MARDİN

17[1]

 MARDİN

Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık yirmi altıncı şehri. 2013 itibarıyla 779.738 nüfusa sahiptir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Dicle Bölümü’nde yer alır. Suriye ile sınır komşusudur.

Mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. Mardin farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler barındırmaktadır. Mardin, İpek Yolu güzergâhında olup, ilde beş han ve bir kervansaray mevcuttur.

Mardin ismi hakkında değişik rivayetler vardır. Kelimenin Farsça, Yunanca, Arapça veya Süryanice olduğu söylenmektedir. Şehrin adı Süryanice kaleler kenti demek olan “Marde” den gelir. Romalıların Süryanilerden alarak ‘Maride’ dedikleri şehire, Araplar ‘Maridin’ dediler.

YEMEKLERİ

1.Çorbalar: Lebeniye, Un Çorbası, Mercimek Çorbası, Kelle Paça, Nohut Çorbası, Corten, Ginedir, Çorbası, Domates Çorbası.

2.Kebaplar: Soğan Kebabı, Patates Kebabı.

3.Et Yemekleri: Malzum, Kibbe, Mardin Çiğköftesi, Kelle Paça, Dobo, Firkiye, Güveç, Havuç Türlüsü.

4.Tavalar-Kızartmalar-Kavurmalar: Semizotu Tavası, Patates, Patlıcan, Biber, Kabak, Havuç Kızartması.

5.Köfteler: İçli Köfte (İkbebet), Aya Köfte (Irok), Çiğköfte, Mercimekli Köfte (Bello) ,Cevizli İçli Köfte, Kitel Raha.

6.Dolmalar-Sarmalar: Patlıcan Dolması, Biber Dolması, İşkembe Dolması, Kaburga Dolması, Kabak Dolması, Hindi Dolması, Kuzu Dolması, Güvercin Dolması, Domates Dolması, Tavuk Dolması.

7.Pilavlar: Şehriyeli Bulgur Pilavı, Kınepleli Pilav, Mercimekli Pilav, Gasore, Ihşene, Çoban Pilavı.

8.Hamur İşleri: Sembusek, Cevizli Börek, Susamlı Patates Böreği, Lor Böreği.

9.Zeytinyağlı Yemekler: Zeytinyağlı Yaprak Sarması, Kıneble, Melemen, Nohut Meftunesi.

10.Piyazlar-Salatalar: Patates Salatası, Çoban Salatası, Beyin Salatası, Acur Salatası.

11.Tatlılar-Pastalar: Sütlaç, Davk BiDips, Peynir Helvası, Harire, Aşure, Zerde, Un Helvası, Zingil, Kahıyye, Davk İl May, Tahinli Helva.

12.Tuzlular: Icce, Kişnişli ve Kırmızı Pul Biberli Tandır Çöreği

13.Çerezler: Leblebi, Sekerli Leblebi, Badem, Badem Sekeri, Ibzor, Kavun Çekirdeği, Karpuz Çekirdeği, Kabak Çekirdeği, Bıtım,

Mahlep, Pestil, Cevizli ve Bademli Sucuk (Ikude).

14.İçecekler: Mırra, Likör, Üzüm Suyu, Nar Suyu, Sumak.

15.Turşular: Rami, Hıyar, İşfelleh, Yeşil Zeytin, Dag Hıyarı, Yeşil Nohut Tursusu.

16.Bazı Özel Kahvaltılıklar: Kaymak, Bal, Yeşil Zeytin, Otlu peynir…

1.Çorbalar:

Mardin’de Bayramlar

Mardin’de bayramlar çok önemli gelenek silsilesi etrafında sürüp gider. Buralarda asıl olan ölülere hürmet büyüklere saygı ananelere mutlak bağlılık ve barışıklığın kardeşliğin derin bir vecd ile kutlanmış olmasıdır. Hıristiyan ve Müslüman inancının bayramlara verdiği özel önemi tüm içtenliği ve bağlılığıyla kutlayan Mardinlilerin Hıristiyanlarla kurdukları kardeşlik bağları her iki kültürün bayramlarında da pekiştirdikleri çok önemli hasletleridir.

Mardin’de Düğünler

Mardin’de gerek Hıristiyanların gerekse Müslümanların düğünlerinde benzer birçok özellik göze çarpar. Çok uzun bir süredir beraber yaşayan bu insanların birbirlerinden etkilenmeleri neticesinde benzer gelenek katmanları oluşmuştur. Evlilik çağına gelen delikanlıyı evlendirmeye karar veren ailesi ona uygun bir eş bulabilme arayışına çıkar. Gelin adayında genellikle şu hususlar aranır:
Kızın ailesinin kendilerine denk olması şarttır. Kızın bir evi idare edecek nitelikte çalışkangörgülü namuslu büyüklerine saygılı ve sevgi yüklü olması gereklidir. Kızla oğlanın daha önce görüşüp tanışması arkadaşlık kurulması doğru bulunmaz. Eskiden sevilen kızın damdan gözetlenmesi zekice davranan erkeklere has bir davranıştı. Kesinlikle geleneksel evliliklerde boşanma alternatifi söz konusu değildir. Evlilik kutsallığı ile iyi ve kötü günde sevinci ve kederiyle ta mezara kadar eşlerin birlikteliklerinin sürebileceği bir kurumdur. Evliliğe bu nazarla bakılarak gerekli girişimler başlatılır.
Oğlan evi kız evlerini ziyaret ederek uygun bir aday arar. Bu olaya “dünür gezme”gidenlere de görücü denir.

Mardin

MİDYAT

Mardin ilinin bir ilçesidir. Dinlerin (İslamHristiyanlıkEzidilik) ve dillerin (TürkçeKürtçeArapça ve Süryanice) buluşma noktasıdır Midyat. MÖ 9. yüzyıl Asur tabletlerinde Matiate olarak tanımlanır. “Matiate” Aramice/Süryani bir isim ve “köyüm”, “vatanım”, demektir. Asur kralı II. Asur Nasırpal Tur Abidin‘in Aramileri talan ettikten sonra, bu savaşın tarihi tablalar yazılmıştır. Midyat’taki ilk Süryani Hıristiyanlar da mağaralarda yaşardı. Midyat tarih boyunca birçok kere kuşatılıp talan edilmiştir. Son olarak Birinci Dünya Savaşı‘nın karanlık günlerinde, “Ferman” yılında, kasaba sakinlerinin üçte ikisi yaşamını kaybetmiştir. Ancak 1930 yılından sonra kasaba yeniden canlanmış: Kiliseler, evler ve bazı mekanlar onarılmıştır. Ondan sonra yerleşim düzeni zamanla oturmaya başlamıştır.

İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1070 metredir. Mardin ilinin en geniş ve nüfus bakımından en kalabalık ilçelerinden biridir. İlçeye bağlı 43 köy ve mezraa bulunmaktadır. Midyat’ta Müslüman olarak KürtlerTürkler ve Araplar yaşamaktadırlar. Din ve grupları ise Hristiyan dinine mensup SüryanilerErmeniler ve Keldaniler yaşamakta bu dil grupları mezhep olarak aralarında KatolikOrtodoks ve Protestan olmak üzere üç mezhebe ayrılırlar. Hristiyanlar kendi aralarında çok az sayıda olmak kaydı ile Süryanice konuşmaktadır, Keldanice ve Ermenice bu bölgede unutulmuş dil gruplarıdır ve konuşulmamaktadır. Midyat’ta bu dinlerin yanı sıra sayıları çok az olmakla beraber Ezidi dinine mensup insanlar da yaşamaktadırlar. Bu nedenle Midyat’a “Diller ve Dinler Şehri” denir.

images

MİDYAT ACIRLI KÖYÜ

Günümüzdeki ismi Acırlı, Süryanice ismiyle Deyrzbino, Arapça ismi Deyrzbine, Osmanlıca ismiyle Deyrzbina’nın kimler tarafından kaçıncı yüzyılda kurulduğu bilinmemekle birlikte yazılı Süryani kaynaklarında 4.yüzyılda köyün merkezinde Mor Yakup adıyla Salah ( Barıştepe) köyünde yer alan manastırla aynı mimari özelliklere sahip bir manastırın inşa edildiği bilinmektedir. 1950 yıllarına kadar ayakta olan bu manastır yıktırılarak yerine köyün şimdiki Ulu Camisi olan cami inşa edilmiştir. Osmanlı kaynaklarında ilk olarak 1564 tarihli bir vergi tablosunda ismi geçen köy o dönemin en kalabalık yerleşim alanı olarak görülmektedir. Aynı tabloda o dönemde zeytinciliğin önemli bir gelir kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Yine aynı tabloda köyün tamamının Müslüman olduğu anlaşılmaktadır. Acırlı Köyü’nün ilk yerlileri isminden de anlaşılacağı üzere

bölgenin yerli halkı olan Süryanilerdir. Köyün Arap egemenliğine girmesi 4. yüzyıla tekabül eder. Arap kaynaklarının verdiği bilgilere göre Deyrzbine ve çevresindeki köylere yerleşen Araplar Beni Rebia kabilesine mensup olup 4. yüzyılda bölgeye yerleşmiştir. Acırlı 12. yüzyılda da Artuklu sultanına bağlı emirleriyle civar köyler içinde merkez konumundadır. Köy halkı, Araplardan oluşmaktadır. Mardin iline 65 km, Midyat ilçesine 5 km uzaklıktadır. Mardin – Batman karayoluna uzaklığı 1 km’dir. Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.

 

KAYNAKÇA: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mardin

http://www.bakimliyiz.com/orf-ve-adetlerimiz/9713-mardin-gelenek-ve-gorenekleri.html

http://tr.wikipedia.org/wiki/Midyat

 

ANTALYA / ELMALI

 

Tarih, kültür, turizm ve tarım kenti olan Elmalı, geçmişten aldığı tarihsel mirası bugünle birleştiren ve bu mirası geleceğe taşıyarak medeniyetle yoğrulmasını sağlayan “ilkler kentidir.Dolayısıyla da “ilkler kenti Elmalı’yı temsil eder.

elmali

Elmalı, Akdeniz Bölgesinin batısında, Antalya İl’ine bağlı bir ilçedir. İl merkezine uzaklığı 100 km ve deniz kıyısına uzaklığı 60 km’dir. İlçe sınırları içerisinde 60 adet mahallesi bulunmaktadır. Kültürel ve tarihi zenginlikleriyle turizm alanında olduğu kadar yer üstü kaynakları da önemlidir

elmali-omer-pasa-cami-b

Egenin ve Akdeniz’in tarih bakımından en büyük Camisi olan ve Antalya’da ki en büyük Osmanlı yapısı olan 1610 yılında yapılan Ömer Paşa Camidir. 138 adet tescillenmiş tarihi ev ve konakları bulunan ve restorasyon yenileme çalışmaları devam Elmalı yakın zamanda Türkiye ve Dünyanın önemli şehirleri arasında yer alacaktır.

elmalı.tarih_.1

TARİH:

Yörenin tarihi geçmişi incelendiğinde, özellikle, antik dönemde Likya uygarlığının kuzeyinde önemli bir yerleşim yeri olduğu kabul edilmektedir. Bunun dışında: Semahöyük köyü ve Hacımusalar köyü yakınlarındaki höyüklerde yapılan araştırmalarda, Bronz çağında, buralarda yerleşim izleri görülmüştür.

Ancak, tüm bunlara rağmen, yine de, Elmalı yerleşim yerinin, ilk olarak, MS.8’nci yüzyılda gerçekleştiği resmen anlaşılmaktadır. Yıldırım Beyazıt döneminde, yöre, Osmanlı egemenliğine girer. Osmanlı döneminin ilk yıllarında, Teke livasının merkezi ve Teke paşalarının ikametgahı olarak bilinir. Çünkü: Anadolu Selçukluları, burayı ele geçirince, Tekeli Türk boylarını, buraya yerleştirirler.

Tarihi süreç ile ilgili son bir not: 1940 yılında, Elmalı yöresinde büyük bir yangın çıkar ve yerleşim yeri, tamamen yanarak yok olur ve daha sonra yeniden imar edilir.

elmalı.sikkeler.1

ELMALI SİKKELERİ:

MÖ.5. yüzyılda Perslerin Yunanistan’ı işgal etmesinin ardından, Atina Şehir Devletinin önderliğinde Akdeniz çevresindeki şehirlerden oluşan bir birlik kurulmuştur. Atik-Delos Deniz Birliği olarak isimlendirilen bu birliğin bir merkezi ve bir bütçesi vardı. Her ülke kendi bastığı gümüş sikkeden kendi gücü oranında katkıda bulunuyordu.

1984 yılında Elmalı ilçesinde kaçak kazılar sonucu bulunan “yüzyılın definesi Elmalı Sikkeleri” o bölgede bulunan bütün şehir devletlerinin paralarını içeriyordu. Yaklaşık 1900 adet sikkenin binden fazlası ise Likya bölgesindeki şehir devletlerinin parası idi ve içlerinde şimdiye kadar bilinmeyen hanedanların sikkeleri de vardı.

Söz konusu sikkelere: yüzyılın definesi denmesinin en önemli nedeni; Yunanlılar Persleri yendikleri için bir anı parası çıkarmışlardı. Normal olarak o zaman para birimi 1 drahmi, en fazla 4 drahmi iken, anma nedeniyle 10 drahmilik para çıkarılmıştı. (10 drahmilik paranın ismi Dekahdrahmi idi)

Arkeologlar Jeffry Spier ve Jonathan H.Kagan tarafından MÖ.470-450 yılları arasına tarihlenen ve yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen bunlar (her birinin 600 bin dolar değeri olduğu söyleniyor) büyük define içinde bulunmaktadır.

Çünkü bu sikkeler çok az basılmıştır ve 1984 yılına kadar dünyada yalnızca 13 tanesinin varlığı biliniyordu. Elmalı definesinde ise bunlardan 14 tane bulunmaktaydı.

Elmalı definesinin bulunmasıyla insanlık tarihinin bilinmeyen önemli bir bölümü aydınlatılmış ve dünyada bilinen Dekahdrahmi sayısı 2 katına çıkmıştır.“Yüzyılın Definesi” olarak nitelendirilen bu hazine: 18 Nisan 1984 tarihinde Antalya-Elmalı karayolunun hemen kuzeyinde bulunmuştur. Define kaçakçılar tarafından Amerika’ya kaçırılmıştır.

1988 yılında Amerika-Los Angeles şehrinde 10 ve aynı yılın Mayıs ayında İsviçre-Zürih şehrinde 3 ve 1991 yılında yine Zürih şehrinde 3 adet olmak üzere çeşitli müzayedelerde 16 adet Elmalı Sikkesi açık arttırmaya çıkarılmıştır. Ancak Türk hükümeti avukatları aracılığı ile müdahale ederek satışları durdurmuştur.

Ülkemizden kaçırıldığı bilinen sikkeler; Gazeteci Özgen Acar ve Kültür Bakanlığının uzun ve inatçı girişimleri sonucunda herhangi bir bedel ödenmeksizin 1999 yılında başında ülkemize getirilmiştir. Ancak hazinenin toplamı 1900 sikkeden oluşmasına rağmen, bunlardan yalnızca 1676 tanesi geri getirilebilmiştir. Geriye kalan sikkelerin nerede olduğu bilinmemektedir.

elmalı.güreşler.1

ELMALI YEŞİLYAYLA GÜREŞLERİ:

Bu etkinlik tarihçe olarak ülkemizde birinci sırada ancak organizasyon olarak Kırkpınar’dan sonra ikinci sıradadır. Güreş tarihçesi incelendiğinde: 1419 yılında Nuh Çelebi’den gelen taşınmaz mal varlığının, günümüzde Yeşil Cami olarak bilinen yerde bulunan Musalla Çevrik diye anılan mahalledeki arazinin güreş çayırlığı diye vakfiye edildiği belirlenmiştir. Bu nedenle, burada güreş tarihinin çok eski yıllara kadar gittiği düşünülmektedir.

Güreşlerin bir yönü: güreş yapılan yöre halkının maddi ve manevi desteğiyle yine yöre halkına fayda sağlayacak eserlerin yapılmış olmasıdır.

Günümüzde, güreşler başlamadan bir hafta önce sempozyum ve sergiler düzenlenmektedir. Güreş günlerinden birkaç gün öncesi, akşamları sanatçılar davet edilerek yöre halkına konserler tertip edilir. Elmalı Yeşil Yayla Güreşleri, her yıl Eylül ayının ilk haftasında yapılmaktadır. 2014 yılında güreşlerin 672. si yapılmıştır.

NE YENİR/NE İÇİLİR:

Elmalı yöresinde, yöresel lezzetler ;

tarhana çorbası, erişte (elde kesme makarna), kırmızı sulu et yemeği ve höşmerim tatlısıdır.

  ELMALI’NIN MEŞHUR “SUSAMLI HELVASI”

he

GEZİLECEK YERLER:

ew

TARİHİ ELMALI EVLERİ:

Elmalı: Elmalı dağı yakınlarında kurulan oldukça eski bir yerleşim yeridir. İlçedeki evler: cumbaları, eski tip pencereleri ve parlak renkleriyle zamanın çok gerilerinden beri hala dimdik ayaktadır ve karakteristik özelliklerinin çoğunu bugüne kadar korumayı başarmıştır. Bu evler: Elmalı’nın Tahtamescit mahallesinde Aylar Sokaktadır. En az 500 yıllık bu evlerin mimari bir öğesi olan ahşap dokusunda, yörenin zenginliği olan sedir ağaçlarından bol miktarda kullanılmıştır. Süslemelerdeki stilize ağaçları, çiçek motifleri ve altı köşeli yıldızlarıyla da Anadolu kültürünü yansıtan eşsiz örneklerdir.

ELMALI MÜZESİ:

1963-2001 yılları arasında bölgede kazılar yapan Prof.Dr.Macteld J. Mellink: bölgenin kültürel ve tarihi zenginliğine değinmiş, bu eşsiz kültür mirasının yerinde korunması, tanıtılması, halkın bilinçlendirilmesi ve en önemlisi son yıllarda giderek artan eski eser kaçakçılığının önlenmesi için bölgede mutlaka bir müze veya enstitü kurulmasını istemiştir. Onun bu isteğinin karşılanması için, Turizm Bakanlığı 2000’li yıllarda aldığı bir kararla ilk adımı atmış ve Elmalı caddesi üzerinde, eski hükümet konağı, 2004 yılında müze olarak değerlendirilmek üzere Maliye Bakanlığı tarafından Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir.

Bu hükümet binası, yapıldığı 1941 yılından 1987 yılına kadar ilçenin hükümet binası,  daha sonra vergi dairesi ve bir bölümü öğretmenevi görevini yapmış ve mimari yapısıyla özel bir değere haiz bu yapının içinde, müze ihtiyaçlarına uygun biçimde değişiklik yapılmıştır.

Bunun sonucunda: 3 tane zeminde, 8 tane birinci katta olmak üzere, 11 teşhir salonu oluşturulmuştur. Teşhir ve tanzim çalışmaları, Antalya Müzesi müdürlüğüne bağlı olarak 2011 yılında tamamlanmış ve Elmalı Müzesi 13 Haziran 2011 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Müzede neler sergilenmektedir: 

Elmalı Müzesi:2400 metrekarelik bir alanda, ikisi normal, biri bodrum katı olmak üzere 3 katlı bir yapıdır. Yapının güneybatı cephesindeki ana giriş kapısı, orta akstadır. Girişte danışmanın da bulunduğu geniş bir salon, sağ yanda idari mekanlar ve konferans salonu görülür.

Girişe göre: soldaki 3 teşhir salonundan b irinde bulunan 8 vitrinde: Elmalı ovasının Kaolitikten Orta Bronz dönemi sonuna kadar uzanan bir zaman dilimine ait eserler sergilenmektedir. Bağbaşı ve Karataş-Semayük kazılarında elde edilen bu eserler 8 başlık altında toplanmıştır. Sergileme geç kaolitik döneme ait Bağbaşı eserleri ile başlatılmış ve Karataş-Semayük erken dönem Tunç eserleriyle devam ettirilmiştir. Karataş-Semayük yerleşmesinin yaşam biçimini yansıtan çeşitli aletler, mühürler, ağırşak, takı vb buluntular yine tipolojik ve işlevsel bir düzenleme ile ziyaretçilere sunulmaktadır.

İkinci Salonda: Kalkolitik ve Erken Tunç Dönemine ait mezar ve depolama kapları olarak kullanılmış, pithos ve çömlek gibi büyük boyutlu kapılardan seçilmiş örnekler sergilenmektedir. Bilgi panolarında Anadolu’nun tarih öncesi kültürlerinin karakteristik özellikleri maddeler halinde belirtilmiştir.

Üçüncü Salonda: Karataş-Semayük mezarlık alanında bulunmuş 3 küp mezar özgün konumlarına göre, içlerindeki iskeletler ve ölü hediyeleriyle birlikte çarpıcı bir atmosfer içinde sergilenmektedir. Bilgi panolarında: Anadolu’daki tarih öncesi ölü gömme adetleriyle Semayük nekropolü hakkında açıklamalar yer alırken, pithoslar üzerindeki bezeme tipleri, motiflerin anlamları ve önemi herkesin anlayabileceği bir anlatımla yansıtılmıştır.

Birinci Katta, girişe göre sol yanda: Anadolu’nun tarih sonrası dönemlerine ait kronolojik bir cetvel vardır. Sağ yandaki levhada: Elmalı bölgesindeki ilk bilimsel araştırma ve kazıları başlatan, Kızılbey ve Karaburun mezar odalarının restorasyon projelerini yürüten, özellikle 60 yıl üzerinde çalıştığı Anadolu arkeolojisini bilim alemine tanıtan “Türkiye’deki Amerikalı arkeologların duayeni” ünvanına sahip değerli bilim adamı Prof.Dr. Machtel J. Mellink’in biyografisi yer almaktadır.

Birinci katın, Sağ yanında bulunan dört salondan birinde: Likya’da rağbet gören yerel tanrılardan atlı ve sopalı koruyucu tanrı Kakasbos, avcılıkla bağlantısı olduğu düşünülen 12 tanrı, Helena ve Dioskur gibi adak stelleriyle bazı yazıtlı taşlara ait örnekler sergilenmektedir.

Küçük eserlerin sergilendiği salonun ilk iki vitrininde: Hacımusalar Höyük kazılarında bulunan Erken Tunç, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait buluntular sunulmaktadır. Devamındaki vitrinde, Hacımusalar-Karaçakır mevkiinde açığa çıkarılan lahit buluntuları ile Karaburun I, II ve Kızılbey Tümülüslerine ait buluntular sergilenmekte ve tanıtılmaktadır.

Sikke Salonunda: Likya şehir sikkeleriyle Roma imparatorluk sikkeleri kronolojik bir düzen içinde sergilenmektedir. Bölgede sikke basan şehirlerle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Duvar panolarında ise sikke basım tekniği ile ilgili bilgi verilirken sikkenin tarihçesi, fotoğraflarla da desteklenerek, kronolojik bir düzen içinde verilmeye çalışılmıştır.

Birinci katın sol kanadında: orta salonda Elmalı ve Korkuteli bölgelerinde bulunan Roma ve Bizans dönemine ait sütun başlıkları, yazıtlı mezar sütunu, taştan bir idol ve yekpare bir taştan oyularak yapılmış vaftiz teknesi sergilenmektedir.

Arykanda kazılarında gün ışığına çıkarılmış eserlerin sergilendiği salonda ise: Roma ve Bizans dönemine ait ev sunakları, adak stelleri, lahit ve heykel parçaları, pişmiş topraktan günlük kullanım kapları, dokuma malzemeleri, tıbbı aletler, çeşitli takı malzemeleri vb buluntular teşhir edilmektedir.

Birinci katın sol yanındaki 4 salondan birinde: yüzyılın definesi olarak da anılan, dünyaca ünlü MÖ.5. yüzyıla ait Elmalı Definesi’nin imitasyonları teşhir edilmektedir. Çarpıcı bir atmosfer içinde sergilenen sikkeler, ziyaretçilerin kolayca anlayabilecekleri şekilde guruplandırılmış, duvarlara yerleştirilen ışıklı bilgi panolarında tek tek, ayrıntılı olarak tanıtılmıştır. Yine bu panolarda, definenin tarih içindeki önemi vurgulanırken, bulunuşu, kaçırılışı ve topraklarımıza dönüşü ile ilgili öyküye de yer verilmiştir.

Birinci katın her iki yanındaki dip salonların her birinde, kendi orijinal ölçülerinde rekonstrüksiyonu yapılmış olan Karaburun ve Kızılbey mezar odaları, duvarlarının renkli resimleriyle ziyaretçilere sunulmaktadır. Salon girişinde, mezarların bulunuşu, restorasyonu, çalışmaları, tarihleri ve duvar resimleri hakkında geniş açıklamalar bulunan tanıtıcı panolar yer almaktadır.

Yapının bodrum katında: sağda, envanter ve etütlük eserlerin konulduğu farklı ebatlarda dokuz oda vardır.

Müzenin:4000 metrekarelik açık teşhir alanında, Elmalı çevresinde bulunan Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari parçalar, lahitler, yazılı mezar taşları, postamentler ve sütunlar sergilenmektedir. Ayrıca yok olmaya yüz tutan anıtsal arı serenlerinden bir örnek, Yukarı Söğle köyünden alınarak bahçenin kuzeydoğu köşesine kurulmuştur. Bahçede ayrıca restorasyon atölyesi, büyük bir havuz ile her mevsim hizmet verebilecek bir kafeterya bulunmaktadır.

küp

SEMAHÖYÜK-KARATAŞ:

Semahöyük: Antalya ilinde Karain ve Beldibi gibi prehistorik merkezlerden sonra gelen en eski yerleşim yeridir. Antalya il merkezine115 kmve Elmalı’ya5 kmuzaklıktadır. Elmalı-Korkuteli yolunda yaklaşık 10-15 km ileridedir ve günümüzde “Bozhöyük” olarak isimlendirilmektedir. Yöre insanı burayı “Turist Tepesi” diye de bilir.

Burada 1963 yılından beri Amerikalı Prof.Macteld Mellink yönetiminde sürdürülen kazılarda: MÖ.3000 ortalarından 2000 yılı başlarına kadar tarihlenen Erken Bronz Çağında bir yerleşim varlığı belirlenmiştir.

Özellikle: Semahöyük denilen yerde: hendeklerle çevrili, dörtgen şeklinde bir saray ve çevresinde ev kalıntıları ve bunların batısında, küp mezarlar bulunmuştur. Amerikalı Bryn Mawr tarafından 1963 yılında yapılan kazılarda, bu küp mezarlar dışında, seramikler, bronz iğneler, aynalar, mühürler, genç kızlara ait bilezikler, gaga ağızlı testiler, kolyeler, mızrak uçları gibi buluntular bulunmuş olup, bunların tümü, günümüzde, Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

elmalı.kral-mezarları.1    elmalı.armutlu-kaya-mezarı.1

KARABURUN TÜMÜLÜSÜ VE MEZAR ODASI:

Karataş kazısının hemen kuzeyinde, Antalya-Elmalı yolu üzerindeki Karaburun kral mezarı: Prof. Machteld Mellink tarafından kazılmış ve MÖ.5. yüzyıl ortalarına tarihlenmiştir.

Duvar resmi: üçgen çatılı mezar odasının ana sahnesine sıva üzerine mor, mavi, kırmızı, yeşil, siyah ve beyaz renklerle yapılmıştır. Mezar sahibi yöneticiyi onurlandıran sahnede bir ziyafet sahnesi anlatılmaktadır ve ana figür bir kline üzerinde yatar vaziyettedir.

Üzerinde geniş kollu, rozetlerle süslü, Pers kıyafeti vardır. Figür sağ elini kaldırmış, sol elinde ise bir kase tutmaktadır. Yakınları kaseye şarap sunmaktadırlar. Siyah saçlı ve sakallı figür ekoseli bir taç takmaktadır.

Mezar odasının güney duvarında bulunan cenaze alayı sahnesinin ortasında, iki atın çektiği taht arabasına oturmuş betimlenen bir yönetici resmedilmiştir. Yönetici, Pers kıyafetleri, manto ve keçe şapka giymiştir.

Karşı duvarda ise: ayakta duran bir kadın ve tabandaki taş karyolanın eteğinde ise çeşitli hayvan resimleri bulunmaktadır.

son bir şok nota: 2011 yılında mezarda bulunan 2486 yıllık paha biçilmeyen iki duvar resminin yerinden sökülerek çalındığı anlaşılmış ve halen bulunamamıştır. Antalya Arkeoloji Müzesi görevlileri: Tümülüste yaptıkları olağan denetimde mezar odasının kapısının kırılarak duvar resimlerinin önemli bölümünün yerlerinden sökülerek çalındığını saptamışlardır. Tutkallı bez ve kimyasal maddeler kullanılarak profesyonel bir yöntemle yerinden söküldüğü saptanan duvar resimlerinin akibeti halen belirsizliğini korumaktadır. Bu yöntem: Gaziantep Zeugma’daki Roma dönemine ait duvar resimleri ve mozaiklerin çıkarılmasında uzmanlarca ve ayrıca KKTC deki Lysi kilisesinin resimleriyle Kanakarya Kilisesinin mozaiklerinin çalınmasında da kaçakçılarca kullanıldığı bilinmektedir.

Bu resimlerde: Karaburun Tümülüsünde gömülü Pers Satrabı betimlenmiştir. Taş bloklardan yapılarak sıvanmış ve sıva üzerine yapılmış resimlerde bir Pers valisinin ziyaret sahnesi, tamamen doğal bir ev ortamına benzetilmeye çalışılmış ki ölen kişinin ruhu burada öldükten sonra bir ev ortamında yaşasın diye.

 Persler, Yunanistan’dan püskürtüldükten sonra Atinalı general Kimon: Karya ve Likya’yı dönemin güçlü örgütü Attika-Delos Birliği donanmasıyla, MÖ.466 yılında günümüzdeki Köprüçay denilen Evrimedon nehrinde Persleri yenmiştir. Bu savaşın yaşandığı yıllarda Elmalı’da ölen Pers valinin mezarının bulunduğu tümülüsüne yakın bir tepede “Pers Sikkeleri” ve karşı tepede ise “Yüzyılın Definesi” denilen Attika-Delos Birliği komutanının savaş kasası kabul edilen ve 1900 gümüş sikkeden oluşan görkemli bir define bulunmuştur.

Pers sikkeleri: Amerika’da çeşitli koleksiyonlara dağılmış, Elmalı Definesi ise geri getirilmiştir. Yörede bulunan ok ve mızrak uçları, burada amansız bir savaşın yaşandığına tanıklık etmektedir.

KIZILBEY MEZARI:

Kızılbey mezarı ise: batıda Elmalı-Yuva köyü yolu üzerindedir. Burası kalker bloklardan oluşmuş bir odadan ibarettir. Muhtemelen antik dönemde içi boşaltılmış olan mezarda arkeolojik buluntuya rastlanılmamıştır.

59929,kubabaelmalijpg

FİLDİŞİ ÇOCUKLU KADIN HEYKELİ:
Elmalı yöresinde yapılan arkeoloji kazılarında bulunan bu fildişinden yapılmış, çocuklu kadın heykelinin yapılış dönemi ve yapanlar hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

GİLEVGİ KALESİ:
İlçe merkezine bağlı, Çobanisa köyündedir.
Kale yapısı: karayolunun hemen kıyısında, üç bölümlü tepenin güney kısmındadır.
Surlarla çevrili yerleşim yerine, kuzeydoğu bölümündeki bir kapıdan girilmektedir. Batı bölümde, dörtgen kulelerle desteklenen sur kalıntıları görülmektedir.

KESİK MİNARE:
İlçe merkezinde, çarşı meydanında, Ömer Paşa camisinin karşısındadır.
Tek bir minare olarak görülmektedir ve mimari özellikler açısından, Selçuklu dönemi yapısıdır.

ÖMER PAŞA CAMİSİ VE TÜRBESİ:
Ömer Paşa: Manavgatlıdır ve kapı ağalığından çavuşbaşılığa kadar yükselmiş ve daha sonra beylerbeyi olmuştur. 1603-1604 yılları arasında Diyarbekir valiliği yapmış, 1623 yılında Trablusgarp beylerbeyliğine atanmış, ardından Batum, TrabzonKaraman ve Maraş beylerbeyliği yapmıştır.

Evliya Çelebi 1671 yılında uğradığı Elmalı kasabasını oldukça geniş şekilde anlatırken camiyi Ketenci Ömerpaşa camisi diye anar ve göz alıcı iç süslemesini kısaca tarif ettikten sonra mimarisinden bahsederken onu İstanbul Eyüp Sultan’daki Zal Mahmut Paşa camisine benzetmiştir.

Elmalı ilçesinin ortasında bulunan bu cami: Osmanlı mimarisi gereği tek kubbeli türün en geliştirilmiş bir örneğidir ve Mimar Sinan ekolünün bir şaheseridir. Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre: Cami: 1610 yılında Kitapçı namıyla bilinen “Ömer ağa” tarafından yaptırılmıştır.

Cami: içinde bulunduğu yer meyilli bir arazi üzerinde olduğundan, heybetli bir görünüme sahiptir. Cami tamamen kesme taştan yapılmıştır. Giriş cephesinde üstü kubbelerle örtülü, ortadaki diğerlerinden daha yüksek kubbeli olan klasik başlıklı mermer sütunların taşıdığı revaka sahip bir son cemaat yeri vardır. Taç kapı yay şeklinde olup büyük sivri kemerli ve üstünde 6 satır halinde kitabe bulunmaktadır. Pencereleri içeriden ve dışarıdan süsleyen alınlıkların üzerinde, her birinde değişik ayetler yazılı olan çiniler, İznik çini fırınlarının eseridir. Bunlardan birinin alt köşesinde “el-fakir Resmi Mustafa” imzası görülmekte olup yazıların hattatlarının ne kadar sanatkar oldukları anlaşılmaktadır. Yazıların, çinileri süsleyen motiflerle beraber oluşu da hattat ve çinicinin tek kişi olma ihtimalini güçlendirmektedir. Diğer bir husus ta: her pencere için ayrı ayrı olarak hazırlanan bu çok sayıdaki panonun o dönemde İznik’ten nasıl bir yol takip edilerek buraya kadar bozulmadan taşınmış olmasıdır. İznik çinilerinin bu örneklerinin, o dönemde Anadolu’nun uzak bu köşesine getirilmiş olması, Ömer Paşa’nın yaptırdığı bu hayrata ne kadar büyük bir emek verildiğinin en büyük kanıtıdır.

Caminin içi ve kubbesi zengin kalem işi nakışlarla kaplıdır. Evliya Çelebinin övdüğü minarenin kürsü kısmı: 5 köşeli olup, her bir cephe birer kaş kemerli pano halinde bölünmüştür. Çokgen gövdeli minarenin şerefe kısmı zengin biçimde işlenmiş mukarnaslara oturmaktadır. Şerefe korkuluğu mermerden oymadır. Tepesinde kurşun kaplı ahşap bir külah bulunur. Caminin kubbesindeki kurşun kaplamalar 2004 yılında, minare alemindeki kurşun kaplamalar ise 2009 yılında yeniden yaptırılmıştır.

ÖMER PAŞA MEDRESESİ:
İlçe merkezindeki caminin hemen karşısındaki medrese: 1602 yılında, cami ile birlikte, Ömer Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapı: 24 kubbeli ve 12 revaklıdır ve kesme taştan, dövme demirle yapılmıştır.

ABDAL MUSA TÜRBESİ:
İlçe merkezine bağlı, Tekke köyündedir. Türbenin muhtemelen 12’nci yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.Abdal Musa kimdir? Günümüzden yaklaşık 600 yıl önce yaşayan, Orhan Gazi’nin silah arkadaşı, Anadolulu bir Türk düşünürüdür. Kendisi, aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünürdür.
elmalı.yedi-çınar.1

YEDİ ÇINAR:
Çınar denilince, Elmalı yöresinde, 7 Çınar akla gelir. Ketencizade Ömer Paşa: Balkanlarda bir savaş kazandığında elde ettiği ganimetler ile, Elmalı’da bir cami ve külliye yaptırdığı bilinmektedir. Yine söylenenlere göre, dikilen bu çınarlar da, yine Balkanlardan getirilmiştir. Yörede, çeşitli yerlerde bulunduğu ve bir kısmının kesilerek yok edildiği söylenen çınarlardan birini görmek isterseniz: Ketencizade Ömer Paşa camisinin önündekini görebilirsiniz. Buradaki çınar ağacı, yıllara ve olaylara meydan okuyarak, halen ayakta durmaktadır.

BEY HAMAMI:
İlçe merkezinde, Ömer Paşa camisinin hemen batısındadır.
Yapının, klasik dönemde yapıldığı düşünülmektedir ki, Ünlü gezgin Evliya Çelebi, yazılarında, bu hamamdan söz etmiştir. Hamamın yapılışı olarak: 16-17’nci yüzyıllar düşünülmektedir.

ÇATALÇEŞME:
İlçe merkezinde, çarşı içinde, kesik minarenin hemen arkasındadır. Selçuklu dönemi yapısıdır. Çeşmenin üzerindeki kitabede, 1284 tarihi ve üç satırlık bir yazı görülmektedir.

 

KAYNAK:  http://tr.wikipedia.org/wiki/Elmal%C4%B1,_Antalya

 


MİSİS / Adana

misis_orenyeri_a

MİSİS / Adana

Misis antik kenti (Mopsuestia), Ceyhan Nehri kenarında, tarihi İpek Yolu üzerinde kurulmuş, Adana’dan sonra gelen ikinci bir geçit durumundadır.

MOPSUESTIA

Misis’in tarihi, antik kentin üzerinde bulunduğu ve Neolitik Çağ’la tarihlenen höyük ile başlar. Misis’i Truva kahramanlarından Mopsos’un kurmuş olduğu söylenmektedir. Hitit, Asur, Makedonya ve Selevkosların eline geçmiş,Roma ve Bizans devirlerinde de önemli bir merkez olmuştur. M.S. 8. yüzyıldan itibaren Abbasiler döneminde yeniden imar edilmiştir. 965’te yeniden Bizans’a geçen kent, sırasıyla 1082’de Anadolu Selçukluları’nın eline geçse de daha sonra Antakya Prensliği, Bizans ve Kilikya Ermeni Krallığı arasında el değiştirmiş ve 12. yüzyılın sonunda burası Kilikya Ermeni Krallığı’na bağlanmıştır. 14. yüzyılın başlarında Memlüklerin eline geçen ve günümüzde bu bölgede yaşayan Yörük aşiretlerinin yerleştiği kent, Memlüklere bağlı Ramazanoğlu Beyliği’nce yönetilmiştir. 1517 yılından sonra Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine giren ve 1602’ye kadar Ramazanoğullarının yönettiği Misis’te bugün ayakta kalmış olan eserler M.S. 4. yüzyıla ait bir bazilikanın mozaik taban döşemeleri, dokuz gözlü bir taş köprü, akropol deki surlar, su kemerleri ve hamam kalıntıları ile ve Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalanHavraniye Kervansarayı ve tek kubbeli mescittir. Beldenin bugünkü adı Yakapınar’dır.

Ayrıca Misis’te Lokman Hekim’in Misis Köprüsü’nden geçerken ölümsüzlük ilacını kaybettiği, Yedi uyurlardan Karataş Dedenin Mezarınında burada bulunduğu rivayet edilmektedir.

 

Kaynak:   http://tr.wikipedia.org/wiki/Misis

Facebook

book

 

Facebook, insanların başka insanlarla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşımsitesidir. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 devresi öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan Facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine alan Facebook, iki ay içerisinde Ivy Ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki tüm okullar Facebook’ta mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu, .ac.uk, vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı. 11 Eylül 2006 tarihinde ise Facebook tüm e-posta adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı. Kullanıcılar diledikleri ağlara; liseleri, çalışma yerleri ya da yaşadığı yerler itibarıyla katılım gösterebilmektedirler. Ayrıca Facebook, dünyanın en fazla ziyaret edilen sitelerinden biridir.

Genel bilgi

Alexa istatistiklerine göre Facebook, 31 Ağustos 2014 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2. sitesidir. Bunun yanı sıra; Mısır‘ın en fazla ziyaret edilen sitesi;ABD, Avustralya, Türkiye, Panama ve Norveç‘in 2. en fazla ziyaret edilen sitesi, Kanada, Güney Afrika, Birleşik Krallık ve İsveç‘in 3. en fazla ziyaret edilen sitesi,2012 yılı itibariyle de dünya çapında en çok ziyaret edilen sitedir.

Facebook ismini “paper facebooks”‘dan alır. Bu form ABD üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir formdur.

Facebook’un şu anda 1 milyardan fazla kullanıcısı bulunmaktadır.

Site, kullanıcılara ücretsizdir ve gelirini afiş, logo reklamlarından ve sponsor gruplarından almaktadır (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştür). Kullanıcılar profilleri fotoğrafları, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajları ve arkadaş grupları sergilemektedir. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabilir. TechCrunch‘a göre; ABD’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin Facebook’ta bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmaktadır. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasındadır. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika Facebook’ta vakit geçirdiğini söylemektedir.

VAN – TUŞBA & AKDAMAR ADASI

 old_van  Tuşba, Türkiye‘nin Van ilinin bir ilçesi. 12 Kasım 2012’de TBMM‘de kabul edilen 6360 sayılı kanun ile Van merkez ilçesinin ikiye bölünmesi sonucu ilçe olmuştur. Nüfus bakımından Van’ın en büyük 3. ilçesi olan Tuşba aynı zamanda Van’ın eski adıdır. 2013 yılı TÜİK istatistiklerine göre Tuşba’nın nüfusu 138.123’tür.

   Van Anadolu’nun en büyük kapalı havzası olan VanGölü kıyısında toprakları verimli akarsuları bol iklim koşulları oldukça elverişli bir yerleşim merkezidir. Bu yüzden tarihin eski çağlarından beri birçok medeniyetin hakim olduğu bir yer olmuştur.

   Arkeolojik araştırmalara göre Van ili yazılı tarih öncesi dönemleri M.Ö. 5000-3000 yılları Kalkolitik dönem başlarına kadar uzanmaktadır. M.Ö. 2000 yılında bu bölgede ilk olarak devlet kuranlar Hurrilerdir. Daha sonra Hurrilerin bölgedeki devamı olan yerli kavimler tarafından M.Ö. 900 yıllarında başkentleri Tuşba ( VAN) olan Urartu devleti kurulmuştur. Urartular M.Ö. 612 yılına kadar Van Bölgesinde güneyde yukarı Mezopotamya’ya kadar uzanan topraklarda hüküm sürmüşlerdir. M.Ö. IX. Yüzyılda Kral Sarduri tarafından Van kalesi yaptırılmıştır. M.Ö. VII. Yüzyıl başlarında Mezopotamya’dan Anadolu’ya akınlar düzenleyen AsurlularVan kalesini ele geçirince Urartular Tuşba yakınlarında Rusahinili (Toprakkale) şehrini kurarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. M.Ö. 612 yılında Anadolu’ya gelen Medler büyük Urartu Kırallığı’na son vermişlerdir.

   Yerleşik bir nizam kuramayan Med Krallığı Persler’e yenilip yıkılınca Van ve yöresi M.Ö. 332 yılına kadar Pers M.Ö. 129 yılına kadar Büyük İskender’in doğu seferinden sonra Makedonyalılar ve M.Ö. 88 yılına kadar da Partların egemenliğinde kalmıştır.

   Tarihi dönem içerisinde Van ve yöresi Romalılar ile Sasaniler arasında çatışma sebebi olmuştur. M.S. 395 yılına kadar Sasani sonra da Bizans egemenliğinde kalmıştır.

   Hz. Osman zamanında Bizans’ı bozguna uğratan Müslüman orduları 644 yılında Van ve yöresini ele geçirmiş bu hakimiyet Emevi ve Abbasi devletleri tarafından da sürdürülmüştür. Eskiden beri Van bölgesinde yaşayan Ermeni azınlığı kısa bir süre Van çevresinde bir krallık kurmuş ve İslam İmparatorluğu’na tabi olmuşlardır. Hıristiyan sanatının mühim bir eseri olan Akdamar Kilisesi aynı adı taşıyan Ada üzerinde Kral Gagik tarafından 915-921 yılları arasında yaptırılmıştır.

   Çağrı Bey döneminde Anadolu’ya keşif amaçlı yapılan seferler 1071 Malazgirt zaferiyle neticelenmiş Van ve çevresi Büyük Selçuklular’ın egemenliğine girmiştir. Büyük Selçuklular’dan sonra bir süre Eyyübi egemenliğinde kalan şehir 1230 yılında Karakoyunlular’ın hakimiyetine girmiştir. Bu tarihlerde eski Van şehrinde bulunan Ulu cami Karakoyunlu Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Karakoyunlular’ın Uzun Hasan’a mağlup olmalarıyla Van ve havalisi Akkoyunluların eline geçmiştir.

   Kanuni Sultan Süleyman döneminde Safevi Devleti’ni yenen Osmanlı orduları 1458’de Van’ı fethetti ve bu fetih 1555 yılında yapılan Amasya Antlaşması ile kesinlik kazanmıştır. Van Beyler Beyliği’ne atanan Hüsrev Paşa ve Kayaçelebizade Koçi Bey kendi adlarını taşıyan birer cami yaptırmışlardır. Aynı dönemlerde “Kitap-ı Lugat-ı Vankulu” adlı eser Vankulu Mehmet Efendi tarafından hazırlanmıştır.

   XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Van’da ekonomik bakımdan güçlü olan Ermeniler ihtilal cemiyetleri kurarak Ruslar’ın da desteğiyle silahlanmaya başlamış 1915’te bir çok kaza ve köyde katliama girmişlerdir. Aynı yıl Van’ı istila eden Ruslar Ermenileri destekleyerek şehri ateşe vermiş ve Osmanlı ahalisi şehri boşaltmak zorunda kalmıştır. 1981 yılında Van yıkılıp yıkılarak büyük oranda nüfus kaybına uğradığından bugünkü yerinde yeniden kurulmuştur.

   Başlayan Türk harekatı karşısında işgal ettikleri topraklardan çekilen Ruslar ve Ermeniler doğudaki aşiretlerin de desteğiyle tamamen Anadolu’dan çıkarılmış ve Türk ordusu 2 Nisan 1918′ de Van’a girerek şehri kurtarmıştır. 16 Mart 1921′ de imzalanan Moskova antlaşması ile Ruslar Van ve Bitlis’e ait isteklerinden vazgeçmişlerdir. 29 Ekim 1923’te Vilayet merkezi olan Van’da Devlet ve Belediyetarafından alt yapı çalışmaları başlatılmış savaştan yakılıp yıkılan şehir yeniden inşa edilmiştir.

Van isminin Kaynağı
   Bu konudaki bigiler tam olarak açıklığa kavuşturulmamış ve bu bilgiler rivayetlerden öteye gidememiştir. Evliya Çelebi “Seyahatnamesi”nde Büyük İskender’ in Van Kalesi’ndeki Vank adlı bir mabedden esinlenerek buraya Van adını verdiğini söylemektedir. Bir rivayete göre de şehri genişletilip güzelleştiren VAN isimli şahsın adından dolayı şehre bu ismi verilmiştir.

   Bu konuda akla en yatkın görüş ise Urartuca Biane veya Viane’den çıkmış olduğudur. Çünkü Urartulular kendilerine Bianili demişler ve Urartuların hakim devrinde Biane adı altında birçok şehir ve insan topluluğu Van şehrinde toplanmıştır.

179532_cover

    AKDAMAR ADASI

   Adanın adının nereden geldiğine dair yaygın halk hikâyesine göre, zamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin güzelliği dillere destan Tamar adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Bu genç Tamar’la buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamar ise ona gece karanlığında yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler. Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine neden olur. Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle “Ah Tamar!” diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakir O gunden sonra ada Ah Tamar! ismi ile anlatılır. Bu hikâye Ermeni sair Hovhannes Tumanyan anlatimiyla efsanelesmistir.

   Bu efsanenin tarihi gerçeklerle alakasının zayıf olduğu şüphesizdir. 9. yüzyıldan itibaren kaydedilmiş olan Ağtamar adının Arapça ĞMR kökünden “kabartı, tümsek” anlamına gelen bir türev olması daha kuvvetli bir olasılık olarak değerlendirilebilir.

   Adın Türkçeleştirilmiş biçimi olarak Akdamar kullanılmaktadır.

   Van’ın Gevaş ilçesi sınırları içerisinde yer alan adada Ermeniler´den kalma bir kilise bulunur. Yüzölçümü 70.000 metrekare olan adanın toplam kıyı uzunluğu 3 kilometreyi bulmaktadır. En yüksek noktası deniz seviyesinden 1912 metre yüksekte bulunan adanın batı uçlarında yüksekliği 80 metreye ulaşan dik kayalıklar vardır.

KAYNAKÇA: http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-634&Bilgi=vann%C4%B1n-tarihi-ve-tarih%C3%A7esi                http://tr.wikipedia.org/wiki/Tu%C5%9Fba 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Akdamar_Adas%C4%B1

Beyni Geliştiren 11 Yöntem

                             1326734923208

                   SINAVLAR DEĞİŞİYOR, BEYİN GELİŞİYOR

Kullanılan organların daha çok geliştiği,daha az kullananlarında daha az geliştiği hatta yok olduğu bilimsel bir teoridir.Sağlakların sol ellerini kullanma özelliklerinin zayıf olması,aynı şekilde solaklarında sağ el ve ayaklarını kullanma özelliğinin de daha kısıtlı olması bu teoriye kanıt olarak gösterilmektedir.

İnsan beyni her ne kadar karmaşık gözüken bir sisteme sahip gözükse de kuralı basittir.Geliştirilebilir ve körelebilir.Körelmesi kolaydır.Sürekli hazıra yönelmek ve bir konu hakkında  çözüm üretmek için çaba göstermemek  pratik zekayı bir süre sonra zayıflatacaktır.Fakat geliştirilmesi için farklı yollar,farklı çözümler bulunmaktadır.Biz bu yollardan uzmanların önerdiği 11 tanesini sizler için derledik.

1- Akıllı ilaçlar: ”Modafinil” gibi ilaçlar, beyni 90 saat boyunca uyanık tutuyor. Beynin bir bölgesinden diğerine veri akışını sağlayan kimyasalları artırıyor.

2- Yiyecekler: Protein açısından zengin besinler yarar sağlıyor. Düzenli kahvaltı yapmak da zihinsel performansı artırıyor; gazlı içecekler tam tersi etki yapıyor.

3- Müzik: Özellikle Mozart dinlemenin matematiksel zekâyı artırdığı ve müzik derslerinin, çocukların IQ”sunu yükselttiği belirlendi. Ancak pop müziğin böyle bir etkisi görülmedi.

4- Biyonik beyin: Elektrotlarla beyne az miktarda elektrik akımı vermenin, beynin gücünü artırdığı belirtiliyor.

5- Zihinsel egzersizler: Zor matematik soruları zekâyı keskinleştiriyor. 5 hafta boyunca zihinsel egzersiz yaptırılan çocukların IQ”su 8 puan yükseldi.

6- Hafıza oyunları: İskambil destesindeki her kartı bir karakterle özdeşleştirip tüm karakterlerin yer aldığı bir hikâye yaratarak, 52 kartı sırasıyla hatırlayabilirsiniz.

7- Uyku: 21 saat boyunca uyumamak, beyin üzerinde sarhoşluk gibi bir etki yaratır. 2 saatlik çalışmadan sonra iyi bir gece uykusu uyumak, öğrenmeyi kolaylaştırır.

8- Yürüyüş: Haftada 3 kez yarımşar saat yürüyüş yapmak; öğrenme, konsantrasyon ve mantık gücünü yüzde 15 artırır.

9- Hobiler: Örgü ören, bulmaca çözen yaşlıların Alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskinin daha az olduğu tespit edildi.

10- Konsantrasyon: Bu da beyin için önemli bir egzersiz! Bir iş üzerindeyken, kısa süreli bir dikkat dağılması sonrasında yeniden konsantrasyon sağlamak yaklaşık 15 dakika sürer.

11- Nörolojik tarama: Beyin içindeki hareketliliği gösteren tarayıcılar, beynin aktivitelerini kontrol etmekte de kullanılabilir.

Kaynak: http://www.kariyetif.com

Adıyaman Nemrut Dağı..

nemrut-5 

NEMRUT DAĞI

     Nemrut Dağı Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Adıyaman İlinin Kahta ilçesinde yer almaktadır. Her yıl dünyanın birçok yerinden binlerce turist Nemrut Dağı’na burada bulunan heykelleri görmek, güneşin doğuşunu ve batışını izlemek için gelmektedir.

   Nemrut Dağın da ki heykelleri barındıran Nemrut Dağı Milli Parkı’n da ayrıca Cendere köprüsü, Karakuş tepesi, Arsemia gibi kültürel öneme sahip değerler de bulunmaktadır. Nemrut dağında Kommagene kralı Antiochos’a ait olan tümülüs bulunmaktadır. 2150 metre yükseltide olan tümülüs kırma taşların biriktirilmesi ile oluşturulmuştur. Tümülüsün yüksekliği 50 metre, çapı ise 150 metredir. Tümülüs doğusunda, batısında ve kuzeyinde teraslar bulunmaktadır. Doğu ve Batı terasında boyları 10 metreyi bulan heykeller bulunur. Nemrut dağı Unesco dünya kültür mirasında yer almakta olup dünyanın sekizinci harikası olarak kabul edilmektedir.

   Nemrut dağına güneşin doğusunu izlemeye gitmek istediğinizde gece boyunca havanın serin olacağını bilmenizde fayda var. Buna göre önlem almanız gerekmektedir.

   Nemrut dağına gitmek için havanın diğer aylardan daha sıcak olduğu yaz aylarını tercih etmekte fayda var. Nemrut dağına çıkmak için Nisan ve Ekim ayları arası uygundur. Kendi özel arabanızla gidebileceğiniz gibi düzenlenen çeşitli turlarla gitme imkanı da var. Araçlarla dağın belli bir yerine kadar gidilmekte olup heykellerin ve tümülüsün olduğu alana kısa bir tırmanıştan sonra ulaşılabilmektedir. Nemrut dağına hem Adıyaman’dan hem de Malatya’dan gitme imkanı bulunmaktadır.

Nemrut dağına gidecek olanların konaklaması için Adıyaman merkezde, Kahta ilçesinde oteller bulunmaktadır.

Adıyaman’a gelen ziyaretçilerin görebileceği diğer yerler arasında Adıyaman şehir merkezinde yer alan Adıyaman kalesi bulunmaktadır. Gerger Kalesi ve  Kahta ilçesinin Kocahisar köyünde bulunan Yeni Kale de görülebilecek diğer kalelerdir. Nemrut Dağı Milli Parkı içerisinde yer alan Cendere köprüsü dışında Adıyaman ili sınırları içerisinde yer alan Altınlı Köprü ve Roma döneminden kalan Göksu Köprüsü de görülebilecek köprülerdendir.

Perre antik kenti ve kaya mezarları, Haydaran ve Turuş kaya mezarları, Zey ve Gümüşkaya mağaraları ile Palanlı mağarası tarihi öneme sahip mağaralardır.
Adıyaman ile Şanlıurfa illeri arasında yer alan Atatürk Barajı görülmesi gereken yerler arasında bulunmaktadır.

nemrut-dagi_77157

Kaynakça : http://www.nemrut.biz/

BURDUR – BUCAK – KARACAÖREN

burdur02

BURADA DUR

Anadolu’ daki pek çok il ve ilçemizin adında, Türkçe’mizin güzel söyleyişlerinin izlerini bulabilirsiniz. Konya’nın, “Kon ya!” dan; Eğirdir’in, “Eğir dur!” dan ; Hopa’nın “Hoppa…” dan geldiği yöre insanlarımız tarafından anlatılır durur. Oranın adının gerçekten böyle bir gerçek hikâyesi var mı, yoksa insanımız mı yakıştırıvermiş? Orasını biz bilemeyiz, kararı siz vereceksiniz.

Malazgirt Zaferi kazanılmış, Selçuklular Anadolu içlerine doğru ilerlemektedir. Konya önlerine kadar gelmişler ve bu şehrimiz fethedilerek başkent yapılmış. Ancak Konya’ nın güneybatısı henüz ele geçirilmemiş, Bizans’ ın elinde bulunmaktadır. Konya’ daki Selçuklu tahtında oturan sultan da elbette oraları almak, sınırlarını genişletmek istemektedir. Bir gece rüya görür. Rüyasında nur yüzlü, aksakallı bir Türkmen kocası ortaya çıkar ve sultana seslenir:

“O topraklar er geç senin olacaktır; tamamını alacaksın… Yarından tezi yok, atını ovalara sür. Biz sana ‘Dur!..’ deyinceye kadar ilerle…”

Ertesi sabah Selçuklu ordusu hazırlıklara başlar; Sultan ve ordusu işaret edilen yerlere sefere koyulurlar. Dağ denilmez, aşılır; tepe denilmez, aşılır. Köyler geçilir, obalar geçilir. Her uğranılan, her geçilen yer Selçuklunun topraklarına (bilgi yelpazesi.net) katılır. Ne kadar, kaç gün gidilmiş, bilinmez. Bir akşama doğru bir vadide ilerlerken Sultanın kulağına bir ses gelir.

“Burada dur!..”

Sultan, rüyasındaki uyarıyı hatırlar. Atını durdurup orada konaklamaya karar verir. Çadırlar kurulur, bir oba oluşur. Orası artık yeni bir yerleşim birimi olmuştur. Adını, önceleri “Burada dur!” şeklinde söylemişler. Bu ad söylene söylene bugünkü şeklini almış, “Burdur” olarak söylenir olmuş.

Ama bizim insanımız bir hikaye ile yetinir mi? Burdur’ umuza bir efsane daha yakıştırıvermişler. Horasan’dan Anadolu’ya geçen bir Türk oymağının başında, iki gözü de görmeyen bir oymakbaşı vardır. Bu yaşlı oymakbaşı Burdur’un Kurulu olduğu yere gelince oğluna seslenir:

“Burnuma güzel kokular geliyor. Demek ki burası sulak bir yer; bağcılık ve bahçecilik yapılır. Burada dur, şehrini burada kur!”

Oymak, başkanlarının sözüne uyarak oraya yerleşir ve şehirlerini kurarlar. Adını da yaşlı oymak başının emrinden alarak “Burada dur.” diye koyarlar. Zamanla bu ad, bugünkü şeklini alır.

 bucak-genel-gorunum

BUCAK

İlçe merkezimizin kuruluşuyla ilgili kesin bir belge yoktur, rivayetler vardır. Ancak, Alâeddin Camii avlusunda bulunan mezar taşında Hicrî 811 tarihi sabittir. Bu tarihe göre ilçe merkezimizin kuruluşu 600 yıl öncesine dayanır.(En az)(Hicrî 811 tarihi Miladî 1408’e denk gelir .)

İncir Bazarı’nda kurulan pazara çevre köylerden gelenler, alış-veriş yapanlar olurdu. Onaç Köyü yakınlarında ve şimdiki Alaadin Mahallesi çevresinde pazarcılar soyulurdu. Devrin ileri gelenleri bu durumu o zaman bağlı olunan Konya’ya ilettiler. Bunun üzerine Alaadin Paşa (Sarı Paşa) komutasında bir grup asker gelerek güvenliği sağladı. Gelen askerler bir karakol görevi için şimdiki Alaaddin Mahallesi’ne yerleşti. Askerlerin yerleşim yerine Alaaddin’nin Askerlerinin Yeri, Alaaddin’in yeri dendi, sonradan Alaaddin mahallesi adını aldı. Alaaddin Mahallesi; ilçemizin ilk çekirdek kuruluşu oldu. Karye olarak Girmiye’ye bağlandı.

O dönemde ilçemizin oturduğu bu alan, ilme bitkisi ve bataklıklarla kaplıydı. İçinde vahşi hayvanlar bulunuyordu.Askerler yerleşince güvenli bir saha oluştu. Bu sahanın yakınlarına yeni yerleşimler oldu. İlmeli Bucak denilen işe yaramaz alanın çevresindeki yamaçlardan küçük oymaklar oluşturuldu. Karayvat adlı bir yörüğün yerleşimiyle Karayvatlar, Alanya ve Haymana Yörüklerinin yerleşimiyle Yörükler Mahallesi oluştu. Tepe çevresinde yapılan camiden dolayı Camii Mahallesi, askerler çavuşunun evinden dolayı adını alan Çavuşlar Mahallesi oluştu. Cazip bir yer haline gelen bu bölge yeni yerleşmelere sahne oldu. İlmeli Bucak’taki ilmeler temizlenmeye, bataklık kurutulmaya başlandı. Yüzyılımızın başında şimdiki Pazar Mahallesi Mevkiinde pazar kurulmaya başlandı. Böylece Pazar Mahallesi oluştu.

Bucak’ın bu dönemde Konya Vilayeti, Antalya Sancak ve Kazası’na bağlı bir nahiye merkezi olduğu kayıtlarda sabittir. İlçemizin ilk bayan öğretmeni Seher İKİZOĞLU ile ilçe eşrafının ifadesine göre adı da Oğuzhan Nahiyesi’dir. Bucak, 25 Haziran 1919 günü İtalyanlar tarafından işgal edildi. 8–9 Temmuz 1921’de İtalyan işgali son buldu.

Bütün bu bilgilerden anlaşılacağı gibi ilçe merkezimiz İlmeli Bucak adıyla anılan dar bölgeye kurulmuş, bu adla anılmış, daha sonra Oğuzhan adını almıştır. Cumhuriyet döneminde yapılan siyasi düzenlemeyle 30.05.1926 tarih ve 877 sayılı kanunla bugünkü adı olan Bucak’ı resmen almıştır. Çevresinde önceden kurulan ve Osmanlı döneminde Hamit Sancağı’nın (Isparta merkezli) 14 ilçesinden biri olan İncir Bazarı Kazası’nın bir devamıdır. İncir Bazarı sakinlerinin yakın zamana kadar Bucak’ta kışlayıp İncirhanı çevresindeki yazlıklarında yazladıkları sabittir. O halde ilçemizin temeli olarak İncir Bazarı Kazası kabul edilmelidir.

1948’de hükümet konağının yapılmasıyla yeni bir mahallenin temeli açılmış, oluşan mahalleye Konak Mahallesi denmiştir.1962 yılında yapılan imar planıyla Pazar Mahallesi bölünerek Oğuzhan Mahallesi olmuştur. O tarihten itibaren yeni düzenlemelerle yeni mahalleler oluşmuş, devrin yöneticileri zamana uygun adlar vermişlerdir. Yeni Mahalle, M. Akif Mahallesi, Mimar Sinan Mahallesi, Barbaros Mahallesi, Sanayi Mahallesi, Yunus Emre Mahallesi yeni mahallelerimizdendir.

İlçemizde bulunan Türk Dönemi tarihi eserleri:

1-     İncirhanı: Selçuklu Sultanı 11.Keyhüsrev zamanında yapılmıştır. Bucak İlçesi merkezine7 km uzaklıktadır.

2-      Susuzhanı: Susuz Köyü’ndedir. 11.Keyhüsrev zamanında yapılmıştır.

3-     Kuyular ve Sarnıçlar: İlçemiz yakınlarında Selçuklulardan Kalma Çift Kuyusu, Uzun Kuyu vardır. Hacı Ömer Sarnıcı da tarihi bir eserdir.

4-     Çeşmeler: Üçpınar, Kocakavak Pınarı, İncepınar, İncirhanı Pınarı tarihi çeşmelerimizdendir.

maxresdefault

 KARACAÖREN KÖYÜ

Köyümüz barajın altında kalmıştır.

 KAYNAK: 

http://bilgiyelpazesi.com/egitim_ogretim/il_il_turkiyemiz_ve_ozellikleri/burdur_un_tanitimi/burdur_un_adi_nereden_geliyor.asp

 KAYNAK:  http://www.bucak.bel.tr/default.asp?islem=detay1&key=95#.VU-dY_ntmko

SİİRT

SİİRT

Siirt, dört mevsimin en güzel şekliyle yaşandığı iklimi, her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bereketli toprakları, el emeği göz nurunun ürünü olan battaniye ve kilimleri, şifa kaynağı Pervari Balı, iri taneli fıstığı, kendine has lezzeti olan Zivzik Narı, doğal güzellikleri, tarihi eserleri, bağrında barındırdığı evliyaları ile görülmeye değer bir yerdir.

Kaplıcalar, türbeler, tarihi cami, kale ve köprüler Siirt’in tarihi ve turistik değerleri arasında oldukça önemli bir yere sahiptir.

TARİHÇE Yazılı kaynaklara göre, M.Ö.2000 başlarında Hititler Döneminde önemli yerleşim yeri olmuştur. Daha sonra Frig, Lidya, Asur, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişment, ilhanlı, Eretna ve Osmanlı hakimiyetlerini yaşamıştır.

İLÇELER

Siirt ilinin ilçeleri; Aydınlar, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari ve Şirvan’dır.

COĞRAFYA Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu ucunda yer alan Siirt doğudan Şırnak ve Van, kuzeyden Batman ve Bitlis, batıdan Batman, güneyden Mardin ve Şırnak İlleri ile çevrilidir. Bölge, Güneydoğu Anadolu düzlüklerinden sonra birden yükselmekte, doğu ve kuzey kesimleri bol yağış almaktadır. Bu nedenle, kuzeyden Muş Güneyi Dağları, doğudan Siirt Doğusu Dağlarıyla çevrili olan il alanı, Dicle Irmağı’nın önemli su toplama alanlarından birini oluşturmaktadır. İl topraklarının tümü Dicle Havzası’na girmektedir. Havza, Fırat, Kızılırmak ve Sakarya Havzaları’ndan sonra ülkenin dördüncü büyük su toplama alanıdır. Siirt yaz, kış bol yağış alan zengin çayırlarla kaplı yaylalar ile çevrilidir. Siirt’te karasal iklim hüküm sürmekte ve dört mevsim en belirgin özellikleriyle yaşanmaktadır. Doğu ve kuzey bölgelerinde kışlar daha sert ve yağışlı, güney ve güneybatı bölgelerinde ılık geçer. Yazları sıcak ve kuraktır. NE YENİR Siirt’e özgü yemekler arasında, Büryan (Perive) et yemeği ve fes şeklinde tencerelerde pişirilen perde pilav vardır. NASIL GİDİLİR?

Karayolu: Diyarbakır-Siirt arasında uzanan doğu-batı doğrultulu karayolu ilin en önemli karayolu bağlantısıdır. Otogarın kent merkezine uzaklığı 1 km. olup firma servisleri, Belediye Otobüsleri ve Şehir içi minibüsleri ile ulaşılabilir.

Demiryolu : Karayoluna paralel olarak Diyarbakır ve Batman üzerinden gelen demiryolu Kurtalan’ da son bulur. İstasyonun kent merkezine uzaklığı 28 km.dir.

GEZİLECEK YERLER

Cami ve Türbeler

Ulu Cami : Çinili Minare olarak anılan Ulu Caminin minaresi, tipik Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.

Siirt’te Veysel Karani Hz. Türbesi ve İbrahim Hakkı Hz. Türbesi bulunmaktadır.

Billoris Kaplıcası : Billoris Termal Turizm Merkezi

Sağlarca Kaplıcası : Siirt’e 15 km. uzaklığında, Eruh yolu üzerindedir. Banyo uygulamalarıyla deri hastalıklarına, romatizmada, kadın hastalıkları, nevralji, nevrit, polinevrit, polio sekelleri ve su içi egzersizlerinde yararlı olmaktadır.

Yaylalar

Pervari İlçesindeki Çemikari, Cema ve Herekol yaylaları ile Şirvan İlçesinde Baçova yaylası yöre halkı tarafından ilgi görmektedir. Yaz, kış bol yağışlı olan bu yüksek platolar, zengin çayırlarla kaplıdır.

Mağaralar

İlin Jeolojik yapısında kalkerli oluşumlar önemli yer tuttuğundan pek çok sayıda mağara oluşmuştur. Bunların bir bölümünde, insanlarca konut olarak kullanıldığını gösterir izlere rastlanmaktadır. Suya karşı direnci az olan kalkerlerin erimesi ile ortaya çıkan bu doğal mağaralar genellikle vadi boylarında yoğunlaşmıştır. Bunların en ünlüleri Botan Mağaralardır.

KAYNAK : http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/siirt-nedir+siirt-hakkinda-bilgi

Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Programı

 

nikonGözünüzün önüne bir film karesi getirin. Anne – babanızın çocukluk zamanlarına doğru bir yolculuğa çıkın şimdi. Birçok güzel an heba olup gitmiş, hatıralardan silinmiş durumda artık.
Anılarda kalan dönemlerde anı fotoğraflamak zor ve meşakkatli bir süreçti.
Peki ya şimdi? İstediğimiz her anı fotoğraflayabiliyor, hatta kamera sayesinde o anı tekrar tekrar yaşama şansı elde edebiliyoruz.
Sizce reklam şirketleri, yapım şirketleri, televizyonlar, sinema filmleri ve dizi setlerinde çekilen tüm görüntüler için kaç yetişmiş elemana ihtiyaç vardır?
Fotoğrafçılık alanı artık sadece fotoğraf çekebilme becerisi değil, mizansen kurgusunu ve enstantane bilgisini yorumlayabilmek.

Bakmakla görmek arasında fark olduğunu düşünüyorsanız, dünyaya bir aracıyla bakarak bu dünyayı tanımak ve tanıtmak istiyorsanız bu programı seçmelisiniz.

Fotoğraf ve Kameramanlık programı mezunları, fotoğrafçılık ve kameramanlık sektörünün reklamcılık, prodüksiyon, televizyonculuk, sinema gibi alanların yanı sıra özel ve kamu kuruluşlarının halkla ilişkiler ve tanıtım departmanları, tüm bakanlıkların özel kalem ve halkla ilişkiler alanlarındaki iş imkanlarından yararlanabilmektedir.

Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Programının amacı bilimsel yöntemler ışığında Fotoğrafçılık ve Kameramanlık hizmetlerini gerçekleştirecek nitelikli, iyi yetişmiş, etik değerlere sahip elemanları yetiştirmektir. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık adı altında açılan  bu programdan mezun olan öğrenciler Fotoğraf ve Kamera Teknikeri unvanıyla özel ve kamu sektöründe istihdam edebilecektir.

1 35 36 37 38 39 64