ARDA TURAN

arda-turan-fotoğrafları.

Tam Adı

Arda Turan

Doğum Tarihi

30 Ocak 1987

2015 Yılına Göre Yaşı

28 Yaşında

Güneş Burcu

Kova

Mesleği

Futbolcu

Doğum Yeri (Nereli)

İstanbul / Türkiye

Göz Rengi

Kahverengi

Doğal Saç Rengi

Siyah

Kilosu

68

Boyu

1.77 m veya 177 cm

Futbola henüz 8 yaşındayken, doğup büyüdüğü Bayrampaşa‘nın Altıntepsi mahallesindeki amatör bir takım olan Altıntepsi Makelspor‘da başladı. 1997’den 2000’e kadar futbol yaşamını Altıntepsi Makelspor’da sürdürdü. 2000 yılında 12 yaşındayken,Galatasaray‘a transfer oldu. 2000’den 2005 yılına kadar Galatasaray altyapısında futbol oynadı. Galatasaray forması ile ilk resmî maçına, 22 Ocak 2005 tarihinde Bursaspor ile oynanan Türkiye Kupası maçında çıktı. Profesyonel olduktan sonra da bir süre Galatasaray altyapısında forma giyen Turan, 2005-06 sezonunun ikinci yarısında Vestel Manisaspor‘a kiralandı. Bu takımdaki ilk resmî maçına Ankaragücü ile deplasmanda oynanan maçta çıktı ve 2-0 kazanılan karşılaşmada, hem kulüp kariyerindeki hem deSüper Lig‘deki ilk golünü attı.

Vestel Manisaspor’da geçirdiği yarım sezonun ardından Galatasaray’a döndü. Galatasaray’ın 9 Ağustos 2006 tarihinde,Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Mladá Boleslav karşısında 5-2 kazandığı karşılaşmada 2 gol atıp 1 asist yaptı. Böylece Galatasaray forması altında ilk resmî golünü attı. 13 Ağustos 2006 tarihinde, Galatasaray’ın Kayserispor‘u 4-0 mağlup ettiği karşılaşmada Galatasaray forması ile Süper Lig’deki ilk golünü attı. 2009-10 sezonunda, henüz 22 yaşındayken Galatasaray Futbol Takımı‘nın kaptanlığına getirildi ve 10 sırt numarası verildi. Arda Turan, Galatasaray forması ile birer Süper Lig, Türkiye Kupası ve Türkiye Süper Kupası şampiyonluğu yaşadı. 2011 yılının Ağustos ayında, €12.000.000 bonservis ücreti karşılığında İspanyol kulübü Atlético Madrid‘e transfer oldu. Ödenen bu bonservis bedeliyle birlikte Türkiye’den yurt dışına transfer olan en pahalı Türk futbolcu oldu.[3] Madrid ekibindeki ilk resmî maçına 28 Ağustos 2011’de, Osasuna ile oynanan La Liga maçında çıktı. Atlético Madrid’de oynadığı sezonlarda birer La Liga, UEFA Süper Kupası, İspanya Kral Kupası ile 1 UEFA Avrupa Ligişampiyonluğu yaşarken, 2014 yılında, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde attığı gol ile takımının finale yükselmesinde etkin rol oynadı.

Türkiye forması da giyen Arda Turan, Türkiye Millî Takımı’nda oynamadan önce, Türkiye 16 Yaş Altı, Türkiye 17 Yaş Altı, Türkiye 18 Yaş Altı, Türkiye 19 Yaş Altı, Türkiye 20 Yaş Altı ve Türkiye 21 Yaş Altı takımlarında forma giydi. Türkiye Millî Futbol Takımı ile ilk maçına 16 Ağustos 2006 tarihinde Lüksemburg ile oynanan hazırlık maçında çıktı. Arda Türkiye ile 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası‘nda mücadele etti ve takımı adına turnuvada 2 gol attı.

Milliyet Spor Ödülü‘nü, 2008 ve 2009 yıllarında Yılın Futbolcusu, 2013 yılında Yılın Sporcusu kategorilerinde kazandı. 2010 yılında Yılın Futbolcusu ve 2012 ile 2013 yıllarında ise Avrupa’da Yılın Türk Futbolcusu kategorilerinde Futbol Plus Dergisi Yılın Futbol Oscarları ödülünün sahibi oldu. 2014 yılında 13. Uluslararası Türkiye Spor Adamları Ödülleri kapsamında; Avrupa’da Yılın Futbolcusu ödülünü kazandı. 2008 yılında İspanyol spor dergisi Don Balón tarafından, 1987 ve üstü doğumlu 100 yıldız futbolcu arasında en iyi 8. futbolcu seçildi. Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu tarafından 2009 yılının en popüler aktif futbolcusu olarak gösterildi.

 

Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Arda_Turan

Arda Turan – Kaç Kilo, Boyu Kaç, Nereli, Kaç Yaşında, Sevgilisi Kimdir ?

GÖKKUŞAĞI

Gökkuşağı, güneş ışınlarının yağmur damlalarında veya sis bulutlarında yansıması ve kırılmasıyla meydana gelen ve ışık tayfı renklerinin bir yay şeklinde göründüğü meteorolojik bir olaydır. Gökkuşağında görülen yedi renk; sarı yeşil mavi kırmızı turuncu çivit mavisi menekşe rengidir.

Sarı,size ilham verir. Sarı rengi, orjinal fikirlere ilham verir, yaratıcılığı tetikler ve meraklılığı arttırır. Ayrıca umut verici, moral yükseltici, mutlu ve eğlenceli bir renktir. Fakat çok fazla sarı rengi de insanları fazla eleştirici, önyargılı ve analitik kılar.

Yeşil, baharın rengidir. Yeniden canlanma ve yeniden doğuşun sembolüdür. Ayrıca uyumu, büyümeyi ve umudu simgeler. Kalp ve duyguyu dengeleyen bir renktir ve insanların kendilerini şımartmalarını sağlar. Ayrıca kıskançlığı da temsil eder.

Mavi, En rahatlatıcı ve barışçıl renklerden biri olan mavi yatak odaları için idealdir. Yatak odanızı sakinleştirici bir mavi renge boyamak kendinizi daha rahat ve dingin hisstmenizi sağlar. Ayrıca mavi, kendini adamanın, sadakatin, bilgeliğin ve güvenin simgesidir. Fakat fazla mavi, katı biri olmanıza neden olabilir. Evinizi boyarken her yeri mavi yapmamaya özen gösterin.

Kırmızı, Gökkuşağının en enerji verici rengi olan kırmızı insanları heyecanlandırır ve harekete geçirir. Ayrıca kişiye güven hissi verir. Kırmızı, aynı zamanda tutku ve aşkın rengidir. Çin’de ise kırmızı, hem gelinlerin giydiği renktir hem de evlilikte iyi şans getirdiğine inanılır. Eğer siz de evinize kırmızı katmak istiyorsanız dikkatli olun, çok kırmızı bir ev sizi sinirli ve gergin yapar.

Turuncu, sıcak ve mutlu bir renktir. Optimistliğin, arkadaşlığın, maceranın ve iyi ilişkilerin sembolüdür. İçinizdeki hevesi, cesareti, modernizasyonu ve canlılığı ortaya çıkartır. Turuncunun her tonunun farklı bir anlamı vardır. Şeftali tonu iletişimi ve iyi davranışları simgelerken altın rengine doğru olanı irade ve zindeliği temsil eder. Koyu turucu ise kendine fazla güvenmenin ve hırsın sembolüdür. Daha pozitif etkiler için açık renk turuncuları tercih edin.

Çivit mavisi, Mavi ve morun arasında çivit mavisi rengi bulunur. Çivit mavisi, önsezi, doğruluk, idealistlik ve içgözlemin rengidir. Çivit mavisi, kişinin içindeki sorumluluk hissini ve pratikliği ortaya çıkartır. Çivit mavisi rengini çok fazla kullanmak ise yargılayıcı ve hoşgörüsüz olmanıza neden olur.

Menekşe rengi, Yaratıcılığın, orjinalliğin, fedakarlığın, yaratıcılığın, gizemin ve fantazinin rengi olan menekşe rengi ilhamı, hayal gücünü ve spiritüelliği temsil eder. Menekşe rengi etrafınızda olduğunda içinizdeki empati ortaya çıkar ve duygularınızı kontrol etmenizi sağlar. Fakat menekşe diğer yandan kinizm, abartılı davranışlar ve touluğu da ortaya çıkartır.

Oluşumu

Tipik bir gök kuşağı kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklerinden meydana gelen bir renk sırasına sahip bir veya daha fazla aynı merkezli arklardan ibarettir. En çok rastlanan çeşidi ilkel (birinci) gökkuşağıdır. Bu çeşidin merkez açısı 42° civarındadır ve kırmızı renk dış tarafa, mor renk iç tarafa isabet eder. Bazen ışığı daha zayıf merkez açısı 50° civarında olan tali (ikinci) gökkuşağına da rastlanır. Güneşin ufuktan yüksekliği 52 dereceyi geçerse gökkuşağı oluşmaz, 42,5 derecenin üzerinde olursa gökkuşağı görülmez. Bunda renk dizilişi diğerinin tersidir. Bunların haricinde sadece dar kırmızı veya kırmızı-yeşil renk bantlarından müteşekkil küçük kuşaklar da görülür ve bunlar birinci gökkuşaklarının iç tarafında ve ikincilerin dış tarafında bulunurlar. Gökkuşakları; ışık ışınlarının yağmur damlaları ve sis tanecikleri tarafından kırılması, yansıtılması ve dağıtılması ile meydana gelir. Büyük damlaların meydana getirdiği kuşaklar en parlak ve renk ayrılması en belirgin olanlarıdır. Küçük yağmur damlalarının meydana getirdiği kuşaklar ise daha zayıf ve daha geniş olurlar. Bunun en tipik örneği sis kuşağı olarak da isimlendirilen ve sis bulutu veya buğusu tarafından meydana getirilen beyaz kuşaklardır.

− Genellikle yarım çember olarak gözükmelerine karşın, bir dağ tepesinden veya uçaktan bakıldığında, gökkuşağı konisi olarak adlandırılan çember şeklinde görülebilir.

− Gökkuşağının olabilmesi için gökyüzünde güneş olmalıdır. Gökkuşaklarının sık göründüğü zaman ikindiye doğru özellikle sağanak yağışların geçmesinden sonraki zamandır. Gökkuşağı daima güneşin tam karşısında olan kısımdadır. Gökkuşağını görebilmek için güneşe arkamızı dönmemiz gerekmektedir.

KAYNAKÇA: http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6kku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1

KAYNAKÇA: http://istanbella.com/kisisel-gelisim/hayata-dair/gokkusaginin-7-rengi-neleri-sembolize-ediyor/

 

BUKALEMUN

Bukalemun, sürüngenler sınıfı Chamaeleonidae familyasından belli etmek istedikleri duygulara göre renk değiştirebilen, omurgalı hayvanlar ortak adıdır.

Birçok yönden kertenkelelerden farklılıkları bulunduğundan, bazı bilim insanları kertenkeleleri Rhiptoglossa alt takımına dahil ederler.

Chamaelio calyptratus

Özellikleri

Chamaeleonidae familyasını diğer kertenkelelerden ayıran en önemli özellik, ayakların, dilin ve gözlerin alışılmadık biçimleri ve renk değiştirme özelliğidir. Vücutları yanlardan basıktır. Dilleri boylarının yaklaşık 1-1,5 katı uzunluğunda, hareketli ve yapışkandır .Bir jet uçağıyla kıyaslanırsa bukalemunların dilleri jet uçağına oranla 5 kat daha hızlıdır. Gözler bağımsız hareket eder, biri yukarı bakarken diğeri aşağıya bakabilir. Göz kapakları kalındır. Kolaylıkla renk değiştirirler. Derilerini sarı, yeşil tonları, kırmızı tonları, kestane rengi ve siyaha çevirebilirler, benekler, çizgiler oluşturabilirler. Uzunlukları 8-60 cm arasında değişse de genellikle 30 cm civarındadır. Çok yavaş yürürler. Ayakları ve kuyrukları dalları kavrayabilir. Genellikle karınca, böcek ve benzeri canlılarla beslenirler. Bukalemunlar da 2 tip üreme görülür; canlı ve yumurtlayarak. Çiftleşmeden sonra 3-6 hafta içinde yumurtalar dişi tarafından açılan çukurlara bırakılır. Yavrular 7-8 ay içerisinde yumurtadan çıkarlar.

Sık renk değiştirme yeteneğiyle bilinen bukalemunun, kuyruklu sürüngenler takımında ayrı bir yeri vardır. Bağlı olduğu bukalemungillerin Afrika, Madagaskar, Hindistan, Akdeniz kıyıları ve İspanya’nın güneyinde yaşayan 80′ den fazla türleri vardır. Sevimliler ama bazen zarar verebilirler.

KAYNAKÇA: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bukalemun

ŞIRNAK /CİZRE

Şırnak

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde  Şırnak ilinin ve merkez ilçesinin yönetim merkezi olan şehirdir.

Şırnak, tarihsel olarak çok eski bir geçmişe sahiptir. Şehrin geçmişi Katip Çelebi’nin 17. yüzyılda yazdığı ‘Seyahatname’ ve tarihi rivayetlere göre Nuh Tufanı öncesine dayanır. Bu rivayetlere göre Cizre, tufandan sonra ikinci kez Nuh ve oğulları tarafından inşa edilirken Cizre’nin kızgın sıcağından korunmak için, Şırnak yazlık ve yaylak olarak inşa edilmiştir.

Şırnak, Nuh’un gemisi kalıntılarının olduğu öne sürülen Cudi Dağı’nın kuzeyinde ‘Şehr-i Nuh’ adıyla kurulmuş, önceleri “Şerneh”, daha sonraki yıllarda ise “Kürdara Şırnak” adını almıştır. Şırnak, tarihte birçok önemli devletin başkentini kendi topraklarında barındırmıştır. Aynı zamanda Guti (Qurtie) imparatorluğunun başkenti olan “Bajarkard” Silopi ilçesi topraklarındadır. İl sınırları içinde bulunan Cudi dağının isminin Gutilerden geldiği düşünülmektedir.

İsmin Geliş Tarihi

En eski ismi Kardu Gazarta, Persler Gazarta ve Bazibda, Abbasiler onların Şehir Yöneticisi Omar olduğundan Djasirat-ibn ʿUmar (Cezire-i İbn-i Ömer) ve daha sonra Cizîra Botan ismi verilirdi. Akkoyunlular Cizre’ye Ceziretuşşeref derlerdi. Cezire Arapça’da “ada” anlamına gelir, çünkü Dicle nehri burada kıvrılır, bir su adası gibi bir alan oluşturur.

Cizre_99533_0aa46

TARİHÇESİ

Cizre Demir Çağında Kumme (Kumaha, Kummuh, veya Qumaha, Qumenu) krallığının merkeziydi. MÖ 10. yüzyılda şehir, Musul ile beraber ʿUquail merkeziydi.

MÖ 2000 yılından itibaren, Babil, Araplar, Asurlular, Medler, Kürtler, Persler, Selevkos ve Sasanilerin; İslamiyetin bölgeye gelmesi ile beraber Emevi ve Abbasilerin hakimiyeti altında kalmıştır. 1096 yılında Büyük Selçuklular müteakiben emir ve şeyhliklerle idare edilen Cizre 1627 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğine geçmiştir. Cizre beyliği önceleri Diyarbakır Sancak Beyliğine bağlı iken 1841 yılında Musul’a bağlanmıştır. Milli mücadele döneminde büyük başarılar gösteren Cizre’ye Fransızlar gelip şehri savaşsız teslim almak istemişlerse de, halkın direnişi ve silahlanmayı görerek işgalden vazgeçmişlerdir. İslamiyet’in Cizre’ye girmesi ile birlikte şehre yarımada anlamına gelen Cezire adı verilmiş, Cumhuriyet döneminde ise küçük bir düzeltmeyle Cizre olarak değiştirilmiştir. Önceleri Mardin iline bağlı bir yerleşim birimi iken 16.05.1990 tarih ve 3647 sayılı yasa ile Şırnak iline bağlanmıştır.

Şırnak yöresi 993 yılında Mervaniler denetimine geçmiştir. Yörenin yönetsel merkezi olan Cizre; Mervaniler, Selçuklular, Zengiler, Eyyübi zamanlarında Musul Atabeklerine ve Diyarbekir emirlerine bağlıydı. Bu halde iç işlerinde bağımsız bir Derebeylik gibiydi. 1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslanın bölgeye girmesiyle Mervaniler Selçuklulara tabi oldu. Selçuklu komutanlarından Fahrüddevle 1085 yılında Diyarbekir ve Cizre bölgesini zaptederek Mervani emirliğine son verdi.

Mervaniler döneminden sonrada Şırnak yöresi sık sık el değiştirmiş Selçuklular döneminden itibaren sırasıyla 1100 da Musul Atabegi Çökürmüş denetimine geçmiş ardından Zengiler, Eyyübiler, ve Artuklular burada hakimiyet kurdular. 13. yüzyıl İkinci çeyreğinde yörede Harizmliler ve Moğollar gibi yeni güçler ortaya çıktı. Moğolların yağma hareketleri sonrasında 1400’lü yıllarda yöreye hakim olma çabası içerisinde bulunan Akkoyunlular’la Karakoyunlular arasında çatışmalar çıkmıştır. 1508’de Akkoyunluların varlığına son veren Safeviler sonrasında yörede hakimiyet kurup egemenlikleri altına almışlardır.

 

cizre

Mem û Zin

Mir Abdal Camii olarak isimlendirilen medrese 1437 yılında Cizre Azizan Beyi Emir Abdullah (Abdal) ibn Abdillah Seyfettin Boti tarafından yapılmıştır. Mescid ve İdare odalarının bir kısmı ayaktadır. Şair ve yazar Şeyh Ahmed Hani tarafından manzum olarak kaleme alınmış olan aşk hikâyesinin kahramanları Mem u Zin ile bu aşkın engelleyicisi olan Bekir’in türbeleri caminin güney bölümü bodrum katındadır.

İsmail Ebul-iz El Cezeri

Ana madde: El-Cezeri

1153 yılında Cizre’de doğdu. Fizikçi ve 60 makine mühendisi ve mucididir. Sibernetik ve robotik biliminin kurucusudur. Otomatik kontrol alanında çalışmalarda bulunmuş, bilgisayar ana temelleri, saatler, su makineleri, musluk, kilitler, çocuk oyuncakları buluşları arasında yer alır. 1233 yılında vefat etmiştir. Nuh Peygamber Camii avlusunda gömülüdür. Kitapları uzun yıllar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur.

Tarihi ve turistik unsurları

Cizre tarihi bir yerleşim olması ve kültür turizmine yönelik zenginlik arzetmesine rağmen özellikle güvenlik kaygısı ve eksik tanıtım nedeniyle yerli ve yabancı ziyaretçilerin rotalarının dışında kalmıştır. Kente yönelik ilk tur programı yalnızca 2014 yılında hazırlanmış ve ilk organize turistik ziyaret yine aynı yıl içerisinde Nükhet Everi tarafından gerçekleştirilmiştir. Cizre’de gezilebilecek başlıca tarihi eserler şunlardır.

Kırmızı Medrese ve Şeyh Ahmet El-Cezeri Türbesi

Kırmızı Medrese 15. asırda Cizre Azizan Beyi 2. Şeref tarafından yaptırılmıştır. Kırmızı tuğlalardan yapıldığı için “Medresetul Hamra” olarak adlandırılır. Mescit, idare, öğrenci, öğretmen bölümleri ile külliyeden oluşmuştur.

Medrese içinde türbesi bulunan Şeyh Ahmet El-Cezeri 1404-1479 yılları arasında yaşamış ünlü bir şairdir. Kaside ve şiirlerinde tasavvuf konularını işlemiştir. 2000 beyitlik bir divanı vardır. Şiirler alfabetik ve Kur’an sureleriyle uyumludur. “Guften Mela” ve “Guften Emir” adlı şiir antolojileri vardır. Halk arasında “Mellayı Ciziri” ve “Nişani” olarak adlandırılır.

Cizre Ulu Cami ve Kapı Tokmağı

Cizre’nin İslam’ı kabul etmesiyle 639 yılında kiliseden camiye çevrilmiştir. Abbasiler döneminde cami yıktırılıp, onarıma alınmıştır. 1160 yılında Cizre Beyi Baz Şah’ın oğlu Al Sencer tarafından yeniden yaptırılmıştır. 1156 da dörtköşe inşaa edilen minaresi 1945-1946 ve 1971 yıllarında 2 kez onarım görmüştür. Cizre Ulu Camii kapılarında bulunan Ebul-İz’in yaptırdığı ünlü ejder figürlerinden biri İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde bulunmaktadır. Cizre Ulu Camii’nin, 13. yüzyıla tarihlenen, eşsiz bir el işçiliğine sahip ahşap kapısının tunç kapı tokmağı üzerinde iki ejder ve ortasında bir aslan başının bulunduğu bir kompozisyon görülmektedir. Ejder sivri kulaklı, badem gözlü ve kanatlıdır. Gövdeleri yılan pulu ile kaplı ve ortadan düğümlüdür. Birbirine dolanan kuyrukların uçları kartal başı şeklinde görünmektedir. Ejderlerin ortasında ise stilize aslan başı yer almaktadır. 1976 yılından beri Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde sergilenen kapı tokmağının diğer teki 1969 yılında yerinden sökülerek çalınmıştır ve günümüzde Kopenhag David Samling Müzesi’nde sergilenmektedir.

Cizre Müzesi

Arkeolojik ve etnoğrafik eserlerin bulunduğu Cizre Müzesi 1996 yılında İsmail Ebul-İz İlköğretim Okulu bünyesinde, okul müdürü Abdullah Yaşin tarafından kurulmuştur. Müzede Guti, Med, Asur, Babil, İslam İmparatorluğu, Emeve, Abbasi, Selçuklu, Azizan, Zengi, Rum, Arap ve Osmanlı dönemine ait eserler bulunmaktadır.

Nuh Tufanı

Kur’an, Tevrat ve İncil’de adı tufan olayı ile geçen Nuh, tufan sonunda gemisi Cudi Dağına inmiş (Kur’an, Hud Suresi, ayet 44) Cizre’yi kurup Cizre’de vefat etmiştir. Peygamberler arasında en çok yaşayan ve en çok sıkıntı çekendir. Peygamberlerin soyu, Adem’den sonra “baba” olarak Ondan türemiş olup , Mezopotamyadaki insanlık ondan ve 3 oğlu Ham, Sam ve Yafes’den türemiştir. Asıl adı Abdulgaffar olup, yeni baba anlamında Nuh, Nova adları verilmiştir. Türbe ve çevre düzenlemesi Şırnak Valiliği’nce yaptırılmıştır.

 

nuh

KAYNAKÇA:http://tr.wikipedia.org/wiki/Cizre

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9E%C4%B1rnak

VOLEYBOL

VOLEYBOL

Altışar kişiden oluşan iki takımın topu üç pasta filenin üzerinden geçirmeye ve rakip takımın sahasına düşürmelerine dayanan spor dalı. Voleybol 1885 yılında Amerika’da icat edildi. Holyoke YMCA Okulun’da öğretmenli yapan William Morgan basketbol topunun iç lastiğiyle böyle bir oyunun oynanabileceğini düşündü ve ilk uygulamayı öğrencileri arasında yaptı. 1. Dünya savaşı yıllarında voleybol Uzakdoğu’ya ve Avrupa’ya yayıldı. 1964 Tokyo Olimpiyatlarından itibaren olimpiyat programına alınan voleybol’da 80’li yıllara kadar Sovyetler büyük üstünlük kurdu.

OYUNCULARIN ÖZELLİKLERİ
Her oyuncunun güçlü olduğu yönleri geliştirilmeye çalışılmalıdır. Her oyuncunun güçlü olduğu yönleri vardır. Doğal olarak öncelikle oyuncuların zayıf oldukları taraflar giderilmeye çalışılmalıdır. Ancak bununla yetinilmemeli, oyuncuların başarılı oldukları teknik, taktik, moral ve hatta sosyal yönlerini de geliştirerek, takımın başarısına katkıları artırılmalıdır.

VOLEYBOL NASIL OYNANIR ?
Voleybol altı kişiden kurulu iki takım arasında oynanır. Amaç, sahayı ikiye bölen filenin üzerinden topu karşı tarafın sahasına düşürmektir. Oyuncular sahada sabit yerlerde dururlar üç kişi fileye yakın üç kişi de savunma pozisyonunda geride durur. Bir takım topa arka arkaya en fazla üç kere vurabilir. Topa vücudun herhangi bir yeri ile vurmak serbesttir. Oyuncular saat yönünde olmak üzere sürekli değişerek oynarlar. Topu karşı tarafın sahasına düşüren takım puan kazanır.

Maç 5 setten oluşur. 25 puana, en az iki farkla olmak üzere ilk ulaşan seti kazanır. Beşinci set 15 puan üzerinden oynanır. En az iki farklı sonuç burada da gereklidir. ”Libero” defansif bir oyuncudur. Defansta istediği yerde oynayabilir. Ön tarafa geçemez, blok yapamaz, servis atamaz. Forması takım arkadaşlarından farklı renktedir. Takım koçları saha kenarından takımlarına direktifler vermekte serbesttir. Her sette altı değişiklik yapma hakkı vardır. Sadece ön alanda oynayan oyuncular bloğa çıkabilir. Blok, top fileyi geçmeden yapılmalıdır. Blok sayı olarak sayılamaz. Voleybol sahası 18mt x 9mt boyutlarındadır. Tam ortasından bir ağ ile ikiye bölünmüştür. Fileden 3 metre geriye olan kısım atak alanıdır.

MANŞET :  Bu durumlarda vücudunuzu mümkün olduğunca yükseltmeye ve hatta parmak uçlarında kalkmaya çalışın. Ancak en iyisi böyle bir duruma düşmemek için gerekli tedbirleri önceden almaktır. Bunun için vücudunuz topa tam dönük olsun ve ayak hareketleri ile manşet alma yüksekliğini ayarlamaya çalışın. Yeni kurallara göre artık servisler parmakla da karşılanabilmektedir. Bu güzel bir görüntü vermezse de çoğu kez tek çözümdür ve top tutulup atmadıkça parmak pası kötü olsa dahi hakem genellikle faul çalmaz.

SERVİS : Manşeti zayıf olan oyunculara veya manşet alanlar arasındaki koridorlara veya yanlara atmaya çalışın. Özellikle pasörün ön sırada olduğu durumlarda, geçerli bir diğer taktik de sol taraftaki smaçöre kısa servis atmaktır. Bu durumda hücum yapacak oyuncu sayısı bire iner. Atacağınız yere karar verdikten sonra, iyi bir servis için konsantre olmaya çalışın. Etkin bir servis için en önemli husus, topun havaya iyi atılmasıdır. Bu durumda top (vurmaz iseniz) tam ayaklarınızın önüne düşmelidir.

SAVUNMA :Bütün blok yapacaklar smaçörlerin kimler olduğunu ve pasörün ön veya arka oyuncu olduğunu bilmelidirler. Pasör ön oyuncu ise plase atabilir veya ikinci topa vurabilir. Ön sıra ve arka sıra savunmacıları buna hazır olmalıdırlar. Pasör arka oyuncu ise onu dikkate alıp savunma yapmaya gerek kalmaz.

SMAÇ : Güçlü bir smaç topu önünüze alarak ve tüm vücut kaslarınızın kuvvetini ona aktararak vurulabilir. Top bazen file üstünde ve her iki takımın arasında kalır. Yani iki rakip oyuncu aynı anda topa temas ederler ve daha mücadeleci olan ve topla daha dengeli temas kuran kazanır. Bu durumda sıçrayabildiğiniz kadar yükseğe sıçrayın ve dirseklerinizi kilitleyerek ellerinizi güçlü bir şekilde ileri uzatın. Tüm ağırlığınız topun arkasında olsun. Çift elle temas etmeniz mümkün değilse, tek elle temas etmek hiç müdahale etmemekten daha iyidir. Topu kısa süre tutup atsanız dahi hakem genellikle faul çalmayacaktır.

MOLOLAR : Molalarda bazı oyuncular ilgisiz davranırlar ve koçlarını dinlemezler. İyi bir takım oyuncusu kesinlikle böyle davranmaz. Molalarda her zaman koç ile göz temasında olun ve verilen talimatları başınızla onaylayın.

KAYNAK : http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/voleybol-nedir+voleybol-hakkinda-bilgi

ÇİN İŞKENCESİ

imagesCA80AGBZ

  • Bu Çinlilerin en büyük suçlarda 1920’li yıllara kadar uyguladığı işkencedir.
  • Bu büyük suçlar birçok kişiyi öldürmek gibi, küçük çocuklara tecavüz gibi birçok çeşidi vardır.
  • İdam edilecek adamın yanı başında bir sac hazırlanırmış ve bu sac alttan verilen ateşle iyice kızdırılırmış. Kafası kesilen adamın kafasını kestikten hemen sonra bu saca bastırırlarmış, sıcaktan dolayı kan beyinde 2 saniye kadar dolaşacağı için adama yerde duran cansız bedeni son defa gösterirlermiş.
  • 10 veya 15 suçlunun aynı yere kilitlenmesi yemek ve su verilmemesi sonucu günler geçtikçe birbirlerini öldürüp yemeleri.

2[1]

  • Çin Seddi’nden aşağı sarkıtılarak aç vahşi hayvanlara yem yapılması.
  • Ellere yağ sürülerek fırında pişirilmesi.
  • Suçlunun derisini yüzüp denize atarlarmış.(acıyı tahmin edin artık.)
  • Suçlunun kafası kazınırmış ve suçlu bir direğe hiç hareket edemeyeceği şekilde bağlanırmış ve üstten damlalar halinde soğuk su damlatılırmış damlalar bir süre sonra balyoz etkisi yaptığından adamın delirmesi sağlanırmış.
  • Suçlunun göz kapaklarına iğne batırılırmış ve adam bir süre sonra dayanamayıp gözlerinin kapatır ve kör olurmuş (adamın biri 2 gün dayanmış.)
  • Vücudun farklı yerlerinden(genelde kaslardan) küçük, küçük parçalar kesmek, bu kesilen parçaların sayısı suçlunun cezasına göre 1000 parçaya kadar çıkıyormuş.
  •  Önce süt içirip sonra ağzını açık tutup yılanın ağzından içeri girmesini sağlamak ve sütü içmek için bütün mideyi parçalatmak…
  •  Elleri ve ayakları kesilerek aç köpeklerin önüne atılması.
  • Saç derisini yüzüp öğlen sıcağında güneşte bekletmek ve sonu yavaş yavaş ölüm.
    Çırılçıplak bir şekilde -20lerdeki buza vücudun yapıştırılması ve birden çekilmesi sonuç bütün deri buzda kalarak ölüm.
  • Ayaklara ve ellere saatlerce hatta günlerce buz konulması ve çürüyerek kesilmesi dolaşım olmadığı için bütün vücut kansız kalır.

KAYNAKÇA:http://www.frmtr.com/garip-olaylar/4773356-cin-iskenceleri-nasil-yapilir-okurken-bile-dayanamiyacaksiniz.html

ATLETİZM

Atletizm, bir pist veya alanda yapılan, dünyanın en eski sporlarından biridir. Bu oyunlarda atletler koşu, yürüyüş, atlama ve atma yeteneklerini gösterirler. Bu tür etkinlikler, çağlar boyunca tüm dünyada yaygın ilgi görmüştür.

Bilinen ilk koşu yarışı MÖ 3800’lü yıllarda Mısır’da düzenlenmiştir Ama tarihin en ünlü atletizm yarışmaları, ilk kez Eski Yunanistan’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nda gerçekleşmiştir. Eski Olimpiyat Oyunları, yalnızca spor yarışmalarının düzenlendiği bir etkinlik değil, aynı zamanda sporun sanat ve kültürle birleştiği büyük şenliklerdi. Atletler yarışmalardan 10 ay önce hazırlanmaya başlar, son ayı da Olimpiyat Oyunları’nın düzenlendiği yer olan Olympia’da geçirirlerdi. Yarış öncesi hazırlanma değişik biçimlerde günümüzde de sürmektedir.

8520

Atletizm, insanın tüm güç ve yeteneğinin neredeyse tümüyle kullanılmasını gerektirir. Atletler birbiriyle yarışırken, aynı zamanda kendi güç ve yeteneklerinin sınırlarını tanır, bunları geliştirmeye çalışırlar.

Pist ve alan atletizmi üç ana dala ayrılır: Koşu, yürüyüş ve alan (atlama ve atma) yarışları.

247988-4

 

KAYNAKÇA:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Atletizm

SICAK SU KAYNAKLARI

 

 

SICAK SU KAYNAKLARI

  • Sularını magmaya yakın alanlardan alırlar.
  • Suları sıcak veya ılıktır.
  • Sularının sıcaklığı yıl boyunca aynıdır.
  • Akım değişikliği olmaz.
  • Bol miktarda eriyik madde içerir.
  • Dağılışı fay hatları ile paralellik gösterir.

FAY KAYNAĞI

  • Fay hattı boyunca yeryüzüne çıkan kaynaklardır.
  • Halk arasında bu kaynaklara ılıca, kaplıca, çermik, içme ve maden suları denilmektedir.
  • Fay kaynakları en fazla Ege Bölgesi’nde İç batı Anadolu Bölümü’nde görülür.
  • Ilıca-Kaplıcalara örnekler: Manisa (Kurşunlu, Urganlı, Alaşehir, Demirci), Denizli (Pamukkale, Kara hayıt, Sarayköy, Buldan), Kütahya (Simav),Balıkesir (Edremit, Gönen), Sivas (Balıklı Çermik) gibi merkezlerde vardır. Bu yerlerin ortak özelliği yer yapıları kırıklı olmasıdır

GAYZER KAYNAĞI

  • images

Etkin haldeki volkan dağlarından değişik aralıklarla püskürerek çıkan kaynaklardır. Türkiye’de örneklerine rastlanmaz. Çünkü volkan dağlarımız sönmüştür. 

SICAK SU KAYNAKLARI NASIL OLUŞUR

Yer kabuğunun faylarla parçalandığı yerlerde yüzeye yakın sıcak alanlar bulunur. Bu sıcak alanlar, fay kırıkları ile magmanın yüzeye sokulmasıyla oluşur. Yüzey suları faylar aracılığı ile sıcak alanlara kadar iner. Burada magmanın etkisiyle ısınır ve yine fayları takip ederek yüzeye ulaşır. Böylece sıcak su kaynakları oluşur.

 SICAK SU KAYNAKLARININ KULLANIM ALANLARI

Eimageslektrik enerjisi Üretiminde: Sıcaklığı 60-180OC arasında değişen sular, elektrik enerjisi üretiminde kullanılabilir. Bunlardan sıcaklığı 150OC üzerinde olan jeotermal kaynaklar, yüksek basınçlı bir buhar haline geldiğinden buhar makinelerini işleterek elektrik enerjisi üretecek güce ulaştırır. Nitekim ülkemizde Afyonkarahisar-Gecek, Denizli-Kızıl dere ve Sarayköy, Aydın Germencik, İzmir-Seferihisar ve Balçova, Kütahya-Sivas şu anda tespit edilmiş, en zengin jeotermal alanlardır. Ancak bunlardan sadece Denizli-Sarayköy ve Aydın-Germencik yakınlarındaki jeotermal alanlara santral kurulmuş ve üretime geçirilmiştir. Söz konusu alanlardan Afyonkarahisar-Gecek yaklaşık120-900m derinlikte dört önemli jeotermal enerji rezervine sahip, oldukça önemli bir kesimdir. Diğer enerji kaynakları ile karşılaştırıldığında son derece ekonomik olan jeotermal enerji için, yukarıda adı geçen diğer alanlarımızda da bir an önce santraller kurulmalıdır. Santrallerin ekonomik işletme ömürlerinin 40-60 yıl arasında değiştiği, kapasitelerinin ise sınırlı olduğu yolundaki görüşler hatalıdır. Çünkü jeotermal enerji, kendini yenileyen ve hammaddesi bedava olan bir enerji türüdür. Santral işletmeye açıldıktan 5-6 yıl sonra kendi masraflarını tamamen karşılar. Hammaddenin bedava oluşu diğer kaynaklara oranla enerjinin, %50-80 daha ucuza mal olmasını sağlar. Son yıllarda buharlaşma noktası düşük gazlar kullanılarak, sıcaklığı 60-90OC arasında değişen sıcak sulardan elektrik enerjisi elde edilmektedir. Bu durum enerji açığı bulunan ülkemiz için oldukça sevindiricidir. Çünkü ülkemizde sıcaklığı 60OC ve üzerinde çok sayıda termal kaynak vardır. 
  Bursa-Merkez ilçe Bademli bahçe kaplıcası (53-84OC),Yalova Valide Hamamı kaynağı, Balıkesir Gönen kaplıcaları (77-83OC), Balya ilçesi Ilıcadağ kaplıcası (58-63OC),Edremit ilçesi Derman kaplıcası (54-60OC), Çanakkale Ayvacık ilçesi Gülpınar kaplıcası (38-100OC), Ezine ilçesi Kestanbol kaplıcası (62-73OC), Yenice ilçesi Hamdibey kaplıcası (38-80OC), İzmir Dikili ilçesi Bademli kaplıcası (41-70OC), Dikili kaplıcası (42-64OC), Manisa Salihli ilçesi Kurşunlu kaplıcası (52-73OC), Turgutlu ilçesi Urganlı kaplıcası (50-78OC), Kula ilçesi Şehitler kaplıcası (60OC), Soma ilçesi Menteş kaplıcası (42-62OC), Afyonkarahisar Sandıklı ilçesi Sandıklı kaplıcaları (60-70OC) ile İhsaniye ilçesi Gazlıgöl kaplıcası (60-80OC), Kütahya Simav ilçesi Eynal kaplıcası (66-78OC), Gediz ilçesi Gediz Ilıcası (57-75OC), Bolu Seben ilçesi Bağlum kaplıcası (62-73OC), Mudurnu ilçesi Sarot kaplıcası (60-63OC), Ankara Kızılcahamam ilçesi Kızılcahamam kaplıcası (44-86OC), Kırşehir Çiçekdağı ilçesi Mahmutlu kaplıcası (63-70OC) bunlara örnek oluşturur. Adı geçen hidrotermal kaynaklardan bir kısmının şehir merkezinde yer alması (Bursa-Bademli bahçe kaplıcası), bir kısmının ünlü termal tesisler olmaları (Afy09onkarahisar-Sandıklı kaplıcaları, Yalova-Valide Hamamı kaynağı, Balıkesir-Gönen kaplıcaları, Ezine-Kestanbol kaplıcası) nedeniyle santral kurulmasına uygun görünmemektedir. Ancak bu sıcak sulardan konut ve işyeri ısıtmasında yararlanılabilir. Diğer kaynaklar ise ekonomik fizibilitelerinin araştırılmasından sonra santral yapımına açılmalıdır.

Sanayi Alanında:

Sıcaklığın 90OC ve üzerinde olduğu hidro termal kaynaklar, sanayide kurutma işleminin yapımı sırasında kullanılabilir. Gıda sanayi alanında (pastörize süt yapımı, bira mayalama işlemi, ot, sebze, balık ve et kurutulması, buharlaşma ile şeker rafinajı, buharlaşma ve kristalleşme ile tuz üretimi, konserve imali) sıcaklığı 90-140OC arasında değişen sular kullanılırken, inşaat sanayinde (çimento kurutulması) 110OC, kimya sanayi alanında (damıtma ile saf su elde edilmesi, hidrojen sülfit ve ağır su elde edilmesi, bazı kimyasal maddelerin elde edilmesi) 120-170OC, kağıt ve selüloz sanayi alanında (mobilya ahşabı ve inşaat kerestelerinin kurutulması ve kraft kâğıdı hamurunun hazırlanması, kağıt ağartma işlerinin yapımı,) 160-180OC arasında değişen sular kullanılır. Sanayi alanında ihtiyaç duyulan sıcak su Afyonkarahisar-Gecek, Denizli-Kızıldere ve Sarayköy, Aydın-Germencik, İzmir-Seferihisar ve Balçova, Kütahya- Sivas jeotermal alanlarından sağlanabilir. Söz konusu alanlar ekonomik açıdan incelendiğinde genellikle tarım ağırlıklı bir özellik gösterirler. Bu özellik, yakın çevrelerinde gıda sektörüne yönelik sanayi tesislerinin kurulmasını teşvik etmelidir. Sanayinin gereksinim duyduğu hammadde, enerji ve işgücü yakın çevreden (köylerden) temin edileceğinden ekonomik maliyet oldukça düşük düzeyde kalacaktır. Nitekim jeotermal enerjiden faydalanılarak yapılan balık kurutma işlemi için Seferihisar çok uygundur. Çünkü Sığacık Körfezinde balık üretme çiftlikleri vardır. Afyon ve Kütahya şeker pancarının bol yetiştiği alanlar olduğu için şeker rafinajında ;İzmir ,Aydın ve Denizli illeri başta üzüm ve incir olmak üzere (kuru olarak yurt dışına ihraç edilir.) çeşitli sebze ve meyvenin yetişmesi nedeniyle kurutma ve konserve yapımında; İzmir (Çamaltı) ve İç Anadolu bölgesinde (Tuz gölü, Çankırı, Kırşehir, Nevşehir, Yozgat) tuz alanlarının varlığı sebebiyle tuz üretiminde; Sivas- Hafik- Zara çevresi jips ve alçıtaşı bulunan alanlar olduğundan çimento üretiminde kullanılabilir. Ayrıca söz konusu alanlarda köylülere kavak yetiştiriminin özendirilmesi kereste ve kağıt sanayini, hayvancılığın geliştirilmesi ise et kurutulması ve pastörize süt yapımını geliştirecektir. Sözü edilen sanayi tesisleri bu illerimizde daha önceden kurulmuş ve faaliyete geçmiş olabilirler, ancak ucuz bir enerji olan jeotermal enerjinin kullanılması daha ekonomik olacaktır. Diğer taraftan bu kesimlere yeni sanayi tesislerimizin kurulması dış ticaret açısından olumlu bir sonuç yaratacaktır.

Isıtma İşlerinde Kullanımı:

Sıcaklığı 50OC ve üzerinde olan sular çeşitli ısıtma işlemlerinin yapılması için kullanılır. Merkezi ısıtma sistemi ile şehirlerdeki konutlar, kamu kuruluşları, caddeler, havaalanları ve pistler, toplu köylerde evler, ahır, kümes ve seralar ısıtılabilir. Yurdumuzda Bursa’da , Balıkesir ilinde Balya, Edremit, Susurluk, Gönen, Burhaniye ilçelerinde, Çanakkale ilinde Yenice, Ezine, Biga, Ayvacık ilçelerinde, İzmir ilinde Çeşme, Seferihisar, Balçova, Dikili ilçelerinde, Manisa ilinde Salihli, Turgutlu, Soma, Kula ilçelerinde, Denizli ilinde Sarayköy, Akköy ilçelerinde, Afyon ilinde Sandıklı, İhsaniye ve Merkez ilçelerinde, Kütahya ilinde Simav, Gediz ilçelerinde, Bolu ilinde Seben ve Mudurnu ilçelerinde, Ankara ilinde Kızılcahamam, Beypazarı, Ayaş ilçelerinde, Niğde ilinde Ulukışla ilçesinde, Nevşehir ilinde Kozaklı ilçesinde, Kırşehir ilinde Çiçek dağ ilçesinde, Yozgat ilinde Sorgun ve Sarıkaya ilçelerinde, Tokat ilinde Artova ve Reşadiye ilçelerinde, Ağrı ilinde Diyadin ilçesinde, Bingöl Merkez ilçede bulunan suların sıcaklığı 50OC ve üzerinde olup ısıtma amaçlı kullanım için uygundur. Konutların ve hayvan barınaklarının ısıtılmasının yanı sıra sıcak suların seralarda kullanılması ülkemizin tarımsal potansiyelini arttırdığı gibi doğal yetişme sınırları dışında kalan ve etkili kış koşullarının hakim olduğu İç ve Doğu Anadolu bölgelerimizde sebze, meyve ve çiçek yetiştirilmesini sağlayarak bu bölgelerimize ek bir kazanç getirecektir. Seraların ısıtılması için 30OC ve üzerinde bir sıcaklığa gereksinim duyulması ülkemizde bu faaliyetin alanını oldukça genişletmektedir. Çünkü 30OC ve üzerindeki sıcaklıktaki suların yayılış alanı oldukça geniştir. Isıtma işlemi sırasında dikkat edilmesi gereken ısı kaybını en alt düzeye indirecek gelişmiş teknikler kullanmaktır. Bu bakımdan İzlanda, Fransa, Rusya, ABD, Macaristan, İtalya, Yeni Zelanda gibi söz konusu tekniği kullanan ülkeler dikkatle incelenmelidir.

jeotermal-enerji

Turizm Alanında Kullanımı:

Ülkemiz genç tektonik hareketlerin etkisi ile fayların, volkanik alanların, aktif deprem kuşaklarının bulunduğu bir hat üzerindedir ve bu nedenlere bağlı olarak termal sular bakımından oldukça zengindir. Termal kaynakların sayısı 1500’den fazladır, ancak 200 kadarı kaplıca olarak işletilmektedir. Kaplıca kaynaklarının mevcut potansiyeline rağmen kaplıca turizmi büyük ölçüde yöresel düzeyde kalmıştır. Ülkemizde geleneksel kaplıca tesislerinin yerine modern tesislerin yapılması turizmin gelişmesi açısından çok önemlidir. Günümüzde “bacasız sanayi” olarak nitelendirilen ve önemli bir döviz girdisi sağlayan turizmin, sadece yaz turizmi ile sınırlı kalmaması, bütün bir yıla yayılması ülkemiz ekonomisi açısından son derece önemlidir. Balneoterapi, hidroterapi, sağlık turizmi gibi çeşitli adlar alan bu turizm biçimi sadece sıcak sular ile sınırlı değildir. İçme adı verilen soğuk veya ılık şifalı sular ve çamur banyoları da bu turizm kapsamına girmektedir. Ülkemiz 2000’den fazla şifalı suyu ile bu bakımdan da önemli bir konumdadır. Söz konusu kaynak alanlarının modern tesisler olması yanında sağlık açısından önemi, bu kaynak alanlarının hava, su ve gürültü kirliliğinden korunmasını ve çevre düzenlemelerinin yapılmasını gerektirmektedir. Sıcak su kaynakları fay hatlarına bağlı olarak çıktığından bu bölgeler aktif deprem hatları üzerindedir, bu nedenle yapıların depreme dayanıklı ve az katlı biçimde tasarlanması gereklidir. Bu tesislerin, yöreye özgü mimari yapıyı yansıtan eski Türk ve Osmanlı tarzı konutlardan esinlenerek inşa edilmesi turistlerin ilgisini artıracaktır. Söz konusu tesislerin bünyesinde yer alacak olan yüzme havuzlarının ısıtılmasında da termal sulardan faydalanılmalıdır. Diğer taraftan, modern turizm tesislerinin kurulması yöre insanlarının iş olanaklarını da (yöresel yiyecek ve eşyaların satılması, turizm tesislerinde çalışılması gibi) arttıracaktır.

 Sulamada kullanımı:

Yer altı sularının 20OC ve altında olanları ise sulama amacıyla kullanılmalıdır. Ancak suların içindeki kimyasal bileşimlerin önceden saptanması, tuz oranı yüksek olanların tercih edilmemesi gerekir. Sulamada genellikle klasik kanalet sistemi, basınçlı-alçak basınçlı sulama ve birim alan birim su yöntemleri kullanılır. Bunlardan birim alan birim su yöntemi özellikle kuraklık koşullarının hakim olduğu alanlarda su israfını önleyeceğinden olumlu sonuçlar verir. Ancak yaz kuraklıklarının hakim olduğu İç ve Güneydoğu bölgelerinde, sulama yöntemlerinin ciddi bir biçimde organize edilmesi gereklidir. Çünkü yanlış sulama nedeniyle toprakta bulunan tuzların eriyerek toprak tabakası üzerinde birikmesi tuzlanma sorununu gündeme getirecektir. Bu nedenle hem tarımda ürün çeşitliliği ve bolluğu benimsenmeli hem de topraklar koruma altında tutulmalıdır. Bu bakımdan benimsenecek en gelişmiş yöntem “damla sulama” yöntemidir. Bu sulama sistemi bitkinin gereksimagesinim duyduğu suyu, bitki kök bölgesine doğrudan gönderir. Ayrıca bu yöntemle bitkiye gerekli olan besin elementlerinin, sulama suyuna karıştırılarak verilmesi olanağı da vardır. Damla yönteminde su, toprak yüzeyinden çok düşük basınçlı bir boru sistemiyle damlatıcılara kadar iletilir. Su, damlatıcılardan saatte birkaç litrelik küçük damlalar halinde bitki çevrelerine veya lateral boyunca ince bir hat halinde toprağa verilir. Bir damla sulama sistemi su kaynağı, kontrol ünitesi, ana boru hattı, yan boru hattı, lateral boru hattı ve damlatıcılardan oluşur. Damlama sisteminde her tür su kullanılabilir ancak suyun sediment ve yüzer madde içermemesi gereklidir. Şayet bu tip maddeler içeriyorsa kullanmadan önce temizlenmelidir. Bitkiye gerekli olan gübre ise sıvı olarak sisteme enjekte edilir ve vanalar aracılığı ile kontrol edilir. Ülkemizde yer altı sularından kuyular açılması ile faydalanılır. Ancak bu yöntemle su çok fazla harcanır ve yaz aylarında kuyuların seviyesi düşer veya bazıları kuruyabilir. Damla yönteminde ise sarnıç veya kuyularda biriktirilen su kontrollü olarak harcandığından herhangi bir olumsuzlukla karşılaşılmaz. Çünkü bu yöntemle buharlaşma ve akış kaybı en alt seviyede tutulur, su kontrollü olarak verilir, toprak yüzeyi minimum düzeyde ıslanarak erozyon, bitki hastalıkları ve zararlılarının gelişmesi önlenir ve gübreleme düzenli olarak uygulanır. Yurdumuzun kıyı bölgeleri, iç bölgelere oranla yüzey ve yer altı suları bakımından daha zengindir. Toros dağlarının eteklerinden çıkan voklüz kaynakları ve kıyı ovalarının hemen her kesiminden çıkan yer altı suları bunlara örnek gösterilebilir. Bu sulardan en üst düzeyde yararlanmak, seviyeleri ve akım değerlerinin düşmemesi ile mümkündür. Bu nedenle suların sarnıç gibi büyük depolarda toplanması düşünülmelidir

Dış Ticaret Alanında Kullanımı:

Yer altı sularından en üst düzeyde yararlanmak ülkemizin dış ticareti üzerinde de olumlu gelişmeler yaratacaktır. Özellikle gıda sektöründe (konserve, kuru gıda satışı, pastörize süt, kuru et) düşük maliyetli yöntemlerle üretim miktarı arttırılacaktır. Yer altı sularının ekonomi üzerindeki diğer olumlu bir etkisi ise maden suyu satışlarıdır. Ülkemiz 2000’in üzerinde içme veya maden suyuna sahip olmasına rağmen bu sulardan yeterince faydalanılmamaktadır. Bir kısmında tesisler vardır, ancak çoğu modern standartların altındadır. Birçoğunda ise hiçbir tesis bulunmamaktadır ve sular boşa akmaktadır. Bu nedenle öncelikle mevcut maden sularının yerleri tespit edilmeli, daha sonra sertlik derecesi (sertlik derecesi 50 Fransız sertlik derecesini aşanlar kalitesiz içme suları olarak kabul edilir) ve pH değeri (pH değeri 0-7 arasında olmalı) belirlenmelidir. Sonuçlar standartlara uygun olursa bu sahada maden suyu dolum tesisleri kurulmalıdır. Kurulu tesislerde dolumu yapılan maden sularının büyük kısmı yurt içinde tüketilmekte, çok az bir kısmı yurt dışına gönderilmektedir. Ancak maden sularının ekonomik değeri küçümsenmemelidir. Yeni oluşturulacak tesislerle birlikte, bu sulardan yoksun ülkelere ve maden suyu tüketimi çok yüksek olan Batılı ülkelere ihraç etmek suretiyle önemli bir döviz girdisi sağlanabilir. Sıcaklığı 20OC civarında olan, sertlik derecesi standartlara göre belirlenmiş sular, balık çiftlikleri kurulmasına da uygundur. Balık çiftlikleri ekonomik güçlük içinde olan köylülerimize alternatif iş sağlayacak bir olanaktır. Ekime uygun olmayan kıraç alanlarda oluşturulacak havuzlarda beslenen balıklar ülke içinde tüketildiği gibi yurt dışına ihraç edilebilir. Balık artıkları ise gübre ve hayvan yemi olarak kullanılabilir.

KAYNAKÇA: http://www.turkcebilgi.com/sicak-su-kaynaklari-ve-kullanim-alanlari-nelerdir

http://enginsalli.blogcu.com/sicak-su-kaynaklari-ve-jeotermal-alanlar/2720721

http://www.turkcebilgi.com/sicak-su-kaynaklarinin-kullanim-alani

KAHRAMANMARAŞ/ ELBİSTAN

 

KAHRAMANMARAŞ’IN TARİHİ

Kahramanmaraş, eski ve halk arasındaki adıyla Maraş, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık on sekizinci şehri. 2014 itibarıyla 1.089.038 nüfusa sahiptir. Kurtuluş Savaşı’nda işgale direnişi nedeniyle TBMM tarafından 5 Nisan 1925’te şehre İstiklal Madalyası verildi. 7 Şubat 1973’te Maraş olan adı, Kahramanmaraş olarak değiştirildi. Şair Gülten Akın, Maraş halkı için “Adamın su gibi akanıdır Maraşlı” demiştir.[1] Ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, ise Seyahatnamesinde Maraş halkı için, “Kelimatları lisan-ı Türkidir ve ekseriya halkı Türkmendir” der.[2] Maraş ve çevresi başta Oğuzların Avşar, Bayat ve Beydili boyları çoğunlukta olmakla birlikte hemen hemen 24 Oğuz boyunun tamamı mevcuttur. Dövme dondurmasıyla meşhurdur. Kahramanmaraş’ın dövme dondurması yerel şirketlerin azmi ve katkısıyla ünü tüm dünyaya yayılmış ve birçok dünya şehirlerinde dondurma şubeleri açılmıştır. Japonya’dan ABD’ye, Avustralya’dan Dubai’ye kadar birçok ülkede şehrin ve dondurmanın yerel firmalarca tanıtımı yapılmaktadır.

 

74468image1

KAHRAMANMARAŞ DONDURMASSININ TARİHİ Kahramanmaraş ve çevresi yaylalık, ormanlık ve su kaynakları ile dopdolu olduğundan, Osmanlılar Dönemine kadar en güzel sahleplerin bu bölgelerde yetiştiği malumdur. Yaylalık alanlar sayesinde en kaliteli davar (keçi) sütünün de bu bölgede olduğu tespit edilmiştir. Sütle sahlep karıştırılarak sıcak olarak keyif verici ideal bir içecek olarak da kullanılır. Cumhuriyet döneminden sonra Ahir Dağı’ndan katır sırtında getirilen karlarla süt ve sahlepin dondurularak yenmesi Kahramanmaraş Dondurmacılığının gelişmesinin esasını teşkil eder. Konum itibari ile Kahramanmaraş sıcak bir iklim kuşağındadır. Bertiz köylüleri kışın yağan karların bir kısmını Ahir Dağı tepesindeki çukurluk alanlara doldurarak üzerlerini kapamışlar. Yaz aylarında kar üzerine pekmez dökülerek, ya da yoğurt karıştırılarak “Şıralı Karsambaç”, “Yoğurtlu Karsambaç” olarak yenmiştir. Bu durum Osmanlılar döneminde de önemini korumuştur. Eskiden insan sayısının az olması, fabrikaların azlığı ve havaya yayılan dumanların düşük olması, soba sayısının ve her türlü ısınma araç ve gereçlerinin azlığından dolayı tabiattaki hava soğukluğunu daha da fazla koruduğundan 25-30 yıl önceleri daha çok kar yağıyor ve geç eriyordu. Şimdi ise ısınma daha fazla olduğundan karlar daha çabuk erimektedirler. Bundan dolayı kar biriktirme ve depolama zor olmaktadır. Zaten teknik imkanlar da geliştiğinden karların yerini soğutma sistemleri alarak dondurmacılığa geçilmiştir. Kahramanmaraş Dondurması’nın Özellikleri Maraş’ı kuşatan Ahir Dağı’nın Yüksek yamaçlarında bu coğrafyaya özgü kekik, keven, sümbül ve çiğdem gibi çiçeklerle beslenen keçilerin eşsiz kıvam ve aromaya sahip sütleri ve olağanüstü bir cömertlikle topraktan fışkıran yabani orkide çiçeklerinin yumru köklerinden elde edilen mucizevi salep Maraş Dondurması’nı taklit edilmesi imkansız olan bir lezzet, aroma ve kıvam sağlar. Bu dondurma, Ahir Dağı’nın, Ahir Dağı insanlarının bir mucizesidir Mado’nun 4. kuşak temsilcilerinden Mehmet Sait Kanbur; meşhur Maraş dövme dondurmasının sırrını; iyi bir süt (keçi sütü), orkide köklerinden toplanan salep yumruları ve ustalık olarak özetliyor. Orkide köklerinden toplanan salep yumruları önce ipe dizilerek kurutuluyor. Sütle kaynatılan yumrular bir kez daha kurutuluyor. Bu işlem bir kere daha tekrarlanıp kurutulan salep öğütülmeye hazır hale geldiğinde sert ve badem büyüklüğünde oluyor. Süt şekerle karıştırılıp belirli bir ısıda kaynatılıyor. Karışımın hangi kıvamda olmasına karar vermek, mayalanması için ne kadar beklemek gerektiği, belli bir kıvama gelinceye kadar kazanlarda dövülmesi gibi ustalık gerektiren çok önemli ayrıntılar…K.Maraş’ta dondurma, çatal bıçak kullanılarak ve yanında antepfıstıklı tatlılarla yenir. Maraş dondurması öyle sert yapılabiliyor ki, et satırıyla bile zor kesiliyor.

KAHRAMANMARAŞ TARHANASI Tarhana’nın bulunuşuna dair çeşitli rivayetler vardır. En önemli iki rivayet şöyledir:

Yavuz Sultan Selim, Mısır’a sefere giderken uzun müddet soğuğa ve sıcağa dayanacak bir yiyecek bulunmasını ister. Maraş’ın meşhur tarhanası, soğukta donmayan, sıcakta kokmayan taşıması kolay, besleyici bir yiyecek olarak, ordunun en önemli besin maddesi olur.

Diğer bir rivayette şöyle: Genç bir kız sevdiğine hazırladığı pilavı ve yoğurdu, anası gelince birbirine katıp bir yere saklar. Bir gün güneşin altında kalan yoğurtlu pilav kuruyunca Kahramanmaraş’ın meşhur tarhanası ortaya çıkar.

KAHRAMANMARAŞ BİBERİ
 Kahramanmaraş’ta çok uzun yıllardır, acı kırmızı biber üretimi yapılmaktadır. İlimizde biber üretimi ve biber işlemeciliği yaygındır.    iklim yapısından dolayı en iyi kırmızı acı biber Kahramanmaraş’ta yetişir. Bunun yanında Maraş biberi zehirli madde içermez aflatoksinsizdir. İşleme esnasında zararlı katkı maddesi katılmaz. Oysa bazı yörelerde özellikle toz ve yaprak haline getirilmiş biberin içine tuğla tozu, gıda boyası, aşırı oranda tuz ve yağ konularak tüketici yanıltılmakta ve tüketicinin sağlığı ile oynanmaktadır.  Özellikle Türk Herbalit uzmanları tarafından yıllarca ağrı kesici olarak kullanılması tavsiye edilmiş,ve Batıda ise bunu yeni keşfetmiştir. Amerikalı Bilim Adamları, Kahramanmaraş Acı Kırmızı Biberin İçindeki ‘Kapsaisin’ Maddesini Kullanarak Çok Etkili Yeni Bir Ağrı Kesici Ürettiler. Doğum sancılarından diş operasyonlarına kadar birçok alanda kullanılabilecek ilaç, ağrıyı tam olarak keserken hareket ve dokunma kabiliyetini de etkilemiyor. Bugüne dek lokal anestezi işlemlerinde kullanılan “lidokain” ile kombine edilen ve “biber gazı” spreylerinin içinde de bulunan “kapsaisin”den elde edilen ilacın, kronik ağrıları bulunan hastaların günlük hayatlarını da “normal” sürdürmelerine yardımcı olacağı belirtildi. Dr. Story Landis, hastanın “uyuşturmadan” acısını kesen yeni ilaç için “Düşünme, dikkat, koordinasyon ve sinir sisteminin diğer önemli işlevlerini sekteye uğratmadan patolojik ağrıyı yok ediyor” dedi. Diğer uzmanlar da bu yöntemin genel anesteziyi gereksiz kılabileceğini ve birçok ameliyatta hastaların uyanık kalabileceğini söyledi. Şu anda enjeksiyon yöntemiyle uygulanan ilaç, yakında hap şekline de getirilebilir. İlacın şimdilik en büyük sorunu, enjeksiyon anında verdiği yanma hissi ve etki süresi de kısa vadeli olarak acı tadı verdiği için kırmızı biber kapsaisini maddesi ne başka bir maddede ekleyerek acımtırak yerine tatlandırılmış ağrı kesici hapı piyasaya yakında sürülecek. Uzmanlar Maraş biberin birçok hastalığa iyi geldiğini yapılan testlerde acı biberin diğer hastalıklara da ne gibi tepki vereceği konusunda çalışmalar yapmakta..
KAHRAMANMARAŞ EN BÜYÜK 3. ABDULHAMİTHAM CAMİİ Çamlıca’ya yapılması planlanan camiye de ilham kaynağı olan Abdülhamit Han Camisi, 46 metre yüksekliğindeki kubbesi, 81 metre yüksekliğindeki 4 adet minaresi ve 46 bin metrekare kapalı alanıyla Adana’daki Sabancı ve Ankara’daki Kocatepe’den sonra Türkiye’nin 3. büyük camisi olma özelliğini taşıyor. 18 yılda 500 ustanın alın teri döktüğü cami, dünyanın farklı ülkelerindeki sanatseverlerin de ilgisini çekiyor. Hayırseverlerin yardımlarıyla tamamlanan ve geçen yıl ibadete açılan caminin iç mekanına işlenen hat sanatı ise görenleri adeta büyülüyor. Hat işlemesi, bin 800 günde tamamlanan camideki motifler, ortamın maneviyatına adeta ahenk veriyor. Külliye şeklinde inşa edilerek farklı sosyal imkanlara sahip olan cami, kendine özgü tasarımıyla dikkat çekiyor.
KAHRAMANMARAŞ ELBİSTAN Elbistan, Kahramanmaraş iline bağlı en büyük ilçedir. Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinin kesiştiği noktada yer alır. Şehir merkezinin nüfusu yaklaşık olarak 95.000’dir. TÜİK 2014 yılı nüfus sayımına göre tüm ilçe nüfusu köyleriyle birlikte 142.168′ dir.[2] İlçe sınırları Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümü’nde olup 2547 km² yüz ölçümüne sahiptir. Yaklaşık olarak 37 doğu meridyeni – 38 kuzey paraleli arasında bulunan Elbistan’ın kuzeyinde Darende ve Gürün ilçeleri, güneyinde Nurhak ve Ekinözü, doğusunda Malatya ili, Doğanşehir ve Akçadağ ilçeleri, batısında ise Afşin ve Göksun ilçeleri bulunmaktadır. Şehrin sosyo-ekonomik yapısına bakıldığında insanların çoğunlukla işçilik ve çiftçilik yaparak geçim sağlamakta oldukları görülür. Özellikle kırsal kesimlerde tarım büyük önem arz etmektedir.Şehir çok yakınından doğan ve ortasından geçen Ceyhan Nehri ile ünlüdür. Afşin- Elbistan termik santralleri Türkiye’nin elektrik üretimine önemli bir katkı sağlamaktadır. Şu anda mevcut olan iki santral toplam 17 milyar kwh elektrik üretmektedir. Bölgenin en Büyük şeker fabrikası olan Elbistan Şeker Fabrikası çiftçinin gözbebeğidir. 1993 yılında zamanın başbakanı Süleyman Demirel, muhtar Nuri Taphasanoğlu’nun ceketini imzalayarak “Elbistan İl Oldu” yazmıştı.. Aradan geçen yıllara rağmen Elbistan il yapılmadı. Verilen sözler, atılan imzalar uçup gitti 1970’li yıllardan beri il olma hayali ile yaşayan Elbistan halkı, bu hayalini gerçekleştirmek amacıyla çeşitli defalar birlik olarak bazı çalışmalarda bulunmuştu. 12 Şubat 1993 yılında bu isteğine çok yaklaşan Elbistan, heyette bulunan muhtar Nuri Taphasanoğlu’nun girişimleri ile sevinmişti. Zamanın başbakanı Süleyman Demirel, muhtar Taphasanoğlu’nun ısrarcı davranışları üzerine ceketinin arkasını imzalayarak; “Muhtarım, Elbistan il oldu” yazıp, altını imzalamıştı. 2014 Mart Ayında Kahramanmaraşın Büyükşehir Olması ile birlikte Elbistan Belediyesi Faal Duruma geçmiş hizmet 200 Kilometre uzaklıkta Büyükşehir Belediyesinden gelmek zorunda kalıp eksik hizmet vermekte olunca 24 Ekim 2014 Tarihinde Elbistanlılar tekrar il olma çabalarına STK “lar Siyasi Parti Temsilcileri ile birlikte “Bir Olalım İl Olalım” Platformu Kurdular , Yapılmakta olan Gölbaşı-Nurhak yolu (Kumlu Yolu) ile Elbistan güneydoğu illerinin batıya açılan kapısı olacaktır. Ayrıca Elbistan-Afşin-Sarız yolunun faaliyete geçmesi Elbistan’ın gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Elbistan 140.000’i aşan nüfusuyla ve içinde barındırdğı ticaret hacmi ve oluşan sermaye açısından Türkiye’nin 18 ilindenden daha büyük olan ancak il olamamış bir ilçedir. Büyükşehir merkez ilçeleri hariç tutulduğunda Türkiye’nin en büyük 22. ilçe merkezidir. Elbistan, tarihi çok eski dönemlere kadar uzanan bir şehir olup Osmanlı Devleti’ne son katılan beylik olan Dulkadiroğlu Beyliği’ne başkentlik yapmıştır. Beyliğin başkenti ancak 1507’de Elbistan’ın savaşta tamamen yakılmasından sonra Maraş’a taşınmıştır. Osmanlı padişahı II. Murat’ın annesi Emine Hatun Dulkadiroğlu beyi Nasreddin Mehmed Bey’in kızıdır.  Günümüzde çarşı yakınlarında bulunan eski Selçuklu hamamı civarında beylik sarayı kalıntıları bulunduğu bilinmektedir. İlçenin eski kasabası ve şimdi komşu ilçesi olan Ekinözü’nde bulunan doğal içme sularıyla çok çeşitli hastalıklara şifa dağıtılmaktadır. Yatırım potansiyeli olarak daha çok gıda üzerine yoğunlaşılmıştır. Besicilik gelişmiştir ve Türkiye çapında ünlü çoğu markaya et satışı yapılmaktadır. Elbistan Ovası, deniz seviyesinden yaklaşık olarak 1115 m. yükseklikte olup Türkiye’nin 4. büyük ovası olarak oldukça verimli bir arazi yapısına sahiptir. Bu nedenden dolayı tarım ve hayvancılık Elbistan’da çok ilerlemiştir. Türkiye’nin en kaliteli etinin Elbistan’dan çıkması da besiciliğin ne kadar ilerlediğinin bir göstergesidir. Selçuklu dönemi sonrası kurulan Anadolu Türkmen beylikleri devrinin 4 büyük beyliğinden biri olan Dulkadiroğulları beyliği , Dulkadirbey önderliğinde olup Alevi Türkmen beyliğidir.

Kaynak : http://www.bik.gov.tr/abdulhamit-han-camii-hat-sanatiyla-buyuluyor-haberi-14269/

http://www.haberkahramanmaras.com/haber-1227-Tarhana-nin-Bulunus-Hikayesi.html http://lezzetler.com/maras-dondurmasinin-sirri-vt26774 http://tr.wikipedia.org/wiki/Kahramanmara%C5%9F http://tr.wikipedia.org/wiki/Elbistan

KAHRAMANMARAŞ MERKEZ/TÜRKOĞLU

 

 

Genel Bilgiler
              12183434_kahramanmara1302210755[1]

Yüzölçümü: 14.505,00 km2 

Nüfus: 1.075.706

İl Trafik No: 46

İl Telefon Kodu: 344

Rakım: 568

Doğu Akdeniz’de bulunan Kahramanmaraş, Başkonuş  ve Yavşan yaylaları, Kapıçam Tabiat Parkı, Körçoban Tabiatı Koruma alanı, mağaraları, barajları, akarsuları, göllleri, dağları, Germanicia Mozaikleri,  Eshab-ı Keyf Külliyesi, kaleleri, tarihi camileri ve çarşıları, geleneksel el sanatları, yöresel mutfağı ve  coğrafi işaret olarak da tescil edilmiş olan tarhanası, pul biberi, dondurması gibi değerleri ile alternatif turizm açısından önemli bir potansiyele sahiptir.

Kahramanmaraş, Akdeniz iklim kuşağında olmakla beraber Orta Anadolu ve Doğu Anadolu iklim kuşaklarıyla sınır teşkil etmektedir. Denize uzaklık ve yükselti nedeniyle değişikliğe uğramış karasallaşmış bir Akdeniz iklim tipi egemendir. Güney illerimize göre daha serindir. Berit, Engizek, Binboğa, Nur Dağı ve Ahır Dağları önemli yükseltilerdendir. Kahramanmaraş, Elbistan ve Göksun Ovaları ilin önemli ovalarıdır. Ceyhan Nehri il sınırları sınırları içerisinde doğmaktadır. Kahramanmaraş akarsu ve kaynak suları bakımından zengin bir görünüm teşkil etmektedir.

TARİHÇE 

Döngel Mağaralarında yapılan araştırmalarda ele geçen buluntular yörede insan yerleşiminin üst paleolotik çağda başladığını, Neolitik ve İlk Tunç çağlarında sürdüğünü göstermektedir. Yöre Orta Tunç Çağında (İÖ 2000-1500) Suriye ve Mezopotamya’yı kapodokya ile Anadolu’nun başka kesimlerine bağlayan önemli kervan yollarının kavşağında yer almıştır.

Markasi (Maraş) Hititlerin dağılma döneminde kurulan Hitit devletlerinden Gurgum’un merkeziydi. Gurgum kent devleti aralıklarla Urartu ve Asurlulara bağlanmıştır. İÖ 7. Yüzyılda Kimmer ve İskit istilasına uğrayan Markasi, bu yüzyılın sonunda Medlerin, İÖ 6. Yüzyılda da Perslerin yönetimine girmiştir. Uzun yıllar Perslerin Kappadokia Satraplığı sınırları içinde kaldıktan sonra İÖ 333 ‘te Makedonyalıların eline geçti. Kappadokia’lıların Makedonya yönetimine karşı ayaklanmasından yararlanan Pers kökenli Ariarathes bağımsızlığını ilan etmiştir. Ariarethes’in kurduğu Kappadokia Krallığı daha sonra pontus devletine bağımlı hale gelmiştir. Markasi bu dönemde Roma ile Pontus arasında sürekli el değiştirmiştir.

 

Romalı Komutan Lucullus’un yörede kısa ömürlü bir krallık kurmasına karşın, Pompeius Markasi ile çevresini İÖ 64’te yeniden Roma topraklarına katmıştır. Romalılar imparator Caligula’nın onuruna kente Germanikeia adını verdiler. Germanikeia birçok kez Sasani’lerin saldırısına uğradı, Bizans döneminde Marasion adıyla anılmıştır. Araplarla Bizanslılar arasında çekişmelere neden olan Marasion, 1079’da Urfa Haçlı komutanlığına bağlanmıştır. 1103’te Selçuklular’ın eline geçmiştir. Daha sonra kentte Danişmendli, Haçlı, Kilikya Krallığı, Eyyubiler, Memlükler hüküm sürmüştür.1339’da Dulkadiroğulları’nın yönetimine girdi. 16. Yüzyıl başlarında Osmanlı topraklarına katılmış ve 1522’de Zulkadiriye Eyaletine bağlanmıştır. Eyaletin adı 1831’de Maraş olarak değiştirilmiştir.

1898’de Halep vilayetine bağlı bir sancak merkezi olan Maraş Mondros mütarekesinin imzalanması ile 22 şubat 1919 da İngiliz işgali altına girmiştir. İngilizler kısa bir süre sonra Musul’a karşılık Anadolu’nun güney kesiminden çekilmiştir. İşgale karşı düzenlenen Ulu Camii mitinginin ardından 30 Ekim 1919 da Fransız birlikleri Maraş’a girmiştir. İşgalci Fransızlarla onlarla işbirliği yapan Ermenilere karşı Sütçü İmam’ın başlattığı silahlı direniş halktan geniş bir destek görmüştür. Direnişi örgütlemek için 29 Kasım 1919’da Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Araplar ve harabe çatışmaları ile 21 Ocak 1920’de  başlayan Maraş kent savaşları sonunda Fransızları çekilmeye zorladı.

Kurtuluş Savaşı sırasında halkın gösterdiği direnişten dolayı şehre TBMM tarafından 5 Nisan 1925 tarihinde İstiklal Madalyası verilmiş ve  7 Şubat 1973’te adı Kahramanmaraş olarak değiştirilmiştir.

Kronoloji:    

.                    Hitit Dönemi (M.Ö. 2000-1200)

·                    Geç Hitit Dönemi (M.Ö. 1200-700)

·Asurlular Dönemi (M.Ö. 720 – 612)

·Medler Dönemi (M.Ö. 612-550)

·Persler Dönemi (M.Ö. 550-333)

·Makedonyalılar Dönemi (M.Ö. 333 -58)

·Büyük Roma İmparatorluğu Dönemi (M.Ö. 58 – M.S. 395)

·Bizans Dönemi (M.S. 395-637)

·Müslümanlar Dönemi (M.S. 637- -)

·Selçuklu Dönemi (M.S. 1086-1097)

·Haçlı Senyörleri Dönemi (M.S. 1097-1149)

·2. Kez Selçuklu Dönemi (M.S. 1149-1337)

·Dulkadirli Beyliği Dönemi (M.S. 1337-1522)

·Osmanlı Dönemi (M.S. 1522-1923)

·Cumhuriyet Dönemi (M.S. 1923- -)

   (Kaynak: GÖKHAN, İ. (2011) Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, Ukde Yayınları, Ankara.)

İLÇELER 

1- Oniki Şubat İlçesi: Merkez ilçelerden biridir. Nüfus: 357.870

2- Dulkadiroğlu İlçesi: Merkez ilçelerden biridir. Nüfus: 216.701

3- Elbistan: İl merkezinin 162 km. kuzey doğusunda yer alır. Nüfus: 140.493 Yüzölçümü: 2328 km2

4- Afşin: Kahramanmaraş’ın 146 km. kuzeyinde yer alır. Nüfus: 82.662 Yüzölçümü: 1434 km2

5- Türkoğlu: İl merkezine uzaklığı 26 km’dir. Nüfus: 67.886 Yüzölçümü: 603 km2

6- Pazarcık: İl merkezine 48 kilometre mesafededir. Nüfus: 68843 Yüzölçümü: 1739 km2

7- Çağlayancerit: İl merkezine uzaklığı 64 km’dir. Nüfus: 25.276 Yüzölçümü: 419 km2

8- Göksun: İl merkezine 91 km. uzaklıktadır. Nüfus: 53.157 Yüzölçümü: 1949 km2

9- Andırın: İl merkezine 83 km uzaklıktadır. Nüfus: 35.943 Yüzölçümü: 1198 km2.

10- Nurhak: İl merkezine uzaklığı 152 km’dir. Nüfuz: 13.414 Yüzölçümü: 1225 km2

11- Ekinözü: İl merkezine uzaklığı 169 km’dir. Nüfus: 13.461 Yüzölçümü: 598 km2

ULAŞIM

Hava Yolu: Kahramanmaraş Havalimanının şehir merkezine uzaklığı 5 km olup, ulaşım ticari taksilerle sağlanmaktadır. İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanları ve Ankara Esenboğa Havalimanına uçuşlar bulunmaktadır. DHMİ Kahramanmaraş Havalimanı Müdürlüğü Adres : Erkenez Mah. 46060/Kahramanmaraş Tel : 0344 236 53 520344 236 53 52 Faks : 0344 236 18 96

Kara Yolu: Akdeniz Bölgesinin Doğusunda yer alan şehrimize Türkiye’nin her yerinden ulaşım sağlanmaktadır. Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve İç Anadolu’nun kavşağı durumundadır. Otobüs Terminali şehrin güneyinde yer almakta olup şehir merkezine uzaklığı 2 km’dir. Şehir içi dolmuş, otobüs ve taksi ile terminale ulaşım

sağlanmaktadır.

Türkoğlu Tarihçe

Kahramanmaras-Turkoglu_95730_64519[1]

Türkoğlu’nun tarihi pek eski değildir. Yaklaşık 160 yıllık bir geçmişi vardır. Türkoğlu’nun ilk sakinleri Oğuzların Avşar boyuna mensup Tecirli aşiretidir. Tecirli aşireti Tombak, Nadir, Ericek köyleri ile Çukurova arasında göçebe bir hayat yaşıyorlardı. Tecirlilerin bu göçebe yaşamları geliş ve gidişlerde çevreye zarar verince, çevre sakinlerinin şikayetleri artar. Osmanlı Devleti Tehcirlileri zorunlu iskana tabi tutmuştur. Derviş Paşa bu işe görevlendirildi. Uzun uğraşlar sonucunda Tecirliler bulundukları yere zorla yerleştirildiler. Bir bölümü de bugünkü ilçe merkezine yerleştirildiler. Hala bu döneme ait yapılar mevcuttur. Genel olarak bu yerler Cumhuriyet mahallesindedir.

İlçemizin eski adı “Eloğlu”dur. Eloğlu ismi verilmesinin çeşitli rivayetleri vardır. Bunlar;

a) Buraya sonradan geldikleri için çevre sakinleri yabancı anlamında ”ELOĞLU” denilmiştir.
b) El kelimesinin devlet anlamı da vardır.Devlet zoruyla yerleştirildiklerinden dolayı “Eloğlu’nun” devletoğlu anlamı da vardır.
(El=Devlet)
c) Bu çevreye Maraş yöresinden bir genç, kız kaçırır bugünkü ilçe merkezinin alt kısmına saklanırlar. Burası bataklık olduğundan sivrisinekler çok fazladır, bir süre sonra azıkları biter. Genç, Maraş’a azık almaya gider. Bu gidiş ve dönüş uzun sürer. Bu kıza sivrisinekler çok zarar verirler, kız ağlayarak; “Eloğlu’na güven olmaz mı?” diyerek haykırmasından dolayı, bu olayın geçmiş olduğu yere ”Eloğlu” denilmiştir.

Eloğlu Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Fransız işgaline uğrayan Maraş ile aynı güzergahta olduğundan zaman zaman işgale ve mezalime uğramıştır. Toplu katliamlara maruz kalmışlardır. Ermeniler Fransızlara rehberlik yapmıştır.

Eloğlu bir ara bu mezalimlerden dolayı boşaltılmıştır. Bu sırada Fransızlar merkez Ulu camii’nde ikame etmişlerdir. Eloğlu son olarak 11 Şubat 1920 tarihinden sonra Fransızlar Maraş’tan çekilirken mezalime uğramıştır. Fransızlar çevre çeteleri ile beraber bu bölgeden uzaklaştırılmıştır. (Pusular-Gece baskınları). 12 Şubat 1920 Tarihinde Fransızlar bu bölgeden İslahiye doğrultusunda tamamen ayrılmışlardır.

Eloğlu 1944 yılına kadar köy statüsünde kalmış, 1944 yılında nahiye olmuştur. 11 Şubat 1960 tarihinde dönemin başbakanı Adnan Menderes burayı ziyaret eder, buranın ilçe , adının da Türkoğlu olmasına karar verir. 20 Nisan 1960 tarihli 7033 sayılı yasa ile Kahramanmaraş ilinin 6. ilçesi olur.

Kültür[değiştir | kaynağı değiştir]

Oğuz Avşar boyu gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.

Coğrafya[değiştir | kaynağı değiştir]

Kahramanmaraş merkezine 23 km uzaklıktadır.

İklim[değiştir | kaynağı değiştir]

ilçenin iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus[değiştir | kaynağı değiştir]

Yıl Toplam Şehir Kır
1965[4] 29.193 5.941 23.252
1970[5] 31.222 5.960 25.262
1975[6] 42.557 9.207 33.350
1980[7] 48.205 8.493 39.712
1985[8] 51.143 11.207 39.936
1990[9] 60.992 14.608 46.384
2000[10] 62.375 11.918 50.457
2007[11] 62.154 13.822 48.332
2008[12] 64.980 13.933 51.047
2009[13] 65.118 14.274 50.844
2010[14] 65.055 14.390 50.665
2011[15] 65.172 14.539 50.633
2012[16] 66.546 15.262 51.284
2013[17] 67.886 67.886 veri yok
2014[18] 68.423 68.423 veri yok

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

ilçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Belediye[değiştir | kaynağı değiştir]

İlçede mahalli seçimlerde belediye başkanlığı ve meclis üyeliği seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre ilçe bel.bşk.:

Seçim Yılı Belediye Başkanı
2004 ve 2009 Mustafa Taşhan
1999 Mustafa Taşhan
1994 Cafer Güçlü
1989 Bayram Çullu
1984 Mehmet Darıcı

Altyapı bilgileri[değiştir | kaynağı değiştir]

İlçede 4 adet ilköğretim ve biri pansiyonlu İmam Hatip Lisesi, Anadolu lisesi, çok programlı lise, düz lise okulları vardır. 2011-2012 Eğitim Öğretim Yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ne bağlı Türkoğlu Meslek Yüksekokulu öğrenci almaya başlayacaktır. İlçenin içme suyu şebekesi vardır . Kanalizasyon şebekesi vardır PTT şubesi online vardır. Emniyet amirliği, jandarma, Sağlık ocağı ve 1 adet Fizik tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi hastanesi ve sağlık evi vardır. İlçe ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt Türkiyenin her tarafına kolaylıkla ulaşım vardır. Kahramanmaraş 22 km, Osmaniye 80 km Adana 120 km, Mersin 200 km, Gaziantep 70 km ‘dir. Ayrıca Devlet Demir Yolları tren seferleri de vardır. Elektrik ve sabit telefon ayrıca tüm cep telefon vericileri mevcuttur. İlçede Fizik Tedavi Merkezi de bulunmaktadır. Bu hastane sayesinde merkez il ve Türkiye’nin dört bir tarafından hastalar şifa bulmaktadır. Hastanenin ilçe ekonomisine de büyük bir faydası olmuştur.

KAYNAK

http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrko%C4%9Flu

 

 

 

1 … 37 38 39 40 41 … 64