İZMİR/KARŞIYAKA

Karşıyaka

 

  COĞRAFİ KONUM:

  İzmir Körfezi’nin kuzeyinde, Yamanlar Dağı eteklerinde kurulmuştur.  Karşıyaka’nın doğusunda Bayraklı, batısında Çiğli ilçesi yer alır. Güneyinde Ege Denizi, kuzeyinde ise Yamanlar Dağı yer almaktadır.  Kentte yerleşim alanlarının büyük bir bölümü deniz kenarına yakın düz bir alan üzerindedir.  Cumhuriyet, Mustafa Kemal, İnönü gibi mahalleler yamaçlarda kalıp diğer yerleşim yerlerinde yükseklik deniz seviyesi civarındadır. Büyükşehir yasası ile birlikte Sancaklı ve Yamanlar köyleri belediyeye bağlı mahalle konumu kazanmıştır.

 

KADR0465

 

           TARİHÇE:

   Küçük Yamanlar Tepesi ve su deposu kazıları sırasında tahrip olan höyükte bulunan kültür tabakaları ve seramik buluntularından yola çıkılarak yapılan tarihlendirme ile Karşıyaka’nın, Eski İzmir’den daha eski bir tarihsel geçmişe sahip olduğu görülmüştür.

 Tepede görülen en erken tarihli seramikler uzmanlar tarafından Neolitik Çağ’ın geç safhasına (İ.Ö. 5000) tarihlendirilmektedir. İzmir ve çevresinde Neolitik Çağ’a ait yaşam izleri taşıyan Aliağa Helvacı Köy sınırları içindeki Araplartepe, Urla Limantepe, Kemalpaşa Ulucak Höyük, Bornova Yeşilova Höyüğü gibi birkaç höyük daha bulunmaktadır. İlçe 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan işgaline uğramış, 9 Eylül 1922’de Albay Suphi Kula komutasındaki 14. Süvari Tümeni tarafından işgalden kaldırılmıştır.

esi

Karsiyaka Kahveler

 

 

         SEKTÖREL YAPI

Karşıyaka kuruluşundan bu yana hiçbir dönem sanayi şehri olarak düşünülmemiştir. Gediz Nehri 1870’li yıllara kadar Karşıyaka’dan denize dökülüyordu. Anılan yıllarda nehrin yatağı değiştirilince hem körfezin dolmasının önüne geçilmiş hem de ilçe yerleşime açılmıştır. 1876 yılında demir yolu hattının gelmesiyle, yamaçlarda yaşayanlar, demir yolunun sağ ve soluna yerleşmiştir. 1890 yılında ise vapur seferlerinin başlaması ikinci nüfus hareketini başlatmıştır.

 

        TARIM

  Karşıyaka kent nüfusunun yoğun olduğu bir bölgedir. Merkeze bağlı Sancaklı ve Yamanlar köyleri sınırında küçük ölçekli tarım yapılmaktadır. Tarım zeytincilik ve bahçelerden oluşmaktadır.  Bölgenin yamaç olması sonucu büyük tarım alanları bulunmamaktadır.  Bugünkü kent merkezinin büyük bir bölümü geçmişte tarım alanı olarak kullanılmaktaydı. Gediz nehrinin 1870 yıllarına kadar denize döküldüğü alan olması nedeniyle alüvyon toprağı bulunan ve tarımda önemli yeri olan bu bölge günümüzde tamamen yapılaşmıştır.

 

         TİCARET VE SANAYİ

  Karşıyaka’nın günümüzde sınırları içinde sanayi tesisi bulunmamaktadır. Geçmişte kent sınırları içinde planlanan içerisinde farklı ölçeklerde yaklaşık 500 işletmenin yer aldığı Atatürk Organize Sanayi Bölgesi 1992’de kurulan Çiğli ilçesi sınırlarında kalmıştır. Ayrıca eğlence ve dinlence yeri, otel bölgesi olarak planlanan Turan bölgesi de 2009’da kurulan Bayraklı Belediyesi sınırlarında kalmıştır.

  Karşıyaka Merkezi’nde bulunan Karşıyaka Çarşısı ziyaret eden günlük kişi sayısı ve iş yeri hacmi bakımında Türkiye genelinde en önemli çarşılardan bir tanesidir. Çarşı’ya,  metro, deniz, otobüs, dolmuş ve taksi dolmuşlar ile ulaşım imkanı bulunmaktadır. Karşıyaka’da ihalesi verilip çalışmaları başlayan tramvay hattı da Karşıyaka Çarşısı’ndan geçmektedir.  Deniz kenarında geniş yeşil alanları, modern yapıları, kafe ve restoranları ile Karşıyaka çarşısı yerli ve yabancı turistlerin de en çok uğradığı yerlerden bir tanesidir. Karşıyaka Çarşısı’na her gün 100-150 bin kişi alışveriş veya farklı nedenlerle gelmektedir.Ayrıca Karşıyaka Belediyesi’nin hedefler arasında belirlediği “kültür-sanat ve  turizm” vizyonu nedeniyle kentte 12 ay boyunca kültür sanat etkinlikleri gerçekleşmektedir.       Karşıyaka sınırları içinde askeriyeye ait tersane bulunmaktadır.

 

            TURİZM

       Çağımızdaki en dinamik işletmelerin küçük ve orta ölçekli işletmeler olduğu göz önüne alınacak olursa ilçede bu vasıfta çok sayıda işletme bulunmaktadır.Tarihinin çok eski olması nedeniyle Karşıyaka, turizm sektöründe de potansiyel taşımaktadır. Bayraklı’daki 5000 yıllık Tepekule (Smyrna) harabeleri ile Tantalos mezarı önemli tarihi kalıntılardır. Ulu Önder Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın mezarının Karşıyaka’da bulunması ilçenin önemini daha da arttırmaktadır.

            EĞİTİM            

    Türk Edebiyatına Attila İlhan, Salah Birsel ve Tarık Dursun K. gibi birçok ünlü yazar armağan eden Karşıyaka’da birçok anaokulu, ilköğretim okulu, lise, 1 eğitim uygulama okulu, 1 halk eğitim merkezi ve akşam sanat okulu mevcuttur. Ayrıca Karşıyaka İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı öğretmenevi, öğretmenler lokali, sağlık eğitim merkezi, rehberlik ve araştırma merkezi vardır.

45_big

                                                                                                       Karşıyaka Öğretmenler Lokali

 

ATİLLA AİLHAN               Karşıyaka-sahilinde-Attila-İlhan-büstü

                                                                                                                                                   *Atilla İLHAN Karşıyaka sahilde yer alan büstü

 

 

       SAĞLIK

İlçede koruyucu sağlık hizmetleri; 18 sağlık ocağı, 3 aile planlaması ve ana çocuk sağlığı merkezi ve 1 Verem Savaş Dispanseri aracılığı ile sağlanmaktadır.Ayrıca 250 yataklı Karşıyaka Devlet Hastanesi, 1 diyabet merkezi, 1 diş ve protez tedavi merkezi, 1 halk sağlığı laboratuvarı, 1 SSK dispanseri, 1 milli eğitim dispanseri, 1 jandarma dispanseri, 2 Kızılay dispanseri, 1 DEÜ Tıp Fakültesi Polikliniği, 1 Başkent Üniversitesi Zübeyde Hanım Hastanesi ve 1 Bayraklı Central Hospital hizmet vermektedir.

İlçede yaklaşık 240 civarında eczane faaliyet göstermektedir. Ayrıca Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı kimsesiz ve bakıma muhtaç çocuklara hizmet veren 1 çocuk yuvası, aile danışma merkezi bulunmaktadır.

 

k_26081042_huzurevi               karsiyaka_devlet_hastanesi

 

                 NÜFUS

Karşıyaka, körfezin kuzeyinde yaklaşık 50 km’lik bir alana yerleşmiştir. Rakımı 1-700 metre arasında değişir. İlçe nüfusu 2008 yılı itibariyle 524.891’di fakat 2008 tarihli belediye yasasıyla Bayraklı’nın ilçe yapılması üzerine Karşıyaka’nın halihazırdaki nüfusu 315.008’e gerilemiştir.

karşıyakaçarşısı

 

 

           ULAŞIM

Yurdumuzun tüm bölgelerine açılan E-5 Karayolu ile, 1865 yılında inşa edilen demir yolu ilçeyi boydan boya kat etmektedir. Karşıyaka İlçesi’nden; Konak, Alsancak, Pasaport Göztepe’ye vapur, Üçkuyular’a ise arabalı vapur seferleri yapılmaktadır. Karşıyaka, Bostanlı ve Bayraklı’da birer iskele mevcuttur.

 

                                                   SPOR

indir

 

Tam isim Karşıyaka Spor Kulübü
Takma isim(ler) Kaf Sin Kaf
Renkler Rosso e Verde (Strisce).png Yeşil – Kırmızı
Kuruluş 1 Kasım 1912[2]
(102 yıl, 202 gün önce.)
Stadyum İzmir Atatürk Stadyumu
(Kapasite: 51,595)
Başkan Türkiye Ali Erten
Teknik direktör Türkiye Rıza Tuyuran
Lig 1. Lig

 

     Karşıyaka Spor Kulübü, İzmir’in 1912 yılında kurulan ilk spor kulübüdür.

      “Kaf Sin Kaf” K.S.K harflerinin eski dilde okunuşudur. Renkleri yeşil-kırmızıdır. Karşıyaka Spor Kulübü armasının içinde ay-yıldız taşıma hakkına sahip olan üç kulüpten biridir. Kaf Sin Kaf’ın yerine bugün kısaca Kaf Kaf da denir.

Karşıyaka şu anda PTT 1. Lig’de yer almaktadır. Futbolun yanı sıra basketbol takımı olan Karşıyaka yıllardır Beko Basketbol Ligi’nde mücadele etmektedir ve 1986-87 sezonunda şampiyon olmuştur. Karşıyaka Spor Kulübü futbol ve basketbol haricinde başta voleybol olmak üzere birçok branşta faaliyetini sürdürür. 1980 de ise Göztepe-Karşıyaka maçını 80.000 seyirci izlemiş Türkiye’de ve Dünya’da (2. lig) seyirci rekoru kırılmıştır.
303578_249263498450997_109597445750937_729806_1433739681_n

 

                                 ATATÜRK VE KARŞIYAKA

Mustafa Kemal Atatürk`ün, bir çok spor kulübü tarafından kendi kulüplerinin taraftarı olduğunu söylemi sadece İzmir’de değil, bütün Türkiye’de ifade edilmektedir.

Mustafa Kemal’in Karşıyaka ve Karşıyaka Spor Kulübü ile tarihi buluşmaları:

 

      Karşıyaka Spor Kulübü, 1 Kası 1912 günü Karşıyaka Mumaresei Bedeniye Kulübü asıyla daha sonraki yıllarda bir Kuva-i Milliye kahramanı olarak anılan Zühtü Işıl ve silah arkadaşları tarafından kuruluyor. Zaten kulübün renkleri de Türklüğün en önemli iki değerinden geliyor. Karşıyaka kırmızısını bayraktan, yeşilini ise İslam`dan alıyor.

     Mustafa Kemal Atatürk de kulüp yöneticilerinin Milli Mücadele`deki etkinliklerini karşılıksız bırakmamış. Örneğin İzmir`in düşman işgalinden kurtuluşundan sonraki ilk gün, yani 10 Eylül 1922`de bu şehirde bir karargâh oluşturmasını istediğinde adres olarak dönemin Karşıyaka Spor Kulübü başkanı Sadi İPLİKÇİ`nin köşkünü göstermiş. Herkes tarafından bilinen, Atatürk`ün ayaklarının altına Yunan bayrağının serilmesi ve kendisinin bunu başka bir milletin değerlerine böyle hakaret edemeyeceğini söyleyerek yerden kaldırması olayı da bu köşkte yaşanmıştır

   Atatürk`ün Karşıyaka`ya olan ilgisi elbette bu olaylarla sınırlı değil. Milli Mücadele döneminde ve sonrasında İzmir`e yaptığı her ziyarette Karşıyaka Spor Kulübü`nü ziyaret eden Gazi, defalarca futbol ve tenis takımlarının antrenmanlarını da izlemiş. Kulübün armasında Ay – Yıldız kullanılması emrini de bizzat kendisi vermiş.

   Gazi Mustafa Kemal`in genç Türkiye Cumhuriyeti`nin Cumhurbaşkanı olarak ilk ziyaret ettiği kulüp Karşıyaka Spor Kulübü`dür. Kendisinin kulübe yaptığı iki ziyarette imzaladığı hatıra defterindeki yazılar da aşağıda yer almaktadır.

  İlk ziyaret 13 ekim 1925 tarihini taşıyor.Gazi bu yazılarında deftere şu notları düşüyor:

“Karşıyaka Spor Kulübü`nde karşı karşıya bulunduğum gençlik iftihara şayandır. Bu gençlik muvacehesinde istikbalin kuvvetli saadeti ne bariz görünmektedir.”

 

ksk_tarihinden41

 

 

 

       1925 yılı içinde ve 1926’nın başlarında devrimlerin önemli bir kısmı gerçekleşmişti. Bu arada Terakkiperver Fırkası irtica ile ilgili görülerek kapatılmıştı. İrtica dalgaları zaman zaman ortada görülmekte idi. Eskiye bağlı olmaktan kurtulamayanlar, çıkarcı düşüncelerin etrafında birleşenler, cumhuriyete ve onun başındaki Cumhurbaşkanına karşı bir takım çalışmalar içindeydiler.
Gazi 8 Mayıs 1926`da Konya`dan başlayarak bir yurt gezisine çıkmıştı. 16 – 30 Haziran 1926 tarihleri arasını da İzmir`e ayırmıştı. 14 Haziran günü Balıkesir’den İzmir’e geçeceği sırada İzmir Valisi’nden İzmir’de kendisine karşı bir suikast düzenlendiği haberini aldı. 14 Haziran gecesi Mustafa Kemal’e suikast girişiminde bulunacaklardan, ulusal bağımsızlık savaşında Mustafa Kemal’in yanında yer almış olan Kadı Hurşit’in oğlu da vardı. Mustafa Kemal, babasının hizmetlerinden ötürü, 1920’de Büyük Millet Meclisi’ne Rize Milletvekili olarak Ziya Hurşit’i seçtirmişti. Mustafa Kemal, suikastçıların yakalanmasından sonra, 15 Haziran saat 19.00’da İzmir’e doğru yola çıktı. 16 Haziran’da, Soma, Menemen’e uğrayarak, 16 Haziran akşamı saat 18.00’de İzmir’e vardı. 

İşte bu önemli gelişmelere rağmen Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ve beraberindeki heyet 24 Haziran 1926 tarihinde Karşıyaka Spor Kulübünü ziyaret eti. KSK Bayan tenisçilerinin maçlarını seyrederek KSK Şeref defterine;

“Bu defa ki ziyaretimde geçen aylar da masarrıf ve mesai hizmetin kıymetli asarını gördüm. Teşekkür ve tebrik ederim.”

       Gazi Mustafa Kemal
(24 Haziran 1926)

Mustafa Kemal 15 Ocak 1923 tarihinde çok sevdiği annesi Zübeyde Hanım’ı Karşıyaka’da kaybediyor. 27 Ocak 1923 tarihinde mezarı başına gelen Mustafa Kemal annesinin mezarı başındaki konuşmasının sonunda şu yemini ediyor; “Validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna ahdetmiş olduğum vicdan yeminimi tekrar edeyim. Validemin kabri önünde ve Allah`ın huzurunda yemin ediyorum. Bu kadar kan dökerek milletimin elde ettiği ve sağlamlaştırdığı hâkimiyetin muhafaza ve müdafaası için icap ederse validemin yanına gitmekten asla tereddüt etmeyeceğim. Milli hakimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun”. Karşıyakalılar, ulusal egemenlik yolunda bu yeminin de bekçisi olduğunu aradan geçen 88 yıla rağmen unutmamıştır.

     Gazi Mustafa Kemal 11 Ekim 1925`te Karşıyakalılara hitaben Naim Palas Oteli`nin balkonunda yaptığı konuşmasında, burayı ne kadar çok sevdiğini anlatmak için şu sözcükleri tercih ediyor: “İzmir`in Karşıyakalıları; sizi derin muhabbetle selamlarım… Ben bütün İzmir`i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir`in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız, bir rastlantı beni Karşıyaka`ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar!Annem, sizin sinenizde, sizin topraklarınızda yatıyor. Karşıyakalılar! İzmir`i gördüğüm gün, öncelikle Karşıyaka`yı ve orada da sizin Türk topraklarınızda yatan anamın mezarını gördüm.”

        Gazinin evlenmek için ise Karşıyakalı bir kızı, annesinin defnedilmesi için ise Karşıyaka`yı seçmesinin de tesadüf olamayacağı da aşikârdır.

ataturk_369_1          ataturk_494_1             Karşıyaka Halk Evi’ndeki onuruna düzenlenen baloya gelirken                                  Karşıyaka ziyareti Mahfel (1926) 

 

atatürk karşıyaka

 

 

 

ksk_ziyaret_2

 

Kaynak:

http://www.ksk.org.tr/tr/tarihce.php#kurulus

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kar%C5%9F%C4%B1yaka

 

 

 

SEZEN AKSU

sezenaksu

Sezen Aksu Denizli Sarayköy’de dünyaya geldi; İzmir Kız Lisesi ve babasının arzusu ile girdiği Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi de dahil olmak üzere eğitim sürecini İzmir’de sürdürdü. Rüştü Şardağ’dan aldığı sanat müziği eğitiminin yanı sıra resim ve oyunculuk gibi alanlarda da kurslara katıldı. Profesyonel yaşama ilk 45’liğini çıkardığı 1975 yılında adım attı. Yorumcu kimliğinin yanı sıra 400’den fazla beste ve sözün de sahibi oldu. 8 adet 45’lik, 3 adet single ve 27 albüme imza atan sanatçı 15’e yakın albümde de konuk sanatçı olarak yer aldı. Öte yandan 40’a yakın derleme albümde eserlerine yer verildi. Şarkıları 100’ü aşkın farklı yorumcu tarafından seslendirilirken, kendisini heyecanlandıran genç yeteneklerin yapımcılığını üstlendi.

Aşktan günlük yaşama kadar insan doğasını konu alan her şey, özellikle de umut eserlerine konu oldu. 2006 yılında şarkı sözleri “Eksik Şiir” adlı kitapta toplandı. Türkiye de dâhil olmak üzere 20’den fazla ülkede 1500’ün üzerinde konser veren sanatçı, yerli ve yabancı birçok sanatçı ile müzikal çalışmalarda bulundu. Birlikte çalıştığı tüm müzisyenlerin birikimlerinden yararlandı ancak Onno Tunç ve Atilla Özdemiroğlu kariyerinde önemli yer tuttu. 2002 yılında “Türkiye Şarkıları” adını taşıyan Aspendos, Efes ve Brüksel konser dizisinde, Türkiye’de konuşulan farklı dillerde eserler seslendiren etnik gruplarla aynı sahneyi paylaştı. Boşnak Goran Bregoviç, Yunan Haris Alexiou ve Hollanda Metropol Senfoni Orkestrası ile ortak konserler verdi. Öte yandan eserleri İtalyan tenor Alessandro Safina ve Avustralyalı şarkıcı Holly Valance gibi popüler sanatçılarca seslendirildi. Oyunculuk alanında da çeşitli çalışmaları bulunan Sezen Aksu, “Serçe” albümünün yayınlandığı 1978 yılında ilk sinema denemesini gerçekleştirdi. Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Minik Serçe” adlı filmde Bulut Aras’la başrolü paylaştı. 1981’de Adile Naşit, Şener Şen ve Altan Erbulak ile “Sezen Aksu Aile Gazinosu”; 1986 yılında “Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra” müzikallerinde rol aldı.

Oyunculuk denemelerini, aralarda skeçlere de yer verilen “Saz mı, Caz mı”, “Sezen Aksu Söylüyor” konserleri ve “Sezen Aksu Show” televizyon programı ile sürdürdü. 1990’da, yönetmenliğini Yavuz Özkan’ın yaptığı “Büyük Yalnızlık” filminde Ferhan Şensoy ile birlikte başrolü üstlendi. İstanbul gece eğlencesi anlayışına farklılık getiren Oba Bar’da ve Uğur Yücel ile Bostancı Gösteri Merkezi’nde kabare türünde sahne gösterileri sergiledi.

ESERLERİ

Allahaısmarladık (1977)

Serçe (1978)

Sevgilerimle (1980)

Ağlamak Güzeldir (1981)

Firuze (1982)

Sen Ağlama (1984)

Git (1986)

Sezen Aksu’88 (1988)

Sezen Aksu Söylüyor (1989)

Gülümse (1991)

Deli Kızın Türküsü (1993)

Işık Doğudan Yükselir (1995)

Düş Bahçeleri (1996)

Düğün ve Cenaze (1997)

Adı Bende Saklı (1998)

Deliveren (2000)

Şarkı Söylemek Lazım (2002)

Yaz Bitmeden (2003)

Bahane (2005)

Deniz Yıldızı (2008)

Yürüyorum Düş Bahçelerinde (2009)

 

Kaynak: http://www.antoloji.com/sezen-aksu/hayati/

DİYARBAKIR

 

764-ulu-cami-5-harem-i-serif-kaynakdiyarbakir-valiligi-kultur-ve-turizm-proje-birimiDiyarbakır, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık on ikinci şehri. 2014 itibarıyla 1.635.048 nüfusa sahiptir. Diyarbakır kent merkezi yaklaşık 9000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Diyarbakır şehri farklı dönemlerde farklı isimlerle anılmıştır. M.Ö 200’de Amidi Asur hükümdarı Adad-Nirari’ye ait bir kılıç kabzasında şehrin adı “Amid” ya da “Amidi” olarak geçmektedir. Roma ve Bizans kaynaklarında şehrin adı “Amid, O’mid, Emit, Amide” şeklinde adlandırıldığı görülmektedir. 11. yüzyılda yöreye gelen Türkmenler şehirdeki yapılarda kullanılan siyah renkli taşlardan dolayı şehre “Kara Amid” demişlerdir. Arap egemenliği sırasında “diyār” (ديار) ve “Bekr” (بکر) isimleri ile Diyâr-i Bekr olarak kayıtlara geçmiştir. “Diyar-ı bekr” daha sonraları “Diyarbekir”; Osmanlı’nın son yıllarına kadar daha çok bir bölge adı olarak kullanılmıştır. Ancak merkez için kullanılan Amid isminin kullanımının özellikle Diyar-ı Bekr’in (Diyarbekir) 1867 yılında vilayet oluşu sonrası yavaş yavaş terkedildiği, bütün bölgeyi nitelemesinin yanında merkez sancak için de (Diyar-ı Bekr) Diyarbekir adının kullanıldığı görülmektedir.

Diyarbekir”in “Diyarbakır” oluşuna dair çalışmalar, Türk Dili dergisinin Haziran 1938 nüshasında özetlenmiştir. 17 Kasım 1937 tarihinde Atatürk’ün trenle Diyarbakır’dan Elazığ’a geçtiği gece yapılan bir dil tartışmasının ardından, Türk Dil Kurumu’na gönderilen bir telgrafla başladı. Yapılan çalışmaları sonucu şehrin adı Diyarbakır olarak değiştirildi.

Mezopotamya ile Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde olan Diyarbakır’ın tarihi çok eski devirlere dayanmaktadır. Yontma taş ve Mezolitik devirlerde Diyarbakır ve çevresinde var olan mağaralardan burada yerleşim olduğu yapılan arkeolojik araştırmalar ile anlaşılmıştır. Eğil-Silvan yakınlarındaki Hassun Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani yakınlarında Hilar mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit edilmiştir. Şehrin, 65 kilometre kuzeybatısında Ergani ilçesi yakınlarında yer alan Çayönü Tepesi kazılarında, dünyanın en eski köyü bulunmuştur. Çayönü’ndeki insanlar zamanla göçebelikten yerleşik köy yaşama, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçmiştir.

Şehrin kent merkezinde, MÖ 3000 Hitit ve Hurri-Mittani egemenliği yaşanmıştır. MÖ 1260 yılına kadar egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler’den sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Ermeniler, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır’a egemen olmuşlardır.

Asurlular döneminde şehir, bölge valilik merkezi olmuştur. Mîlâttan sonra bir ve ikinci asırlarda şehir ve bölgesi için Romalılar ve Partlar arasında savaşlar yapılmıştır. Romalılar!ın hakimiyetine geçen şehir Roma İmparatorluğu’nun yıkılması ile Bizans yönetime geçmiştir. Ömer döneminde islâm ordusu Diyarbakır’ı ve çevresini fethetmiştir. Halid bin Velid Diyarbakır’a giren ilk islam kumandanıdır. Diyarbakır böylece bir eyâlet olarak İslâm devletine bağlandı.

869-899 yılları arasında Diyarbakır ve çevresinde Şeyhiler Hânedânı hüküm sürmüştür fakat Halîfe Mütazıd bu hakimiyete son vermiştir. Daha sonraki yıllarda Hamdânîler hâkim oldularsa da, 990 yılında bölgeye hâkim olan Mervaniler 1096 yılına kadar saltanat sürdü. Alparslan 1071 Malazgirt Savaşı’ndan bir sene önce Diyarbakır’a geldi. Mervânîler, Selçuklular’a tâbi oldu. Melikşah’ın vefatından sonra Diyarbakır’da egemenlik Suriye Selçukluları’na geçti.

Eyyûbî lideri Melik Kâmil, Selçuklular’ın yönetimindeki şehri ele geçirdi. 1259’da şehir, İlhanlılar’a geçti. İlhanlılar, bölgeyi Artukoğulları’na bıraktılar. 1401 yılında Akkoyunlular yönetiminde, devletin başkenti oldu. Artukluların egemenliğine son veren Safeviler böylece şehri ele geçirdi. Artuklu ve Safevi dönemlerinde kente önemli bir Türkmen kökenli nüfus yerleşimi olmuştur.

1507-1515 yılları arasında Anadolu Beylikleri, Memlûkler İran-Safevî devletleri arasında bu bölge için mücadele devam etti. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Diyarbakır’ı ve bütün Güneydoğu Anadolu’yu 15 Eylül 1515’te Bıyıklı Mehmet Paşa kumandasında Osmanlı egemenliğine kattı.

Diyarbakır, Osmanlılar döneminde önemli eyaletlerden birinin merkezi olmuş, doğuya sefer yapan orduların hareket üssü ve kışlağı görevini görmüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde özellikle I. Dünya Savaşı’nın yakın zamanlarında hastalık, yangın ve sefalet yüzünden büyük sıkıntı çeken Diyarbakır; Cumhuriyet devrinde büyük ve önemli imar, sosyal, kültürel ve ekonomik hareketler yaşamıştır. 1950’lerden sonra yeni şehir kurulmuş; yollar, hastaneler, okullar ve modern yapılarla gün geçtikçe büyümüş ve gelişmiştir. Yeni şehir kara, hava ve demir yolarıyla Türkiye’nin dört bir yanına bağlanmış önemli merkezlerden biri haline gelmiştir.

Cumhuriyet dönemi

Diyarbakır, 2 Eylül 1993’te çıkarılan 504 sayılı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir unvanı kazandı. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları valilik binası merkez kabul edilerek yarıçapı 20 kilometre olan dairenin sınırlarına genişletildi.2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.

Jeopolitik konumu

Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kısmında, El Cezire’nin (Mezopotamya) kuzeyinde yer almaktadır. Doğuda Batman ve Muş, batıda Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya, kuzeyde Elazığ ve Bingöl, güneyde ise Mardin illeri bulunmaktadır. Yeryüzü şekilleri açısından genelde dağlarla çevrili, ortası hafif çukurlaşmış görünümdedir ve Güneydoğu Torosların kollarıyla çevrilidir. En yüksek dağı Muş sınırı yakınındaki Anduk Dağıdır (2830m).

İklim

Diyarbakır’da sert bir kara iklimi egemendir. Yazları çok sıcak geçer fakat kışları Doğu Anadolu Bölgesi kadar soğuk geçmez. Bunun başlıca nedeni Güneydoğu Toroslar yayının kuzeyden gelen soğuk rüzgarları kesmesidir. En sıcak ortalaması 40.2 derece, en soğuk ay ortalaması ise -10.1 derecedir. Günümüze kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 48,4 derece ile 29 Temmuz 1946 gününde, en düşük sıcaklık ise -25,7 derece ile 11 Ocak 1933 gününde yaşanmıştır.

Yıllık yağış ortalaması 496 milimetre olan şehirde, bu yağışın %2’lik kısmı yaz aylarında düşmektedir. Kuzeydeki dağların eteklerine doğru gidildikçe yağışlar da artar.

Bitki Örtüsü

Güneydoğu Anadolu’nun doğal bitki örtüsü olan bozkır, Diyarbakır’da da egemendir.Bozkır biltki örtüsü içinde otsu bitkiler daha fazladır. Bunlar ilkbaharda kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır.Diyarbakır topraklarının % 33’ü orman ve fundalık, % 40’ı ekili arâzi ve % 22’si çayır ve meralarla kaplıdır. İlkbaharda her yer yemyeşildir. Yaz aylarında ise dere kenarları dışında her yer bozkırdır, otlar tamâmen kurur. Vadilerde söğüt, çınar, ceviz ve kavak ağaçları, yükseklerde ise meşe, ardıç ve yabânî meyve ağaçları yer alır. Ormanlık arâzi her ne kadar % 33 görülmekteyse de muntazam ormanlık saha çok azalmıştır.

Akarsular

Diyarbakır şehrinin en önemli akarsuyu Elâzığ ili sınırları içinden çıkan Dicle nehridir. Nehir, Diyarbakır şehrinin bulunduğu lav sahanlığının doğu kesimine paralel akar. Burada nehir vadisinin tabanı 600 m’ye iner. Diyarbakır’ın güneyinde 8 km mesafede doğuya yönelir. Dicle, Diyarbakır ilindeki akarsuların tümüne yakınını toplar. Yalnızca ilin kuzeybatı köşesindeki küçük bir alanın suları Fırat ırmağına gider.

Demografi

TÜİK verilerine göre ilin nüfusu, bütün köy ve ilçeleriyle beraber, 2010 itibariyle 1.528.958’dir ve nüfusu ile il Doğu ve Güneydoğu Anadolunun en büyük illerinden biridir. Kilometrekareye düşen insan sayısında Türkiye ortalaması 88 iken Diyarbakır’da bu sayı 95’tir. 1990-2000 döneminde yıllık nüfus artış hızı binde 21.73 olup binde 18,3 olan Türkiye ortalamasının üstündedir. Diyarbakır şehir merkezinin nüfusu ise 834.854 dir.

Diller
Ana dili 1960 n.s.
Toplam 401 884
Türkçe 264 235
Kürtçe 134 948
Arapça 1 796
Ermenice 279
Diğer 626

Diyarbakır ilinin nüfusu, TÜİK 2011 nüfus sayımına göre 1.570.943!tür. Fakat bu toplam il nüfusudur yani köyleriyle ve ilçeleriyle birlikteki nüfustur. Şehir merkezi yani asıl Diyarbakır kentinin merkez nüfusu ise 875.069’du Fakat Diyarbakır kent nüfusu hakkında bazı yabancı kuruluşlar ise nüfusun daha yüksek olduğu şeklinde bazı iddialar ileri sürmüşlerdir. Nüfusu ile Gaziantep’ten sonra Güneydoğu’nun ikinci büyük kentidir. Kilometrekareye düşen insan sayısı Türkiye ortalaması 88 iken Diyarbakır’da bu sayı 95’tir. 1990-2000 döneminde yıllık nüfus artış hızı binde 21.73, Türkiye ortalaması binde 18,3’dür. Diyarbakır merkezinin nüfusu ise 875.069’dur. (TÜİK 2011).

Diyarbakır nüfusunun yüzde 53’ünü çocuklar oluşturmaktadır. İl genelinde erkek nüfusunun yarısının 17 yaşından, kadın nüfusunun yarısının da 18 yaşından genç kişiler oluşturmaktadır.Diyarbakır nüfusunun yüzde 87’sini Diyarbakır doğumlular oluştururken, Diyarbakır doğumlu olmayan nüfus için de ilk sayı Mardin, ikinci sırayı Bingöl doğumlular almaktadır. İl merkezinde evli olanlar, toplam nüfusun yüzde 53’ünü oluşturmaktadır.

Mutfak

Binlerce yıl Arap, Ermeni, Kürt, Süryani, Türk, Yahudi ve Zaza halklarının içiçe yaşadığı Diyarbakır’da, bu kültürlerin bileşiminden meydana gelen yemek kültürü bir hayli zengindir. Mutfağın temel malzemeleri kuzu eti, yöresel baharatlar (sumak, kişniş, karabiber vs.), pirinç, sakatat çeşitleri, tereyağı ve bulgurdur. Bu nedenle Diyarbakır mutfağı ağır yemeklerden oluşur. Diyarbakır lahmacunu ve kadayıfının yanı sıra peyniri ile de ünlüdür. En ünlü yemekleri kaburga dolması, içli köfte, sac tava, meftune ve ciğer kebabıdır.Karpuzu ile ünlenen Diyarbakır ana yemek olarak ciğer kebabı, içli köfte, çiğ köfte, bulgur pilavı, kaburga, keşkek, lebeni; tatlılardan ise burma kadayıf ve sütlü Nuriye ile yemek kültürü açısından da zengindir.

Eğitim

Dicle Üniversitesi, Diyarbakır

2009 yılında, Diyarbakır ilinde 1281 okul bulunmaktadır:

  • Ana Okulu Sayısı: 90
  • İlköğretim Okulu Sayısı: 3096
  • Genel Lise Sayısı: 540
  • Özel Okullar Sayısı: 97
  • Meslek Lisesi Sayısı: 25
  • Yabancı Dil Eğitimi Veren Liselerin Sayısı: 116

Öğretmen Sayısı 15.021’dir. Erkek öğrenci sayısı 214.462, kız öğrenci sayısı 181.413 olmak üzere Diyarbakır ilinde toplam öğrenci sayısı 395.875’dir.

Dicle Üniversitesi

1978’de Ankara Üniversitesi bünyesinde açılmıştır. Şu an bünyesinde 13 Fakülte, 11 Meslek Yüksekokulu, 5 Yüksekokul, 1 Konservatuar, 3 Enstitü, 8 Uygulama ve Araştırma Merkezi, 1 Eğitim ve Araştırma Hastanesi yer almaktadır. Dicle Üniversitesi Dicle’nin doğusuna kurulmuştur ve 60 hektar alana sahiptir. Yüzölçümü bakımından Dicle Üniversitesi, Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden biridir.

 

KAYNAKÇA;http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyarbak%C4%B1r

AYDIN / KUŞADASI

Aydın, Türkiye‘nin bir ili ve en kalabalık yirminci şehri. 2014 itibarıyla 1.041.979 nüfusa sahiptir. Ege Bölgesi‘nde yer alan, turizm ve tarım açısından en gelişmiş illerdendir. Ege Denizi‘ne kıyısı vardır. Didim ve Kuşadası gibi Türkiye’nin iki önemli turizm merkeziyle turizm potansiyeli yüksek bir ildir. Plaka kodu 09’dur. Aydın, Türkiye’nin ilk demiryolu kurulan şehridir. Aydın’da çok sayıda tarihî eser bulunur. Türkiye’nin en uzun ikinci tüneli buradadır. Nüfus bakımından Ege Bölgesi’nin İzmir ve Manisa‘dan sonraki 3. büyük ilidir. İlde 17 ilçe bulunur.

Kuşadası Türkiye‘nin Aydın iline bağlı bir ilçedir. İlin kuzeybatısında bulunan ilçe, Efeler‘e 71 km. uzaklıktadır. İzmir iline uzaklığı 96 km,Efes Antik Kentine 20 km,Selçuk ilçesine 15 km,Bodrum ilçesine 157 km uzaklıktadır.

Geçmişte Kuşadası

Kuşadası’nın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemekte ise de, Efes’e bağlı Neopolis ismi ile İyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır.

Şehir daha önce, Pilavtepe eteklerinde, Andızkulesi denilen yerde kurulmuştur. Bir müddet sonra Bizanslılara ait olan bu kıyılara Venedik ve Cenevizliler, ekonomik bakımdan egemen olmuşlardır. Ulaşım güçlükleri nedeni ile Kuşadası; Andızkulesi mevkiinden alınarak bugünkü yerinde Yeni İskele (Scala Nuova) adı ile kurulmuştur.

Kuşadası’nın adını verdiği Kuşadası Körfezi ve yakın çevresi, sanat ve kültür merkezleri olarak bilinmektedir ve ilk çağlardan beri birçok farklı medeniyeti barındırmıştır.

MÖ 3000 yıllarında Lelegler, MÖ 11.yy’da Aioller, MÖ 9.yy’da İyonlar bölgede hâkim olmuşlardır. Büyük Menderes ve Gediz ırmakları arasında kalan alan, antik çağlarda İyonya adını alır. Tüccar ve denizci olan İyonlar denizaşırı ticaret sayesinde kısa zamanda zenginleşmişler ve üstün bir politik güce sahip olmuşlardır. Tarihte “İyon Kolonileri” adını alan 12 şehir kurmuşlardır.[kaynak belirtilmeli]

Kuşadası, antik çağlarda Anadolu’nun Akdeniz‘e açılan başlıca limanlarından biri idi. O devirde Neopolis adı ile anılıyordu. MÖ 7.yy.da başkentleri Sardes olan Lidyalılar yöreye hâkim olmuşlardır.

MÖ 546’da başlayan Pers hâkimiyeti, MÖ 334’de Büyük İskender‘in tüm Anadolu’yu ele geçirmesine kadar devam eder. Bundan sonra Anadolu’da Grek medeniyeti ile yerli Anadolu medeniyetinin sentezi olarak yepyeni bir çağ, yepyeni bir sanat ve kültür anlayışı hakim olur ve bu çağ “Helenistik Çağ” adı ile anılır. Efes, Milet, Priene ve Didim bu devrin en ünlü şehirleridir.

MÖ 2. yy.da Romalılar yöreye egemen oldular. Hristiyanlığın ilk yıllarında, Meryem Ana‘nın ve havarilerinden St. Jean’ın Efes’e gelip yerleşmesiyle burası bir dini merkez haline gelir. Miletus da Hristyanlık çağında Piskoposluk merkezidir. Bizans Çağında “Ania” adı ile anılır. Kuşadası, ortaçağda korsanlar tarafından kullanılan bir liman olmuştur. 15.yy.da, Venedikliler ve Cenevizliler zamanında şehir “Scala Nuova” adını alır.

1086’da I. Süleyman Şah’ın bölgeyi Selçuklu Devleti‘ne katmasıyla Türk egemenliği başlar. Bölge, bu devirde kervan yollarının Ege’ye açılan bir ihraç kapısı olmuştur. Ancak Selçuklu Devleti’nin egemenliği 1. Haçlı Seferleri nedeniyle kısa sürdü ve yeniden Bizans’ın eline geçti. 1280’lerin sonunda Menteşeoğulları,1397-1402 arasında Osmanlıların egemenliğine girdi. 1402-1425 arası yeniden Aydınoğulları‘nın eline geçtiyse de 1425’te Osmanlılar bölgeyi kesinlikle ele geçirir.

Kuşadası, 1413 yılında 1.Mehmet (Çelebi) tarafından Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine katılmıştır. Bu tarihten sonra, şehir tamamen Türklerin elinde kalmış ve Türklerin yaptığı eserlerle dolmaya başlamıştır. Bunlardan bugünkü Kervansaray ve Kuşadası’nı çeviren surlar, Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Surlarla çevrili şehre o zaman ancak üç kapıdan girilebilmekteydi. Bu kapılardan bir tanesi, Barbaros Hayrettin Paşa Caddesi ile Kahramanlar Caddesi’ni birbirinden ayırmakta ve üst kısmı önceden Şehiriçi Trafik Bölge Amirliği olarak kullanılmıştır, fakat şimdi Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği olarak kullanılmaktadır. Diğer kapılar bugün mevcut değildir.

Küçükada, Bizanslılar için önemli bir askeri üs görevini yapan önemli bir yerdi,1834 yılında büyük bir yenilenme görmüş ve ünlü kalesi yapılmıştır. “Kuşadası” adı bu kaleden gelmektedir.

1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre Kuşadası’nda yaşayan kişi sayısı 15.047 kişidir. Bunların çoğunluğu (%58,6) Türklerden oluşmaktadır (8.822 kişi). Kuşadası’ndaki Rum nüfusu ise 6.121 kişidir (%40,7).

Kuşadası, Kurtuluş Savaşı’nda 1919-1921 yılları arasında İtalya’nın, onların çekilmesiyle Yunanistan’ın işgaline girdi ve 7 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtuldu.

 

Kuşadası’nın batısında deniz kuzeyinde,güneyinde ve doğusunda dağlar ve tepeler vardır.

  • Neopolis (Yılancı burnu): Güvercinada’nın biraz ilerisinde, denize uzanan ikinci bir yarımada halindedir. Antik Neopolis’in Kuşadası’nda ilk yerleşme yeri olduğu ve İyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Görünürde birkaç duvar kalıntısı mevcuttur.
  • Panionion: Kuşadası’na bağlı Güzelçamlı sınırları içinde, Davutlar-Güzelçamlı yolu kenarında, yoldan birkaç yüz metre içeridedir. Tarihte İyon konfederasyonuna bağlı 12 İyon şehrinin merkezidir. Ayinlerin ve törenlerin yapıldığı yer burasıdır.
  • Pygale: Kuşadası’nın 3 km. kadar kuzeyinde küçük bir yerleşim yeridir. Kuştur Tatil Köyü’nün yanındaki burun üzerinde bulunmaktadır. Agamemnon tarafından inşa edilmiştir. Dikkate değer bir kalıntıya rastlanmamaktadır.
  • Kaleiçi Camii: Çarşı içindedir. 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa (ölümü 1619) tarafından yaptırılmıştır. Bu nedenle “Öküz Mehmet Paşa Camii” adı ile de anılmaktadır. 1830 yılında onarılmıştır. Son cemaat yeri ağaçtan yapılmıştır. Tek şerefeli minaresi sağdadır. Caminin giriş kapısının kanatları geometrik geçmeler ve sedef kakmalarla süslenmiştir. Camiyi 12 kenarlı ve 16 pencereli kasnak üzerine bir kubbe örtmektedir.
  • Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı: Kuşadası İskelesi yakınındadır. 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1966 yılında restore edilmiştir. Deniz ticareti için yaptırılan bir Osmanlı kalesi olup, yaklaşık 18,50*21,60m. ölçülerindeki avlunun etrafını, iki katlı revaklı bir kapalı mekân çevrelemektedir. Kuzeybatı ve güneydoğudaki köşelerde, arka taraftan üst kata çıkılan iki merdiven vardır. Kervansarayın girişi kuzeydedir. 2.96 m. enindeki mermer kapı boşluğu, basık bir kemerle örülmüştür. Kapının sadece bir görünümü vardır. Girişin sağ ve sol tarafında birer kemerle orta mekâna bağlanan iki bölüm mevcuttur. Soldakinin, arkaya küçük bir kapı ile bağlandığına bakılarak, eşyaların içeri alındığı emanet bölümü olduğu saptanmıştır. Sağdaki girintinin ise Han’ın giriş ve çıkışını sağlayan görevlilerin yeri olduğu düşünülmüştür. Avlunun ortasında kazı ile açığa çıkartılan şadırvan, bugün havuz haline getirilmiştir.

VAN KEDİSİ

VAN KEDİSİ

 

vankedisi

 İyi bir yüzücü olan, gözleri mavi veya kehribar rengi ya da biri mavi diğeri kehribar olabilen, nadide ve asil bir kedi ırkı. Asaletini ve beyaz rengini paylaşmakla birlikte, önemli farklılıkları da bulunan Ankara kedisi ile karıştırılmamalıdır. Genelde Van kedisi yavrularının iki kulağı arasında bir veya iki adet siyah nokta bulunur.

Göz Rengi

Van kedisinin göz rengi üç gruba ayrılır. Her iki gözü mavi (daima turkuaz mavisi), her iki gözü kehribar (Sarı renk ve tonları, çok nadiren kahverengi) ve tek-göz (Heterokromik; yani bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte olanlar) diye gruplandırılır. Mavi renk, daima turkuvaz mavisi özelliğinde olurken, kehribar rengi farklı tonlarda görülebilir. Bununla birlikte, mavi gözlü Van kedileri de kendi arasında a)mavi gözlü kısa, kadife kürklü ve b)mavi gözlü-uzun ipek kürklü kediler diye ikiye ayrılır.

Van kedilerinde, yeni doğan yavruların gözleri grimsi renktedir. Yavru kedinin doğumundan 25 gün sonra göz renkleri farklılaşmaya başlar ve 40 gün sonra da göz renkleri netleşir. İki kulağı arasında bir veya iki adet siyah nokta bulunan Van kedisi yavrularının çoğu tek-göz olur. Ve bu siyah noktalar adeta Tek-göz kedilerin mührü olarak tanımlanır.

Van kedisi gibi değişik göz rengine sahip köpeklerin, evcil güvercinlerin ve insanlarında bulunduğu ve bu özelliğin genetik bir defekt sendrom olduğu bilinmektedir. En fazla mavi sarı gözlü van kedileri vardır.

Kavram Kargaşası

Terminoloji açısından,Türkiye dışındaki kediseverler boyutunda bir diğer olası kavram kargaşası mevcuttur. Literatürde, Türkiye’de bir yabancıya “Van kedisi” olarak satılan ve sonrasında yurtdışına giden ilk kedi olarak 1955’de İngiliz bayanlar Laura Lushington ve Sonia Halliday’e 500 Sterlin’e satılan, biri “Van güzeli İskenderun” isimli iki kedi kaydedilmektedir. “Van güzeli İskenderun”un ve hemcinsinin safkan Van kedileri olmamaları, baş ve kuyruk kısımlarının renkli ve benekli olması nedeniyle bayan Lushington’ın bu kedilerden türettiği kedi türü, günümüzde “Van” ismi taşımakla birlikte, Van kedisinden farklı bir ırk oluşturmuştur. Bayan Lushington bu kedilere Turkish Van ismini vermiştir, bu isim Fransızca’ya “Turc de Van”, Almaca’ya “Türkisch Van” şeklinde geçmiştir .

Başka bir deyişle, Van kedisi ve Batı dünyasındaki Turkish Van farklı kedilerdir. Ancak, Turkish Van isimli kedi cinsi de iyi yüzücüdür ve göz renkleri üç çeşittir. Aradaki farkın az çok anlaşılmaya başladığı günümüzde, safkan Van kedisi, Turkish Van’den ayırmak için, Batı literatüründe de Türkçe olarak “Van kedisi” şeklinde anılmaktadır. 

 

KAYNAK:http://tr.wikipedia.org/wiki/Van_kedisi

TAŞ İNCİSİ MARDİN

 

0

      Mardin failkrklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler barındırmaktadır. Mardin, İpek Yolu güzergahında olup, ilde beş han ve bir kervansaray mevcuttur.Mardin ismi hakkında değişik rivayetler vardır. Kelimenin Farsça, Yunanca, Arapça ve Süryanice olduğu söylenmektedir. İl genelinde karasal iklim özellikleri görülmektedir. Kış ayları soğuk geçmektedir. Yaz aylarında güneyden gelen çöl iklimi etkisi altında olduğu için kurak geçer.Türkiye’deki en farklılaşmış nüfusa sahip illerinden biridir. İlde Kürtler,Hıristiyan Süryaniler, Sünni Araplar,Türkler, Yezidi-Kürtler ve Ermeniler yaşamaktadır. Zaman içinde Süryani ve Yezidi nüfusu göçler sebebiyle azalmıştır. Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Mardin ve Midyat bölgesinde az sayıda Süryani yaşamaktadır.

     ASLINDA O KADAR DA KÜÇÜK DEĞİL

      Mardin’deki ilçe sayısı 9, belediye sayısı 31, köy sayısı 579’dur.

  • Dargeçit,
  • Derik,
  • Kızıltepe,
  • Mazıdağı,
  • Midyat,
  • Nusaybin,
  • Ömerli,
  • Savur ve
  • Yeşilli ‘dir.

 MARDİNDE KÜÇÜK BİR GEZİNTİYE NE DERSİNİZ?

Mardin Kalesi

mardin kalesi Mardin Kalesinin diğer bir ismi “Kartal Yuvası”dır.Subari, Sümer, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdaniler, Selçuklular, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar dönemlerini, kimi zaman zaferleri, kimi hayal kırıklıklarını yaşamış çok önemli bir kaledir.    

 

 

Mardin Müzesi

mardin müzesi    Müze Binası,Cumhuriyet Meydanı’nın kuzeyinde bir gurup Süryani evinin arasında bulunmaktadır. 1895 yılında Antakya Patriği Behnam Bani tarafından Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yaptırılan bina, restore edilerek 1995 yılında müze olarak hizmete açılmıştır.

 

 

Dara Harabeleri

dara harabeleri      Mardin’in güneydoğusunda 30 km. uzaklıkta Oğuz Köyü’ndedir. Burası eski Mezopotamya bölgesinin en ünlü kentidir. Dara Kent Kalıntıları, kayalar içinde oyulmuş çevresi 8-10 kilometreyi bulan geniş bir alana yayılmıştır. Buralarda mağara evler vardır. Kent kalıntıları içinde kilise, saray, çarşı ve depoları, zindan, tophane ve su bendi halen görülebilmektedir.

 

Midyat

midyat      Mardin gibi bir müze kent olan Midyat, Mardin’den yaklaşık 1.5 saat uzaklıkta yer     alır. Mardin’e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ kentini andırmaktadır.

 

 

Mor Gabriel Manastırı

untitlgabriel manastırı     İlçenin 18 km. doğusunda bulunan Mor Gabriel Manastırı M.S.397 yılında inşa edilmiştir. M.S.640 yılında Hz.Ömer zamanında Arap-İslam ordusu Süryanilerle işbirliği yaparak Mezopotamya’ya girince, özellikle bu eserin korunması için Hz. Ömer’in emri ile ayrıcalık tanımıştır. Manastırda eskiden içinde zengin bir kütüphane bulunmaktaydı. Ayrıca içinde binlerce öğrencinin eğitim aldığı bir teoloji fakültesi bulunmaktadır.

 

Kasımiye Medresesi

kasimiye med     Akkoyunlu Hükümdarı Cihangir oğlu Kasım Padişah Mardin’e atandığı zaman şehri onarmak için hummalı bir faaliyete başlar. Bu özverili çalışmasını taçlandıran ve günümüze kadar mükemmel yapısıyla ayakta durabilen bu çok amaçlı medreseyi yaptırmıştır.

 

 

Midyat Evleri

midyat evleri     Midyat evlerinin mimari yapıları ,mekanların kullanış biçimleri sosyal yaşam tarzına özgü olarak yapılmıştır.Evlerde kullanılan malzeme taştır. Ancak kullanılan bu taş normal taştan farklıdır. Kalker taşı olarak adlandırılan açık renkli sarımsı yapıdadır. Bu taşların en büyük özelliği çok kolay kesilebilmesinden dolayı rahat bir şekilde işlenebilir özellikte olması zengin süslemelerin elde edilmesini sağlamıştır.Kolay işlenen ve ocaktan çıkartılan bir süre sonra sertleşen (iklim şartlarına dayanıklık kazanan) bu kireçli oluşum Midyat yapılarının her devrinde aynı rahatlıkla kullanılmış ve halen kullanılmaktadır.

Keşfedilmeyi Bekleyen Beyaz Su

untitlebeyaz su     Mardin’in Nusaybin ile Midyat ilçeleri arasında yer alan Beyazsu çayı keşfedilmeyi bekliyor. Beyaz suyu, piknik alanı, suyun içerisine yerleştirilmiş oturma tahtları ve doğal güzelliğiyle ziyaretçiler birçok güzelliği bir arada yaşama fırsatı buluyor.

 

KENDİNE HAS YEMEĞİ OLMADAN OLUR MU?

1.Corbalar: Lebendiye, Un Çorbası, Mercimek Çorbası, Kelle paça, Nohut çorbası, Corten Ginedir Çorbası, Domates Çorbası

2.Kebablar: Soğan Kebabı, Patates Kebabı..

3.Et Yemekleri: Malzum,Kibbe,Mardin Çiğköftesi,Kelle Paca,Dobo,Firkiye,Güvec,Havuc Türlüsü……yemek

 4.Tavalar-Kızartmalar-Kavurmalar: Semizotu Tavası,Patates,Patlıcan,Biber,Kabak,Havuc Kızartması….

 5.Köfteler: İçli Köfte (İkbebet), Aya Köfte (Irok), Çiğköfte, Mercimekli Köfte (Bello) ,Cevizli İçli Köfte ,Kitel R

6.Dolmalar-Sarmalar: Patlıcan Dolması,Biber Dolması,İşkembe Dolması,Kaburga Dolması,Kabak Dolması,Hindi Dolması,

Kuzu Dolması,Güvercin Dolması,Domates Dolması,Tavuk Dolması…..

7.Pilavlar: Sehriyeli Bulgur Pilavı,Kınepleli Pilav,Mercimekli Pilav,Gasore,Ihşene,Coban Pilavı….

8.Hamur İşleri: Sembusek,Cevizli Börek,Susamlı Patates Böreği,Lor Böreği…..

9.Zeytinyağlı Yemekler: Zeytinyağlı Yaprak Sarması,Kıneble,Melemen,Nohut Meftunesi….

10.Piyazlar-Salatalar: Patates Salatası,Çoban Salatası,Beyin Salatası,Acur Salatası….

11.Tatlılar-Pastalar: Sütlaç,Davk Bi Dips,Peynir Helvası,Harire,Asure,Zerde,Un Helvası,Zingil,Kahıyye,Davk İl May,Tahinli Helva….

12.Tuzlular: Icce,Kişnişli ve Kırmızı Pul Biberli Tandır Cöregi…

KORKUTELİ/MAMATLAR

antalya_1_2_kısım-573x202

 

YÖRÜK AFŞAR TÜRKMENLERİ kültür ve gelenekleri yaşanmaktadır.

Köyün aslı teke Yörüklerinden gelmektedir köyde teke Yörüklerine mahsus komşuluk ve yardımseverlik en ileri düzeyde devam etmektedir misafirperverlikte örnek gösterilecek bir köydür.düğünlerinde yapılan “keşkek” ve sonbahar aylarında tarhana yapma aşamasında yapılan “göce” köye özgü yemeklerdir.ayrıca fasulye ,nohut yemekleri katmer ve kömbesiyle ayrı bir lezzet sunmaktadır.Geleneklerine sahiptirler.

Antalya iline 88 km, Korkuteli ilçesine 28 km uzaklıktadır.antalya ilini burdur-muğla-denizli gibi şehirlere bağlayan yol üstündedir.ege bölgesini ve iç anadolu bölgesinin bazı şehirlerine kestirme olarak gitmek için mamatlar köyü yolu üzerinden geçilmektedir.ekilebilir düzgün araziler bakımından zengindir.köyün çeşitli yerlerinden su kaynakları çıkmaktadır.sebze ve meyve diyarı olarakta bilinir.köy bir tepenin yamacına kurulmuş gibi görünmektedir.

Köyün eski büyüklerinin duyumları anlatımından köyün tarihi, Oğuzun 24 boyundan Üçoklardan bayındır boyuna bağlı ve Bozoklardan Afşar boyunu bağlı oymak ve obalarından Teke sancağı yörüklerinden Hamitoğullarına bağlı akkoyunlu ve karakeçili Yörüklerden oldukları 1071 de alparslanın anadolunun kapılarını Türk boylarına açmasıyla akkoyunlu ve karakeçili aşiretlerinin bir kısmının buralara gelmeye başladıkları 1210 ve 1216 yılları arasında Korkuteli, Fethiye ve Muğla arasında bulunan bölgelere yerleşen yörük boylarından oldukları ve daha sonradan yerleşen birçok yörük soylarıyla akraba oldukları rivayet edilmektedir.Geçmişte bu bölgede bulunan birçok köyün eski yörük aşiretleri soyundan gelip farklı yerlere çadırlar ve obalar kurdukları sanılmaktadır .

Köyün ekonomisi;  Tarım, yaş sebze ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ancak küçük çaplıda olsa yaş sebze yetiştiriciliğine başlayan köy halkı, sera üretiminde de denemeler yapmaktadır.Köyde yetiştirilen sebzelerin başında kabak,lahana,pırasa,karnı bahar,ıspanak,soğan,patates v.s gelmektedir.

Hayvancılık ve tarımla da uğraşan köy halkı; artık eskinin tersine çocuklarının en az lise eğitimi almasına özen göstermektedir.Eğitime verilen bu önemin neticesinde yapılan tarımda daha bilinçli ve daha verimli olmaktadır.

 

YILDIZ TİLBE

page_yildiz-tilbe-profesyonel-ordu-kurulsun_278855785  İzmir’in Konak ilçesine bağlı Gültepe semtinde gecekondu mahallesinde doğmuş olan Yıldız Tilbe ailesinin altı çocuğundan en küçüğüdür. Ailesi içinde “Yadigar” takma adıyla hitap edilmiştir. Annesinin adı Altun, babasının adı Ali’dir. Orta ikinci sınıfta okuduğu Mustafa Rahmi Balaban Okulunda eğitimini bırakmak zorunda kalmıştır. Çok küçük yaşlardan beri şarkı söylemeye başlamıştır. 18 yaşından önce evlenmişti. Sezen Burçin adında bir kız çocuğu oldu.1989 yılında boşandı. Daha sonra 5 yıl evli kaldığı Güngör Karahan’dan ayrılmıştır.

    Sonraları İzmir’de çeşitli gece kulüplerinde şarkıcılık yapmaya başlamıştır. Sahneye ilk olarak 1990 yılında Cengiz Özşeker’in patronu olduğu bir clubta başlamıştır. 1991 yılının sonlarında Sezen Aksu, Tilbe’nin ismini duyup kendisini dinlemeye gelmiş ve vokalistlik teklif etmiştir. İki sanatçı tanışmış, Tilbe vokalistlik teklifini kabul ederek İstanbul’a gelmiş, Sezen Aksu’nun evine taşınmıştır. Sezen Aksu’ya konserlerinde ve albümlerinde vokallik yapmıştır. Sezen Aksu ile yolları ayrıldıktan sonra İstanbul’un gece kulüplerinde şarkı söylemeye başlamıştır. Bu sırada Cem Özer’in “Laf Lafı Açıyor” isimli programında solistlik teklifi almış ve bir süre programın solisti olarak şarkı söylemiştir. Bu programda kazandığı ün ile albüm teklifleri alarak 1994 yılının yazında ilk klibini Cenk Torun’la birlikte oynadığı “Delikanlım” adlı parçaya çekti. Bu yıllarda birçok sanatçıya gözde olan şarkılar vermiş, vokaller yapmıştır.

   1996 yılında narkotik şube tarafından sanatçının evine yapılan baskında bir miktar esrar bulunmuş ve Tilbe üç gün gözaltında tutulmuş ardından serbest bırakılmıştır. Esrardan kurtulmak için Balıklı Rum Hastanesinde bir süre tedavi görmüştür. Yazdığı şarkılarda hüzün, aşk ve ayrılık konularını edinmiş olan Yıldız Tilbe şarkıları ve bestelerinde romantik konuları işlemiştir Tarz olarak pop ile başlamış ve repertuvarını genişleterek arabesk, halk müziği ve sanat müziği formlarını da kullanmıştır.2006 yılında yayınlanan ve sanatçının maxi-single çalışması olan Tanıdım Seni, 6 şarkı ve 2 versiyonla toplamda 8 şarkı barındırıp, sanatçının 11. albümüdür. Albümdeki tüm şarkıların söz ve müziği Yıldız Tilbe’ye aittir.

Albümleri

*1994: Delikanlım

*1995: Dillere Destan

*1996: Aşkperest

*1998: Salla Gitsin Dertlerini

*2001: Gülüm

*2002: Haberi Olsun

*2003: Yürü Anca Gidersin

*2004: Yıldız’dan Türküler

*2004: Sevdiğime Hiç Pişman Olmadım

*2005: Papatya Baharı

*2006: Tanıdım Seni

*2008: Güzel

*2009: Aşk İnsanı Değiştirir

*2010: Hastayım Sana

*2011: Oynama

*2013: Yeniden Eskiler Arabesk

*2014: Şivesi Sensin Aşkın

Kaynak :http://www.sabah.com.tr/yildiz-tilbe-kimdir

Adana, Türkiye’ nin büyük bir ili ve en kalabalık altıncı şehri. 2014 itibarıyla 2.165.595 nüfusa sahiptir. Şehir merkezi, Akdeniz ‘den 30 km içeride Seyhan Nehri’nin üzerinde bulunmaktadır. Akdeniz sahil şeridinde ise Karataş ve Yumurtalık(Ayas) ismi ile iki adet sahil ilçesi bulunmaktadır. Yine Akdeniz üzerinde bulunan Ceyhan ilçesinde ise ticari amaçlı liman bulunmaktadır

Doğudan batıya 100 kilometre boyunca uzanan Adana-Mersin Büyükşehir Bölgesi, 3,45 milyon nüfusa sahiptir. Türkiye’deki altıncı büyük metropolitan alan olup ülkenin önde gelen bir ticaret ve kültür merkezidir.

Maden zengini 4. bölge olan Adana; krom, demir, manganez, kurşun ve çinko yatakları açısından önem taşımaktadır.

Adana’nın merkezi; Mersin, Adana, Osmaniye ve Hatay illerini kapsayan coğrafi, ekonomik ve kültürel bir bölge olan Çukurova’nın merkezinde bulunur. Yaklaşık 5,62 milyon insana ev sahipliği yapan bölgenin büyük bir bölümü, tarıma oldukça elverişli, geniş ve düz bir arazidir.

Adana, ilk sanayileşen şehirlerden biri olmuştur. Seyhan Barajı’ nın inşasıyla ve tarım tekniklerindeki gelişimlerle beraber 1950’li yıllarda tarımsal verimde büyük gelişmeler yaşanmıştır.

Adana; pamuk, buğday, soya fasulyesi, arpa, üzüm ve narenciyenin büyük miktarlarda üretildiği Çukurova tarım bölgesinin pazarlama ve dağıtım merkezidir. Türkiye yetilen mısır ve soya fasulyesinin yarısını Adana’da üretilmektedir. Türkiye’deki yerfıstığının %34’ü ve portakalın %29’u Adana’da yetiştirilmektedir. Bölgedeki çiftçilik ve tarım kaynaklı şirketlerin çoğu genel müdürlüklerini Adana’da açmıştır.

Tekstil ve deri sanayi Adana’nın üretiminin %29’unu oluşturan büyük sanayi kollarıdır ve bitkisel yağ ile işlenmiş yiyecek üreten tesisler de sayıca fazladır. 2008 itibarıyla Adana’da Türkiye’de en üst sıralarda yer alan 500 sanayi firmasının 11’ine ev sahipliği yapar.]Otomotiv sanayide Adana’nın en büyük firması olan Temsa’nın 2.500’den fazla çalışana sahip olup yıllık 4.000 otobüs üretmektedir. Marsan-Adana, Türkiye’deki en büyük margarin ve bitkisel yağ fabrikasıdır. Advansa Sasa, 2.650 kişiye istihdam sağlamakta olup Avrupa’nın en büyük polyester üreticisidir. Adana Organize Sanayi Bölgesi’nin 1,225 hektar alan üzerine kuruludur ve küçük-orta ölçekli 300 civarı tesise ev sahipliği yapmaktadır.

TÜYAPhilton1 Fuar ve Kongre Merkezi, fuarlara, iş konferanslarına ev sahipliği yapar ve şu anda Çukurova’daki işletmeler için temel buluşma noktasıdır. Akademi yönelik 2000 kişilik Kültür ve Kongre Merkezi, 2010 yılında  Çukurova Üniversitesi  kampüsüne açılmıştır. Adana HiltonSA, Seyhan ve Sürmeli otelleri şehrin 5 yıldızlı otelleridir. Sheraton ve Türkmen Otel’i nehrin doğu yakasında, Ramada Otel ise şehrin merkezindedir.

Adana’da medya ulusal ve yerel acentalar aracılığıyla yürütülmektedir. 1918’de yayınlanmaya başlanan Yeni Adana, Adana’nın en eski gazetelerinden olup hâlâ yayın hayatına devam etmektedir. Ekspres, Toros ve Bölge gazeteleri hem Adana’da hem de Çukurova’da hizmet veren diğer yerel gazetelerdir. Çukurova TV, Adana’daki en büyük yayın şirketidir. Kanal A, Akdeniz TV ve Kent TV diğer büyük yayın şirketleridir. Birçok ulusal gazetenin bölgesel yayımcılık merkezi Adana’da bulunmaktadır. Hürriyetgazetesinin eki Hürriyet Çukurova 48.000 tiraja sahip en popüler bölgesel gazetedir

 

 

ÇORUM / OSMANCIK

Çorum

corum_otel_anittaBoğazkale kazılarında elde edilen eserler ve çevredeki mağaralar Çorum ve çevresinin çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Binlerce yıllık medeniyet üstüste gelmiş bir târih şehridir.

Boğazkale ve çevresinde yapılan kazılarda M.Ö. 4000-5000 yıllarına âit olduğu tesbit edilen kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1700 yıllarında kurulan Hitit Devleti ve bundan sonra kurulan devletler pekçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Başkenti Hattuşaş olan ilk Hitit Devleti, M.Ö. 1200 yıllarına kadar hüküm sürmüş, sonra Frigler Devleti kurulmuştur. Güneye çekilen Hititler, bir müddet daha yaşamış ve târih sahnesinden silinmiştir. Hititlerden daha ileri olduğu tesbit edilen Frigler de M.Ö. 676 târihine kadar Çorum’a birçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Kafkaslardan Anadolu’ya gelen Kimmerler, her yeri yakıp yıkarak Frigler devrine son vermiş ve bölgeyi yağmaladıktan sonra çekip gitmişler, daha sonra Çorum ve çevresine Asurlular hâkim olmuştur. Bu sırada doğuda büyüyen Medler M.Ö. 612 yılında Asurluları yenerek buraları ele geçirmişlerdir. M.Ö. 585 yıllarında parçalanan Medlerin yerine Persler hâkimiyet sürmüştür. M.Ö. 332’de Makedonya imparatoru İskender, Anadolu’yu almış, İskender’in ölümünden sonra M.Ö. 276 yıllarında Galatlar Çorum’a hâkim olmuştur. Pontus Rum tehdidi altında kalan Galatlar, Roma İmparatorluğu’na bağlanmış, böylece Bizanslılar hâkimiyet sürmeye başlamıştır. Bu târihten sonra 1071 yılına kadar Çorum, Bizanslıların prensliği olarak uzun yıllar kalmış, bu arada İslâm orduları zaman zaman buralara seferler düzenlemiştir. Emevîler zamânında İstanbul’u kuşatan İslâm ordusu, geri dönerken Eshâb-ı kirâmdan Kereb-i Gâzi, Süheyb-i Rûmî ve Ubeyd-i Gâzi’nin Çorum civârında şehîd oldukları ve mübârek kabirlerinin Hıdırlık mevkiinde olduğu rivâyet edilir.

Büyük Türk sultânı Alparslan’ın 1071’de Malazgirt Muhârebesiyle Anadolu kapıları Türklere açılmış, Bizans hâkimiyeti son bulmuştur. Dânişmend Ahmed Gâzi, Amasya’yı aldıktan sonra, o zamanki adıyla Nikonya olan Çorum’u almak üzere amcasının oğlu Çavlı Beyi gönderdi. Yapılan çetin muhârebeden sonra 1075’te Çorum fethedildi. Alayuntlu boyundan Çorumlu oymağının başı İlyas Bey, buraya vâli tâyin edildi. Daha sonraları Anadolu Selçukluları, bu bölgede Dânişmendlileri yenerek hâkimiyet kurdular. 1243 yılında Baycu Noyan komutasındaki Moğol saldırısına uğrayan Selçuklular, Çorum ve çevresinden çekilmiş, böylece Çorum bir süre başsız kalmış, ferdî mücâdeleler olmuştur. 1308’de kurulan İlhanlılar bölgeye hâkim oldular. Daha sonra da Eratna Beyliğinde kalan Çorum, 1398’de Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Osmanlı topraklarına katılmış, bundan sonra bir daha Osmanlılardan çıkmamıştır. Selçuklular ve Osmanlılar tarafından birçok eserlerle îmâr edilen Çorum’da sık sık meydana gelen zelzelelerden dolayı pekçok eser tahrib olmuştur.

Osmanlı devrinde Çorum, Sivas-Rum beylerbeyliğine bağlı 8 sancaktan biriydi. Tanzimâttan sonra Ankara eyâletinin 5 sancağından biri oldu. Cumhûriyet devrinde ise il hâline getirildi.

OSMANCIK

osmancik_kalesinin_restorasyonu_ihale_edilecek_h41353Osmancık Kalesi (Kandıber Kalesi) 

 Çorum’un Osmancık ilçesinde Kızılırmağın kuzeyinde doğu-batı yönünde bulunan kale 275 m. yüksekliğinde doğal bir kayanın üzerinde yapılmıştır. Kandıber Kalesi ismi ile de tanınan kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olmamakla beraber Selçuklular zamanına ait olduğu sanılmaktadır. Bununla beraber kale değişik dönemlerde birkaç kez onarılmış, özelliğini yitirmiştir.

Bu kale aynı zamanda İstanbul’dan Amasya’ya kadar uzanan ticaret yolu üzerinde olup, karakol kalesi niteliğindedir. Kalenin güneyindeki…

 Koyun Baba Köprüsü
 Çorum, Osmancık ilçe merkezinde, Kızılırmak Nehri üzerinde bulunan Koyun Baba Köprüsü Sultan II.Beyazıt zamanında yapılmıştır. Köprünün yapımına l484’de başlanmış ve l489’da tamamlanmıştır. Köprünün karşısındaki kalede duvarına bitişik, Arapça köprü kitabesi bulunmaktadır:

”Yardımından dolayı Allah’a Hamd ve doğru yolun kılavuzu Muhammed ve onun yüce ailesine ve halkı doğru yola yönelten ashabına salat olsun. Dünya, ibret sahiplerinin nazarında hayır ve geçit köprüsüdür. Yaratıklar için sürekli hayat ve…

 Büyük Cami
 Osmancık’ta Emiri Beyler Çelebi 1213’de yaptırdığı bu cami Selçuklu mimari üslubunu yansıtan bir eserdir. Kesme taş ve yer yer tuğladan yapılan cami orijinal görünümünden uzaklaşmıştır. Cami kareye yakın planlı olup üzeri kubbe ile örtülüdür.

Akşemseddin Mescit ve Medresesi

 Osmancık’ta, Akşemseddin XV.yüzyılda mescit ve medreseyi bir arada yaptırmıştır. Medresenin günümüze yalnızca dershane bölümü ulaşabilmiştir. Dershanenin üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüş olup kesme taştan yapılmıştır. Yanındaki iki medrese odası mescit olarak kullanılmaktadır.
 İmaret Camisi
 Osmanlık ilçesi, Güney Mahallesi’nde bulunan İmaret Camisi’ni Sultan II.Beyazıt’ın Başveziri Koca Mehmet Paşa 1430-1431’de yaptırmıştır. Aşıkpaşazade Tarihinde Mehmet Paşa’nın Osmancık’da bir imaret yaptırdığını belirtmiştir. Caminin giriş kapısı üzerindeki iki satırlı sülüs yazılı kitabesinden Koca Mehmet Paşa’nın bu camiyi imaret olarak yaptırdığı yazılıdır.Bu caminin yanında medrese,kütüphane bulunduğu kaynaklardan öğreniliyorsa da bunlar günümüze ulaşamamıştır.

İmaret Camisi, Erken Osmanlı mimarisindeki yan mekanlı, zaviyeli veya ters T plan tipinde…

Kapalıkaya Anıtsal Kaya Mezarı

 Çorum-Osmancık karayolunun Kırkdilim mevkiinde yolun sağında, derin vadilerin oluşturduğu engebeli bir arazi üzerinde yer almaktadır. Hellenistik Döneme tarihlenmekte olup, (M. Ö. II. yy) komutan İKEZIOS’a aittir. Çay seviyesinden yüksekliği 65 m. dir.
 Osmancık Tarihi
 Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerini batıya bağlayan yol üzerinde bulunan Osmancık , İl merkezine 56 km uzaklıktadır. Çorum-Kargı ile Samsun-İstanbul yollarının kavşak noktasındadır. Çorum’un en eski ilçelerinden biridir. 1075 yılında Türk egemenliğine girmiştir. Bu tarihten sonra Oğuzların Alayunt’lu boyundan Sorgun Oymağı Beyi Şerafettin Osman Gazi bölgeye emir olarak atanınca, kendi oymağının adını buraya vermiş ve kentin Eflanos olan ismi Sorgun olarak da anılmıştır. Şerafettin Osman…
KAYNAK :http://www.cografya.gen.tr/tr/corum/tarihce.html
http://www.corumtarihi.com/c/osmancik
1 … 30 31 32 33 34 … 64