temiz havanın bir arada oluşması sebebiyle halk arasında ‘Âşıklar Tepesi’olarak da anılmaktadır.Romantizmin en güzel yaşanabileceği köşe olarak masıflandırılan Oluklu Tepesi’nin,değerlendirilmesi halinde,çok aranılan bir dinlenme merkezi olacağı ortadadır.

Oluklu Tepesi,Karamürsel İznik devlet karayolu üzerinde olup , Karamürsel’e 7 km mesafededir.

Ayrıca Suludere,akpınar,Osmaniye ve Senaiye köylerinin sınırları içinde yer alan Samanlı Dağları’nda , dağ gezileri ve kampları için çok elverişlşi alanlar mevcut olup bu doğa harikası alanların, dağ turizmine son derece uygun olduğu bilinmektedir.Neticede bu bakir alanlarda,aynı şekilde değerlendirilmeyi beklemektedir.

Karamürsel Bey Eğitim Merkezi Komutanlığı

Karamürsel Bey Eğitim Merkezi Komutanlığı, Karamürsel ilçesine 7 km mesafede, Yalova yolu üzerinde 2 bin 500 dekar büyüklüğünde arazi üzerinde konuşulu bulunan deniz askeri birliğidir. İlk olarak 2.Dünya savaşı sıralarında İngilizler tarafından uçak pisti olarak yapımı gerçekleştirilen bu tesisler,1955 yılında Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri İstihbarat Servisinin kullanımına bırakılmış, bilahare 1958 yılında ise Ortak Savunma Tesisleri şeklinde faaliyete sokulmuştur. Bu tesisler daha sonra 1979 yılında Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrine tahsis edilmiştir.

İlçenin Kuruluşu

Karamürsel, Osmanlılar döneminde, 1888’de “ Müstakil İzmit Mutasarrıflığı”kuruluna kadar, idari bakımdan yerel bir yapıya sahip olamadı. Kocaeli ,1888’de “Müstakil İzmit Mutasarrıflığı “ adıyla bağımsız sancak oldu. Müstakil İzmit Sancağının kazalarından biride Karamürsel idi. Sancakların kaldırılması ile 1924 yılında Kocaeli İli’ne bağlı İlçe olarak kurulmuştur.Belediye arşivlerine göre; 1888 ‘de Mutasarrıflıkların kurulmasından 14 yıl sonra 1902 yılında, Karamürsel’ de ilk Belediye Teşkilatı Kuruldu.Ve yine İlk Belediye Başkanlığını İngiliz Halil Ağa yaptı.

1902 yılında Belediye kurulan Karamürsel’de ilk ciddi Belediye faaliyetlerine 1929 yılında başlandı.İlçede bugün 7 mahalle 3 Muhtarlık vardır.Bunlar Tabakhane,İsmailağa,Camiatik ,Hacıömerağa, Sarıkum, Hacımehmet ve Kayacık mahalleleridir.En geniş mahalle Kayacık,en eski mahalleler ise Camiatik, İsmailağa ve Hacımehmet’ tir.Sahil boyu geniş bir yeşil alana ve dinlenme yerlerine sahip bu sakin ilçenin cadde ve sokakları parke taşlarıyla kaplanmış olup,hane ve işyerlerinin çöpleri hergün toplanmaktadır.

İlçenin suyu,Karamürsel Belediyesi’nin de en büyük ikinci hissesine sahip olduğu Gökçe Barajından yaz,kış günün 24 saatinde sağlanmakta olup ,su sıkıntısı çekilmemektedir.İş araç ve makinaları sayesinde pek çok altyapı çalışması ihalesiz belediyenin kendi imkanlarıyla gerçekleştirilebilmektedir.Marmara Bölgesinin en modern mezbahanelerinden biri ilçemizde bulunmaktadır.Yeni kanalizasyon,atık arıtma ve kolektör tesislerinin ilçeye kazandırılması çalışmaları tamamlanmak üzeredir.

İlçemizde Merkez ve kasaba olmak üzere 6 tane Belediye teşkilatı ve 20 köy bulunmaktadır.

Köyler

Avcı Köyü, Çamçukur Köyü, Çamdibi Köyü, Fulacık köyü Hayriye köyü, İhsaniye köyü, İnebeyli köyü, Karaahmetli köyü, Karapınar köyü, Kadriye köyü, Akpınar(Nusretiye) köyü,Osmaniye köyü, Oluklu köyü, Pazar köy,Safiye köyü, Semetler köyü, Senaiye köyü, Suludere köyü, Tahtalı köyü ve olmak üzere 19 köyü mevcuttur.

Ulaşım
Karamürsel’in deniz ve kara ulaşımı mevcuttur.İstanbul ve İzmit’in metropolü olan Karamürsel’den, bağlı olduğu İzmit merkezi ile komşu ilçelerine günün her çeyrek dakikasında toplu taşıma araçlarıyla ulaşım sağlanmaktadır.Ayrıca Kocaeli Büyükşehir belediyesince Deniz Ulaşımı İle de Karamürsel İzmit , Gölcük ve Değirmendere’ye günün belirli saatlerinde deniz otobüsü ile ulaşım sağlanmaktadır.
 Kaynak : www.memleketim.com

Şırnak / Güçlükonak

ŞIRNAK İLİ GÜÇLÜKONAK İLÇESİ
Güçlükonak Şırnak ili’nin bir ilçesidir.
 
Güçlükonak Tanıtım
 Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Şırnak iline bağlı bir ilçe olan Güçlükonak, doğusunda Şırnak Merkez, batısında Mardin ili Dargeçit ilçesi, güneyde İdil ilçesi, kuzeyinde ise Eruh ilçesi ile çevrilidir. İlçe merkezi dışındaki toprakları engebeli bir arazi yapısına sahiptir.
 Finik kalesi İlçe topraklarını Dicle Nehri ve Ruyı sur Çayı sulamaktadır. Aynı zamanda Dicle; ilçenin Dargeçit ,İdil ve Cizre İlçeleri ile doğal sınırını oluşturur. Deniz seviyesinden 950 m. yüksekliktedir. İl merkezine 70 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 550 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus sayımı geçici sonucuna göre; toplam nüfusu 10.300’dür.
 İlçe bitki örtüsü bakımından zengin olmamakla birlikte bazı bölümlerinde ormanlıklar bulunmakta olup, genelde çıplak küçük veya seyrek ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlarda mazı ve meşe ağaçları bulunmaktadır.
 

Karasal iklimin hüküm sürdüğü ilçede yazları sıcak ve kurak , kışları ise soğuk ve yağışlı geçer. Yılık ortalama sıcaklık 24 C. düzeyinde olup, yılık ortalama yağış miktarı 490 cm3’tür.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; buğday, arpa, kırmızı mercimek ve pamuk gelmektedir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriliciliği yapılmakta olup özellikle koyun, kıl keçisi Ankara keçisi yetiştirilir.
 2910627-dicle-nehri-guclukonak

Daha önce Eruh ilçesinin Fındık Bucağına bağlı bir köy iken; Fındık bucağının 22, Bağgözü bucağının 5 köyü 1990’da bir araya getirilerek Merkezi Güçlükonak Köyü olmak üzere ilçe konumuna getirilmiş ve Şırnak İli’ne bağlanmıştır

Finik Kalesi ve Surları:
 

Şırnak ili Güçlükonak ilçesi, Damlarca Köyü’nde Dicle Nehri kıyısında bulunan bu surların ne zaman yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Gudiler döneminde yaptırıldığı ve daha sonraki dönemlerde de kullanıldığı sanılmaktadır.Surlar doğal kalker taşlardan yapılmıştır. Günümüze harap durumda gelebilen surların içerisindeki kalıntılardan kale, zindan, sarnıçlar ve konutların olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca kaleden gizli dehlizlerle su almak amacıyla nehre uzanan merdivenler yapılmıştır. Surların içerisinde Asur ve Gudi dönemlerine ait çeşitli kabartmalar bulunmaktadır. Bunlar arasında kabartma bir kadın heykeli günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir. Kaynaklardan öğrenildiğine göre kale içerisindeki medresede Fakı Teyran isimli bir şair ders vermiştir.
 
url

 Kaplıcaları (Güçlükonak)

Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde, Kocatepe Köyü’nde, Dicle Nehri kıyısında bulunan bu kaplıcanın suyu bir kaya yarığından dışarıya çıkmakta ve 15 m. yükseklikten bir havuza dökülmektedir. Suyun sıcaklığı 60 derecedir. Su kükürtlü hidrojen içermektedir. Kaplıcanın suyu romatizma ve kadın hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.
üçlükonak İlçesi daha önce Eruh İlçesine bağlı bir köy iken 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı Kanunla İlçe olmuş ve 16.05.1990 tarih ve 3647 sayılı Kanun ile İdari bağlılığı değiştirilmiş ve Şırnak İline bağlanmıştır.

İlçemiz Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Dicle bölümünde Şırnak İlinin batısında yer almaktadır. Doğuda Şırnak İli, Batıda Dicle Nehri ve Dargeçit İlçesi, Güneyde Dicle Nehri ve İdil İlçesi, Kuzeyde ise Eruh İlçesi bulunmaktadır. Yaklaşık olarak 550 Km2 yüzölçümünde olup, İlçenin rakımı 950 M.dir. İlçenin Şırnak İl Merkezine uzaklığı 70 Km. Cizre İlçesine Uzaklığı ise 45 Km.dir.
İlçenin Coğrafi yapısı; İlçe merkezi hariç diğer yerler genellikle engebeli bir yapıya sahiptir. En yüksek dağı Fındık Beldesinin kuzeyinde bulunan Kale dağıdır. . İlçenin en büyük akarsuyu Dicle nehridir. Bu nehir Güçlükonak’ın Dargeçit, İdil ve Cizre İlçeleri ile tabii sınırını oluşturmaktadır. İlçenin ikinci büyük akarsuyu Eruh İlçesine bağlı Dönerdöver Köyü sınırları içerisinden çıkan Pilleder Köprüsünden Dicle Nehrine karışan Ruyısur Çayıdır.
İlçenin İklimi; Yazları sıcak ve kurak, Kışları ise soğuk ve yağışlı, tipik bir karasal iklim görülmektedir. Yılık ortalama sıcaklık 24 derece düzeyinde olup, yıllık ortalama yağış miktarı 490 cm3 tür.

10601097guclukonak3
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Bilgilerine Göre İlçemizin toplam nüfusu 9958’dır. 3724’ü İlçe Merkezinde 6234’ü ise Belde ve Köylerimizde yaşamaktadır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin genel özelliği olan dışarıya göç verme olayı İlçemizde yaz aylarında yoğun olarak yaşanmaktadır. Bu göç olayının temelde ekonomik nedenlerden kaynaklandığı görülmektedir. Bu göç özellikle Batı Anadolu ya yöneliktir. Yaz aylarında yapılan bu göç daimi olmayıp iş mevsiminin bitiminden sonra tekrar geri dönülmektedir.

Güçlükonak belde ve köyleri
Güçlükonak İlçe Köy Ve Beldeleri
Beldeler: Fındık
Köyler:
Ağaçyurdu | Akçakuşak | Akdizgin | Boyuncuk | Bulmuşlar | Çetinkaya | Çevrimli | Çobankazanı | Dağyeli | Damlabaşı | Damlarca | Demirboğaz | Düğünyurdu | Erdurdu | Eskiyapı | Gümüşyazı | Kırkağaç | Koçtepe | Ormaniçi | Özbaşoğlu | Sağkol | Taşkonak | Yağızoymak | Yağmur kuyusu | Yatağankaya | Yenidemir
Kaynak :www.memleketim.com

Antalya / Kumluca

Kumlucanın Tarihçesi

Türkiye’nin incisi, turizm cenneti güzel Antalya’mızın şirin ilçesi Kumluca’nın tarihi pek yenidir. Ama bu münbit topraklarda Türklerden önce, ilkçağlardan beri birçok kavimlerin yaşadığı çeşitli devletler kurdukları, bıraktıkları eserlerden anlaşılmaktadır. Antalya bölgesinin Anadolu Selçukluları tarafından Süleyman Şah zamanında alındığı bilinmektedir. Fakat Kumluca ve çevresinde Selçuklulardan kalma hiçbir esere rastlanmamaktadır. Anadolu’yu işgal eden Moğolların 1336’da çekilmesiyle Anadolu’da beylikler dönemi başlayacaktır.Bu dönemde Hamitoğulları Beyliğinin bir kolu olan Tekelioğulları yöreye hakim olmuşlardır. Yıldırım Bayezit döneminde yöre Osmanlın egemenliğine girmiştir.

Bütün bu devirlerde Kumluca’da yerleşik hayatın olmadığı anlaşılmaktadır. Hayvancılık yapan göçebe Türkler, yazın Elmalı ve Korkuteli yaylalarında, güzü Kuzca ve çevresinde, kışı da Kumluca ve çevresinde geçirirlerdi.O günlerde bugünkü Kumluca ilçesi sınırları içindeki bölge, Iğdırmağardıç veya kısaca halk dilinde Gardıç adı ile tanınırdı.Bugünkü ilçe merkezinin içinde bulunduğu münbit ova, o günlerde tamamen fundalık ve bataklıklarla dolu olduğundan, ilk yerleşim;ilçe merkezinin 5 km. kadar doğusunda tepelerin eteklerinde Sarıkavak adıyla 1830 yıllarında yapılmıştır.Daha önce Teke sancağı adıyla Konya İline bağlı olan ilimiz Antalya’nın, 1914 yılında bağımsız bir il olması ile, Sancağa bağlı idari teşkilatta yeni bir takım düzenlemelere gidilmiştir.Elmalıdan ayrılan Finike ile Antalya’ya bağlı Iğdırmağardıç Bucağı Kumluca ve Kemer diye ikiye ayrılarak,Kemer Antalya’ya, Kumluca da Finike’ye bağlanmıştır. Bu sırada Sarıkavak Iğdırmağardıç, Bucağının bir köyüdür. Bugünkü Kuzca köyü ise,o zaman ayrı bir bucak idi.1924 yılında Kuzca Bucağının merkezi Gödene ‘ye (Altınyaka) alınmış ve zamanla göçebe halkın yerleşerek kalabalık bir merkez haline getirdiği bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yerde Kumluca Bucağı kurulmuştur.Kumluca Bucağı sonraki dönemde daha da büyümüş,7033 sayılı kanunla 1.4.1958’de Finike’den ayrılarak ilçe olmuştur.

Kumlucada Tarih Öncesi Çağlar
İlçemiz ilkçağlardan beri birçok devletlerin yerleşim alanı içinde yer almıştır.Bunlardan Likyalılar, Fenikeliler,Romalılar ve bir kavim olan Selimler sırasıyla ilk yerleşip dağılan topluluklar olarak bilinir.

Kumluca’nınAdının NeredenGeldiği
Kumluca adının şuradan geldiği rivayet edilir:Henüz bugünkü ilçe merkezinde hiç, yerleşme yokken, Sarıkavak ‘tan bir köylü Gavur deresinin batı kıyısında kumluk ve fundalık bir arazi olan şimdiki şehir merkezinin bulunduğu yere karpuz ekmiş.Kumsal ve verimli arazide karpuzlar oldukça iri olmuş.Yetişen karpuzları yetiştiricisi köylere götürüp satarken, köylüler bu karpuzları nerede yetiştirdiğini sormuşlar.O da “derenin kıyısındaki kumluca yerde” diye cevap vermiş.Bu köylünün meşhur karpuzlarının methi, karpuzların yetiştiği yerin adının zamanla “Kumluca” olmasına neden olmuştur. Eskiden karpuzları ile ün kazanmış olan Kumluca ‘da bugün çağın gereklerine uyularak, cam ve plastik seralarda turfanda sebzecilik yapılmakta ve Türkiye’nin sebze ve narenciye ihtiyacının önemli bir kısmı buradan karşılanmaktadır.
n1
İlçenin Yeri
Kumluca ilçesi,Akdeniz Bölgesinin Batı Akdeniz Bölümünde,Antalya Körfezi’nin batı kısmındaki Teke Yarımadası diye adlandırılan Antalya Körfezi ile Fethiye Körfezi hizasında Akdeniz’e doğru uzanan uzantı üzerinde yer almaktadır. ilçenin güneyinde Akdeniz,kuzeyinde Korkuteli ilçesi,doğusunda Kemer ilçesi, batısında Finike ilçesi,batı ve kuzeybatı yönünde de Elmalı ilçesi bulunmaktadır.

Jeolojik Yapısı
İlçe merkezinin bulunduğu zemin,Alakır çayı ile Gavur deresinin dağlardan sürükleyip getirdiği alivyonlu bir ovadır.Yer yer çakıl, kum ve toprak katmanlarından oluşmuş olan bu ovanın oluşumu yenidir.Dağ köylerinde ise eğimli ve hafif taşlı, fakat genellikle verimli bir toprak yapısı mevcuttur.

Bitki Örtüsü
İlçemiz bitki örtüsü bakımından çok zengindir.Doğu,batı ve kuzey kesimlerinde ormanlık alanlar ve yükseklerde yaylalar vardır.Ormanlık sahaların etek kısımlarında yapraklı ve maki türleri, yükseklere doğru yapraklı ve ibreli türler,en yükseklerde ise ibreli ağaçlar hakimdir.Yüksek dağların zirveleri ise çıplaktır En çok sırası ile çam, sedir, pıynar, mese, ardıç,gök ağaç, yabani zeytin, yabani armut ve çınar gibi ağaçlar yetişmektedir. Kumluca ovası bağlık bahçeliktir. Bahçelerde en çok portakal, limon, mandalina, greyfurt, zeytin, iğde, nar ve yeni dünya gibi meyve ağaçları yetiştirilmektedir.
Ayrıca Salur, Mavikent ve Karaöz’de muz üretimide yapılmaktadır. Altınyaka, Karacaören gibi yüksek kesimlerde ise elma,şeftali, kayısı,erik, fındık, incir, üzüm, ceviz, ayva, dut yetişir, Maki topluluğu olarak mersin, hayıt ve çaltı en çok yetişen bitkilerdendir.

Gelenek-Görenekler Mahalli Oyunlar
Grup oyunları oynanmayıp, ferdi oyunlar oynanmaktadır. Yörenin en meşhur oyunu teke zortlatmasıdır. Yayla yolları, çiftetelli ve kırmızı gül oyunları ile Muğla ve Ege yöresinin zeybek oyunları oynanır. Son yıllarda Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünce açılan Teke Yöresi Halk oyunları kursu ile yöresel oyunlar halkımıza dahada iyi öğretilmektedir. Ayrıca KUMTAD Kumluca Kültür,Turizm,Tanıtma ve Dayanışma Derneğinin Halkoyunları ekipleri vardır.

Geleneksel kk Düğün Törenleri
İlçemizde evlenme olayı şöyle gerçekleşir:önce oğlan tarafından bir kişi kız tarafından bir kişi ile kızın babasına dünür olarak geleceklerine dair haber gönderir. Perşembe akşamı evlenecek oğlanın babası,annesi varsa amcası,dedesi,ninesi birlikte kız evine giderler. Bir iki saatlik sohbetten sonra asıl konuya geçilir.Oğlan tarafının en yaşlısı “Allah’ın emri,Peygamberin kavli ile kızınız …………….’i oğlumuz ……………..’a layık gördük,siz de layık görüyorsanız evlendirmek istiyoruz” diyerek kız tarafının en yaşlısından kızı ister.Genellikle gönüllü de olsalar kızı hemen vermezler.”Onbeş gün düşünelim,Allah çiftlediyse bu iş olur.” derler.Onbeş gün sonra tekrar gidildiğinde gönülleri varsa kızı verirler. Başka bir gün sonra perşembe akşamı da düğün tarihi ve gelin adayına neler takılacağı konuşulur. Düğün Hazırlıkları bir hafta önceden başlar.Bu hazırlıkların bazıları şunlardır. Köyün Gençleri Düğünde kullanmak için Dağdan odun toplarlar.Keşkeklik Buğday hazırlanır.Ekmeklik un için değirmene gidilir.v.s. Düğün oğlan evinde Salı günü veya Cuma günü başlar. Oğlan evinde yapılan bu törene oğlan kınası denir. Aynı gün öğleyin “kendirlik” denilen törenle kız evine gidilir, kızın çeyiz olarak hazırladığı eşyalar alınır ve oğlanın evine serilir. Bu törende gençler de kız evinden aldıkları ve özel olarak kız tarafından bu gün için hazırlanmış yastığı alarak “yastık yarışı” denilen koşu yarışına başlarlar. Koşuda öne geçen yastığı alır ve oğlan evine kim önce yastığı getirerek oğlana verirse oğlandan bahşişini alır. Aynı törende oğlanın kıza takacağı takılarla elbiselerde kıza gönderilir. Çarşamba veya cumartesi günü ise kız evinde kız kınası denilen tören düzenlenir.Akşam eğlenirken kıza kına yakılır. Köyün diğer genç kızlar da gelin adayının çevresinde oynayarak maniler söylerler.

Yine bu tören sırasında oğlan ve kızın anne-baba ve akrabaları gelin adayına para veya bilezik kolye gibi hediyeler verirler.Bu yeni kurulacak yuvaya akrabaların bir katkısı anlamına gelmektedir. Perşembe veya pazar günü ise “gelin alma” töreni ile düğün sona erer. Gelinin yeni evine girişi de özel bir törenledir.Gelin evine girmeden önce kurban kesilir, kapının önüne köylülerin ekmek pişirdikleri saç konur.Sacın üstüne içi su dolu bir ibrik konur. Gelin adayının gireceği kapıya bir de ince ip bağlanır.Gelin önce sacın üstündeki ibriğe bir tekme vurarak suyu döker. Sonra eline verilen keser ile kapının yan tarafına bir çivi çakar. İşaret parmağına kaynanası tarafından sürülen tereyağını kapının üst pervazına sürer. Sonra da ipi kırar içeriye girer. Gelini getiren atın sahibine bahşiş verilir ve at taş atarak kovalanır.Bunun anlamı atın bu eve bir daha gelin getirmemesi dileğidir. Eğer gelin, karısı ölmüş bir damat ile evleniyorsa eve pencereden girer.Bunun da anlamı yeni gelinin de aynı kapıdan girmesi ona da ölüm getireceğine inanılmasıdır. Erkekde eve girerken arkadaşları tarafından çeşitli şakalarla dövülerek eve girer. Düğünlerde seyirlik oyun olarak “Arap Oyunu” denilen ve halkı eğlendiren oyunlar oynanmaktadır. Bu oyunda,erkeklerin kılıklarını değiştirerek kız ve arap ile efe rollerini paylaşarak oynadıkları çeşitli olaylarla halkı eğlendirirler. Ayrıca Teke Yöresine has Topal oyunu oynanır. Gelin Bir başka köye gidiyorsa Köyün gençleri Oğlan tarafından Ergenlik adı verilen bir bahşişi almadan Gelini evin kapısından çıkarmazlar. Bu bahşiş düğündeki çalışmaları karşılığı ve gelinin bir köydeki gençler yerine bir başka köye gitmesi karşılığı alınır ve köyün gençleri bu bahşiş ile topluca eğlenir.Günümüz düğünleri ise düğün salonlarında bir akşam kadın erkek karışık eğlence şeklinde olmakta ertesi günü gelin alması yapılmaktadır. Yukarıda anlatılan düğünlerin benzerleri dağ köylerinde halen yaşatılmaktadır.

Kaynak :www.memleketim.com

ANTALYA/FİNİKE

TARİHÇESİ

Eski ismi Phoenicus. Fenikeliler tarafından M.Ö. 500’lerde, liman kenti olarak kurulmuşdur. Finike ilçesi antik çağda ise Likya(Teke Yarımadası) olarak adlandırılan bölgede bulunmaktadır. Teke Yarımadası’nda M.Ö. 3. bin yıldan beri yerleşim vardır. Fakat yapılan arkeolojik araştırmalar bu bölgede 2. Bin yıldan eskiye giden bir kent henüz tespit etmemiştir.

Elmalı yakınlarında yapılan kazılar erken bronz çağı yerleşimini ortaya çıkarmıştır. Finike ilçe sınırlarında ve yakın çevrede birçok tarihi kalıntı bulunmasına rağmen bunların tarihi Semahöyük kadar eskiye gitmemektedir. Bu kalıntılarda yapılan arkeolojik araştırmalarda elde edilen bulguların en eskileri Likya uygarlığından kalanlardır.

Doğu Akdeniz ticaretinin gelişmesi önce Persler‘i, daha sonra Büyük İskender‘i Likya’ya çekmiş ve İskender M.Ö. 330 yılında bütün Likya’yı denetimi altına almıştır. Likyalılar bu istilaya karşı koymamışlar ve teslim olmuşlardır. Büyük İskender’in ölümünden sonra denetimin zayıflaması, zaman zaman Suriye, Mısır ve Rodos’un Likya’da hegomonya kurmalarına yol açmıştır. Erken Hristiyanlığın başlamasıyla Myra (Demre) bölgede yayılan Hristiyanlığın merkezi haline gelmiştir. Helenler ve Romalılardöneminde her türlü değerlerini kaybeden Likyalılar Bizans hakimiyeti ile eriyip gitmişlerdir.

Bizans döneminde kısa dönemli Arap saldırı ve işgallerini yaşayan bölge, Bizans hakimiyetinden sonra 12071308 yılları arasında Anadolu Selçuklu Devleti‘nin hakimiyetinde kalmıştır. 1426 yılında Osmanlı idaresi başlamıştır. Osmanlı idaresinde Elmalı kazasına bağlı bir nahiye merkezi iken 1914 yılında kaza olan Finike 19191921 yılları arasında İtalyanların kısa süren

EKONOMİSİ

Finike ilçesi ve çevresinde hakim olan ekonomik yapı tarımsal karakterlidir ve var olan ticaret ve sanayi de tarımsal yapıya dayanmaktadır. Yörede en büyük geçim kaynağı turfanda sebzecilik ve narenciyedir. Bunun yanı sıra bölgede az da olsa balıkçılık vardır. Yörede tarımın ve turizmin mevsimlik oluşu, farklı zaman dilimlerinde yoğunluk kazanmaları yörede yeni gelişmeye başlayan turizmin, tarıma alternatif bir gelir kaynağı olmaktan ziyade, bir ek gelir kaynağı olabileceğini göstermektedir. Bu da yöre tarımın ve turizminin birbirlerini mevsimsel özellikleriyle dengelemesi, yörenin mevsimsel işsizlik sorunun kısmen çözülmesi demektir.

Antalya/Kozağacı, Korkuteli

Kozağacı, korkuteli

Kozağacı, antalya ilinin korkuteli ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Köyün adının daha önceleri yalınlı kebir iken cumhuriyet döneminde köyde yöresel ceviz ağacının bolluğundan dolayı kozağacı olarak değiştirilmiştir.ilk önceleri cevizli mağarın olduğu yerde içi kovuk bir ceviz ağacının bulunduğu ve çok büyük kovuğun önüne bir kapı yapıldığından geceye kalan yolcular bu rada yattığı için bu çeşmenin adı cevizli mağar.köyün adıda ceviz ağacının diğer adı olan kozağacına çevrildiği yukarıda belirtilmiştir.köye ilk gelenler kerimler kocabıyıklar hüseyiceler velceler gibi sülaleler olmuştur. Yukarıda bahsedilen sülalelerin önceki yerleşimleri yalınlı gediği köyüdür.burayada kerimlervelceler alanyatarafından gelmiş olup ilk olarak yalınlı gediği sahil. Büyükyalınlıyayla olarak kullanmışlardır.kerimlerin velcelerin hala yalınlı gediğinde tapulrının olduğu velceveresesinden. Sarı dayı babasına ait tapu kayıtlarının çıkarılmsı için verdiği dilekçesine gelen cevapta velye ait altı adet tapu kaydının olduğugörülmüştür.köyün ahalisi manavdır yani eski yerleşik düzene geçen yörüklere yerli manasında manav denildiği bilinr.daha sonraları kayabaş tarafından karamustafalar mundan tarafından deli mollalar serik tarafından gökler sülalesi gelerek köye yerleşmişlerdir.cehalet devrinde iki sefer köy döğüşü denilen arbede çıkmış sonunda bunun boş olduğu anlaşılmış ama ihtiyarlar hala bu cehaleti sürdürür.köyün kalkınması birlikten geçtiği için gençleri bu tür iki yarılıklara önem vermemesi gerekir
1
Kültür

Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.

Coğrafya

Kozağacı, antalya ilinin korkuteli ilçesine bağlıdır….antalyaya 100 km dir.korkuteliye35 km oolup elmalıya da40 km uzaklıktadır.dalaman çayının ilk çıkış noktası kızılcadağ akmağarı kozağacı sınırları içindedir.köye3 km mesafedeki göl kurutulup tarla haline getirilmiş,avlan gölü örneğinde olduğu gibi yağışların azlığı belki de bu kurutmayla ilgilidir.kızılcadağ 2598 m kozağacı hudutları içindedir keşkağ urgaç tömek çiğdem1900 ile 2400 metre arasında yükseklikleri olan dağlardır.üç tane akmağar adlı / köy akmağarı yayla akmağarı /kızılcadağ akmağarı olmak üzere üç akmağarımız vardır

onbin dekar civarında ekilen arazisi vardır köye bir km uzaklıkta gölet vardır.eskiden dağların yamaçlarıda ekilirdi şimdilerde buralar boş durmaktadır

2
İklim

Köyün iklimi, akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus

Genel bilgi………

Başka bi kozağacı var..burdur-çavdır-kozağacı..onun korkuteli kozağacıyla hiç bir ilgisi yoktur..gündoğmuşta dakozağacı adında iki yerleşim birimr vardır
3
Ekonomi

Köyün ekonomisi dsi tarafından yaptırılan kozağacı sulama göleti ile birlikte tarımsal faaliyet ağırlık kazanmış olup tarım ve hayvancılığa dayalıdır.kızılcağın güneyide kirişli dağında kaliteli taş ocağı firmalar tarafından işletilmektedir köyün potansiyel olarak turizmden pay alabilecek durmdadır.antik torıum şehri kalıntıları greek likya roma bizans uygarlıklarına ait çok güzel kaya resimleri ogünün insanlrının giyim kuşam ları hakkında çok güzel fikirler vermektedir.değişik yapı kalıntıları vardır .aslan heykellerinin biri korkuteli çayırlı cami önünde diğer dört adedi müzededir. Bayramali özmenin muhtarlığı zamanında göleti yapan mühendisler aslanlı barj olsun adı diye şimdi müzede olan aslanları değişik yerden toplıyarakbaraja habersiz taşımışlar yasak olduğundan aman muhtar eski mezarın ordan çıktı de yoksa başımız yanar deynice muhtarda bu köye çalışıyorlar başlarına bir şey gelmesin diye onların dediği gibi konuşunca gözaltına alınıyor gerçek anlaşılıyor ama mutarda kanser olup 7 ay sonra rahmetlik oluyor.

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

> 2004 – sami özmen
> 1999 – sami özmen
> 1994 – mustafa akar
> 1989 – resul altoğlu
> 1984 -bayramali özmen

Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Köyün soğuk suları ve yazın piknik alanları vardır.

Kaynak:Kozağacı/Korkuteli

Isparta / Eğirdir

Eğirdir

    Eğirdir ilçesi, kuzeyden Yalvaç ve Gelendost ilçeleri, doğudan Şarkikaraağaç ve Aksu ilçeleri, güneyden Sütçüler ilçesi, güneybatıdan Burdur ili, batıdan Isparta merkez ve Atabey ilçeleri ile kuzeybatıdan Senirkent ilçesi ile komşudur. İlçenin kuzey kesiminde oldukça büyük bir alanı kaplayan Eğirdir Gölü ile, göl alanını Isparta çöküntü alanından ayıran dağlar, ilçenin yüzey şekillerinin esasını oluşturur.Kuzeybatıda Barla Dağı, batıda Davraz Dağı, doğuda ise, bu kesimi kuzey-güney doğrultusunda kesen Dedegöl Dağı yer alır.65428,3jpg

    Eğirdir Gölü’nün büyük bir bölümü ile Kovada Gölü’nün tümü ilçe sınırları içindedir. Yörede, ovalar gittikçe genişleyerek Eğirdir Gölü’ne dökülen derelerin vadi tabanlarında toplanmıştır. Eğirdir ilçesinin genelde, toprakları III. jeolojik zamanda teşekkül etmiş, beyaz tebeşir kalkerden meydana gelmiştir. Arazi oldukça dağlık ve engebelidir. İlçede dağlar üzerinde önemli yaylalar bulunmaktadır. Genelde, ilçenin üzerinde bulunduğu plato, bayırları, dağları, dalgalı arazileri, gölleri ve birkaç dar alüviyal düzlüğü ihtiva eden parçalı bir görünümdedir. Eğirdir ilçesinin denizden yüksekliği ortalama 918 m’dir.

    İlçe iklim bakımından Akdeniz ve İç Anadolu iklimleri arasında bir geçiş alanında yer almaktadır. Bu iklim tipine bağlı olarak, ilçede ne Akdenizin yağışlı, ne de İç Anadolu’nun kurak iklimi söz konusudur. Yıllık sıcaklık ortalaması 11.9 C, yağış ortalaması ise 705 milimetre dolaylarındadır. Göller Bölgesi’ndeki en büyük göl olan Eğirdir Gölü’nün büyük bir kesimi İlçe sınırları içinde bulunmaktadır. İlçedeki diğer bir göl de Kovada Gölü’dür.

    Eğirdir ve çevresinin Arzava Krallığı (MÖ 2000-1200) döneminde yerleşime açılmış olacağı yöredeki buluntulardan ve kayıtlardan anlaşılmaktadır. Eğirdir kentinin Lidya’nın son hükümdarı Kroisos (MÖ 560-547) tarafından kurulduğu ve ilk adının da “Krozos” olduğu sanılmaktadır. Şehrin iç kalesi de Lidyalılar tarafından yapılmıştır. Eğirdir, MÖ 540 yılında Pers İmparatorluğu tarafından zaptedilmiş, yaklaşık 200 sene adı geçen imparatorluğun egemenliğinde kalmış, daha sonra Seleukos egemenliği altına girmiştir. Yöre, Seleukoslar tarafından MÖ 188 yılında Apamea (Dinar) antlaşması ile Romalılara bırakılmıştır. Romalılar döneminde “Prostanna” adıyla anıldığı görülmektedir. Prostanna, bugünkü şehrin güneybatı kısmında, Camili yaylada yer almaktaydı. Kent, Ptolemaios’da, Orta Pisidia’da, Hierocles’te, Timbriada (Mirahor) ile Konane (Gönen) arasındagösterilmektedir. Eğirdir ve çevresinin 395’te Bizans egemenliğine girmesinden sonra, şehrin orta çağda “Akroterion” şeklinde isimlendirildiği görülmektedir. Bizsans egemenliğinin son döneminde, şehrin adı “Akrotiri” olarak geçmekte ve Bizans’ın Anatolikon Theması sınırına dahil bulunuyordu.

 15158848   Yörede ilk Türk yerleşiminin 1071’den birkaç yıl sonra gerçekleştiği sanılmaktadır. 1097 Dorilaion (Eskişehir) Savaşı’ndan sonra Türk boyları, Haçlı-Bizans baskısı altında Anadolu içlerine çekilmişlerse de kısa bir süre sonra 1176 Myriokafolon Zaferiyle yeniden çevreye yerleşmeye başlamışlardır. Anadolu Selçuklu Hükümdarı III. Kılıç Arslan, 1204 yılında çevredeki şehirlerle birlikte Eğirdir’i de Selçuklu egemenliği altına almıştır. Selçuklu sultanlarının, doğal güzellikleri sebebiyle yaklaşık olarak 75 yıl sayfiye şehri olarak kullandıkları Eğirdir’in, bu dönemde “Cennetabad” olarak isimlendirildiği de bilinmektedir.

    Anadolu Selçuklu Devleti’nin sona ermesinden sonra, Teke Türkmenlerinin İğdir boyuna mensup olan Felekeddin Dündar Bey, Hamidoğulları Beyliğini kurdu ve önce Uluborlu’yu daha sonra da 1310’da Eğirdiri beylik merkezi yaptı. Eğirdir, 3 yıllık İlhanlı egemenliği dönemi hariç tutulacak olursa, 1391 yılına kadar 78 yıl süre ile Hamidoğulları Beyliği’nin başkenti olmuştur. 1333 yılında Eğirdir’e gelmiş olan ünlü seyyah İbn Battuta, şehri çok nüfuslu, güzel çarşı ve pazarları olan, iyi sulanmış meyve bahçeleri ile çevrili bir belde olarak anlatır.

    1391’de, Kemaleddin Hüseyin Bey’in ölümü ile, Hamidoğulları Beyliği sona ermiş ve beyliğin diğer topraklarıyla birlikte Eğirdir ve yöresi Osmanlı Egemenliğine girmiştir. Osmanlıların ilk egemenlik dönemi çok kısa sürmüştür. Timur Ankara Savaşından sonra, Anadolu’yu istilası sırasında Eğirdir’e gelerek kendisine boyun eğmeyen şehri ve halkın sığındığı Nis Adası’nı kuşatarak zapteder ve bölgeyi 1402 yılında Karamanoğlu II. Mehmet Bey’e verir. Bu zamanda basılmış olan sikkeler günümüze kadar ulaşmış bulunmaktadır.

    1415 yılında tekrar Osmanlı egemenliğine giren yöre, kısa bir zaman sonra, yeniden Karamanoğlu egemenliğine geçer. Bu egemenlik 1423 yılına kadar sürmüştür. Eğirdir ve yöresi tekrar Sultan II. Murad zamanında Osmanlı topraklarına katılır. Osmanlılar döneminde zaman zaman Hamideli Sancağı’nın merkezi olan Eğirdir, Tanzimattan sonra Konya Vilayeti Hamid Sancağı’na bağlı bir ilçe merkezi olmuştur. Eğirdir Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra da Osmanlı Devleti zamanındaki ilçe statüsünü korumuştur.

    2009 nüfus sayımı sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 36.132’dir. Bu nüfusun18.402’si ilçe merkezinde, 17.730’u belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçenin yüz ölçümü 1.227 km2’dir. Eğirdir ilçe merkezinin alt yapı hizmetleri geniş ölçekte giderilmiş bulunmakta ve bu yöndeki çalışmalara planlı ve programlı olarak devam edilmektedir.

    Eğirdir ilçe merkezi, Isparta – Konya – Adana devlet yolu üzerindedir. Yurdun her yerinden kolayca ulaşılmaktadır. İlçenin bütün köyleri ile yol bağlantısı vardır. İlçe’ye demiryolu bağlantısı da vardır. İzmir-Aydın demiryolunun Eğirdir’e ulaştırılması 1912 yılında gerçekleştirilmiştir. Eğirdir’in Isparta’ya uzaklığı 36 km’dir. Yol, her mevsim ulaşım için çok elverişlidir.elma2

    Eğirdir ekonomik bakımdan oldukça güçlü bir durumdadır. En önemli gelir kaynağı ihracata dönük olan elma ve su ürünleridir. Bu iki ürün için ilçede ayrı bir sektör oluşmuştur. Bunlardan başka hayvancılık, küçük sanatlar, orman ürünleri gibi ekonomik faaliyet dalları da ilçede oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Kırsal kesimde halkın tamamı tarımla uğraşırken, büyük bir bölümü de tarımdan arta kalan zamanlarında halı dokumaktadırlar.

    Eğirdir ilçesi, Isparta İlinin hatta tüm Göller Bölgesi’nin en önde gelen Turizm merkezlerindendir. Gerek tarihi zenginlikler açısından, gerekse doğal varlıklar açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Eğirdir Gölü’nün ve bölgesinin doğal güzellikleri her yıl artan sayıda yerli ve yabancı turisti ilçeye çekmektedir. Turizm ilçe ekonomisi için de oldukça ağırlıklı bir yer tutmaktadır. İlçenin belli başlı turistik değerleri: Eğirdir Kalesi, Dündarbey Medresesi, Hızırbey Camii, Baba Sultan Türbesi, Eğirdir Kervansarayı, Yeşilada, Can Ada, Barla, Çamyolu, Camili Yayla, Kasnak Meşesi Ormanı, Kovada Gölü Milli Parkı, Pınar Pazarı, Altınkum Plajı, Bedre Plajı, Prostanna ve Parlais Antik Kentleri, Aya Stefanos Kilisesi, Aya Georgios Kilisesi,dır. Eğirdir, eğlence ve dinlenme turizmi dışında, iki önemli turizm olanağına da sahiptir. Bunlar Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesi ile Dağ ve Komanda Okulu’nun burada bulunmasıdır.

Kaynak : www.memleketim.comhttp://www.ispartakulturturizm.gov.tr/TR,71033/egirdir.html

Yozgat/Aydıncık/Dereçiftlik Köyü

Köy adını bulunduğu konumdan almıştır. Su çıkan kaya ile Arım Dağı’nın eteğinde yemyeşil bir bölgeye kurulmuştur. Konumundan ‘DERE’ bulunduğu yeşil doğadan da ‘ÇİFTLİK’ diye tabir edilmiş ve DEREÇİF

11231_162349969170_581404170_2599182_6826015_n

Yozgat iline 105 km, Aydıncık ilçesine 7 km uzaklıktadır. Doğusunda Yenice, kuzeyinde Bakırboğazı ve Kocabekir, kuzey batısında Mercimekören, batısında Kösrelik kasabası ve Güney batısında Kuşsaray köyü bulunmaktadır.TLİK ismini almıştır.

Ağdaş, Çirçir ve Goderesi olmak üzere üç yaylası vardır. Yaz aylarında, koyun, keçi ve büyük baş hayvanı olanlar hayvanlarını bu yaylalarda otlatırlar. Yaylalarda , Dağlarda ve Ormanlarda , Ahlat, Alıç, Ihlamur, Zuval (kızılcık) Kuşburnu ve Dağ eriği gibi meyveler vardır. Ayrıca Kekik, Nane, Madımalak, Efelik, Gevur pancarı, Çiriş ve Mantar da yaz mevsiminde bol miktarda bulunmaktadır. Kekik kokularıyla, soğuk sularıyla, yeşilin her tonuyla görülmeye değer güzellikler…

Arım Dağı
26566_381532064170_581404170_3602101_1271002_n
İklim – Bitki örtüsü:
      Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir. Ormanlarında Meşe ve Gürgen ağaçları, Dağların Taşlık bölgelerinde ise ardıç ağaçları bulunmaktadır. Köy bahçelerinde Kavak ve Meyve ağaçları vardır.

Köyde ilköğretim okulu vardır.

Dereçiftlik Köyü İlköğretim Okulu
24124_384821067859_597162859_3687401_4077554_n

Dağları
     Arım, Suçıkan kaya, Ağnak , Şaankayası, Alinin Yurdu , Ortaçal , Asar , Esisarı , Deliklitaş, Gezbel önemli dağlarıdır.

Yozgat ilinin gelenek ve görenekleri hakimdir. Bu köylü olan çoğu kişi Ankara’da, İstanbul’da, çeşitli il ve ilçelerde ikamet etmektedir. Bulundukları yerlerde de gelenek ve göreneklerini sürdürmektedirler.

Sağlık Ocağı

Sağlık Ocağı

 

Köyün 2 adet camisi bulunmaktadır. Ayrıca köyde soğuk hava sistemiyle çalışan morg mevcuttur. Bölgedeki köyler arasında en gelişmiş köydür.

Dereçiftlik köyü Camisi

11464_100707879953057_100000415358440_18392_7989910_n (1)

Dereçiftlik Köyü’nde;
– İçme suyu şebekesi,
– Kanalizasyon şebekesi,
– Sağlık ocağı vardır.
– Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup, köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Nüfus :
Yıllara göre köy nüfus verileri
2014 –    641
2007 –
2000 – 1000
1997 – 1214

     Ekonomi :
     Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.Buğday, Arpa, Soğan, Sarımsak, Nohut, Şeker pancarı, Domates, Biber, Mısır, Fasulye, Kavun, Karpuz, Patates, Bal Kabağı,Marul ve Maydanoz herkes tarafından yetiştirilir. Meyve olarak Elma Armut , Ayva, Kayısı, Erik, Vişne, Kiraz, yetiştirilmektedir.

   Muhtarlık :
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Kaynak:www.memleketim.com

‘Kendini Geliştiren Gençler Kesinlikle İşsiz Kalmaz’

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, “Türkiye’de kendini geliştirmiş gençlerin kesinlikle işsiz kalacağını düşünmüyorum” dedi.

'Kendini geliştiren gençler kesinlikle işsiz kalmaz'

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, kamuya  gelen girişimcilik projelerini notlayan akademisyenlere seslenerek, “Her girdiği  projede çok düşük not veren hocaları kara listeye alın, bir daha da çağırmayın  talimatı verdim.” dedi.

 Işık, Gebze Teknik Üniversitesinin düzenlediği Girişimcilik Zirvesinde  girişimci adayı gençlere seslenerek yeni Türkiye’de ayağı yere basan girişimci  projelerin finansman bulma sorunu yaşamadığını söyledi.

Kamuya yapılan girişimci proje başvurularını analiz edip fikirlere  destek verilip verilmeyeceğine karar veren akademisyenlere “Sıfırcı hoca olmayın”  diye seslenen Işık, kendisini çok kızdıran bir hadiseyi şöyle  anlattı:”Üniversite öğrencisi bir kızımız TÜBİTAK’a bir proje sunuyor. Proje  şu; bir sıvının içerisindeki su miktarını belirlemeye yarayan bir proje… Bu  önemli mi? Çok önemli. Eğer siz sütün içerisindeki su miktarını bilirseniz, bunu  ölçmeye yarayan bir cihazınız, aparatınız veya bir kitiniz olursa işinizi  kolaylaştırır. Yağlar içerisindeki, petrol türevlerindeki suyu ölçebilirsiniz. Bu  pek çok alanda kullanılacak bir şey. Bizim o 5 kişilik akademisyen heyetimiz bu  projeyi desteklenmeye değer görmüyor ama bu genç kızımız bu projeyle Avrupa’da  yarışmaya giriyor, zannediyorum İsviçre’de ve dünya birincisi seçiliyor. Bunun  üzerine fena halde moralim bozuldu. Bunun üzerine arkadaşlara şu talimatı  verdim, dedim ki; mekanizmamızı kolaylaştıralım. Ne yapalım? Eğer 5 hocadan 3’ü  70’in üzerinde not veriyorsa diğer 2 hoca ne puan verirse versin bu proje  desteklensin. İki, her girdiği projede çok düşük not veren hocaları da kara  listeye alın, bir daha da çağırmayın talimatı verdim.”Bir matematik öğretmeni  olarak fazladan not vermenin olumsuz etkisine inandığını söyleyen Işık, “sıfırcı  hoca” olmanın gelişim açısından daha kötü olduğunu kaydetti.

‘400 BİN İNSANA GİRİŞİMCİLİK EĞİTİMİ VERDİK’  

Müteşebbisleri olmayan bir ülkenin kalkınamayacağını belirten  Işık,

timthumbSovyetler Birliği’nin ayakta kalamadığını, ABD’nin ise dünya liderliğini yıllarca devam ettirdiğini kaydetti. Işık, ABD’nin başarısında girişimcilik ve  yenilikçiliğin rolüne işaret etti.Girişimciliğin yenilikçiliği de zorunlu  kıldığını aktaran Işık, 17 yaşında Amerikalı bir gencin fillerin vücut ısısını  nasıl sabit tuttuğunu merak ederek konuyu araştırdığını, ulaştığı bilgileri de  mikro işlemcileri serin tutmak için kullanarak konuyla ilgili fikrini 350 milyon  dolara sattığını söyledi.Işık, KOSGEB aracılığıyla 400 bin insana  girişimcilik eğitimi verdiklerini, Türkiye’de girişimcilik ve yenilikçilik  alanında çalışmaların hızlandığını kaydetti.

‘TEKNO-YATIRIM PROGRAMIMIZLA 10 MİLYON LİRAYA KADAR DESTEK VERİYORUZ’

Işık, gençlere “Kendinizi dijital çağa uygun yetiştirin”  çağrısı yaparak hükümetin tekno-girişimciliğe önemli teşvikler sağladığını  anlattı.Girişimciliğe verilen desteklerde yeni bir mekanizmayı hayata  geçireceklerini belirten Işık, kosgeb-150-bin-tl-hibe-krediTürkiye’de ayağı yere basan projelerin finansal  destek sorunu yaşamadığını söyledi. Işık yeni destek mekanizmasına ilişkin şu  bilgileri verdi:”İnşallah en kısa zamanda hayata geçireceğiz. Projeniz  geçtiğinde size 100 bin lira hibe veriyoruz. Şimdi bunu bu yıl 150 bin liraya  çıkarıyoruz. 150 bin lira hibe verdik, siz o projenize başladınız ve bu  projenizin başarılı olması durumunda bir sonraki safhaya geçerken TÜBİTAK 1512B  dediğimiz programa geçiyorsunuz. Bu defa destek programının limiti 550 bin liraya  çıkıyor yüzde 75’i hibe… Projeniz orada da iyi gitti, artık projeden üretim  noktasına doğru geliyorsunuz. O zaman da tekno-yatırım programımızda 10 milyon  liraya kadar destek veriyoruz.”

100 BİNİN ÜZERİNDE NİTEKLİ İNSAN İSTİHDAM EDİLEBİLİR’

Bosch’un Ar-Ge harcamalarına yılda 6 milyar avro bütçe  ayırdığını aktaran Işık, Türkiye’nin de Ar-Ge harcamalarına 6 milyar avro bütçe  ayırdığını belirtti. Türkiye’nin Ar-Ge harcama kapasitesinin henüz yeterli  gelmediğini kaydeden Işık, “Bosch bu 6 milyar avro Ar-Ge bütçesiyle yılda 5 bin  500 patent üretiyor. Türkiye de ürettiği toplam patent sayısı, yerli patent  sayısı 5 bin 500… Demek ki 6 milyar avroyla 5 bin 500 paten üretiliyormuş. Ama  fark ne biliyor musunuz? Fark bu 5 bin 500 patenti Türkiye 185 bin Ar-Ge  çalışanıyla üretiyor, Bosch 55 bin Ar-Ge çalışanıyla üretiyor.” bilgilerini  verdi.Bosch’un 55 bin Ar-Ge çalışanının 17 bininin yazılımcı olduğunu  aktaran Işık, “Şu anda Türkiye’de bilişim alanında istihdam edilmek üzere acilen  ihtiyaç duyulan personel sayısı 70 binin üzerinde. Hele hele Bilişim Vadisi  devreye girdiğinde bu sayı 100 bini geçecek. 100 binin üzerinde nitelikli insan  bugün hemen istihdam edilebilir. Bu niteliklere sahip olmak için de ‘Ben sadece  üniversite öğrencisiyim’ demek yetmiyor. O alana ilgi duymak, o alanda kendinizi  yetiştirmek, hocalarınızın verdiğiyle iktifa etmek değil, daha fazlasını  vermeleri için zorlamak gerek. Merakı içinizde uyandırabilirseniz bu noktada  gayret gösterirseniz ben Türkiye’de kendini geliştirmiş gençlerin kesinlikle  işsiz kalacağını düşünmüyorum.” dedi.

‘LİSELERDE KODLAMA ZORUNLU OLSUN’  kodlama-dersi

Gençlerin girişimciliğini merakla beslemeleri halinde başarıya  ulaşacağını belirten Işık, “Hükümet olarak üzerimize düşenin en iyisini yapma  gayretindeyiz.” dedi.Sanayi kuruluşları ve üniversiteler arasında güçlü iş  birliklerinin oluşmaya başladığını ifade eden Işık, kod yazma konusundaki  çalışmaların son aşamaya geldiğini söyledi. Işık, “Artık hiç olmazsa liselerde  kodlama zorunlu olsun.” diye konuştu.Bakan Işık’ın konuşmasının ardından  Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Haluk Görgün Işık’a plaket takdim etti.

KAYNAK: http://www.milliyet.com.tr

1 17 18 19 20 21 64