MARİLYN MONROE

      Hollywood’un efsane ismi Marilyn Monroe, 1 Haziran 1926’da Amerika’nın Los Angeles kentinde dünyaya geldi. Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan Monroe, babası doğumundan birkaç hafta önce annesini terkettiği için ve annesinin de ismini vermemesinden dolayı babasının kim olduğunu hiçbir zaman öğrenememiş. RKO stüdyolarında film kesicisi olarak çalışan annesinin de sinir hastalığına yakalanarak hastaneye kaldırılması, Monroe’nun bundan sonraki yaşamını yetimhanede geçirmesine neden olmuş.

      Monroe henüz 16 yaşında iken uçak tamircisi olan 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. Bu evlilik dört yol sürdü. James Doughtery’den boşandıktan sonra da modellik yapmaya başladı ve yarı çıplak pozlarıyla da kısa sürede ünlendi. Onu takip edenlerden biri de RKO’nun başkanı Howard Hughes’tu. Hughes’un teklifi üzerine sinemaya transfer olan Monroe, hafta başına 125 dolara 1947’de ilk filmine imza attı.

       1948 yılında unutulmaz filmlerinden birini gerçekleştiren Monroe, “ Scudda Hoo!Scudda Hey ” adlı filmde rol aldı. Filmdeki üç kısa sahnesinden ikisinde yarı çıplak bir halde görünen aktris, aynı yıl içerisinde daha iyi bir rolde oynama fırsatı yakaladı. “ Dangerous Years ” filmindeki Evie karakterini canlandıran Monroe, filmin başarısız olması üzerine büyülü ekrandan bir süre için ayrı kaldı.

gjngh

      Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat yapmamasından dolayı boşta kalan aktris, bir yandan modelliğe devam ederken diğer yandan da oyunculuk dersleri almaya başladı.

     Columbia stüdyolarının 1948 yapımı “ Ladies of the Chorus ” adlı kısa filminde iki kez şarkı söyleme fırsatı bulan Monroe, filmdeki Peggy Martin rolüyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Columbia şirketinden de olumlu yanıt alamayan aktris, tekrar modelliğe döndü. 1949 yılında karşısına yeni bir fırsat daha çıkan Monroe, United Artist’in “ Love Happy ” filminde rol aldı. Aynı yıl birçok takvime çıplak pozlar veren Monroe, 1953 yılında bir erkek dergisine kapak oldu.

     1950 yılı Monroe için güzel bir yıldı. Aktris, oynadığı iki filmdeki kısa rolleriyle ilgi çekmeyi  başardı. “ The Asphalt Jungle (Elmas Hırsızları)” ve “ All About Eve (Perde açılıyor) ” filmlerinde oynayan Monroe, daha sonra pek çok dalda Oscar’a aday gösterilen bu filmlerin aptal sarışını olarak anıldı.

      Ertesi yıl “ Don’t Bother to Knock ” filminde akli sorunları olan bir bebek bakıcısını canlandıran Monroe, daha sonra oynadığı “ Monkey Business (Maymun Aklı) ”deki platin sarısı saçlarıyla ticari filmler için iyi bir para kaynağı olduğunu gösterdi. Aynı yıl içerisinde beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ile birlikte olan Monroe, kariyerinde giderek yükselmeye başladı. Betty Grable, Lauren Bacall ve Rory Calhoun gibi usta oyuncularla birlikte “ How to Marry a Millionaire ” filminde rol alan aktris, her ne kadar diğer oyuncuların yanında fazla dikkat çekmese de güzelliğiyle box office’e oynayan her filmde vazgeçilmez olduğunu ispatladı.

      1954 yılının Ocak ayında Joe DiMaggio ile evlenen Monroe, ertesi yıl tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan “ The Seven Year Itch ”de rol alarak komedi yönünü keşfetti. Evliliğini sekiz ay sonra noktalayan aktris, oynayacağı iki filmin yapım şirketleri tarafından iptal edilmesiyle birlikte bir süre ekrandan uzak kaldı.

      1956 yapımı “ Bus Stop ”daki performansıyla eleştirmenleri, dramatik bir rolün  üstesinden gelebileceği konusunda ikna eden Monroe, aynı yıl ünlü oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi. Ertesi yıl İngiltere’ye giden aktris, “ The Prince and the Showgirl ” adlı filmde rol aldı. Filmler her ne kadar iş yapsa da fazla ağır bulunduğu için seyircinin beğenisini kazanamadı.

      1958 yılında adını en çok duyuran komedi filmi “ Some Like It Hot ”da Tony Curtis ve Jack Lemmon ile birlikte oynayan Monroe, güzelliği ile yine insanları büyüledi. İşsiz kalan iki genç adamın kadın kılığına girerek kızlar bandosunda iş bulmasını konu alan film yılın en iyi iş yapan filmi olurken pek çok filme esin kaynağı olan Hollywood klasikleri arasına girdi.

      Kendisine yüklenmek istenen –başta aptal sarışın ve onun gerçek yaşamdaki karşılığı olmak üzere- her şeyden nefret etmiş ve onca yapaylık arasında biraz gerçek yaşam, biraz içtenlik aramış bir kadındı o… Herkesin tırmanmayı düşlediği dorukların anlamsızlığını anlayan ne ilk, ne de son sanatçıydı… Ne var ki onun bu denli bilinçli olmasını, el yordamıyla da olsa starlığın, ünün ve popülerliğin kimi gizlerini en çıplak haliyle görüp göstermesini yadırgadı, giderek mahkum etti Hollywood… Onun yalnızlığa, mutsuzluğa, dolayısıyla ölüme yargıladı. Marilyn yazgının, yani sinemanın kendisine yüklemek istediği bir rolü oynamadı. Ve sonunda o role isyan etti. Onun öyküsü, yüzyılımızdaki medya starlarının sahip olduğu en acıklı öykülerden biridir. Gerçek bir tragedyaya en çok yaklaşanlardan biri… Ve kitleler, kimi konularda yanılsalar da, kamu önünde yaşanan özel yaşamlardaki trajiği hiç kaçırmazlar. Marilyn’in de bu trajedi yüküyle bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu. Atilla Dorsay/100 Yılın 150 Oyuncusu

     1960 yılında kocası Arthur Miller’dan boşanan aktris, George Cukor’ın “ Let’s Make Love ” adlı filminde Tont Randall ve Yves Montand ile başrolü paylaştı.

       1961 yapımı “ The Misfits ” ile bitirilmiş son filmine imza atan Monroe, filmden hemen sonra kalp krizi sonucu hayata veda eden Clark Gable ile oynadı. Bir western olan filmde hem seyircileri hem eleştirmenleri memnun eden bir performans ortaya koyan aktris, ertesi yıl “Something’s Got to Give ” adlı filmde oynamaya karar verdi. Fakat tam bu sırada şiddetli bir ateşe yakalanan Monroe, yüksek dozda yatıştırıcı ilaç alarak hayata gözlerini yumdu. Daha 36 yaşında olan aktris, 8 Ağustos 1962 günü yatağına uzanmış bir halde ölü olarak bulundu.

KAYNAK: http://www.kimkimdir.gen.tr

41 KOCAELİ/KARTAPE

ZMITTE~1Dünyanın önemli yollarının kavşak noktası durumunda olan Kocaeli ve civarında tarih öncesi çağlardan, yaklaşık olarak M.Ö. 3000’den itibaren insanların yaşamakta olduğu yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Günümüze kadar devamlı iskân edilmiş olan Kocaeli’ne ait ilk deliller M.Û. 12. yy.a kadar dayanmaktadır. Bu tarihlerde Frigler bölgeyi ellerinde tutmuş, ardından Yunanistan’ın Megara şehrinden kendilerine yeni bir yer aramak için yola çıkan göçmen bir grup, şimdiki Başiskele mevkiinde ASTAKOZ adını verdikleri şehri kurmuşlardır. Trakia kralı Lysimakhos’un ASTAKOZ’u tahrip etmesiyle bugünkü Kocaeli’nin de üzerinde bulunduğu yamaçlara NlKOMEDİA adında yeni bir şehir kurulur.M.Ö. 262 yılında şehri inşa ettiren Büyük İskender’in Anadolu’yu zaptetmekle görevli kralı Nikomedes, şehre eşinin ismini vermiştir. Giderek yükselen Bıtinya Krallığı’nın merkezi Nikomedia, büyük Helenistik şehir olur. MÖ. 91–94 yıllarında Romalılara bağışlanır. M.S. 284 yılında imparator Dıokletıonus, Nıkomedıa’yı yeniden başkent yapar. Onun zamanında Nikomedia; Roma, Antakya, İskenderiye’den sonra dünyanın dördüncü büyük şehridir. 11. yy.’ın son çeyreğinde Nikomedia, Selçuklular tarafından fethedilir. I. Haçlı Seferinde geri alınan Nikomedia, bir süre Latinlerin işgalinde kaldıktan sonra tekrar Selçuklulara geçer.Orhan Gazi zamanında, Adapazarı ve Hendek yörelerinin valisi Akçakoca, kenti alınca şehir Osmanlı Devletinin egemenliğine girer. Başlangıçta İznik’in yan komşusu anlamında İznikmid olan bu şehrin adı zamanla Kocaeli’ne dönüşmüştür. 1888 yılına kadar İstanbul’a bağlı kalan Kocaeli bu tarihten sonra ayrı bir kent olur. İstiklal harbi öncesi İngiliz ve Yunanlı kuvvetlerin işgalinde kalan şehir 28 Haziran 1921’de kurtarılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra da Kocaeli vilayetinin merkezi olmuştur. Cumhuriyet döneminde bölgeye yapılan sanayi yatırımları ile sanayi alt yapısı tamamen şekillenir, hem devlet hem de özel girişimler artarBugün ileri düzeyde sanayi ve endüstri kenti olan Kocaeli; çevresi ile demiryolu ve en gelişmiş karayolu ağına sahiptir. Bunun yanı sıra Derince ve Kocaeli limanlarıyla da dünyanın dört bir yanına deniz yolu bağlantısını kurmuştur. Yüzölçümü açısından küçük bir il olan Kocaeli, gerek sanayi sektöründeki üretim, katma değer, gerekse bu sektörde çalışan insan sektöründeki üretim, gerekse bu sektörde çalışan insan açsından sadece Türkiye için değil, dünya için de ilginç bir örnektir. Doğal güzellikleri, plajları, yaylaları, kayak merkezi ve tarihi eserlerinin yanında Karadeniz ve Marmara Denizine olan kıyıları ile Kocaeli ili ticaret ve turizm açısından da ayrı bir önem taşımaktadır. imagesCAWJA2HU Pişmaniye kente özgü bir tatlı türü olarak ün kazanmıştır. Yolculuklarda İzmit’ten geçenleri önce pişmaniye satıcıları karşılar. Kutular içinde ak  pamuk görünümü veren bu tatlı ilin simgesi gibidir. Tüm yöresel şenliklerin, şölenlerin de vazgeçilmez yiyeceklerindendir. Özgün bir tatlı çeşidi olması,  hafifliği, pişmaniyenin il dışında da aranmasını, ilgi görmesini sağlamıştır. 2009 yılında İzmit Pişmaniye Üreticileri, 1040 metre pişmaniye çekerek pişmaniyeyi “Dünyanın En Uzun Tatlısı” ünvanı ile Guinness Rekorlar  kitabına sokmuştur. 2010 yılında ise “İzmit Pişmaniyesi” olarak “Coğrafi Tescil Belgesi” alan pişmaniyemizin bugün adına düzenlenen bir festivali, ses sanatçısı Sayın Erol Büyükburç tarafından bestelenen bir şarkısı, “Pişman” adında bir karakteri ve İzmit içerisinde bir heykeli bulunmaktadır. Pişmaniyemiz ününü yurtdışına da taşımış ve uzun yıllardır bir çok ülkeye ihracatı yapılarak dünya vatandaşlarının da ağızlarını tatlandırmıştır. Pişmaniyenin tarihçesine gelirsek bu tatlının neden pişmaniye olarak anıldığına dair rivayetler muhtelif. Ana Britannica’ya bakılırsa, ilk yapıldığı yerin İran olma ihtimali var. Bu ülkede “peşmek” diye adlandırıldığı için de sözcüğün zamanla Türkçe’de “pişmaniye” biçimini almış olması muhtemeldir. Bir diğer rivayet adının Osmanlıca’da yün yapağı anlamına gelen “Peşmin” kelimesinden türemiş olduğudur. İzmit pişmaniyesine ün kazandıranlar, 1601-1611 yılları arasında İran ve Ermenistan’dan gelerek İzmit ve çevresine yerleşen Ermeni ustalar  olmuş. İzmit pişmaniyesine ününü kazandıran ise bu ustalardan Şekerci Hacı Agop Dolmacıyan. Ne var ki 1.Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda diğerleri  gibi Dolmacıyan da şekerci dükkânını kapatarak başka ülkeye göçmüş. Onun maharetinin de kendisiyle birlikte göç etmesini önleyen ise, Dolmacıyan’ın çocuklarına Türkçe ve Fransızca öğretmek üzere dükkânında çalışmış bulunan İzmit Muhasebe Başkâtipliği’nde görevli İbrahim Ethem Efendi olmuş.  Kendisine pişmaniye yapımının bütün inceliklerini öğreten Hacı Agop Dolmacıyan’ın Amerika’ya göç etmesi üzerine, Kapanönü semtinde bir şekerci  dükkânı açmış. Botanik kültürü, müzik yeteneği ile de tanınan ve soyadı kanunu çıktıktan sonra Çınar soyadını alan, 1892-1953 yılları arasında yaşamış bu renkli kişiliğin imalathanesi adeta pişmaniye ustası yetiştiren bir okul olmuş ilerleyen yıllarla.

KARTEPE GREN PARK HOTEL slide5Merkez belediye Köseköy’ün kuruluşu 1600’lüyıllara kadar gitmektedir. Ancak zaman zaman yapılan kazılarda ortaya çıkanRoma ve Bizans dönemlerine ait tarihi eser ve mezarlara bakıldığında Köseköy’ünkuruluşunun 1600’lü yıllardan çok daha önceki tarihlere dayandığı, Bitinya ilebaşladığı söylenebilir. Kurtuluş Savaşı’nda çevre köylerde ikamet eden Rumlarhem beldeye hem de belde halkına büyük zarar vermişlerdir. 1925 yılında Türkiyeile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi sonunda Yunanistan’danTürkiye’ye gönderilen vatandaşların yerleşmeleri ile göç almaya başlayanKöseköy, daha sonraki yıllarda başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere ülkemizindeğişik yörelerinden göç almaya devam etmiştir. 1955 yılında yapılan genel nüfus sayımında400 civarında nüfusa sahip Köseköy, 1960 yılından itibaren lastik fabrikalarıve diğer sanayi tesislerinin kurulup gelişmesi ile hızlı bir nüfus artışıgerçekleşmiş ve 1970’li yılların başlarında 2000 nüfusa ulaşarak belediyekurulması için yapılan referandum sonucunda belediye statüsüne kavuşmuştur. 22.3.2008 tarih ve 26824 sayılı ResmiGazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5747 sayılı Büyükşehir BelediyesiSınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik YapılmasıHakkında Kanun ile Uzunçiftlik, Uzuntarla, Eşme, Acısu, Maşukiye, Büyükderbent,Arslanbey, Sarımeşe ve Suadiye ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerikaldırılarak mahalleleri ile birlikte Köseköy İlk Kademe Belediyesinekatılmıştır. Köseköy Belediyesi merkez olmuş; Sultaniye, Pazarçayırı, Örnekköy,Karatepe, Balaban, Nusretiye, Şirinsulhiye, Avluburun, Eşme, Ahmediye, Ketencilerköyleri merkeze bağlanmış ve Köseköy Belediyesi’nin adı Kartepe olarakdeğiştirilmiştir. Böylece Kocaeli ilinin Kartepe ilçesi oluşturulmuştur

http://www.kocaeli.bel.tr

imagesCAGLJT1I

Sapanca Gölü Efsanesi

Bir zamanlar Sapanca gölünün yerinde, verimli topraklar, bu toprakların üzerinde de zengin, varlıklı bir kasaba varmış. Kasaba halkı zenginmiş, varlıklıymış ama , gözlerini dünya malı bürümüş, bencillik ve cimrilik ruhlarını karartmış.

Bir gün, Adapazarı’nın güneyindeki Erenler tepesinde oturan, gözünü dünyaya kapamış, gönlünü aşk ve sevgiyle doldurmuş erenlerden bir eren, bu kasabaya inmiş.

Selâm vermiş, selamını almamışlar, konuk olmak istemiş, kimse “buyurun” dememiş, hangi kapıyı çaldıysa yüzüne kapanmış, bu fakir, fakat gönlü zengin dervişe bir bardak içecek su bile vermemişler.

Derviş gönlü bu, bir kırıldı mı onarılmaz, onarılsa da faydası olmaz. Aksama değin yorgun-argın, aç-susuz kasabayı terk ederken, ötelerde küçük bir kulübeden sızan mum ışığına doğru yönelmiş, bir de bu kapıyı çalayım, belki bir gönül yoldaşı bulurum diye düşünmüş.

Bu, kasaba halkına sapan yaparak geçimini sağlayan fakir bir sapancının is yeriymiş. Kapıyı çalmış, az sonra sapancı güler yüzle konuğuna açmış kapıyı:

– Buyurun, hoş geldin, safa geldin. Ocaktan tencereyi simdi indirdim. Bir konuk göndermesi için Tanrı’ya niyaz ediyordum, demiş.

Derviş memnun, baş köşeye oturmuş. Sapancı sofrayı kurmuş, nesi var, nesi yoksa dervişin önüne getirmiş. Yemekten sonra, içi talaş dolu yatağını sermiş, konuğunu yatırmış. Sabah, erkenden kalkmışlar. Derviş, Sapancı’dan izin istemiş, Sapancı da onu karşıdaki tepelere kadar uğurlamış. Dönüsünde bir de ne görsün. Kasabanın yerinde koca bir göl var. Ne ev-bark kalmış, ne tarla-tapan. Koca göl, hepsini bir anda yutuvermiş. Kendisinden başka hayatta kimsecikler yok. Dervişin ahı tutmuş, kırılan bir gönül, bir kasabaya mal olmuş. O günden sonra, bu koca göle Sapanca adını vermişler.

 

 

 

 

 

 

 

 

SİVAS/ŞARKIŞLA

 

07

Sivas (il)

Sivas, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesinde yer alan bir il. Sivas ili, Mezopotamya ve arasında kervanların geçtiği bölgede olduğu için, Selçuklular döneminde tüccarların ziyaret ettiği bir merkez haline gelmiştir. Türkiye’de Konya’dan sonra en çok Selçuklu eserinin bulunduğu il Sivas’tır. 13.yüzyıl’a ait Gök Medrese, Çifte Minareli Medrese ve Mavi Medreseleri çini sanatı açısından mutlaka görülmeye değer yerlerdir. Ulu Camii ise 1100 yılında inşaa edilmiştir. Ayrıca Sivas, Türkiye’nin yüzölçümü açısından en büyük ikinci ilidir. Toplam nüfusu 623.116, merkez nüfusu 319.532’dir.

Sivas Kızıldağ’dan doğan Kızılırmak, Köse Dağı’ndan doğan Yeşilırmak ve yine Köse Dağı’ndan doğan Fırat’ın en önemli kollarından biri olan Karasu Nehri, Sivas ili sınırları içinde doğmaktadır. Sivas coğrafi açıdan kıraç, yeşili az, sert iklimli bir yerdir. İkliminin elverdiği ölçüde yetiştirilebilen ancak tahıl ürünleri, şeker pancarı, patates gibi ürünlerdir.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın temellerinin atıldığı, Selçuklu devrinin dev eserleriyle süslü, yüzölçümü bakımından Konya’dan sonra ikinci sırada yer alan bir ilimiz. Sivas ili topraklarının büyük kısmı İç Anadolu’nun yukarı Kızılırmak bölümünde diğer kısımları ise Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde olup, 35° 50’ ve 38° 14’ doğu boylamları ile 38° 32’ ve 40° 16’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Kuzeyden Giresun, Ordu ve Tokat; doğudan Erzincan; güneyden Malatya, Kahramanmaraş, Kayseri; batıdan Yozgat illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 58’dir.

Sivas’da Batı Anadolu ağzı kullanılmaktadır.

Adlandırma

Şehrin adı kentin antik dönemdeki adı olan Sebastia sözcüğünün evrimleşerek Türkçeleşmesiyle bugünkü halini almıştır. Sebastia ismi de Yunancada saygıdeğer, yüce anlamına gelir ki, Latince Augustus’un Yunanca karşılığıdır. Bu da Pontuslar tarafından kurulan kentin Roma İmparatoru Augustus onuruna onun ismiyle adlandırıldığına delalet eder.

Halk arasindaki rivâyetlere göre ise Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Tanrıya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve “Sipas” ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden “Sibasipler”den gelmektedir.

Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.Sivas ismi ile ilgili bir başka rivâyete göre ise, kentin adı Farsçada “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir; Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir. Sivas ismi bu şekilde oluşmuştur05

Coğrafya

Üç vadi arasındadır. Sivas halkının büyük çoğunluğu çeşitli zamanlarda bölgeye yerleşmiş Türkmenlerdir. İlde Kafkasya göçmenleri de mevcuttur. Kızılırmak Havzası; kenti İç Anadolu iklimine, Yeşilırmak; Karadeniz, Fırat Havzası ise Doğu Anadolu iklimine bağlamaktadır. Bu üç su, üç yol, üç farklı kültür demektir.

Kuzeyden Kelkit vadisi, doğuda Köse Dağları’nın uzantısı olan Kuruçay vadisi ve Yaman Dağı, güneyde Kulmaç Dağı, Tahtalı Dağları’nın uzantılarıyla, Hezanlı Dağı, batıda Karababa, Akdağlar ve İncebel Dağları gibi yükseklikler çizer kentin doğal sınırlarını.

35 derece-50 dakika ve 38 derece-14 dakika doğu boylamlarıyla, 38 derece-32 dakika ve 40 derece-16 dakika kuzey enlemleri arasında kalan il, 28,488 km2 lik yüzölçümü ile Türkiye’nin toprak bakımından ikinci büyük ili olan Sivas’ın il topraklarının büyük bölümü Kızılırmak, bir bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarına girer.

İl alanı kuzeyden Kelkit Vadisi, doğudan Köse Dağları’nın uzantıları, Kuruçay Vadisi ve Yama Dağı, güney­den Kulmaç Dağları, Tahtalı Dağları’nın uzantıları ve Hezanlı Dağı, batıdan Karababa, Akdağlar ve incebel Dağları gibi doğal sınırlarla çevrilidir. Kızılırmak, Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı, Yıldız Irmağı, Çallı Çayı ve Tohma Çayı en önemli akarsularıdır.

Sarkışla-Gemerek Ovası. Yıldızeli (Bedehdun) Ovası, Suşehri Ovası, Tohma Vadisi, Kızılırmak Vadisi. Çallı Suyu Vadisi ve Kelkit Vadisi ilin belli beşli tarım alanları ve ulaşımı belirleyen önemli alanlarıdır.

Sivas ilinde ağırlıklı yeryüzü seklini platolar oluşturmakladır, il oranının % 47,6’sı platolarla, % 46,2’si dağlarla, %6,2’si ise ovalarla kaplıdır. Sivas’ın en büyük platosu Uzunyayla’dır. Ayrıca, Uzunyayla’ya oranla daha zengin otlaklara sahip olan Meraküm Platosu da ilin ender yüksek düzlüklerindendir.

Kuzey Anadolu Dağlarıyla Güney Anadolu Dağlarının birbirine yaklaştığı bir yöre olan Sivas il alanında kıvrılma ve yükselmeler sırasında bazı kesimler Çöküntüye uğramıştır. Bu çöküntü alanları ilin önemli su merkezlerinden olan gölleri oluşturmuştur. Hafik Gölü, Tödürge Gölü, Lota Gölleri, Gürün – Gökpınar Gölü bu göllerden bazılarıdır.

Turizm

Ortaköy Çermik, Şarkışla ilçesinin Ortaköy köyüne bağlı bir kaplıcadır.Kaplıca suyu 246 metre aşağıdan çıkmaktadır.Kaplıcanın suyu sıcaktır yaz kış 37 derecedir ve kükürtlüdür kükürtlü olmasından dolayı birçok cilt ve kemik hastalığına iyi gelmektedir.Kaplıcada 15 adet oda 25’e 10 metre bir adet açık havuz, bayanlar ve erkek için ayrı 2 havuz ve 1 adet özel aile havuzu bulunmaktadır.Ayrıca kaplıca Kızılırmak nehrine çok yakın bulunduğundan dolayı kaplıca çevresi doğanın çok iyi bir şekilde sergilendiği bir mekandır.Kaplıca ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır asfalt yolu bulunmaktadır.

Sivas soğuk çermik, İl merkezine 19 km. uzaklıkta, Başıbüyük Köyü’nün girişinde olup, suyun sıcaklığı 28 derecedir. Konaklama tesislerinin yanı sıra çoğunlukla çadır kurulmaktadır. Kaplıca çevresi ilginç bir topografya ve bitki örtüsüne sahiptir. Kaplıca suyu içildiğinde mide, bağırsak ve safrakesesi hastalıklarına iyi gelmektedir.

Yıldızeli sıcak çermik, Sivas Yıldızeli yolu üzerinde sivasa yaklaşık 30 km, Yıldızeline 16 km uzaklıkta olup toplu taşıma araçları ile ulaşmak mümkündür

Gürün-Gökpınar,Suyu çok temiz ve duru olan Gökpınar Gölü, Gürün’e 10 km. uzaklıktadır. Doğal güzellikleri ve alabalıklarıyla ünlü olan göl; dipten gelen kaynaklarla beslenmektedir.Turkuaz ve mavi yeşil renklerinin her tonunu bünyesinde barındıran gökpınar bir dünyaca ünlü bir doğa harikasıdır.

Kangal balıklı çermik, Sivas’a 96 km. , Kangal ilçe merkezine 13 km. uzaklıkta olup sivastan her saat başı toplu taşıma araöları ile varmak mümkündür.Kangal Balıklı Kaplıca; Türkiye’deki termal kaplıcaları içerisinde kendine özgü bir yeri vardır. Tedavi özelliği itibari ile dünyada bir benzerini bulmanın mümkün olmadığı kaplıca, ilmi ve tıbbi bir mucizeyi “Sedef Hastalığını tedavi ederek” sergilemektedir.

Divriği Ulu Camii Sivas Divriği ilçesi merkezinde bulunmaktadır. Divriği ulu cami ve Daru’ş-şifası adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz eser, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücek Oğulları Beyliği döneminde (1228) Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından, Şifahane ise Ahmet Şah’ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır.UNESCO tarafından DÜNYANIN 8. HARİKASI olarak gösterilip koruma altına alınmıştır.

Kongre Müzesi 4 Eylül 1919’da Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin oluşturulduğu 4 EYLÜL SİVAS KONGRESİ’nin gerçekleştirildiği ihtişamlı binadır.Şu an müze olarak kullanılmakta olup müze içersinde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün birçok şahsi eşyası ve Selçuklu,Osmanlı zamanından birçok tarihi eser sergilenmektedir.Müze kent meydanındadır.

04

 

Şehirde birçok Selçuklu ve Osmanlı eserleri bulunmaktadır:

  • Buruciye Medresesi
  • Gök Medrese
  • Çifte Minare
  • Şifaiye Medresesi
  • Valilik Binası
  • Jandarma Binası
  • Selçuk Anadolu Lisesi Binası
  • 4 Eylül Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi
  • Susamışlar Konağı
  • Abdi Ağa Konağı
  • İnönü Konağı
  • Kangal Ağası Konağı
  • Osman Ağa Konağı
  • Ali Baba Konağı
  • Taş Han
  • Behram Paşa Hanı
  • Ziya Bey Kütüphanesi
  • Kale Camii
  • Ulu Camii
  • Kargakalesi Köyü
  • Eğri Köprü
  • Kesik Köprü
  • Güdük Minare
  • Meydan Hamamı
  • Meydan Camii

Şehir dışı diğer tarihi yapılar:

  • Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Divriği)
  • Divriği Kalesi ve Kale Camisi (Divriği)
  • Yıldız köprüsü (Yıldızeli-Sivas karayolu Yıldız Nehri üzeri)
  • Tödürge Kaya Mağaraları (Zara)
  • Doğanşar Kalesi (Doğanşar)

Doğa Harikaları:

  • Dipsiz Göl (Doğanşar)
  • Eğriçimen Yaylası (Koyulhisar)
  • Sızır Şelalesi (Gemerek)
  • Hafik Gölü ve Lota Gölü (Hafik)
  • Tödürge Gölü (Zara)
  • Gökpınar Gölü (Gürün)
  • Tekeli Dağı (Doğanşar)
  • Boğazköy
  • Kızılçan (Zara – Canova)

 

ŞARKIŞLA(İLÇE)

  
COĞRAFİ KONUM
Şarkışla’nın Sivas il merkezine uzaklığı , rakımı 1180 m’dir. İlçenin Merkez Nüfusu 20.654, köylerinin nüfusu 28.664 olup toplam nüfusu 49.318 dir.Toplam yüzölçümü 1965 km² dir. Güneyinde Altınyayla ve Kayseri, batısında Gemerek, kuzeybatısında Yozgat ili ve kuzeyinde Yıldızeli, doğusunda Sivas topraklarıyla çevrilmiştir. Genel olarak ilçe engebeli bir yapıya sahip olup ilçe merkezi, Kızılırmak oluğunun güneydeki Acısu ve Kanak Çaylarını alüvyonlarıyla örtülmüş bir ova üzerinde yer alır. Asıl yerleşme kalker yapılı (kale) bir tepenin eteklerinde kurulmuştur.İlçeyi kuzeyden Akdağlar çevreler; bu dağların yükseltisi 2000 metreyi geçer ve bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. İlçeyi güneyden Tecer Dağlarının güney etekleri çevreler. İç Anadolu bölgesinin en önemli peneplen platolarından biri olan Uzun Yayla’nın bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Bu yönüyle ilçe yer şekilleri bakımından çeşitlilik gösteren (dağlar, vadiler, ovalar ve platolar) pürüzlü engebeli bir yapıya sahiptir. İlçede sert, karasal bir iklim hüküm sürer, yıllık sıcaklık ortalaması 12 ˚C civarında olup, en soğuk ay ortalaması -4˚Cen sıcak ay ortalaması ise 19.5 ˚C civarındadır. İlçenin en önemli akarsuyu Kızılırmaktır. İlçenin kuzeyinden geçen Kızılırmağın, ilçeden aldığı en önemli kollar Acısu ve Kanak Çaylarıdır. Rejimleri düzensiz olan bu akarsular özellikle yaz aylarında sularının büyük bir kısmını kaybeder

TARİHÇE
Şarkışla M.Ö 3000’li yıllarında Hititlerin yaşadığı bir yöreydi. Daha sonra bu yöre M.Ö. 550 yıllarında İran kökenli Pers hakimiyeti altına girmiştir. Büyük İskenderin doğu seferi sırasında Makedonya egemenliğine giren Şarkışla, bundan sonra sırasıyla Kapadokya Krallığı ve Roma İmparatorluğu yönetiminde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde ise Sivas Theması’nın sınırları içerisinde bulunuyordu. 1071 Malazgirt Savaşı sonunda Anadolu’nun fethiyle Şarkışla yöresine de hakim olan Türkler, bölgede ilk Türk hakimiyetini Danişmentli Beyliği ile kurmuşlardır. 1175 yılından itibaren ise bölge, Anadolu Selçuklu hakimiyeti altına girmiştir.
1243 Moğol istilasıyla yağmalanan Şarkışla’da daha sonra Eretna Beyliği hakimiyeti başlamıştır. Eretna Beyliği’nin yıkılması ile de Kadıburhanettin Devleti’nin denetimine giren Şarkışla 1408 yılından sonra ise Osmanlı hakimiyetine dahil olmuştur. Osmanlı yönetimindeki Şarkışla 19. Y.Y’da Sivas Sancağı’nın Tonus (Altınyayla) kazasının yönetimine bağlanmıştır. 1864 yılında yayımlanan Osmanlı Vilayet Nizamnamesi ile belediye teşkilatı kurulan Şarkışla, 1873 yılında ilçe statüsü kazanmıştır.Şarkışla Osmanlılar döneminde göç alan bir yöre olmuştur. 1860’lı yıllardan sonra Kafkasya’nın Ruslar tarafından işgali ile buradan göç eden Kafkas halkı Uzunyayla yöresine yerleştirilmiştir.Cumhuriyet döneminde 1926 yılında yapılan düzenleme ile Şarkışla ilçesi Sivas Vilayeti’ne bağlanmıştır.

KÜLTÜR VE TURİZM
İlçe de tarihi değerlerinden 1669 yılında yaptırılan Ulu camii ve ilçenin ortasında bulunan kaledir. Bugün kaleye ait hiçbir iz yoktur.Yöre halkı gelenek ve göreneklerine bağlı, misafirperverdir. İçli ve duygulu bir yapıya sahip olan ilçe sakinleri bu özelliklerini yöreye has deyiş, şiir ve türkülerinde belli eder. Bu nedenle bağrından çok sayıda halk ozanı yetiştirmiştir.Bunların en çok bilineni ünü yurt dışına taşan Aşık Veyseldir. Her yıl 16-21 Mart tarihlerinde düzenlenen Aşık Veysel ve Ozanlar Haftası yöreye renk katmaktadır. Sefil Selimi, Aşık Hüseyin, Aşık Agahi, Aşık Kamber, Aşık Kunter, Aşık Kul Veli, Aşık Şevki, Aşık Bekir, Aşık Ali İzzet Özkan, Aşık Ali İzzet Savaş, Aşık Merdanoğlu, Aşık Mehmet Ali ve Aşık Fazlıda Şarkışla’nın yetiştirdiği ozanlardır. Değişik kültür kucağından gelip yerleşen insanların varlığı nedeniyle Şarkışla, halk kültürü yönünden renkli bir mozaik oluşturmaktadır. Sivas genelinde oynanan halk oyunlarının yanısıra yöresel oyunlara da sahiptir. Bunlar; ortaköy bicosu ve arabacı oyunudur. Kıyafetler birbirine yakın olmakla beraber farklı motifler ve renkler içerir.İlçede Ortaköy Çermik ve Alaman Köyü çermiği mevcut olup çeşitli hastalıklara şifa verdiği bilinmektedir. Yeterli tesis mevcut olmadığı için istenilen düzeyde işletilememektedir.

 
KAYNAK:
 
 
 
 

 

 

 

Uçkun (Işgın) Nedir?

1

  Uçkun;  çok sık tüketilmese de çok önemli faydaları bulunmaktadır. Bilimsel olarak her derde deva olduğu kanıtlanmıştır. Halk dilinde uçkun ya da ışkın olarak adlandırılan bitki, doğal ilaç olarak nitelendirilmektedir. Bilimsel adı ise “Reun Ribes” ‘’dir. Özellikle kanser ile mücadelede kullanılan bu şifa kaynağı bitki, hücrelerin yenilenmesinde ve gelişmesinde önem teşkil eder. İçeriğinde kimyasal maddeler barındırdığı tespit edilen bitki, birçok ciddi hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Doğuda bu bitki, yayla muzu olarak adlandırılmaktadır. C vitamini açısından zengin olan besin, A, B1, B2, E ve K vitaminlerini bünyesinde barındırmaktadır.

    Reun Ribes, kuzukulağıgiller familyasından gelmektedir. Mayıs ve haziran aylarında yetiştirilen bu bitki, ülkemizin doğu kesimlerinde daha çok üretilmektedir. Özellikle Erzurum yöresi, bu bitkinin yetişme alanlarını kapsamaktadır. 1000-4000 metre yükseklikte yetiştirilen ve boyu 40-150 cm civarına erişen uçkun, Türkiye’de ilk yabani olarak yetişen ravent türü olmaktadır. Rüzgar tarafında tozlaşan ve kendi türleri ile melezleşebilen ışgın, genellikle taze olarak tüketilmektedir. Kivi tadını anımsatan bitki, yetiştirilen yöreler de meyve olarak tüketilmektedir. Geniş ve kaba yapraklarının arasından çıkan çiçekler, yöre insanları tarafından kesilmektedir. Genellikle bu bitki, karların erimesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Sert yapıya sahip olan uçkun, otsu bir bitkidir. Filkulağına benzeyen yapraklar ve sarımsı, beyaz çiçeklerden oluşmaktadır. Meyvesi ise geniş kırmızımsı ve kahverengi kanatlı olup, üç köşeli bir yapıya sahiptir.

    Özellikle lösemi kanserinin önlenmesinde ve tedavisinde faydalı olan Reun Ribes, polifenol açısından zengin olması ile de büyük önem taşımaktadır. Mideyi rahatlatan ve sindirimi kolaylaştıran bitki, aynı zamanda kusmayı da önlemektedir. Şeker, tansiyon hastalıklarına da deve olan uçkun, afrodizyak özelliğine de sahiptir. Kabız gidermekte başarılı olmasının yanı sıra, astım, nefes darlığı, soğuk algınlığı, ishal, hemoroid, ülser gibi vakalara da iyi gelmektedir. Grip, ateşli hastalıklar, böbrek rahatsızlığı, yorgunluk, uykusuzluk, stres gibi etmenlere de büyük yararı dokunmaktadır. Ve özellikle kan şekerini düzene sokmakta başarılıdır. İştah açma özelliğine sahip olan bitki, kişinin kendini zinde ve dinç hissetmesini sağlamaktadır. Özellikle hamilelik esnasında oluşan lekeler için fayda sağlar. Kabuklarının iç kısmını, lekeli bölgeye sürerek, vücudunuzdaki lekelerden kurtulabilirsiniz. Kolesterolü düşürme de fayda sağlayan ışığın, kalp rahatsızlarının oluşmasını engellemektedir. Kırışıklıkları gideren ve cildi yenileyen bitki, yaşlanmanın da önüne geçmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirerek, daha sağlıklı bir bünyeye sahip olmanızı sağlar.

   Salata olarak ya da yemeklerden sonra meyve olarak tükete bilinir. Ayrıca kaynatılarak birçok hastalığın tedavisinde kullana bilinir. Çiğ olarak tüketildiği gibi pişirilerek de yenebilmektedir. Bu doğa harikası bitki, çok ucuz meblağlarda satışa sunulmaktadır. Tıbbi ilaç yapımında da kullanılan bitkinin saymakla bitmeyen birçok yararı bulunmaktadır.

imagesCA5VOO8F

 kaynak:http://www.bilgiustam.com/uckunisgin-nedir-faydalari-nelerdir/

KAHRAMANMARAŞ/ ELBİSTAN

 

KAHRAMANMARAŞ’IN TARİHİ

Kahramanmaraş, eski ve halk arasındaki adıyla Maraş, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık on sekizinci şehri. 2014 itibarıyla 1.089.038 nüfusa sahiptir. Kurtuluş Savaşı’nda işgale direnişi nedeniyle TBMM tarafından 5 Nisan 1925’te şehre İstiklal Madalyası verildi. 7 Şubat 1973’te Maraş olan adı, Kahramanmaraş olarak değiştirildi.

Şair Gülten Akın, Maraş halkı için “Adamın su gibi akanıdır Maraşlı” demiştir.[1] Ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, ise Seyahatnamesinde Maraş halkı için, “Kelimatları lisan-ı Türkidir ve ekseriya halkı Türkmendir” der.[2] Maraş ve çevresi başta Oğuzların Avşar, Bayat ve Beydili boyları çoğunlukta olmakla birlikte hemen hemen 24 Oğuz boyunun tamamı mevcuttur.

Dövme dondurmasıyla meşhurdur. Kahramanmaraş’ın dövme dondurması yerel şirketlerin azmi ve katkısıyla ünü tüm dünyaya yayılmış ve birçok dünya şehirlerinde dondurma şubeleri açılmıştır. Japonya’dan ABD’ye, Avustralya’dan Dubai’ye kadar birçok ülkede şehrin ve dondurmanın yerel firmalarca tanıtımı yapılmaktadır.74468image1

KAHRAMANMARAŞ DONDURMASSININ TARİHİ

Kahramanmaraş ve çevresi yaylalık, ormanlık ve su kaynakları ile dopdolu olduğundan, Osmanlılar Dönemine kadar en güzel sahleplerin bu bölgelerde yetiştiği malumdur. Yaylalık alanlar sayesinde en kaliteli davar (keçi) sütünün de bu bölgede olduğu tespit edilmiştir.
Sütle sahlep karıştırılarak sıcak olarak keyif verici ideal bir içecek olarak da kullanılır. Cumhuriyet döneminden sonra Ahir Dağı’ndan katır sırtında getirilen karlarla süt ve sahlepin dondurularak yenmesi Kahramanmaraş Dondurmacılığının gelişmesinin esasını teşkil eder.
Konum itibari ile Kahramanmaraş sıcak bir iklim kuşağındadır.
Bertiz köylüleri kışın yağan karların bir kısmını Ahir Dağı tepesindeki çukurluk alanlara doldurarak üzerlerini kapamışlar. Yaz aylarında kar üzerine pekmez dökülerek, ya da yoğurt karıştırılarak “Şıralı Karsambaç”, “Yoğurtlu Karsambaç” olarak yenmiştir. Bu durum Osmanlılar döneminde de önemini korumuştur.
Eskiden insan sayısının az olması, fabrikaların azlığı ve havaya yayılan dumanların düşük olması, soba sayısının ve her türlü ısınma araç ve gereçlerinin azlığından dolayı tabiattaki hava soğukluğunu daha da fazla koruduğundan 25-30 yıl önceleri daha çok kar yağıyor ve geç eriyordu.
Şimdi ise ısınma daha fazla olduğundan karlar daha çabuk erimektedirler. Bundan dolayı kar biriktirme ve depolama zor olmaktadır. Zaten teknik imkanlar da geliştiğinden karların yerini soğutma sistemleri alarak dondurmacılığa geçilmiştir.
Kahramanmaraş Dondurması’nın Özellikleri Maraş’ı kuşatan Ahir Dağı’nın Yüksek yamaçlarında bu coğrafyaya özgü kekik, keven, sümbül ve çiğdem gibi çiçeklerle beslenen keçilerin eşsiz kıvam ve aromaya sahip sütleri ve olağanüstü bir cömertlikle topraktan fışkıran yabani orkide çiçeklerinin yumru köklerinden elde edilen mucizevi salep Maraş Dondurması’nı taklit edilmesi imkansız olan bir lezzet, aroma ve kıvam sağlar. Bu dondurma, Ahir Dağı’nın, Ahir Dağı insanlarının bir mucizesidir
Mado’nun 4. kuşak temsilcilerinden Mehmet Sait Kanbur; meşhur Maraş dövme dondurmasının sırrını; iyi bir süt (keçi sütü), orkide köklerinden toplanan salep yumruları ve ustalık olarak özetliyor.
Orkide köklerinden toplanan salep yumruları önce ipe dizilerek kurutuluyor. Sütle kaynatılan yumrular bir kez daha kurutuluyor. Bu işlem bir kere daha tekrarlanıp kurutulan salep öğütülmeye hazır hale geldiğinde sert ve badem büyüklüğünde oluyor. Süt şekerle karıştırılıp belirli bir ısıda kaynatılıyor.
Karışımın hangi kıvamda olmasına karar vermek, mayalanması için ne kadar beklemek gerektiği, belli bir kıvama gelinceye kadar kazanlarda dövülmesi gibi ustalık gerektiren çok önemli ayrıntılar…K.Maraş’ta dondurma, çatal bıçak kullanılarak ve yanında antepfıstıklı tatlılarla yenir. Maraş dondurması öyle sert yapılabiliyor ki, et satırıyla bile zor kesiliyor.

KAHRAMANMARAŞ TARHANASI

Tarhana’nın bulunuşuna dair çeşitli rivayetler vardır. En önemli iki rivayet şöyledir:

Yavuz Sultan Selim, Mısır’a sefere giderken uzun müddet soğuğa ve sıcağa dayanacak bir yiyecek bulunmasını ister. Maraş’ın meşhur tarhanası, soğukta donmayan, sıcakta kokmayan taşıması kolay, besleyici bir yiyecek olarak, ordunun en önemli besin maddesi olur.

Diğer bir rivayette şöyle:
Genç bir kız sevdiğine hazırladığı pilavı ve yoğurdu, anası gelince birbirine katıp bir yere saklar. Bir gün güneşin altında kalan yoğurtlu pilav kuruyunca Kahramanmaraş’ın meşhur tarhanası ortaya çıkar.

KAHRAMANMARAŞ BİBERİ

Kahramanmaraş’ta çok uzun yıllardır, acı kırmızı biber üretimi yapılmaktadır. İlimizde biber üretimi ve biber işlemeciliği yaygındır.    iklim yapısından dolayı en iyi kırmızı acı biber Kahramanmaraş’ta yetişir. Bunun yanında Maraş biberi zehirli madde içermez aflatoksinsizdir. İşleme esnasında zararlı katkı maddesi katılmaz.

Oysa bazı yörelerde özellikle toz ve yaprak haline getirilmiş biberin içine tuğla tozu, gıda boyası, aşırı oranda tuz ve yağ konularak tüketici yanıltılmakta ve tüketicinin sağlığı ile oynanmaktadır.  Özellikle Türk Herbalit uzmanları tarafından yıllarca ağrı kesici olarak kullanılması tavsiye edilmiş,ve Batıda ise bunu yeni keşfetmiştir.
Amerikalı Bilim Adamları, Kahramanmaraş Acı Kırmızı Biberin İçindeki ‘Kapsaisin’ Maddesini Kullanarak Çok Etkili Yeni Bir Ağrı Kesici Ürettiler.
Doğum sancılarından diş operasyonlarına kadar birçok alanda kullanılabilecek ilaç, ağrıyı tam olarak keserken hareket ve dokunma kabiliyetini de etkilemiyor.
Bugüne dek lokal anestezi işlemlerinde kullanılan “lidokain” ile kombine edilen ve “biber gazı” spreylerinin içinde de bulunan “kapsaisin”den elde edilen ilacın, kronik ağrıları bulunan hastaların günlük hayatlarını da “normal” sürdürmelerine yardımcı olacağı belirtildi.

Dr. Story Landis, hastanın “uyuşturmadan” acısını kesen yeni ilaç için “Düşünme, dikkat, koordinasyon ve sinir sisteminin diğer önemli işlevlerini sekteye uğratmadan patolojik ağrıyı yok ediyor” dedi.

Diğer uzmanlar da bu yöntemin genel anesteziyi gereksiz kılabileceğini ve birçok ameliyatta hastaların uyanık kalabileceğini söyledi. Şu anda enjeksiyon yöntemiyle uygulanan ilaç, yakında hap şekline de getirilebilir.

İlacın şimdilik en büyük sorunu, enjeksiyon anında verdiği yanma hissi ve etki süresi de kısa vadeli olarak acı tadı verdiği için kırmızı biber kapsaisini maddesi ne başka bir maddede ekleyerek acımtırak yerine tatlandırılmış ağrı kesici hapı piyasaya yakında sürülecek.
Uzmanlar Maraş biberin birçok hastalığa iyi geldiğini yapılan testlerde acı biberin diğer hastalıklara da ne gibi tepki vereceği konusunda çalışmalar yapmakta..

KAHRAMANMARAŞ EN BÜYÜK 3. ABDULHAMİTHAM CAMİİ

Çamlıca’ya yapılması planlanan camiye de ilham kaynağı olan Abdülhamit Han Camisi, 46 metre yüksekliğindeki kubbesi, 81 metre yüksekliğindeki 4 adet minaresi ve 46 bin metrekare kapalı alanıyla Adana’daki Sabancı ve Ankara’daki Kocatepe’den sonra Türkiye’nin 3. büyük camisi olma özelliğini taşıyor.
18 yılda 500 ustanın alın teri döktüğü cami, dünyanın farklı ülkelerindeki sanatseverlerin de ilgisini çekiyor.
Hayırseverlerin yardımlarıyla tamamlanan ve geçen yıl ibadete açılan caminin iç mekanına işlenen hat sanatı ise görenleri adeta büyülüyor. Hat işlemesi, bin 800 günde tamamlanan camideki motifler, ortamın maneviyatına adeta ahenk veriyor. Külliye şeklinde inşa edilerek farklı sosyal imkanlara sahip olan cami, kendine özgü tasarımıyla dikkat çekiyor.

KAHRAMANMARAŞ ELBİSTAN

Elbistan, Kahramanmaraş iline bağlı en büyük ilçedir. Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinin kesiştiği noktada yer alır. Şehir merkezinin nüfusu yaklaşık olarak 95.000’dir. TÜİK 2014 yılı nüfus sayımına göre tüm ilçe nüfusu köyleriyle birlikte 142.168′ dir.[2]

İlçe sınırları Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümü’nde olup 2547 km² yüz ölçümüne sahiptir. Yaklaşık olarak 37 doğu meridyeni – 38 kuzey paraleli arasında bulunan Elbistan’ın kuzeyinde Darende ve Gürün ilçeleri, güneyinde Nurhak ve Ekinözü, doğusunda Malatya ili, Doğanşehir ve Akçadağ ilçeleri, batısında ise Afşin ve Göksun ilçeleri bulunmaktadır.

Şehrin sosyo-ekonomik yapısına bakıldığında insanların çoğunlukla işçilik ve çiftçilik yaparak geçim sağlamakta oldukları görülür. Özellikle kırsal kesimlerde tarım büyük önem arz etmektedir.Şehir çok yakınından doğan ve ortasından geçen Ceyhan Nehri ile ünlüdür. Afşin- Elbistan termik santralleri Türkiye’nin elektrik üretimine önemli bir katkı sağlamaktadır. Şu anda mevcut olan iki santral toplam 17 milyar kwh elektrik üretmektedir. Bölgenin en Büyük şeker fabrikası olan Elbistan Şeker Fabrikası çiftçinin gözbebeğidir.

1993 yılında zamanın başbakanı Süleyman Demirel, muhtar Nuri Taphasanoğlu’nun ceketini imzalayarak “Elbistan İl Oldu” yazmıştı.. Aradan geçen yıllara rağmen Elbistan il yapılmadı. Verilen sözler, atılan imzalar uçup gitti 1970’li yıllardan beri il olma hayali ile yaşayan Elbistan halkı, bu hayalini gerçekleştirmek amacıyla çeşitli defalar birlik olarak bazı çalışmalarda bulunmuştu. 12 Şubat 1993 yılında bu isteğine çok yaklaşan Elbistan, heyette bulunan muhtar Nuri Taphasanoğlu’nun girişimleri ile sevinmişti. Zamanın başbakanı Süleyman Demirel, muhtar Taphasanoğlu’nun ısrarcı davranışları üzerine ceketinin arkasını imzalayarak; “Muhtarım, Elbistan il oldu” yazıp, altını imzalamıştı.

2014 Mart Ayında Kahramanmaraşın Büyükşehir Olması ile birlikte Elbistan Belediyesi Faal Duruma geçmiş hizmet 200 Kilometre uzaklıkta Büyükşehir Belediyesinden gelmek zorunda kalıp eksik hizmet vermekte olunca 24 Ekim 2014 Tarihinde Elbistanlılar tekrar il olma çabalarına STK “lar Siyasi Parti Temsilcileri ile birlikte “Bir Olalım İl Olalım” Platformu Kurdular ,

Yapılmakta olan Gölbaşı-Nurhak yolu (Kumlu Yolu) ile Elbistan güneydoğu illerinin batıya açılan kapısı olacaktır. Ayrıca Elbistan-Afşin-Sarız yolunun faaliyete geçmesi Elbistan’ın gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Elbistan 140.000’i aşan nüfusuyla ve içinde barındırdğı ticaret hacmi ve oluşan sermaye açısından Türkiye’nin 18 ilindenden daha büyük olan ancak il olamamış bir ilçedir. Büyükşehir merkez ilçeleri hariç tutulduğunda Türkiye’nin en büyük 22. ilçe merkezidir.

Elbistan, tarihi çok eski dönemlere kadar uzanan bir şehir olup Osmanlı Devleti’ne son katılan beylik olan Dulkadiroğlu Beyliği’ne başkentlik yapmıştır. Beyliğin başkenti ancak 1507’de Elbistan’ın savaşta tamamen yakılmasından sonra Maraş’a taşınmıştır. Osmanlı padişahı II. Murat’ın annesi Emine Hatun Dulkadiroğlu beyi Nasreddin Mehmed Bey’in kızıdır.  Günümüzde çarşı yakınlarında bulunan eski Selçuklu hamamı civarında beylik sarayı kalıntıları bulunduğu bilinmektedir.

İlçenin eski kasabası ve şimdi komşu ilçesi olan Ekinözü’nde bulunan doğal içme sularıyla çok çeşitli hastalıklara şifa dağıtılmaktadır. Yatırım potansiyeli olarak daha çok gıda üzerine yoğunlaşılmıştır. Besicilik gelişmiştir ve Türkiye çapında ünlü çoğu markaya et satışı yapılmaktadır. Elbistan Ovası, deniz seviyesinden yaklaşık olarak 1115 m. yükseklikte olup Türkiye’nin 4. büyük ovası olarak oldukça verimli bir arazi yapısına sahiptir. Bu nedenden dolayı tarım ve hayvancılık Elbistan’da çok ilerlemiştir. Türkiye’nin en kaliteli etinin Elbistan’dan çıkması da besiciliğin ne kadar ilerlediğinin bir göstergesidir.

Selçuklu dönemi sonrası kurulan Anadolu Türkmen beylikleri devrinin 4 büyük beyliğinden biri olan Dulkadiroğulları beyliği , Dulkadirbey önderliğinde olup Alevi Türkmen beyliğidir.

 

Kaynak : http://www.bik.gov.tr/abdulhamit-han-camii-hat-sanatiyla-buyuluyor-haberi-14269/

http://www.haberkahramanmaras.com/haber-1227-Tarhana-nin-Bulunus-Hikayesi.html

http://lezzetler.com/maras-dondurmasinin-sirri-vt26774

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kahramanmara%C5%9F

http://tr.wikipedia.org/wiki/Elbistan

 

 

 

EFSANE MEMLEKET ÇORUM (19 HERİCİLER)

                                                  ÇORUM

b4d273dd-87ca-46a4-9361-33900c394af4

Topraklarının bir bölümü Karadeniz bölgesinde ve bir bölümü de İç Anadolu bölgesinde olan bir ilimiz. Yüz ölçümü 12 820 km2, nüfusu 597 065 (2000), il plâka kodu 19’dur. İlçeleri: Merkez, Alaca, Bayat, Boğazkale, Dodurga, İskilip, Kargı, Laçin, Mecitözü, Oğuzlar, Ortaköy, Osmancık, Sungurlu ve Uğurludağ’dır.

Çorum ilinin yarıya yakın bir bölümü plâtolardan oluşur. Plâtoları yaran birçok ırmağı vardır. Bu ırmakların geçtiği yerlerde verimli ovalar bulunur. En önemli ovaları, Çorum, Sungurlu, Osmancık, Irmak ve Mecitözü ovalarıdır. En önemli dağları da, Kös Dağı, Kırklar, Köse ve Eğerli dağlarıdır. Bu ilden geçen ve doğan bütün ırmaklar Karadeniz’e dökülür. Çorum’da Karadeniz iklimiyle İç Anadolu iklimi arasında bir geçiş iklimi egemendir. Güney kesimlerinde yazlar kurak ve sıcak, kışlar kar yağışlı ve soğuk olur. Kuzeye gidildikçe yağışlar artar. Doğu ve batı kesimlerinde ormanlık alanlar vardır. Orta ve güney kesimlerindeyse bozkırlar bulunur.

Çorum nüfusunun büyük bir bölümü kırsal alanda yaşar. İlin ekonomisi tarıma dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler, buğday, arpa, şeker pancarı, soğan, kavun, karpuz, domates, patates, yeşil mercimek, üzüm, pirinç ve elmadır. Çorum ili leblebisiyle de ünlüdür. Ekonomide hayvancılık da önemli bir yer tutar. Yetiştirilen hayvanlar, koyun, kıl keçisi, Ankara keçisi ve sığırdır. İlde sanayi pek gelişmemiştir. Başlıca sanayi kolları çimento, tuğla, kiremit, döküm, plâstik, kâğıt ambalâj, un, yem ve süt ürünleridir. İlden yurtdışına salyangoz, at ve eşek eti konservesi de satılmaktadır. Çorum’un tarihi çok eski yıllara dayanır. Alacahöyük’te 2634 hektarlık alana yayılan tarihi kalıntılar, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birine aittir. Günümüzde bu alan Boğazköy-Alacahöyük Milli Parkı olarak koruma altına alınmıştır.

                                                                                    ÇORUMDA GEZİLECEK YERLER

Hattuşaş Antik Kenti: Çorum’un simgesi haline gelmiş olan Hattuşaş Antik Kenti UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Hitit uygarlığının başkenti olan bu yerleşim aynı zamanda tarihteki ilk yazılı anlaşmanın da yapıldığı yer. Bu muhteşem güzellikteki antik kenti gezmeden Çorum’da ayrılmayın. Hattuşaş Antik Kenti Alacahöyük Tarihi Milli Parkı sınırları içinde bulunuyor.

galatya1

Kybele Kabartması: Çorum’un Ortaköy ilçesinde bulunan ve Helenistik dönemden kalan Kybele Kabartması Çorum’da görülmeye değer bir diğer antik çağ kalıntısı. Bir kaya bloğu üzerine oyularak resmedilen Kybele Kabartması bu döneme ait bilinen en büyük kabartma.

1359988507_kybelekabartmasi

Kaleler: Çorum’daki tarihi duraklardan biri de Çorum kaleleri. Yüzlerce yıllık geçmişe sahip olan Çorum Kalesi ve Kandiber Kalesi’ni gezmenizi tavsiye ediyoruz.

10_full

Müzeler: Eğer müze gezmekten hoşlanan bir gezginseniz şehir merkezindeki Çorum Müzesi’ni, Hattutaş Antik Kenti’nden çıkarılan eserlerin sergilendiği Boğazköy Müzesi’ni ve Alacahöyük kazılarından çıkarılan buluntuların sergilendiği Alacahöyük Müzesi’ni gezmenizi öneriyoruz.

corummuze

KAYNAK:http://www.bilgiler.gen.tr/corum.html#top

GÜNEŞ ENERJİSİNİN KULLANIM ALANLARI

Sıcak Su Üretilmesinde Çatılara yerleştirilen kollektörler sayesinde güneşin ısıtma etkisinden yararlanarak su ısıtılmaktadır. Isıtılan su evin sıcak su ihtiyacının tamamını karşılayabilir

Sokak Aydınlatmasında Taşıt yollarını veya sokakları aydınlatmak ciddi maliyetler oluşturur. Henüz yaygınlık kazanmasa da sokak aydıtlada güneş pillerinden yararlanılmaktadır

Güneş Arabalarında Güneş enerjisiyle çalışan otomobiller prototip aşamasını geçebilmiş değil. Bununla birlikte teknolojideki gelişmeler ilerde güneş enerjisiyle çalışan otomobillerde seyehati mümkün kılacak.

Uçaklarda Güneş enerjisinin uçaklarda kullanımı da henüz deneysek aşamada. Günümüzde havada uzun süre kalması gereken bazı casus uçak modellerinde ve yanda resmini gördüğünüz NASA’nın deneme uçağında güneş pilleriyle yakıtsız uçuş gerçekleşmektedir.

Hesap Makinelerinde Hesap makineleri minik güneş hücreleri taşırlar. böyle bir hesap makinesi pil değiştirme derdi olmadan yıllarca çalışabilmektedir.

Saatlerde Tıpkı hesap makinelerinde olduğu gibi bazı sayısal saatler de güneş enerjisiyle çalışırlar .

Giysi veya Çantalarda Mp3 çalar gibi mobil cihazları sürekli çalışır kılmak için çanta, giysi gibi eşyalara küçük güneş pilleri takılmaktadır. Trafik İşaret Lambalarında Trafik işaret lambalarının enerji ihtiyaçlarını karşılamak için güneş enerjisinden yararlanılmaktadır. Trafikteki tüm lambalar güneş enerjisiyle çalışmaz. Güneş enerjili trafik lambaları genellikle şebekeden uzak alanlarda kullanılır. Lambanın üzerinde bulunan güneş pili hem lambaya ışık verir hem de fazla enerjiyi gece kullanılmak üzere bataryaya depo eder Evlerin Elektrik İhtiyacının Karşılamasında Evlerin çatısına yerleştirilen güneş panelleri (güneş pilleri) büyüklükleri oranında elektrik üretirler. Üretilen elektrik çevreye hiç zarar vermez ve paneller neredeyse hiç bakıma gerek duymadan yıllarca çalışır.

Cep Telefonlarının Şarj Edilmesinde Cep telefonu gibi taşınabilir cihazları şarj etmek için küçük güneş pilleri kullanılmaktadır.

Soğutma Sistemlerinde Güneş enerjisiyel üretilen sıcak su bazı ek düzeneklerle soğuk su üretilmesinde de kullanılır.Yemek Pişirilmesinde Güneş ocağı denilen yoğunlaştırıcı sistemler sayesinde güneş ığınların kabın üzerinde toplanarak yemek pişirilir.

images

http://www.alternaturk.org/gunes-enerjisi-kullanim-alanlari.php

Muğla Dalaman

Muğla Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık yirmi dördüncü şehri. 2013 itibarıyla 866.665 nüfusa sahiptir. Ege Bölgesi’nde, topraklarının küçük bir kısmı Akdeniz Bölgesi içine giren, Ortaca, Dalaman, Fethiye, Marmaris, Milas, Datça ve Bodrum gibi tatil yöreleri ile ünlü bir yerleşim yeridir. İlde 13 ilçe bulunur. Turizm Dalaman, Fethiye, Marmaris, Datça ve Bodrum gibi tatil bölgeleri ile dünyaca tanınan Muğla, 2007 yılı Ocak-Eylül döneminde, 2006’nın aynı dönemine göre turist sayısını %9 artarak 2.285.258 kişi ağırlamıştır. Ayrıca Dalaman’da askeri ve sivil havaalanı bulunmaktadır. Bu havaalanın yıllık 10 milyon kapasiteli dış hatlar terminalinin bulunması yurtdışından ulaşım için de önemli bir imkân sağlar.

Türk evleri

Özellikle Hisar Dağı eteklerine doğru yayılmış olan bu evler, kentsel silüeti kırmızı kiremit çatı beyaz duvar ve üzerlerinden taşan yeşil ağaçlar üçlüsü ile oluşan armonisi içinde, geleneksel dokunun özünü oluşturan yapılardır. Avlu içindeki müştemilatlarıyla bir kullanım ve form biçimini oluştururlar. Bazılarının ‘hayat’ları sonradan kapatılmış, yakın devirde inşa edilen bazılarında ise bu bölüm doğrudan olarak yapılmışlardır.

Rum evleri

Rum evlerini diğer evlerden ayıran temel özellik içe kapanmış olmaları, avlu yerine sokakla bütünleşen bir cephe ve kütle nizamı göstermeleridir. Diğer ayırt edici özelliği ise kesme taş yapı olmalarıdır. Eski şehrin ticaret ve zanaat merkezi Arasta mevkiinde 1895’de Rum Filivari Usta’nın elinden çıkmış saat kulesi de Rum nüfusun Muğla’ya yadigarlarındandır. Kentte halen yaşları 100 ila 300 arasında değişen 400 yapı koruma altındadır ve kapsamlı bir restorasyon girişimi başlatılmıştır.

6ea78ec3-6e72-4f52-8703-fcf49f0b9a40

Dalaman

Muğla ili’nin 13 ilçesinden birisi ve ilçenin yönetim merkezi olan şehir. Atm Dalaman Uluslararası Havaalanı bu ilçe sınırları içerisindedir. Ortaca’nın da ilçe haline getirilmesinden sonra bağlı beldesi kalmamıştır. 16 köyü bulunmaktadır. Akdeniz Bölgesi’nde, Muğla İline bağlı bir ilçe olan Dalaman,aynı ilin Köyceğiz, Ortaca ve Fethiye ilçeleri ile Denizli ili Çameli ilçesi arasında yer almaktadır. Doğu,kuzey ve batı kesimleri dağlık,güneyi ovalıktır. İlçe topraklarını Gölgeli Dağlar (2.295 m.), Boncuk Dağı (2.265 m.) engebelendirmektedir. Fethiye Körfezi ’ne paralel uzanan bu dağların etekleri yapraklı, yüksek kesimleri de iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlarla kaplıdır. Dalaman Ovası, Muğla ilinin en verimli ovasıdır,Türkiye’nin ve dünyanın en verimli ovaları içerisindedir. İlçe topraklarını Dalaman Çayı sulamakta olup, Akdeniz ve Ege Bölgeleri geçiş noktasında bulunmaktadır. Dirmil yakınlarındaki Kocaş Dağından doğan, Dalaman Çayı Marmaris ve Fethiye arasında yer alır. Toplam uzunluğu 229 km.dir. Batı Toroslar’ın Göktepe ve Yaylacık Dağlarından inen kolların birleşmesiyle büyüyen çay, dar ve derin bir vadi içinde akarak, Ortaca’nın 8 km. güneyinden denize dökülür.Deniz seviyesinden yüksekliği 15 m.dir. Yüzölçümü 61.694 hektar olan ilçenin 2009 Yılı Genel Nüfus sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 33.451’dir. İlçenin tarihiyle ilgili herhangi bir bilgi yeterli arkeoloji kazısı ve yüzey araştırması yapılmadığından dolayı bulunmamaktadır. Ancak Antik Karya bölgesi içerisinde olduğundan ilçe tarihinin çok eskilere dayandığı sanılmaktadır. Daha önce Köyceğiz İlçesine bağlı olan Atakent ve Dalaman beldelerinin birleşmesiyle tek bir Belediye olan Dalaman, 1983 ’te ilçe konumuna getirilmiştir. Euhippe antik kentinin Karia bölgesinin kuzeyinde, Dalaman’ın yanı başında Alaçatlı Köyü’nün (Alaca-atlı) bulunduğu yerde olduğu sanılmaktadır. Ayrıca ilçede tren yolu olmamasına rağmen, tren istasyonu bulunmaktadır.

Dalaman’ da Gezilecek Yerler

Dalaman’da görülmesi gereken yerler ilçe merkezi ve civar ilçeler gibi sıralanabilir aslında. Keşfetsene’nin Türkiye Gezi Notları yeni yayına girdiği için diğer bölgeleri zamanla göreceksiniz, biz Dalaman içindeki koylar, Dalaman Plajları ve Dalaman’ı tarihi güzelliklerinden birkaçı ile rehberimizi tamamlayalım. Dalaman Tatilinin keyifli geçmesi dileğiyle.

Dalaman Çayı

Türkiye’nin en iyi rafting parkurları yazımızda belirttiğimiz önemli rafting merkezlerinden Dalaman Çayı, deniz kum güneş tatilini renklendirmek isteyenler için bire bir. Bölgede birçok profesyonel şirket sizi bekliyor ve acemiden profesyonele sınırsız seçecek var. Dalaman Çayı boyunca da serin serin birçok otel bulunuyor.

DALYAN-ENGUR-PANSiYON-DALYAN-MUGLA-1

Kaynak : http://kesfetsene.com/dalaman-gezi-rehberi/

http://tr.wikipedia.org/wiki/Dalamanhttp

Dünyanın En Eski Köprüsü

Dünyanın En Eski Köprüsü

Taşköprü, Seyhan Nehri üzerinde, Adana kent merkezinde, Adana (Seyhan) ve Karşıyaka (Yüreğir) yakalarını birleştiren, köprüdür.Adana’nın simgesi olarak kabul edilen köprü, bir Roma dönemi eseridir. Taşköprü’nün Roma İmparatoru Hadrian tarafından yaptırıldığı ve Roma İmparatoru Justinianus zamanında ciddi şekilde onarıldığı aktarılmaktadır. Seyhan Nehri üzerinde bulunan, aslen 21 gözlü olan köprü, Seyhan Nehri’nin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla 14 gözlü olarak hizmet veriyor. İlk yapıldığında yarı yarıya daha dar olan köprü daha sonra genişletilmiştir. Köprünün her iki girişinde de şu anda mevcut olmayan taç kapısı olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminde birkaç kez onarılan Taşköprü, günümüzde de hizmet vermeye devam etmektedir. 310 metre uzunluğundaki köprünün genişliği 11.40 metredir.

Taşköprü’nün 2006 yılı başında restorasyon çalışmalarına başlanmış ve 2007 başlarında çalışma sona ermiştir. Ayrıca Taşköprü Dünyada hala kullanılan en eski köprüdür.

Kaynak:  http://tr.wikipedia.org/wiki/Ta%C5%9Fk%C3%B6pr%C3%BC,_Adana

İPEK BÖCEKLERİ VE YETİŞTİRİCİLİĞİ

 

 

1a9baee2108527eeffc063ebca11f242_LİPEK BÖCEKÇİLİĞİ

İpek böceği ilk defa İsa’dan 2600 yıl önce Çin’de beslemeye alınmıştır. Çinliler ipekböceği yetiştirme ve ipekli kumaş yapmanın sırrını uzun yıllar ülkelerinde saklamışlardır. Yurdumuzda ise ipekböcekçiliği 1500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Genellikle yardımcı bir tarım koludur. Büyük bir yatırımı gerektirmez. Ailede yaşlı, genç herkesin emeği değerlendirilir. 35-40 günlük bir uğraş sonunda oldukça iyi bir gelir getirir. İpekböceği yetiştiriciliği, dut ağacının yetiştiği her yerde yapılabilir.

İPEKBÖCEĞİ TOHUMLARININ TEMİNİ

İpekböceği tohumunu Ülkemizde üreten tek kuruluş KOZABİRLİK olup, ipekböceği beslemesi yapmak isteyen bütün üreticilere ipekböceği tohumlarını hayvancılık desteklemesi kapsamında ücretsiz olarak vermektedir.İpekböceği beslemek isteyen; Ege ve Akdeniz bölgesindeki (İzmir, Muğla, Antalya, Hatay….Vb.)üreticilerin en geç Mart ayı sonuna kadar, diğer bölgelerdeki üreticilerin ise Nisan ayı sonuna kadar tohum talebinde bulunmaları gerekmektedir. İpek böceği tohum talepleri, Kozabirlik’e veya Kozabirliğe bağlı Kooperatiflere, Tarım İlçe Müdürlüklerine yapılabilir. Üretimin yoğun olduğu bölgelerde ipekböceği tohumları inficar etmiş (böcek) olarak üreticilere teslim edilmekte olup, üretimin çok az olduğu yani birkaç üreticinin bulunduğu bölgelerde ipekböceği tohumları, kutu içinde tohum olarak üreticilere teslim edilmektedir.

İPEKBÖCEĞİ TOHUMLARININ KULUÇKASI (İnficar)

Kuluçka, ipekböceği yetiştiriciliğinin ilk ve en önemli olan safhasıdır. Toplu iğne başı büyüklüğündeki ipekböceği yumurtalarının 20.000 tanesi yaklaşık 12-13 gram ağırlığındadır. (İpekböcekçiliğinde yaygın olarak kullanıldığından, biz de burada yumurta yerine tohum, kuluçka yerine de inficar veya fışkırma sözcüklerini kullanacağız.) İpekböceği tohumlarının inficarında amaç tohumlardan aynı zamanda sağlıklı ipekböceklerinin elde edilmesidir. Bu dönemde hata yapılırsa çıkan ipekböcekleri zayıf, hastalıklara dayanıksız ve miktarı az olur. Sonuç olarak verim de düşük olur. Uygun yapılan bir inficarda istenilen günde, kısa sürede çıkışını tamamlamış, çok sayıda, sağlıklı ve yeknesak ipekböcekleri elde edilir. Bu nedenle, İnficardan kaynaklanabilecek kayıpları en aza indirebilmek amacıyla üretimin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde ipekböceği tohumları inficar ettirilmiş olarak üreticilere verilmektedir. İnficara başlamadan bir hafta önce inficar odasının temizliği ve dezenfeksiyonu tamamlanmalıdır. İnficar odasının temizlik ve dezenfeksiyonunda da besleme odası için yapılanlar aynen yapılır. İnficar odasının sıcaklık ve nemini kontrol edebilmek için termometre ve nemölçer bulundurulmalıdır. Ayrıca ısıtma gerektiğinden odada uygun bir yerde ısıtıcı olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta mangal, borusuz soba gibi ortama zehirli gaz verebilecek ısıtıcılar kullanılmamalıdır. İnficar odalarında yeni boyanmış eşya, boya, ilaç kutuları gibi koku veren şeyler olmamalıdır. İpekböceği tohumları zehirli gazlara karşı çok hassastır. Tohumların bulunduğu yerlerde sigara içilmemelidir. Ülkemizde üretilen tohumlar üretimlerinin her kademesinde kontrolden geçmektedir. Tohum kutuları arasında miktar ve kalite yönünden herhangi bir fark yoktur.

İnficarda istenen çevre şartları:

Sıcaklık: İnficarda en önemli unsur sıcaklıktır. İnficar boyunca sıcaklık devamlı 25-26 derece civarında olmalı ve sıcaklıkta ani değişmeler olmamalıdır.

Nem: Çıkış ve çıkan ipekböceklerinin sağlığı açısından çok önemlidir. İnficar boyunca nem’in %75-85 civarında olması istenir. Bu nemi sağlamak için inficar odasında yerler ıslatılabilir, tohum kutuları yakınına ıslak çarşaf vs. asılabilinir, soba üzerinde açık bir kap içinde su bulundurulabilinir.

Işık: İnficarda normal gün ışığı yeterlidir ancak güneş ışığı doğrudan tohumların üzerine gelmemelidir. Tohumların renklerinin ağarmaya başladığı devreden itibaren 18 saat aydınlıkta kalması yeknesak bir çıkış için faydalı olur. İnficar başlangıcında tohumlar varsa inficar çerçevelerine, yoksa tohum kutusunun üst bezi yırtılarak kendi kutuları içine muntazam olarak yayılır. İnficar çerçevesi kullanılırsa tohumların üzerine kanaviçe ve ince bir kağıt konarak hem çıkan larvaların dağılmaması hem de ipekböcekleri ile tohum kabuklarının karışmaması sağlanır. Bu şekilde inficara konan tohumlardan 9-10 gün içinde ipekböcekleri çıkmaya başlar. (Kışlak çıkış tarihi ile inficara konuş tarihi arasındaki farka göre bu süre daha kısa olabilir.)

GENÇ İPEKBÖCEKLERİNİN BAKIM VE BESLENMESİ

1,2 ve 3 üncü yaşlardaki ipekböcekleri, genç ipekböcekleri diye adlandırılırlar. Bu dönemde ipekböcekleri 25-26 derece sıcaklık ve %80-85 nem isterler. Özellikle bu dönemde ipekböceklerine yumuşak ve kaliteli yaprak verilmeli havalandırmaya özen göstermelidir. İnficar kısmında bahsedildiği gibi iyi bir inficarda çıkış üç gün içinde tamamlanır. Ancak beslemeye üçüncü gün başlanır. Yeni çıkan ipekböcekleri açlığa karşı dayanıklı olduğundan ilk çıkanların bir iki gün aç kalması zararlı değildir. Üçüncü gün hepsini birden beslemeye alarak yeknesak bir besleme yapılır. Ancak çıkış üç günden fazla sürerse ilk üç günde çıkanlar beslemeye alınır. Daha sonra çıkanlar ise ayrı bir yerde günde bir öğün fazla yem verilerek diğerlerine yetiştirilir. Uyku dönemine birlikte girmeleri sağlanır. İlk üç yaşta ipekböcekleri kare şeklinde ince kıyılmış yapraklarla beslenirler. Yaprak kıymada ölçü her yaş için ipekböceği büyüklüğünün iki – üç katı kadar olmalıdır.  1. yaşta yaprak verirken dalın en ucundaki ilk 4 yaprağın verilmemesi yararlı olur. Çünkü bu yapraklar çok taze olduğundan bunların alt kısımlarındaki yaprakların verilmesi daha uygundur.

YETİŞKİN İPEKBÖCEKLERİNİN BAKIM VE BESLENMESİ

  1. ve 5 inci yaşlardaki ipekböceklerine yetişkin ipekböcekleri diyoruz. Bu dönem ipekböcekçiliğinde yaprak tüketiminin ve işçiliğin en fazla olduğu dönemdir. İlk yaşların aksine bu yaşlarda yüksek sıcaklık ve nem çok fazla istenmez. Bu dönemde en uygun sıcaklık. 23-24 derece en uygun nem ise %70-75 dir. İlkbahar beslemesinde bu dönem Mayıs ve Haziran aylarına rastlar. Dolayısıyla hava sıcaklığı istenen sıcaklığın üzerindedir. Bu nedenle bu yaşlarda besleme yeri olarak kuzeye bakan serin yerlerin tercih edilmesi gerekir. Ayrıca güneye bakan pencerelerin kalın perdelerle kapatılması, kapıların hava cereyanı olmayacak şekilde açık tutulması yararlı olur. Bu dönemde ipekböcekleri için yaprak kıyılmasına gerek yoktur. 4. yaşta tam yaprak ve filiz, 5 inci yaşta ise şimal verilebilir. 4. yaşta iki veya üç kez 5. yaşta ise günaşırı alt değiştirme ve her alt değiştirmede uygun şekilde seyreltme yapmak iyi ve kaliteli ürün alınması amacıyla faydalı olur. Özetle yaprak temini, alt değiştirme, seyreltme vb. işler, yetişkin ipekböceklerinde yoğun bir çalışmayı gerektirmektedir.

 

KAYNAKÇA:

http://www.kozabirlik.com.tr/ipek-bocekciligi/ipekboecekciligi-ve-yetistiriciligi.html

 

1 38 39 40 41 42 64