MİSİS / Adana

misis_orenyeri_a

MİSİS / Adana

Misis antik kenti (Mopsuestia), Ceyhan Nehri kenarında, tarihi İpek Yolu üzerinde kurulmuş, Adana’dan sonra gelen ikinci bir geçit durumundadır.

MOPSUESTIA

Misis’in tarihi, antik kentin üzerinde bulunduğu ve Neolitik Çağ’la tarihlenen höyük ile başlar. Misis’i Truva kahramanlarından Mopsos’un kurmuş olduğu söylenmektedir. Hitit, Asur, Makedonya ve Selevkosların eline geçmiş,Roma ve Bizans devirlerinde de önemli bir merkez olmuştur. M.S. 8. yüzyıldan itibaren Abbasiler döneminde yeniden imar edilmiştir. 965’te yeniden Bizans’a geçen kent, sırasıyla 1082’de Anadolu Selçukluları’nın eline geçse de daha sonra Antakya Prensliği, Bizans ve Kilikya Ermeni Krallığı arasında el değiştirmiş ve 12. yüzyılın sonunda burası Kilikya Ermeni Krallığı’na bağlanmıştır. 14. yüzyılın başlarında Memlüklerin eline geçen ve günümüzde bu bölgede yaşayan Yörük aşiretlerinin yerleştiği kent, Memlüklere bağlı Ramazanoğlu Beyliği’nce yönetilmiştir. 1517 yılından sonra Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine giren ve 1602’ye kadar Ramazanoğullarının yönettiği Misis’te bugün ayakta kalmış olan eserler M.S. 4. yüzyıla ait bir bazilikanın mozaik taban döşemeleri, dokuz gözlü bir taş köprü, akropol deki surlar, su kemerleri ve hamam kalıntıları ile ve Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalanHavraniye Kervansarayı ve tek kubbeli mescittir. Beldenin bugünkü adı Yakapınar’dır.

Ayrıca Misis’te Lokman Hekim’in Misis Köprüsü’nden geçerken ölümsüzlük ilacını kaybettiği, Yedi uyurlardan Karataş Dedenin Mezarınında burada bulunduğu rivayet edilmektedir.

 

Kaynak:   http://tr.wikipedia.org/wiki/Misis

VAN – TUŞBA & AKDAMAR ADASI

 old_van  Tuşba, Türkiye‘nin Van ilinin bir ilçesi. 12 Kasım 2012’de TBMM‘de kabul edilen 6360 sayılı kanun ile Van merkez ilçesinin ikiye bölünmesi sonucu ilçe olmuştur. Nüfus bakımından Van’ın en büyük 3. ilçesi olan Tuşba aynı zamanda Van’ın eski adıdır. 2013 yılı TÜİK istatistiklerine göre Tuşba’nın nüfusu 138.123’tür.

   Van Anadolu’nun en büyük kapalı havzası olan VanGölü kıyısında toprakları verimli akarsuları bol iklim koşulları oldukça elverişli bir yerleşim merkezidir. Bu yüzden tarihin eski çağlarından beri birçok medeniyetin hakim olduğu bir yer olmuştur.

   Arkeolojik araştırmalara göre Van ili yazılı tarih öncesi dönemleri M.Ö. 5000-3000 yılları Kalkolitik dönem başlarına kadar uzanmaktadır. M.Ö. 2000 yılında bu bölgede ilk olarak devlet kuranlar Hurrilerdir. Daha sonra Hurrilerin bölgedeki devamı olan yerli kavimler tarafından M.Ö. 900 yıllarında başkentleri Tuşba ( VAN) olan Urartu devleti kurulmuştur. Urartular M.Ö. 612 yılına kadar Van Bölgesinde güneyde yukarı Mezopotamya’ya kadar uzanan topraklarda hüküm sürmüşlerdir. M.Ö. IX. Yüzyılda Kral Sarduri tarafından Van kalesi yaptırılmıştır. M.Ö. VII. Yüzyıl başlarında Mezopotamya’dan Anadolu’ya akınlar düzenleyen AsurlularVan kalesini ele geçirince Urartular Tuşba yakınlarında Rusahinili (Toprakkale) şehrini kurarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. M.Ö. 612 yılında Anadolu’ya gelen Medler büyük Urartu Kırallığı’na son vermişlerdir.

   Yerleşik bir nizam kuramayan Med Krallığı Persler’e yenilip yıkılınca Van ve yöresi M.Ö. 332 yılına kadar Pers M.Ö. 129 yılına kadar Büyük İskender’in doğu seferinden sonra Makedonyalılar ve M.Ö. 88 yılına kadar da Partların egemenliğinde kalmıştır.

   Tarihi dönem içerisinde Van ve yöresi Romalılar ile Sasaniler arasında çatışma sebebi olmuştur. M.S. 395 yılına kadar Sasani sonra da Bizans egemenliğinde kalmıştır.

   Hz. Osman zamanında Bizans’ı bozguna uğratan Müslüman orduları 644 yılında Van ve yöresini ele geçirmiş bu hakimiyet Emevi ve Abbasi devletleri tarafından da sürdürülmüştür. Eskiden beri Van bölgesinde yaşayan Ermeni azınlığı kısa bir süre Van çevresinde bir krallık kurmuş ve İslam İmparatorluğu’na tabi olmuşlardır. Hıristiyan sanatının mühim bir eseri olan Akdamar Kilisesi aynı adı taşıyan Ada üzerinde Kral Gagik tarafından 915-921 yılları arasında yaptırılmıştır.

   Çağrı Bey döneminde Anadolu’ya keşif amaçlı yapılan seferler 1071 Malazgirt zaferiyle neticelenmiş Van ve çevresi Büyük Selçuklular’ın egemenliğine girmiştir. Büyük Selçuklular’dan sonra bir süre Eyyübi egemenliğinde kalan şehir 1230 yılında Karakoyunlular’ın hakimiyetine girmiştir. Bu tarihlerde eski Van şehrinde bulunan Ulu cami Karakoyunlu Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Karakoyunlular’ın Uzun Hasan’a mağlup olmalarıyla Van ve havalisi Akkoyunluların eline geçmiştir.

   Kanuni Sultan Süleyman döneminde Safevi Devleti’ni yenen Osmanlı orduları 1458’de Van’ı fethetti ve bu fetih 1555 yılında yapılan Amasya Antlaşması ile kesinlik kazanmıştır. Van Beyler Beyliği’ne atanan Hüsrev Paşa ve Kayaçelebizade Koçi Bey kendi adlarını taşıyan birer cami yaptırmışlardır. Aynı dönemlerde “Kitap-ı Lugat-ı Vankulu” adlı eser Vankulu Mehmet Efendi tarafından hazırlanmıştır.

   XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Van’da ekonomik bakımdan güçlü olan Ermeniler ihtilal cemiyetleri kurarak Ruslar’ın da desteğiyle silahlanmaya başlamış 1915’te bir çok kaza ve köyde katliama girmişlerdir. Aynı yıl Van’ı istila eden Ruslar Ermenileri destekleyerek şehri ateşe vermiş ve Osmanlı ahalisi şehri boşaltmak zorunda kalmıştır. 1981 yılında Van yıkılıp yıkılarak büyük oranda nüfus kaybına uğradığından bugünkü yerinde yeniden kurulmuştur.

   Başlayan Türk harekatı karşısında işgal ettikleri topraklardan çekilen Ruslar ve Ermeniler doğudaki aşiretlerin de desteğiyle tamamen Anadolu’dan çıkarılmış ve Türk ordusu 2 Nisan 1918′ de Van’a girerek şehri kurtarmıştır. 16 Mart 1921′ de imzalanan Moskova antlaşması ile Ruslar Van ve Bitlis’e ait isteklerinden vazgeçmişlerdir. 29 Ekim 1923’te Vilayet merkezi olan Van’da Devlet ve Belediyetarafından alt yapı çalışmaları başlatılmış savaştan yakılıp yıkılan şehir yeniden inşa edilmiştir.

Van isminin Kaynağı
   Bu konudaki bigiler tam olarak açıklığa kavuşturulmamış ve bu bilgiler rivayetlerden öteye gidememiştir. Evliya Çelebi “Seyahatnamesi”nde Büyük İskender’ in Van Kalesi’ndeki Vank adlı bir mabedden esinlenerek buraya Van adını verdiğini söylemektedir. Bir rivayete göre de şehri genişletilip güzelleştiren VAN isimli şahsın adından dolayı şehre bu ismi verilmiştir.

   Bu konuda akla en yatkın görüş ise Urartuca Biane veya Viane’den çıkmış olduğudur. Çünkü Urartulular kendilerine Bianili demişler ve Urartuların hakim devrinde Biane adı altında birçok şehir ve insan topluluğu Van şehrinde toplanmıştır.

179532_cover

    AKDAMAR ADASI

   Adanın adının nereden geldiğine dair yaygın halk hikâyesine göre, zamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin güzelliği dillere destan Tamar adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Bu genç Tamar’la buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamar ise ona gece karanlığında yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler. Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine neden olur. Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle “Ah Tamar!” diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakir O gunden sonra ada Ah Tamar! ismi ile anlatılır. Bu hikâye Ermeni sair Hovhannes Tumanyan anlatimiyla efsanelesmistir.

   Bu efsanenin tarihi gerçeklerle alakasının zayıf olduğu şüphesizdir. 9. yüzyıldan itibaren kaydedilmiş olan Ağtamar adının Arapça ĞMR kökünden “kabartı, tümsek” anlamına gelen bir türev olması daha kuvvetli bir olasılık olarak değerlendirilebilir.

   Adın Türkçeleştirilmiş biçimi olarak Akdamar kullanılmaktadır.

   Van’ın Gevaş ilçesi sınırları içerisinde yer alan adada Ermeniler´den kalma bir kilise bulunur. Yüzölçümü 70.000 metrekare olan adanın toplam kıyı uzunluğu 3 kilometreyi bulmaktadır. En yüksek noktası deniz seviyesinden 1912 metre yüksekte bulunan adanın batı uçlarında yüksekliği 80 metreye ulaşan dik kayalıklar vardır.

KAYNAKÇA: http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-634&Bilgi=vann%C4%B1n-tarihi-ve-tarih%C3%A7esi                http://tr.wikipedia.org/wiki/Tu%C5%9Fba 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Akdamar_Adas%C4%B1

Adıyaman Nemrut Dağı..

nemrut-5 

NEMRUT DAĞI

     Nemrut Dağı Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Adıyaman İlinin Kahta ilçesinde yer almaktadır. Her yıl dünyanın birçok yerinden binlerce turist Nemrut Dağı’na burada bulunan heykelleri görmek, güneşin doğuşunu ve batışını izlemek için gelmektedir.

   Nemrut Dağın da ki heykelleri barındıran Nemrut Dağı Milli Parkı’n da ayrıca Cendere köprüsü, Karakuş tepesi, Arsemia gibi kültürel öneme sahip değerler de bulunmaktadır. Nemrut dağında Kommagene kralı Antiochos’a ait olan tümülüs bulunmaktadır. 2150 metre yükseltide olan tümülüs kırma taşların biriktirilmesi ile oluşturulmuştur. Tümülüsün yüksekliği 50 metre, çapı ise 150 metredir. Tümülüs doğusunda, batısında ve kuzeyinde teraslar bulunmaktadır. Doğu ve Batı terasında boyları 10 metreyi bulan heykeller bulunur. Nemrut dağı Unesco dünya kültür mirasında yer almakta olup dünyanın sekizinci harikası olarak kabul edilmektedir.

   Nemrut dağına güneşin doğusunu izlemeye gitmek istediğinizde gece boyunca havanın serin olacağını bilmenizde fayda var. Buna göre önlem almanız gerekmektedir.

   Nemrut dağına gitmek için havanın diğer aylardan daha sıcak olduğu yaz aylarını tercih etmekte fayda var. Nemrut dağına çıkmak için Nisan ve Ekim ayları arası uygundur. Kendi özel arabanızla gidebileceğiniz gibi düzenlenen çeşitli turlarla gitme imkanı da var. Araçlarla dağın belli bir yerine kadar gidilmekte olup heykellerin ve tümülüsün olduğu alana kısa bir tırmanıştan sonra ulaşılabilmektedir. Nemrut dağına hem Adıyaman’dan hem de Malatya’dan gitme imkanı bulunmaktadır.

Nemrut dağına gidecek olanların konaklaması için Adıyaman merkezde, Kahta ilçesinde oteller bulunmaktadır.

Adıyaman’a gelen ziyaretçilerin görebileceği diğer yerler arasında Adıyaman şehir merkezinde yer alan Adıyaman kalesi bulunmaktadır. Gerger Kalesi ve  Kahta ilçesinin Kocahisar köyünde bulunan Yeni Kale de görülebilecek diğer kalelerdir. Nemrut Dağı Milli Parkı içerisinde yer alan Cendere köprüsü dışında Adıyaman ili sınırları içerisinde yer alan Altınlı Köprü ve Roma döneminden kalan Göksu Köprüsü de görülebilecek köprülerdendir.

Perre antik kenti ve kaya mezarları, Haydaran ve Turuş kaya mezarları, Zey ve Gümüşkaya mağaraları ile Palanlı mağarası tarihi öneme sahip mağaralardır.
Adıyaman ile Şanlıurfa illeri arasında yer alan Atatürk Barajı görülmesi gereken yerler arasında bulunmaktadır.

nemrut-dagi_77157

Kaynakça : http://www.nemrut.biz/

BURDUR – BUCAK – KARACAÖREN

burdur02

BURADA DUR

Anadolu’ daki pek çok il ve ilçemizin adında, Türkçe’mizin güzel söyleyişlerinin izlerini bulabilirsiniz. Konya’nın, “Kon ya!” dan; Eğirdir’in, “Eğir dur!” dan ; Hopa’nın “Hoppa…” dan geldiği yöre insanlarımız tarafından anlatılır durur. Oranın adının gerçekten böyle bir gerçek hikâyesi var mı, yoksa insanımız mı yakıştırıvermiş? Orasını biz bilemeyiz, kararı siz vereceksiniz.

Malazgirt Zaferi kazanılmış, Selçuklular Anadolu içlerine doğru ilerlemektedir. Konya önlerine kadar gelmişler ve bu şehrimiz fethedilerek başkent yapılmış. Ancak Konya’ nın güneybatısı henüz ele geçirilmemiş, Bizans’ ın elinde bulunmaktadır. Konya’ daki Selçuklu tahtında oturan sultan da elbette oraları almak, sınırlarını genişletmek istemektedir. Bir gece rüya görür. Rüyasında nur yüzlü, aksakallı bir Türkmen kocası ortaya çıkar ve sultana seslenir:

“O topraklar er geç senin olacaktır; tamamını alacaksın… Yarından tezi yok, atını ovalara sür. Biz sana ‘Dur!..’ deyinceye kadar ilerle…”

Ertesi sabah Selçuklu ordusu hazırlıklara başlar; Sultan ve ordusu işaret edilen yerlere sefere koyulurlar. Dağ denilmez, aşılır; tepe denilmez, aşılır. Köyler geçilir, obalar geçilir. Her uğranılan, her geçilen yer Selçuklunun topraklarına (bilgi yelpazesi.net) katılır. Ne kadar, kaç gün gidilmiş, bilinmez. Bir akşama doğru bir vadide ilerlerken Sultanın kulağına bir ses gelir.

“Burada dur!..”

Sultan, rüyasındaki uyarıyı hatırlar. Atını durdurup orada konaklamaya karar verir. Çadırlar kurulur, bir oba oluşur. Orası artık yeni bir yerleşim birimi olmuştur. Adını, önceleri “Burada dur!” şeklinde söylemişler. Bu ad söylene söylene bugünkü şeklini almış, “Burdur” olarak söylenir olmuş.

Ama bizim insanımız bir hikaye ile yetinir mi? Burdur’ umuza bir efsane daha yakıştırıvermişler. Horasan’dan Anadolu’ya geçen bir Türk oymağının başında, iki gözü de görmeyen bir oymakbaşı vardır. Bu yaşlı oymakbaşı Burdur’un Kurulu olduğu yere gelince oğluna seslenir:

“Burnuma güzel kokular geliyor. Demek ki burası sulak bir yer; bağcılık ve bahçecilik yapılır. Burada dur, şehrini burada kur!”

Oymak, başkanlarının sözüne uyarak oraya yerleşir ve şehirlerini kurarlar. Adını da yaşlı oymak başının emrinden alarak “Burada dur.” diye koyarlar. Zamanla bu ad, bugünkü şeklini alır.

 bucak-genel-gorunum

BUCAK

İlçe merkezimizin kuruluşuyla ilgili kesin bir belge yoktur, rivayetler vardır. Ancak, Alâeddin Camii avlusunda bulunan mezar taşında Hicrî 811 tarihi sabittir. Bu tarihe göre ilçe merkezimizin kuruluşu 600 yıl öncesine dayanır.(En az)(Hicrî 811 tarihi Miladî 1408’e denk gelir .)

İncir Bazarı’nda kurulan pazara çevre köylerden gelenler, alış-veriş yapanlar olurdu. Onaç Köyü yakınlarında ve şimdiki Alaadin Mahallesi çevresinde pazarcılar soyulurdu. Devrin ileri gelenleri bu durumu o zaman bağlı olunan Konya’ya ilettiler. Bunun üzerine Alaadin Paşa (Sarı Paşa) komutasında bir grup asker gelerek güvenliği sağladı. Gelen askerler bir karakol görevi için şimdiki Alaaddin Mahallesi’ne yerleşti. Askerlerin yerleşim yerine Alaaddin’nin Askerlerinin Yeri, Alaaddin’in yeri dendi, sonradan Alaaddin mahallesi adını aldı. Alaaddin Mahallesi; ilçemizin ilk çekirdek kuruluşu oldu. Karye olarak Girmiye’ye bağlandı.

O dönemde ilçemizin oturduğu bu alan, ilme bitkisi ve bataklıklarla kaplıydı. İçinde vahşi hayvanlar bulunuyordu.Askerler yerleşince güvenli bir saha oluştu. Bu sahanın yakınlarına yeni yerleşimler oldu. İlmeli Bucak denilen işe yaramaz alanın çevresindeki yamaçlardan küçük oymaklar oluşturuldu. Karayvat adlı bir yörüğün yerleşimiyle Karayvatlar, Alanya ve Haymana Yörüklerinin yerleşimiyle Yörükler Mahallesi oluştu. Tepe çevresinde yapılan camiden dolayı Camii Mahallesi, askerler çavuşunun evinden dolayı adını alan Çavuşlar Mahallesi oluştu. Cazip bir yer haline gelen bu bölge yeni yerleşmelere sahne oldu. İlmeli Bucak’taki ilmeler temizlenmeye, bataklık kurutulmaya başlandı. Yüzyılımızın başında şimdiki Pazar Mahallesi Mevkiinde pazar kurulmaya başlandı. Böylece Pazar Mahallesi oluştu.

Bucak’ın bu dönemde Konya Vilayeti, Antalya Sancak ve Kazası’na bağlı bir nahiye merkezi olduğu kayıtlarda sabittir. İlçemizin ilk bayan öğretmeni Seher İKİZOĞLU ile ilçe eşrafının ifadesine göre adı da Oğuzhan Nahiyesi’dir. Bucak, 25 Haziran 1919 günü İtalyanlar tarafından işgal edildi. 8–9 Temmuz 1921’de İtalyan işgali son buldu.

Bütün bu bilgilerden anlaşılacağı gibi ilçe merkezimiz İlmeli Bucak adıyla anılan dar bölgeye kurulmuş, bu adla anılmış, daha sonra Oğuzhan adını almıştır. Cumhuriyet döneminde yapılan siyasi düzenlemeyle 30.05.1926 tarih ve 877 sayılı kanunla bugünkü adı olan Bucak’ı resmen almıştır. Çevresinde önceden kurulan ve Osmanlı döneminde Hamit Sancağı’nın (Isparta merkezli) 14 ilçesinden biri olan İncir Bazarı Kazası’nın bir devamıdır. İncir Bazarı sakinlerinin yakın zamana kadar Bucak’ta kışlayıp İncirhanı çevresindeki yazlıklarında yazladıkları sabittir. O halde ilçemizin temeli olarak İncir Bazarı Kazası kabul edilmelidir.

1948’de hükümet konağının yapılmasıyla yeni bir mahallenin temeli açılmış, oluşan mahalleye Konak Mahallesi denmiştir.1962 yılında yapılan imar planıyla Pazar Mahallesi bölünerek Oğuzhan Mahallesi olmuştur. O tarihten itibaren yeni düzenlemelerle yeni mahalleler oluşmuş, devrin yöneticileri zamana uygun adlar vermişlerdir. Yeni Mahalle, M. Akif Mahallesi, Mimar Sinan Mahallesi, Barbaros Mahallesi, Sanayi Mahallesi, Yunus Emre Mahallesi yeni mahallelerimizdendir.

İlçemizde bulunan Türk Dönemi tarihi eserleri:

1-     İncirhanı: Selçuklu Sultanı 11.Keyhüsrev zamanında yapılmıştır. Bucak İlçesi merkezine7 km uzaklıktadır.

2-      Susuzhanı: Susuz Köyü’ndedir. 11.Keyhüsrev zamanında yapılmıştır.

3-     Kuyular ve Sarnıçlar: İlçemiz yakınlarında Selçuklulardan Kalma Çift Kuyusu, Uzun Kuyu vardır. Hacı Ömer Sarnıcı da tarihi bir eserdir.

4-     Çeşmeler: Üçpınar, Kocakavak Pınarı, İncepınar, İncirhanı Pınarı tarihi çeşmelerimizdendir.

maxresdefault

 KARACAÖREN KÖYÜ

Köyümüz barajın altında kalmıştır.

 KAYNAK: 

http://bilgiyelpazesi.com/egitim_ogretim/il_il_turkiyemiz_ve_ozellikleri/burdur_un_tanitimi/burdur_un_adi_nereden_geliyor.asp

 KAYNAK:  http://www.bucak.bel.tr/default.asp?islem=detay1&key=95#.VU-dY_ntmko

SİİRT

SİİRT

Siirt, dört mevsimin en güzel şekliyle yaşandığı iklimi, her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bereketli toprakları, el emeği göz nurunun ürünü olan battaniye ve kilimleri, şifa kaynağı Pervari Balı, iri taneli fıstığı, kendine has lezzeti olan Zivzik Narı, doğal güzellikleri, tarihi eserleri, bağrında barındırdığı evliyaları ile görülmeye değer bir yerdir.

Kaplıcalar, türbeler, tarihi cami, kale ve köprüler Siirt’in tarihi ve turistik değerleri arasında oldukça önemli bir yere sahiptir.

TARİHÇE Yazılı kaynaklara göre, M.Ö.2000 başlarında Hititler Döneminde önemli yerleşim yeri olmuştur. Daha sonra Frig, Lidya, Asur, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişment, ilhanlı, Eretna ve Osmanlı hakimiyetlerini yaşamıştır.

İLÇELER

Siirt ilinin ilçeleri; Aydınlar, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari ve Şirvan’dır.

COĞRAFYA Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu ucunda yer alan Siirt doğudan Şırnak ve Van, kuzeyden Batman ve Bitlis, batıdan Batman, güneyden Mardin ve Şırnak İlleri ile çevrilidir. Bölge, Güneydoğu Anadolu düzlüklerinden sonra birden yükselmekte, doğu ve kuzey kesimleri bol yağış almaktadır. Bu nedenle, kuzeyden Muş Güneyi Dağları, doğudan Siirt Doğusu Dağlarıyla çevrili olan il alanı, Dicle Irmağı’nın önemli su toplama alanlarından birini oluşturmaktadır. İl topraklarının tümü Dicle Havzası’na girmektedir. Havza, Fırat, Kızılırmak ve Sakarya Havzaları’ndan sonra ülkenin dördüncü büyük su toplama alanıdır. Siirt yaz, kış bol yağış alan zengin çayırlarla kaplı yaylalar ile çevrilidir. Siirt’te karasal iklim hüküm sürmekte ve dört mevsim en belirgin özellikleriyle yaşanmaktadır. Doğu ve kuzey bölgelerinde kışlar daha sert ve yağışlı, güney ve güneybatı bölgelerinde ılık geçer. Yazları sıcak ve kuraktır. NE YENİR Siirt’e özgü yemekler arasında, Büryan (Perive) et yemeği ve fes şeklinde tencerelerde pişirilen perde pilav vardır. NASIL GİDİLİR?

Karayolu: Diyarbakır-Siirt arasında uzanan doğu-batı doğrultulu karayolu ilin en önemli karayolu bağlantısıdır. Otogarın kent merkezine uzaklığı 1 km. olup firma servisleri, Belediye Otobüsleri ve Şehir içi minibüsleri ile ulaşılabilir.

Demiryolu : Karayoluna paralel olarak Diyarbakır ve Batman üzerinden gelen demiryolu Kurtalan’ da son bulur. İstasyonun kent merkezine uzaklığı 28 km.dir.

GEZİLECEK YERLER

Cami ve Türbeler

Ulu Cami : Çinili Minare olarak anılan Ulu Caminin minaresi, tipik Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.

Siirt’te Veysel Karani Hz. Türbesi ve İbrahim Hakkı Hz. Türbesi bulunmaktadır.

Billoris Kaplıcası : Billoris Termal Turizm Merkezi

Sağlarca Kaplıcası : Siirt’e 15 km. uzaklığında, Eruh yolu üzerindedir. Banyo uygulamalarıyla deri hastalıklarına, romatizmada, kadın hastalıkları, nevralji, nevrit, polinevrit, polio sekelleri ve su içi egzersizlerinde yararlı olmaktadır.

Yaylalar

Pervari İlçesindeki Çemikari, Cema ve Herekol yaylaları ile Şirvan İlçesinde Baçova yaylası yöre halkı tarafından ilgi görmektedir. Yaz, kış bol yağışlı olan bu yüksek platolar, zengin çayırlarla kaplıdır.

Mağaralar

İlin Jeolojik yapısında kalkerli oluşumlar önemli yer tuttuğundan pek çok sayıda mağara oluşmuştur. Bunların bir bölümünde, insanlarca konut olarak kullanıldığını gösterir izlere rastlanmaktadır. Suya karşı direnci az olan kalkerlerin erimesi ile ortaya çıkan bu doğal mağaralar genellikle vadi boylarında yoğunlaşmıştır. Bunların en ünlüleri Botan Mağaralardır.

KAYNAK : http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/siirt-nedir+siirt-hakkinda-bilgi

İZMİR – KARŞIYAKA (KORDELYA)

a7

     Kordelya İzmir Karşıyaka’nın eski isimlerinden bir tanesidir. Karşıyaka’nın ismi Coeur de Lion’dan gelir. Fransızca Arslan-Yürek anlamında. III. Haçlı Seferinde Aslan Yürekli Richard’ın orduları Karşıyaka’da konaklamışlar ve o zamanlar ormanlık olan bu bölgeye Aslan Yürekli Richard’ın adı olan Cordelion adını vermişledir. Coeur de Lion zaman içinde Cordelieu, Cordelion ve Kordelya ve en sonunda Karşıyaka’ya dönüşmüştür. Bugün bile Kordelya adında birçok kafe semtte bulunmaktadır. 

  Eski İzmir’in yerleşim alanı Bayraklı Karşıyaka sınırları içindedir. Bu Karşıyaka için hem bir övgü kaynağı hem de yatırım alanıdır. Eski İzmir Ege tarihinin AİOL-İyon kültürünün merkezi, odak noktasıdır. Ozanların hocası Homeros burada doğmuş, destanların yücesi burada yazılmıştır. İliada ve Odeysseia burada yazılmış ve dünyaya, çağlara ışık saçmıştır. Çağdaş uygarlığın, kültürün, tarihin temelinde İzmir-Karşıyaka vardır.

    Karşıyaka Yamanlar Dağı’nın eteği ile deniz arasında kalan, eskilerin “Kordelya” da dedikleri bir eğlence ve dinlenme yeridir. Kafeleri, lokantaları, barları, sahil banyoları ile sahilde bin Avrupa şehri, Soğukkuyu taraflarıyla bin Türk şehri değerlendirmeleri Karşıyaka içindir.

  Karşıyaka’nın eski ismi Cordelieu veya Cordelio idi. Cordelio ismi, Richard Coeur de Lion’dan gelmektedir. (Arslan Yürekli Rişar) Coeur de Lion’un sondaki “n” harfi yüzyıllar içinde kaybolmuş ve Cordelio olmuştur. 1190’lı yıllarda 3. Haçlı Seferi’ne katılan ve Selahattin-i Eyyübi’ye karşı çarpışan Arslan Yürekli Rişar’ın İzmir’e geldiği bilinmemekle beraber, karayolundan Kudüs’e giden bazı hıristiyan şövalyeler grubu, İzmir’in karşısındaki ormanlık sahil şeridine gelmişler ve ordugah kurmuşlardır. Buraya Avrupa’nın en şanlı kahramanının adını vermişlerdir.

   IMG_1830    Türkler de en eski çağlardan beri İzmir’in karşı sahiline Karşıyaka demişlerdir. 1081’de İzmir’de Çaka Bey döneminde ve daha sonra Aydınoğlu Umur Bey zamanındaki İzmir savaşlarında “Karşı-yaka” ve “karşı-sahil” tariflemesi, Selçuklu silahşörleri arasında söylenegelmiştir.

   Karşıyaka’nın en önemli özelliği, denizin kenarına kadar inen Yamanlar ormanları, yemyeşil bahçeleri ile İzmir’de bir mesire ve eğlence yeri olarak parlamasıdır. 18. yy.’ın sonuna kadar bu bölgeden gelip geçmiş ünlü batılı seyyahlar Cordelio denilen bu cennet yeşili, sahili anlatmadan edememişlerdir. 18. yy.’da Karşıyaka, özellikle zeytinlikleri ile ünlü bir köy olarak kayıtlarda geçmektedir.

    1865 yılında geçen tren yolu Karşıyaka’nın hızla gelişmesine yol açmıştır. 1891 Aydın Vilayet Salnamesi’ne göre 832 ev ve 1080 kişilik bir nüfus vardır. 1884’te kurulan Hamidiye Vapur Şirketi’nin Karşıyaka’daki tahta iskeleye vapur seferlerine başlaması, gelişmeyi daha da hızlandırmıştır.

   Bu yıllarda Karşıyaka’da ikili bir yerleşme atbaşı ilerlemiştir. Sahil şeridine, buradan büyük arsalar alan levantenler ve yabancı tüccarlar yerleşerek yalılar ve köşkler yapmaya başlamışlardır. İzmir Tümen Komutanı Giritli Ferik Hüseyin Hilmi Paşa ise Soğukkuyu civarını Türklerin iskanına açmıştır. Böylece yüzlerce yıl önceden Yamanlar’ın Alurca-Sıralıköy yörelerinde yaşayan Türkler yaygın bir şekilde Soğukkuyu’ya yerleşmeye başlamışlardır.

 Eski İzmir’in yerleşim alanı Bayraklı Karşıyaka sınırları içindedir. Bu Karşıyaka için hem bir övgü kaynağı hem de yatırım alanıdır. Eski İzmir Ege tarihinin AİOL-İyon kültürünün merkezi, odak noktasıdır. Ozanların hocası Homeros burada doğmuş, destanların yücesi burada yazılmıştır. İliada ve Odeysseia burada yazılmış ve dünyaya, çağlara ışık saçmıştır. Çağdaş uygarlığın, kültürün, tarihin temelinde İzmir-Karşıyaka vardır. 

   Karşıyaka Yamanlar Dağı’nın eteği ile deniz arasında kalan, eskilerin “Kordelya” da dedikleri bir eğlence ve dinlenme yeridir. Kafeleri, lokantaları, barları, sahil banyoları ile sahilde bin Avrupa şehri, Soğukkuyu taraflarıyla bin Türk şehri değerlendirmeleri Karşıyaka içindir.

   Karşıyaka’nın eski ismi Cordelieu veya Cordelio idi. Cordelio ismi, Richard Coeur de Lion’dan gelmektedir. (Arslan Yürekli Rişar) Coeur de Lion’un sondaki “n” harfi yüzyıllar içinde kaybolmuş ve Cordelio olmuştur. 1190’lı yıllarda 3. Haçlı Seferi’ne katılan ve Selahattin-i Eyyübi’ye karşı çarpışan Arslan Yürekli Rişar’ın İzmir’e geldiği bilinmemekle beraber, karayolundan Kudüs’e giden bazı hıristiyan şövalyeler grubu, İzmir’in karşısındaki ormanlık sahil şeridine gelmişler ve ordugah kurmuşlardır. Buraya Avrupa’nın en şanlı kahramanının adını vermişlerdir.

   Karşıyaka’nın ilk Belediye Başkanı Çömezzade Hacı Mehmet Efendi, 1874’te Soğukkuyu Camii’ni inşa etmiş ve beldeye büyük hizmetler vermiştir. İzmir Tümen Komutanı Ferik Hoca Osman Paşa, tramvay caddesi üzerinde çarşıya doğru ikinci camiyi inşa etmiştir. Bu yıllarda levantenlerin mülkiyetindeki sahildeki evler daha çok yazlık sayfiye olarak kullanılır, Pazar günleri kordon boyu çok kalabalık ve şenlikli olurdu. Papa Scala veya Papas Köyü olarak isimlendirilen Bostanlı ise Menemen’in karpuz ve kavununun boşaltıldığı, gemilere yüklendiği bir iskele idi. Türkler de bu yüzden ona Bostanlı demişlerdir.
   Bağımsız belediye olarak 1984 yılında kurulmuş olan Karşıyaka Belediyesi’nin bu tarihten sonraki ilk Belediye Başkanı Nevzat Çobanoğlu’dur(1984-1988). Daha sonra Cihan Türsen(1989-1994), A.Kemal Baysak(1994-1999), Şebnem Tabak (1999-2004) Belediye Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Şu anki Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu AKPINAR ‘tır.

KAYNAKÇA: http://www.izmirliyiz.com/izmir_193-karsiyaka-nin-tarihcesi.html

KORKUTELİ GÖÇERLER KÖYÜ

korkuteli

KORKUTELİ

Antalya Körfezi’ni Ege Bölgesi’ne bağlayan yolun üzerinde kurulmuş olan Korkuteli İlçesi’nin antik çağdaki adının İsinda olduğu biliniyor. İlçenin batısındaki Alaaddin Mahallesi’nde, İsinda’ya ait kalıntılar mevcuttur. Yöredeki birçok yer adının antik öğeler taşıması da bölgenin geçmişi hakkında önemli ipuçları vermektedir. Son yıllarda bölgeye, Batı Toros Dağları’ndaki yaşamı tanıtmaya dönük birçok tur düzenlenmektedir. Antalya ve yöresindeki konaklama tesislerinden başlayan bu turlar, antik yol güzergahlarını izleyerek Korkuteli, Elmalı üzerinden Finike, Demre, Kaş, Kalkan, Fethiye’ye ulaşmaktadır. Yörenin özgün üretim ve yaşam koşulları ve taş, ahşap ve kerpiç ağırlıklı mimarisi, burasını diğer kıyı bölgelerine göre daha ilginç kılan öğelerdir.
Korkuteli, günümüzdeki adını, 16. yüzyıl başlarında bölgede vali olarak görev yapan Osmanlı Sultanı II. Beyazıt’ın oğlu Şehzade Korkut’tan alır. Daha sonra kardeşi Yavuz Sultan Selim tarafından katledilen Korkut’un saklandığı mağara, ilçenin batısında, 2300 metre yükseklikteki Rahat Dağı’ndadır. Aynı yıllarda yaşanan bir başka olay, Anadolu’da bütün çağlar boyunca en kapsamlı halk ayaklanmalarından biri olan ünlü Şah Kulu Ayaklanması’dır. Bu ayaklanma Korkuteli’nin 20 km kuzeyindeki Büyükköy-Yalınlı yakınlarındaki bir mağarada başlar ve tüm Anadolu’ya yayılır. Korkuteli’nin görülmesi gereken tarihi yapılarının başında Alaaddin Medresesi gelir. Medrese, kentin batısında, İsinda olduğu belirlenen yerde, antik bir yapının kalıntı ve kitabeleri kullanılarak inşa edilmiştir.

göçerler köyü

GÖÇERLER KÖYÜ

Kulaktan kulağa dolaşan bilgilere göre;Osmanlı İmp.döneminde yapılan ilk nüfus sayımının yaz aylarında yapılması nedeniyle(Göçebe yörük köyü yaylası;kışları Antalya Merkez’de GöçerlerKöyü adıyla kışı geçirip,yaz aylarında tekrar yaylalamak amacıyla çıktıkları zamanda yapılmış olması) sayımı yapan görevli kişiler Elmalı’dan geldikleri için köy adına orada rastlanmaktadır.İlk nüfus kayıt bilgileri ve tapulama bilgilerine Elmalı’dan ulaşılmaktadır.Köyün kuruluşundan beri bilinen belli başlı sülaler şunlardır:Koca Sarılar(soyadı kanunu ile bu sülale GÖÇERİve DEMİRKIRAN soyadları), Akçalar sülalesi (AK), Kara Mustafalar(HAYYAR),Neferler(soyadı kanunu ile COŞKUN,ADANIR,BERİK), Sulular sülalesi(Soyadı kanunu ile bu sülale DOĞAN)Zeybekler(soyadı kanunu ile SEVİNÇ;SEVİM),Çolaklar sülalesi(CENGİZ)Çıraklar sülalesi(ALKAN,ALDEMİR) Karaaliler(AKDENİZ) Fethiye Bekçiler’den gelen Çalık Mehmet (bu köyden evlenerek) sülalesi(ÖZALP) Konya Aladağ’dan gelerek köye yerleşen Hacı İmamlar sülalesi(soyadı kanunu ile ACAR,AÇAR,ÖZCAN, FİDAN) belli başlı sülalelerdir.Tarihi rivayetlere göre küçük baş hayvancılık,büyük baş hayvancılık,devecilik ve kendilerine yetecek kadar ekim dikim işleriyle uğraşan tipik bir Anadolu köyüdür.Bu köye yerleşme sebepleri dere,tepe,ardıçlık,hayvanların yiyebileceği bol otluk ,her deresinden hayvanlarını sulayacak kadar küçük kaynak sularının akması(son 30-40 yıldır kuraklık nedeniyle artık su akmayan dereler),kendilerine yetecek kadar topraklı arazilerinin olması havası ve ikliminin hayvancılığa uygun olmasıdır.Bir rivayete göre köye ilk yerleşenin Göçeroğlu adında birinin yurt edinmesi nedeniyle Göçerler Köyü adının verildiğidir.

Kaynak: http://bsongur3.blogcu.com/korkuteli-ilcesinin-tarihi-ve-sehzade-korkut-ismi/8238308

Kaynak:  tr.wikipedia.org/wiki/Göçerler,_Korkuteli

 

 

ANTALYA / KORKUTELİ

 

ANTALYA

Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde “Türk Rivierası” adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz’in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır.

Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye’nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. Antalya ilinde iki iklim hüküm sürer. Sahil bölgesinde tipik Akdeniz iklimi: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yukarı bölgede Akdeniz iklimi ile İç Anadolu iklimi arasında geçiş teşkil eden kara iklimi hakimdir.

Antalya’nın İsmi Nereden Geliyor ?
Antalya adını kurucusu, Bergama Kralı II. Attalos’dan alır. Attalos’a atfen Attalia adını alan kente Türkler önce Adalya daha sonra da Antalya adını verirler.

antalya03

KORKUTELİ

Korkuteli ilçesinin temelini teşkil eden Aladdin mahallesi ilçenin ilk yerleşim merkezidir. Korkuteli ilçesi Antalya iline bağlı Akdeniz bölgesi ilçelerindendir. Doğusunda Antalya merkez ilçesi, batısında Muğla fethiyeilçesi ve burdur,gölhisar ve çavdır ilçeleri, güneyde kumluca ve elmalı ilçeleri ve kuzeyde burdur,bucak ve tefenni ilçeleri ile çevrili bulunmaktadır.

Yüzölçümü 2471 km2‘dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1020 metre olup 1/4 oranında akdeniz  iklim, 3/4 oranında göller bölgesi karasal iklim hüküm sürer. Soğuk hava göller bölgesinden, sıcak hava Akdeniz bölgesinden intikal etmektedir. Yılın dört mevsimi bariz olarak görülen ilçemizde hava sıcaklığı ortalaması kış aylarında genel olarak -5 °C ve yaz aylarında +25 °C olmaktadır.

Torosların başlangıcını teşkil eden Bey Dağları’nın Akdeniz’e bakan yüzünün arka kısmında oluşan düzlüklerin ve tepeciklerin hakim olduğu bir arazi yapısı mevcuttur. Doğal yapı olarak Bey Dağları’nın yamaçları ve etekleri çamlık fundalık ve ormanlarla kaplı olup, düz alanlar ise tarım alanı olarak kullanılmaktadır.

Doğal yapı olarak Bey Dağları`nın yamaçları ve etekleri çamlık fundalık ve ormanlarla kaplı olup, düz alanlar ise; tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Korkuteli ilçesinin 101.465 hektarı tarım alanı, 5800 hektarı çayır-mera, 100.339 hektarı orman ve fundalık, 351 hektarı su yüzeyi, 40.313 hektarı tarım dışı ve meskun sahalardan oluşmaktadır. Tarım alanının 116 hektarı orman sahası içerisinde bulunmaktadır.

Ayrıca burada osmanlı şehzadesi Sultan Korkut (Korkud) eğitim görmüştür ve lalalığını burada yapmıştır. Bu yüzden Korkut`un ili anlamındaki Korkuteli ismi şehrin adı olmuştur.

53474940

 

KAYNAK: http://www.yurtarama.com/i-antalya-hakkinda-genel-bilgiler-139.html

http://tr.wikipedia.org/wiki/Korkuteli

 

ANTALYA – SERİK

antalya03

Antalya, Türkiye’de, bugüne kadar bilinen en eski yerleşimlerin bulunduğu bölgelerden biridir. Şöyleki; Antalya’ya 20 km. uzaklıkta ve Toros dağlarının Akdeniz’e bakan yamaçlarındaki Karain Mağarasında yapılan kazılarda; peleolitik yerleşmenin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Yani; MÖ.220 bin yılına kadar inilmiştir.

Evet, daha sonra antik çağ. Homeros’un İlyada destanında, bu bölgede, bazı yer isimleri geçmekte. Dolayısı ile, antik çağlarda, Pamphylıa denilen bu bölge; MÖ.1200 yıllarında, bir yerli halkın varlığını ortaya koyuyor.

Bölge; ilk çağlarda, Lidya Krallığının, Persler’in ve Büyük İskender’in egemenliğine girmiş. MÖ.2 nci yüzyılda ise, Pamphylıa’nın batı kesimi olan bu bölge , Bergama Kralı II.Attalos’un eline geçer. Kral II.Attalos;” bana bir yeryüzü cenneti bulun ” diye emir verdiğinde, adamları, kendisine, Anadolu’nun en bereketli coğrafyası üzerindeki burayı gösterirler. Bunun üzerine, Akdeniz’in batı kıyısında, kendi adı ile anılan (antik çağlarda, kentler, kurucusunun adı ile anılırdı) “Attalıa” kentini, yani bugünkü Antalya şehrini kurar. Attalıa ismi: “Attalos’un yurdu” anlamına gelir.
Arap kaynaklarında, şehrin adı: Antaliye olarak geçer. Türk kaynaklarında şehrin adı olarak ise: Adalya geçer. Şehir; 20 nci yüzyılın başından itibaren ise, Antalya olarak anılmaya başlanır.

Antalya’nın ilk surları; Kral II.Attalos zamanında inşa ettirilir. Ancak: III. Attalosun ölümünden ve Bergama Krallığının sona ermesinden (MÖ.133) sonra; kent, bir süre bağımsız kalır, daha sonra ise korsanlar tarafından ele geçirilir.

Daha sonraki dönemde,kent; MÖ.77 de, Komutan Servilıus Isaurıcus tarafından Roma topraklarına katılır. MÖ.67 de, Pompeıusun donanmasına üs olur. MS.130 da, Roma İmparatoru Hadrıanus’un, Attaleıa’yı ziyaret etmesi, şehrin gelişimini sağlar. Hadrıanus kapısı yaptırılır, surların doğu bölümü onartılır.

Roma imparatorluğundan sonra, MS.4 ncü yüzyılda ise, bölgede, Bizans egemenliği dönemi başlar. Şehir, piskoposluk merkezi olur. 1096 yılında ise; Selçuklu Sultanı I.Rüknettin Süleyman Şah tarafından, şehit fethedilir.1096 yılında haçlı seferleri başlayınca, şehir, Türklerin elinden çıkar. Bu dönemde; Selçuklular; karayolu ticaretini geliştirmeye çalışmaktadırlar ve en önemli hedeflerinde biri de, Akdeniz ticaretini ele geçirmektir. Stratejik öneminin yanı sıra, ticari açıdan da, Anadolu’yu diğer Akdeniz ülkelerine bağlayan bir liman olması nedeniyle, Antalya’yı almalarının gerekliliğine inanırlar. Mısır ve Suriye’den gelen tacirlerin, Antalya’yı geçiş yolu olarak kullanmaları da, onların Antalya’yı ele geçirme yönündeki isteklerini güçlendirir. Nitekim; 1182 yılında, Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan, Antalya’yı kuşatır, ancak ele geçiremez. Takip eden dönemde, 1207 yılında ise; Selçuklu Sultanı I.Gıyaseddin Keyhüsrev, yerli halkında yardımı ile, iki aylık kuşatma sonunda, Antalya’yı ele geçirir. Bunun üzerine: Antalya’ya: kadı, imam, hatip, müezzinler tayin edilir. Kale ve burçları onarılır, silah ve erzak depolanır. Böylelikle; Selçuklular’a Akdeniz yolu açılmış olur. Antalya, Avrupa ve Mısır’la yapılan ticaretin merkezi olması yanısıra, Selçuklu donanmasının da üssü haline gelir.

1212 yılında, Antalya’da yerli halk isyan eder ve yöneticileri öldürür. Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı I.İzzettin Keykavuz, 1216 yılında, şehri yeniden ele geçirir.

Hıristiyan ve müslümanların birlikte yaşama deneyimi, başarısızlıkla sonuçlanınca, güvenliği sağlamak için, şehir ikiye bölünür. Müslümanlarla, hristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden ayırmak için, iç sur yapılır. Hıristiyanlar şehrin doğusuna, müslümanlar batısına yerleştirilir. Kentin batısındaki Türk nüfusunun artmasıyla, yeni bir sur’a gereksinim duyulur. Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat döneminde, 1225 yılında, daha doğuda, denize doğru, ikinci bir sur yapılır. Böylelikle, şehir, Selçuklu Sultanlarının kışlık merkezi konumuna gelir. Kışları, çoğu zaman, Antalya’da ve 1223 yılında fethedilen Alanya’da geçirmeye başlarlar. Hıristiyan nüfus ise, kentten ayrılıp, Tarsus ve Mersin çevrelerine yerleşir.

1389 yılında, Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt; Antalya ve çevresini Osmanlı topraklarına katar. Bu dönemde, surlarda fazla bir değişiklik olmaz. Bazı kapılar açılır, bazıları onarılır. Antalya, birinci dünya savaşına kadar, bir Osmanlı sancağı olarak görülür.1917-1921 tarihleri arasında, şehir, İtalyan’ların işgali altında kalır. 1921 yılında ise; Cumhuriyet hükümetine bağlanır.

Modern şehir; antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanır.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk; 1930 tarihinde ilkbaharda, Antalya’ya ilk kez geldiğinde gördüğü; mavi deniz ve ardındaki dağların renk değişimlerini izlerken: ” Antalya, hiç şüphesiz ki Dünyanın en güzel yeridir ” sözünü söyler. Bu söz, halen: şehir girişinde, varyanttan inerken, görülmekte olup, gerek söyleyenin büyüklüğü ve gerekse şehrin büyüsü açısından, önem arz etmektedir.

00267s01

SERİK

Serik İlçemiz, önemli bir Pamfilya kenti olan Aspendos´u barındırmaktadır. Serik kenti M.S. II. yy. da Bergama Krallığı´na bağlı olarak bugünkü Yanköy yakınlarında bulunan “Sillion” (Koçhisar Tepesi) da ve Belkıs Köyünde (Aspendos) olmak üzere iki yerde kurulmuştur. İlk ismi bastığı sikkeler üzerinde de görüleceği gibi Esivediiys’dir. Persçe at ve kutsal yer anlamına gelen Aspa-at, Spanta sözcüklerinden türediği belirtilir. Çünkü Aspendos, antik dünyanın en iyi atlarını yetiştirmekle ünlüydü. Şehrin kurulusunun M.Ö 10.YY’a rastladığı tahmin edilmektedir. M.Ö.2.YY’in baslarından itibaren Romalıların hakimiyeti görülür. Şehir M.S. 7.YY’da Arap saldırılarına uğrar ve terk edilir. Aspendos Tiyatrosu, antik dünyadan bu güne kadar gelebilmiş en sağlam tiyatrodur. M.S.2.YY’da Aspendoslu Theodoros’un oğlu Mimar Zenon tarafından yapılmıştır. Tiyatro Curtius Kardeşler tarafından imparator Marcus Avrelius’a ithaf edilmiştir. Selçuklular zamanında tiyatro restore edilmiş ve kervansaray olarak kullanılmıştır. En önemli özelliği mükemmel akustiğin olmasıdır. Öyle ki, yere bırakılan metal para ya da yırtılan bir kağıdın sesini en üstteki oturma sırasından duymak mümkündür. Tiyatronun seyirci kapasitesi 15.000 kişidir. Mükemmel akustiğe sahip Aspendos Tiyatrosu, önemli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmıştır
İlçemiz sınırları içerisinde bulunan Sillyon Antik Kenti, Aksu´nun 13 km kuzeydoğusunda Yanköy yakınlarındadır. Kent, Aspendos ve Perge yönünde, yüksekte duran bir plato üzerine, M.Ö. 14.yy.da kurulmuştur. Çeşitli uygarlıkları yaşayan kentten Selçuklular da yararlanmıştır. Stadyum, gymnazium, kuleler, Selçuklu Mescidi ve sahne kısmı yok olan bir tiyatro geriye kalan kalıntılardır.

1817 de yerleşim bölgelerinin çok aralıklı olması nedeniyle önceleri “Seyrek” adı ile anılmış, 1950 yıllarına doğru “Serik” olarak adlandırılmıştır.

 

Kaynak: http://www.gezi-yorum.net/antalya-tarihi-kurulus-oykusu/

Kaynak: http://serik.meb.gov.tr/www/serik-tarihcesi/icerik/5

ANTALYA – ALANYA

antalya035

Antalya kenti, Akdeniz kıyısında kendi adını taşıyan körfezde, denizden 39 m. yükseklikteki kayalıklar üzerine kuruludur. Deniz kıyısı ile yükseklikleri 3086 metreye kadar ulaşan Toros Dağları arasında farklı büyüklükteki ovalar, Antalya ve çevresinin ilk göze çarpan görüntüleridir. Kara ile deniz, kilometrelerce uzanan plajlarla, ya da sarp kayalıklarla birbirine kavuşur. Toros Dağları arasında kendine özgü yarlar, uçurumlar ve özellikle kıyıya yakın kesimlerde mağaralar ayrı bir özellik katar bu bölgeye.

Toros’ların güneylerinden kaynaklanan çok sayıda irili ufaklı akarsu, ovalara bereket akıtarak Akdeniz’e ulaşır. Tamamı berrak ve temiz olan bu sular, geçtikleri yerlerde ve denize dökülürken eşine ender rastlanır güzellikte çağlayanlar oluştururlar.

Antalya’da doğa bitki örtüsü yönünden çok zengindir. Kıyı şeridinde her türlü tropikal bitki görülebilir. Yer yer dev boyutlara ulaşan kaktüs türleri Antalya’ya ilk gelenlerin hemen dikkatini çeker. Kıyıdan uzaklaşılıp Toros’ların eteklerine gelindiğinde, Akdeniz ülkelerine özgü maki bitki örtüsü egemenliği görülür. Her tür meşe ve çam ağaçlarının oluşturduğu sağlıklı ve gür ormanlar makileri izler. Ova bölgelerinde, pamuk ve susam tarlaları, portakal, limon ve muz bahçeleri ayrı bir güzellik oluşturur.

İlkbahar, yaz, sonbahar ve kış gibi 4 mevsim sadece takvimlerde geçerlidir Antalya’da. Çünkü kış mevsimi yaşanmaz burada. Öyle ki, 1985 şubatında 60 yılda bir de olsa görülen kar ve dolu yağışı, haber niteliğinde bir olay olmuştur. Yaz Nisbi nem ortalaması % 64 olan Antalya’da deniz suyu ısısı ortalaması, ocak ayında 17,6 °C, nisanda 18,0 °C, ağustosda 27,7 °C ve ekimde 24,5 °C’dir.

ayları sıcak ve kurak geçer. Diğer aylarda yağışlı ve ılık bir iklim egemendir. Yıllık ortalama ısı 18,7 °C’dir. Yılda ortalama 309,5 gün yağış olmaz. Isının sıfır °C’nin altına düştüğü enderdir. Son 40 yıllık gözlemlere göre en yüksek ısı 44.6 °C olmuştur.

ALANYA

alanya-1

Alanya, Türkiye‘nin Akdeniz Bölgesi‘deki Antalya iline bağlı bir turizm ilçesidir. Şehir merkezine uzaklığı 132 kilometredir. Türkiye’nin güney sahillerinde bulunan Alanya, 1.598,51 km2‘lik bir alana sahiptir ve nüfusu (2014 nüfus sayımına göre) 285.407’dir.[3] Nüfusun büyük çoğunluğu Türk‘tür. Bölgede 10 bin kadar ise Avrupa‘lı vardır.

Alanya ilçesi idari olarak Antalya iline bağlıdır, Alanya Belediyesi ve ilçesi de Antalya Büyükşehir Belediyesi sorumluluk alanına girmiştir. Alanya’ya 45 kilometre mesafede bulunan Gazipaşa Havalimanı 2012 yılında faaliyete geçmiştir.

Stratejik konumu bakımından Akdeniz‘in kıyı kesimlerinde küçük bir yarımada şeklindedir. Kuzeyinde Toros Dağları uzanır. Alanya tarih boyunca, , RomaBizansSelçuklu ve Osmanlı gibi imparatorluklar için Akdeniz‘de önemli bir kale vazifesi görmüştür.Selçuklu zamanında, I. Alaeddin Keykubad yönetimi altındaki bölge, jeopolitik bir önem kazanmıştır. Şehrin bugünkü sembollerinden Kızıl Kule, tersane ve Alanya Kalesi bu dönemde yapılmıştır.[4]

Bölgede Akdeniz ikliminin özellikleri görülmektedir. Kışın ılık ve yazın sıcak geçer. Turizm açısından Türkiye‘de yüzde dokuzluk bir paya sahipken Yabancıların Türkiye’de mülk alımında ise yüzde otuzluk bir paya sahiptir. Turizm, özellikle 1958’lerden sonra gelişmeye başlayarak, ilçedeki en etkin iş kolu haline gelmiş ve bu durum bölgede nüfus artışını meydana getirmiştir. Sıcak iklimi sayesinde birçok sportif faaliyet ve kültürel etkinliğe elverişlidir. İlçenin belediye başkanlığını 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde Hasan Sipahioğlu’ndan bayrağı devralan Adem Murat Yücel yapmaktadır.

Kaynak: http://www.yurtarama.com/i-antalya-hakkinda-genel-bilgiler-139.html

http://tr.wikipedia.org/wiki/Alanya

1 12 13 14 15 16