AT SEVGİSİ

At, Atgiller (Equidae) familyasına dâhil otçul bir memeli hayvandır. Evcilleri olduğu gibi, Amerikan bozkırlarında “Mustang” ve Altay dağlarının her iki yanındaki açık arazilerde “Prezevalski” denen yabani atlar sürüler halinde yaşar. En meşhur at türleri Arap, İngiliz, Çin, Ahal Teke ve Midillidir.

Özellikleri
Tek tırnaklılar takımının, Atgiller familyasından bir memelidir. Erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir. Küçük başlı ve kısa kulaklıdır. Yelesi ve kuyruk ucu uzun kıllıdır. Ömrü 20 ila 30 sene civarındadır. Arapça da binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, Farsçada semend, tusen denir. Firdevsinin Şehname efsanelerinde adı geçen çil ata da rahş (رخش) denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “ toynak” adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. Ayrıca atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

Atlar ayakta uyuyabilirler, ama bazen yatarak da uyumaya ihtiyaç duyarlar. Yumuşak zemini tercih ederler.
İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlilerindendir. İnsanların, harp meydanlarında, izinsiz gösteri kontrolünde, yük taşımada, yarış, cirit, çit atlama ve av sporlarında yardımcısıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine rahatlıkla alışır. Atlar aynı zamanda dizlerini kilitleyebilir.

At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkardır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder.

Atlar ayakta uyurlar ve uyurken yere hiç düşmezler; zîra bacak kemiklerinin kilitlenebilme özelliği vardır. Fakat eğer kendilerini güvende hissederlerse yatabilirler ve yatmaları daha sağlıklıdır. Bir at yatarak uyuduğunda sürüdeki diğer atlardan biri yanında ayakta durur veya derin olmayan biçimde ayakta uyur. Tamamen yalnız olan bir at içgüdülerinin tehlike uyarısı nedeniyle hiç derin uyuyamaz ve bu nedenle uyku kalitesi düşer.[1]

Bask Bölgesi’ndeki Bianditz Dağı atları.beyaz-at
Irklar

Türkiye’de yetiştirilen bir İngiliz yarış atı.
Evcil atlar: Bazı bilim adamlarına göre atı ilk evcilleştiren topluluğun İskitler olduğu söylenmektedir. Tahminen 5500 seneden beri insanlara hizmet etmektedir. Bugünkü modern atların Asya yaban atından türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri sürmektedirler. evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak bilinmemektedir.

Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar doğurur. On bir ay gebe kalır ve bir yavru doğururlar. Yavrunun gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında haset yok ise de, birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler. Saatte 60-70 km hızla koşanları vardır.

Erkek eşek ile kısrak (dişi at) çiftleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin (kancık) çiftleşmesinden de bardo ya da ester denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de üremezler. Katır, bardodan daha dayanıklıdır. Ayakları kırılırsa bir daha iyileşmez.

Farklı at cinslerinin boyutları arasında büyük farklar vardır.
Arap atı: Çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir.

İngiliz atı: İyi bir binek ve yarış atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arap aygırı ile İngiliz yerli kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arap atından daha uzun bacaklıdır.

Midilli atı: Küçük, sâkin ve dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç iriliğindedir. Çocuklar için iyi bir binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da istifade edilir. Shetland, İzlanda ve Norveç midillileri meşhurdur.

Çin atı: Bacakları İngiliz atından daha kısa ve Arap atından daha uzundur. Bu sebeple yarışlar için uygun değildir, çünkü kısa mesafelerde çok yüksek hızlara çıkamamaktadır. Fakat bacaklarının uzunluğu sayesinde çok uzun mesafelerde ortalama bir attan daha fazla yol kat eder, daha dayanıklıdır. Bu da Çin atlarını tarih boyunca Orta Asya kavimleri tarafından tercih edilen bir tür haline getirmiştir. Yarışlar için uygun atlar olmadıkları için türleri tükenme tehlikesi altındadır.

Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adı ile anılan vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.

Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı türü vardır. Bu at Orta Asya Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezevalski dendiği gibi Moğolistan yaban atı da denir. Altay dağlarının her iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler. Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun kısımları beyazdır. Kışın kılları uzar ve böylece soğuktan korunurlar.

Atın rengi (don)
Atın rengine don adı verilir. Başlıca at donları yağız (kara), al (kızıl-kahve, kırmızıya çalan at kestanesi rengi), beyaz, doru (gövde kahverengi, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kula (gövde koyu sarı, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kır (koyu kıllarla karışık ak), boz (al don üzerine ak kıllar) ve ahreçtir (kıllar beyaz ve kırmızı, yele ile kuyruk siyah). Bu renkler de kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılır (kuzguni yağız, donuk yağız, kirli yağız vb.). [3]

Atın tarihçesi
Avrupa, Asya, Avustralya ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hâlâ vahşi at sürüleri (mustang) yaşamaktadır. Evcil atlar haralarda yetiştirilir. İstanbul’un ilk Arap Atı harası 1865’te Malatya Sultansuyu yanındaki Aziziye’de kuruldu. Türkiye’de ilk modern harası ise 1923’te açılan Karacabey harasıdır.

KAYNAK: http://tr.wikipedia.org/wiki/At

NEŞET ERTAŞ

Neset-ertas

Neşet Ertaş, 1938  25 Eylül 2012, İzmir, Türk halk ozanı ve halk müziği şarkıcısı. Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi. Yaşar Kemal, Ertaş’ı “bozkırın tezenesi” olarak adlandırmıştır.

Çocukluk dönemi

Babası saz ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne Ertaş’tır. Annesinin ölümünden sonra babası ve kardeşleriyle birlikte köye yerleşmişlerdir ve çocukluğu bu köyde geçmiştir.Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı.Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile bunu şu şekilde ifade eder; “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.

Sanat hayatı

Neşet Ertaş, 1957 yılının sonunda İstanbul’a gelerek Şen Çalar Plak’ta ilk plağını “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” adı ile babası Muharrem Ertaş’a ait bir türküyle çıkardı. Halk tarafından çok beğenilen bu plağı ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder. Daha sonra Neşet Ertaş Ankara’ya yerleşir. Burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya’ya gider. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya’da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul’da verdiği konserle sahne hayatına geri dönmüştür.

Demirel zamanında kendisine sunulan ‘devlet sanatçılığı’ ünvanını; “O dönem Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, ‘hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor’ diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.” diyerek geri çevirmiştir. Halk bu tavra destek vermiş ve Neşet Ertaş adeta yaşayan bir efsane olmuştur. Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutulmuştur. Hayatı ve eserleri Doç. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlanmıştır.

25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de tedavi gördüğü hastanede ileri evrede prostat kanseri nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

Albümler

  • 1957 – Neden garip garip ötersin bülbül
  • Çoban
  • 1957-1979 Yılları arasında Kendisinin bile bilmediği birçok plak albüm yapmıştır.
  • Hareli Gelin
  • Varıp Bir Kız On Yaşına Değince
  • Şeytanın Atına Binip Yeldirme
  • Bir Leyla Misali
  • Yardan Tatlısı Bulunmaz
  • Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam
  • Ceylan
  • Vefasız Yar Aşkına (vay bana vah bana)
  • Kıbrıs Destanı (Kıbrıs Barış Harekatından Sonra Yazmış Olduğu Türküsü)
  • Giyindim Kuşandım Gittim Düğüne
  • Aşk Elinden Ağlayan
  • Sar Leyla Leyla(ayrıldığı karısına yazmıştır)
  • Hasta Düştüm
  • Tor Şahin Misali
  • Uyma Sakın

Albümleri;

  • 1957 – Neden garip garip ötersin bülbül
  • 1960 – Gitme Leylam
  • 1979 – Türküler Yolcu
  • 1985 – Sazlı Oyun Havaları
  • 1987 – Türkülerle Yaşayan Efsane Deyişler Bozlaklar Türküler
  • 1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
  • 1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
  • 1988 – Kibar Kız
  • 1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
  • 1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
  • 1990 – Gel Gayri Gel
  • 1992 – Şirin Kırşehir
  • 1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
  • 1995 – Seçmeler 2
  • 1995 – Seçmeler 3
  • 1995 – Seher Vakti
  • 1995 – Altın Ezgiler 3
  • 1995 – Benim Yurdum
  • 1997 – Nostalji 1
  • 1998 – Ölmeyen Türküler 2
  • 1999 – Ölmeyen Türküler 3
  • 1998 – Gönül Yarası

Neşet Ertaş Külliyatı 15 Seriden oluşmaktadır.

  • 1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze 1 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Gönül Dağı 2 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Muhur Gözlüm 3 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Zahidem 4
  • 1999 – Neredesin Sen
  • 2000 – Garibin Dünyada Yüzü Gülemez 5 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 – Niye Çattın Kaşlarını 6 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 – Çiçekdağı 7 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 – Ayaş Yolları 8
  • 2000 – Sevsem ÖLdürürler 9 Kayıt tarihi:1974-1986
  • 2000 – Ağla Sazım 10 Kayıt tarihi:1974-1986
  • 2000 – Hata Benim 11
  • 2001 – Dostlara Selam 12
  • 2001 – Sabreyle Gönül 13
  • 2002 – Yar Gönlünü Bilenlere 14
  • 2002 – Vay Vay Dünya 15
  • 2003 – Gurban Olduğum
  • 2008 – Neşet Ertaş 2008

KAYNAK:http://tr.wikipedia.org/wiki/Ne%C5%9Fet_Erta%C5%9F

ŞANLIURFA

ŞANLIURFA

2979960-sanliurfa-balikligol

Şanlıurfa, eski ve halk arasındaki adıyla Urfa, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık dokuzuncu şehri. 2014 itibarıyla 1,845,667 nüfusa sahiptir. Doğuda Mardin, batıda Gaziantep, kuzeyde Adıyaman, kuzeydoğuda Diyarbakır illeri ve güneyde Suriye ile sınırı vardır. Şehrin eski isimleri Ur, Urhoy, Urhei, Orhei, Orhayi, Ruhai, Ruhha, Ar-Ruha, Reha ve Edessa’dır. Kurtuluş Savaşında gösterdiği başarının hatırasından dolayı 1984 yılından sonra “Şanlı” unvanını almıştır.

Şanlıurfa’nın 13 ilçesi vardır. Ortalama yükseltisi 518 metre olan Şanlıurfa, 19.451 km2‘lik yüz ölçümü ile Türkiye’nin en büyük yedinci ilidir. Şanlıurfa’da ağırlıklı olarak Kürt, Türk, Arap, Zaza çok az olarak da Çerkez,Acem, Afgan ve Ermeni kökenli insanlar yaşamaktadır.

1919 yılında, önce İngilizlerin, daha sonra Fransızların işgaline uğrayan Urfa, 11 Nisan 1920’de Urfalı milisler tarafından işgalden kurtarılmış; Urfa milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ilinin adının Şanlıurfa olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM tarafından 6 Aralık 1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2011 yılına ilişkin “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları” dikkate alınarak nüfusu 750.000’i aşan Şanlıurfa, 12 Kasım 2012 tarihli ve 6360 sayılı kanun ile büyükşehir oldu.

 

CUMHURİYET DÖNEMİ

  1. Dünya Savaşı‘na kadar Osmanlıların elinde olan Urfa, 1919 yılında önceİngilizler, daha sonra daFransızlar işgal edilen şehir, 11 Nisan 1920’de düşman işgalinden kurtarılmıştır. Cumhuriyet sonrasında 1924’te il olmuştur. 2010 yılında ise seçim öncesinde Şanlıurfa’nın büyükşehir belediye haline getirilmesi planlanmış ve 2012’nin son çeyreğinde diğer 13 il gibi Büyükşehir belediyesi haline gelmiştir.[2]

2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile Şanlıurfa’da sınırları il mülki sınırları olan büyükşehir belediyesi kuruldu ve 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesi çalışmalarına başladı.

 

  NÜFUS

 

TÜİK verilerine göre Şanlıurfa’da 2013 yılında 1 milyon 801 bin 980 olan nüfus sayısı 2014’te 1 milyon 845 bin 667’ye yükseldi. Türkiye genelinde olduğu gibi Şanlıurfa’da da erkek nüfus sayısı kadınlara oranla yüksek oldu. Araştırmaya göre Şanlıurfa’da nüfusun 925 bin 703’ü erkeklerden, 919 bin 964’ü ise kadınlardan oluştu. İlçelere göre nüfus dağılımı şöyle;

AKÇAKALE         98 bin 897
BİRECİK              92 bin 355
BOZOVA             55 bin 631
CEYLANPINAR    80 bin 706
EYYÜBİYE          363 bin 943
HALFETİ             38 bin 345
HALİLİYE            357 bin 504
HARRAN             78 bin 681
HİLVAN              41 bin 657
KARAKÖPRÜ     115 bin 733

 

TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ

BALIKLI GÖL:

BALIKLI

Balıklıgöl, (Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman Gölleri) Şanlıurfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Şanlıurfa’nın en çok ziyaretçi çeken yerlerindendir.

İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü urfa kalesinin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol”‘ emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. İbrahim’in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut’un kızı Zeliha da İbrahim’e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha’nın düştüğü yerde deAynzeliha Gölü oluşmuştur.

 

GÖBEKLİ TEPE

 

döbekli

Şanlıurfa’ya 20 km’lik bir mesafede, Örencik Köyü yakınlarında tarihi MÖ. 11 bin yıllarına uzanan, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, dikili taşlar ve üzerinde kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürlerinin bulunduğu Göbekli tepe  Höyüğünde Cilalı Taş Devri’nden kalma bir mabet vardır.Arkeologlartarafından Dünyanın en eski mabedi olarak tanımlanmaktadır. İngiltere’nin Stonehenge dikili taşlarından 6 bin yıl daha önce inşa edilmiştir. İnsan tarihindedin ve medeniyet teorilerini yeniden düzenleyerek, önce din ve mabed sonra medeniyetin ortaya çıktığına işaret etmektedir.

 

HARRAN

HARRAN

MÖ. 2000 yılında Ur şehrinin bir ticari kolu olarak kurulduğuna inanılan Harran’ın Sümerce veya Akatça kervan veya geçit yeri anlamına gelen “Harran-U” kelimesinden türediği düşünülmektedir. Moğol İstilasında yıkılan tarihi Harran Üniversitesinin harabeleri ile tarihi Harran evleri görülebilir.

Harran, Türkiye’nin Şanlıurfa ilinin bir ilçesidir. Suriye sınırına yakın olan bir ilçedir. Şanlıurfa’ya 44 kilometre uzaktadır.

Dünyanın ilk bilim merkezlerinden (Atina, Mardin, Şanlıurfa gibi) biridir. Dünyanın ilk üniversitesi buradadır. Şanlıurfa’daki Harran Üniversitesi’de adını bu ilçeden almıştır.Kuzey Mezopotamya’nin kadim yerleşim yerlerindendir. İlçe halkının tamamına yakınını Arap kökenli Türk vatandaşları oluşturur. Arap kültürü hakimdir.

SELAHADDİN EYYUBİ CAMİİ

CAMİİ

 

Şanlıurfa’da Vali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan Selahattin Eyyubi Camisi’nin bulunduğu yerde Piskopos Nona tarafından 457 yılında yaptırılan Aziz Yuhannes (Vaftizci Yahya) Kilisesi bulunuyordu. Bu yapı aynı zamanda Adalet Sarayı olarak da kullanılmıştır. Selahattin Eyyubi döneminde bu kilisenin üzerine 900–1250 yılları arasında Selahattin Eyyubi Camisi yapılmıştır. Kilise kesme taştan dikdörtgen planlı ve üç nefli ve bazilika plan düzeninde yapılmıştır. Kilisenin üzeri içten beşik tonoz, dıştan da düz dam ile örtülüdür. Neflerin orta bölümü yan neflerden daha geniş ve daha yüksektir.Girişi batı yönünde olup, burada yedi bölümlü bir narteks bulunmaktadır. Camiye çevrildikten sonra narteks son cemaat yeri olarak kullanılmaktadır. Bu bölüm altı yuvarlak sütuna dayanmaktadır. İbadet mekânı oldukça geniş ölçüde pencerelerle aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin kenarlarında yarım sütunlar ve birbirlerine dolanmış ejder kabartmaları bulunmaktadır. Ayrıca yarım sütunların başlıkları üzerindeki haç taşıyan azizler ve kuş figürleri de yapının camiye çevrilmesinden sonra sıva ile kapatılmıştır. Bunun dışında yapı içerisinde herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır.

ULUCAMİİ

ULUCAMİ

 

 

Urfa merkezindeki camilerin en eskilerindendir. Eski bir sinagog iken M.S. 435-436’da ölen Piskopos Rabula tarafından St. Stephon Kilisesi’ne dönüştürülmüştür.

Kırmızı renkteki mermer sütunların çok olması nedeni ile “Kızıl Kilise” olarak da adlandırılan yapının yerine, 1170-1175 yıllarında Nurettin Zengi tarafından inşa edilmiştir.

Anadolu’daki çok ayaklı camiler grubunda olup, payeler üzerinde kıble duvarına paralel üç sıra çapraz tonozlarla örtülü, yatık dikdörtgen planlıdır.

On dört sivri kemerli avluya açılan ve payeler üzerine duran çapraz tonozlarla örtülü son cemaat yeri, Anadolu’da ilk kez Şanlıurfa Ulu Cami’nde kullanılmıştır. Yapının sekizgen çan kulesi bugün minare olarak kullanılmaktadır.

 

 

Hz.İbrahim’in Doğduğu Mağara ve Mevlidi Halil Cami

halil

 

Hz. İbrahim, Mevlid-i Halil Cami avlusunun güneyinde bulunan mağarada doğmuştur. Rivayete göre devrin hükümdarı Nemrut, bir rüya görür. Sabah rüyasında gördüklerini müneccimlerine anlatır. Müneccimlerin “Bu yıl doğacak bir çocuk senin saltanatına son verecektir” demesi üzerine Nemrut, halkına emir salarak o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini ister.

Sarayın putçusu Azer’in hanımı bu mağarada gizlice İbrahim’i dünyaya getirir. İbrahim 7 yaşına kadar bu mağarada yaşamıştır. İbrahim’in doğduğu mağaranın içerisinde bulunan suyun, şifalı olduğuna ve bir çok hastalığı iyileştirdiğine inanılır.

 

 

HALFETİ(SAKLI CENNET)

halfeti

 

MÖ 855 yılında Asur kralı III. Salmanassar tarafından zapt edildiği zaman Şitamrat adını taşıyordu. Yunanlar bunu değiştirerek Urima adını vermişlerdir. Süryaniler ise Kal’a Rhomeyta ve Hesna the Romaye adlarını kullanmışlardır. Şehir Arapların eline geçtikten sonra Kal’at-ül Rum adı takılmıştır. 2. yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez Romaion Koyla adını almıştır.

1280 yılında Beysari komutasındaki Memluk ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süreyle yağmalandı. 1290 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından fethedildi. Ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre Kal’at-ül Müslimin adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen şehir, zamanımızda da kullanılan Urumgala ve Rumkale adlarını alarak 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir.

 

 

 

İNBAŞI MAĞARASI

inbaşı

 

Bozova ilçesi Yeniköy Mezrası civarında bulunan bu mağaralar Roma döneminden kalmıştır. Yapılan çeşitli kazılarda Roma dönemine ait madeni paralara rastlanmıştır.

 

MUTFAĞI

  • Urfa kebap
  • Patlıcanlı kebap
  • Domatesli kebap
  • Kazan kebabı
  • Boranı
  • Tırşik
  • Zingil
  • Tırnaklı ekmek
  • Peynirli Ekmek
  • Hamurlu
  • Külünçe
  • Bişe
  • Lahmacun(Kıymalı)
  • Ağzı açık
  • Ağzı yumuk
  • Şıllık(tatlı)
  • Kadayıf(Künefe)
  • Semsek (Bir çiğbörek türevi)
  • Aya köftesi(el ayasında yapılır)
  • Lebeni(Çorba)
  • Tepsi kebabı
  • Yahudi köftesi
  • Lıklıkı köfte
  • Bostana(Ekşili Salata)
  • Açık ekmek(Lavaş)
  • Çiğ köfte
  • Yumurtalı Köfte
  • Hırtleşor(koruk suyuyla yapılan cacık)
  • Döğmeç
  • Söğülme(Alinazik)
  • Su kabağı
  • Kıyma(Çiğköfte benzeri bulgurlu etsiz yemek)
  • Zerde Pilavı
  • Kalbur Tatlısı
  • Küncülü Akıt
  • Peynirli Helva
  • Kuymak
  • Palıza
  • Sac Katmeri
  • Pekmez Bulamacı
  • Un Bulamacı
  • Tatlı Döğmeç
  • Patlıcan Ezmesi
  • Patatesli Köfte

 

İÇECEKLER

 

*    Meyan Şerbeti

*   Koruk Şurubu

*  Biyan Balı

* Karlamaç

URFA KEBABI

KEBAP

SPOR

Şanlıurfaspor

 

Şanlıurfaspor, Şanlıurfa’da futbol ve basketbol branşlarında faaliyet gösteren profesyonel bir kulüptür. Kulübün renklerini Mustafa Dişli belirlemiştir. 1969 yılında kurulmuş olan bu kulüp, şu anda PTT 1. Lig’de mücadele etmekte ve maçlarını 30.000 kişilik Şanlıurfa GAP Stadyumu’nda oynamaktadır. Basketbol takımı ise deplasmanlı ligde mücadele etmektedir. Kulüp Trabzonspor ile kardeş kulüptür.

Kulüp, yaşadığı maddi kriz nedeniyle 2008 yılında kayyuma devredildi. Kayyum olarak atanan Şanlıurfa Belediye Başkanı, Şanlıurfa Belediyespor ile aynı grupta olan takımın UEFA kriterlerine göre ligde kalabilmesi için iki kulübün yöneticilerinin aynı kişilerden oluşmamasını sağladı. Kulüp başkanlığını sonraki dönemde Kemal Saraçoğlu yaptı. Futbol takımı PTT 1. Lig’e yükseldikten sonra alınan sonuçlar nedeniyle Kemal Saraçoğlu istifa etti. Seçimli genel kurulda kulüp başkanlığına Fethi Şimşek getirildi.

KAYNAK: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eanl%C4%B1urfa

BALIKESİR / AYVALIK

                                                AYVALIK


Antik Çağ’da bir tür yabani ayva anlamına gelen Kidonia olarak anılıyordu. Bölgeye ilk yerleşenlerinin Midilli’nin Kydona köyünden ya da Girit’in Kydonies bölgesinden gelmiş olabilecekleri düşünülmektedir. İsim konusunda bazı görüşler de Ayvalık’ın Aioliki’nin  (Eolya’nın) bozulmuş şekli olduğudur. Ayvalık anlamına gelen Kydonie ismi ise, MÖ 330’dan beri süregelmektedir.

ADALAR

;

Ayvalık  ilçesine bağlı irili ufaklı 22 kadar ada vardır. Bu adaların en büyüğü Alibey Adası ya da diğer ismi ile Cunda Adası olup 1964 yılında bir köprü ile Lale Adası’na oradan da ilçe merkezine bağlanmıştır. Bu köprülerden biri aynı zamanda Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü olma özelliğini taşır. Ali bey Adası dışındaki tüm Ayvalık Adaları 1995 yılında milli park ilan edilmiş ve yerleşim yasaklanmıştır. Adalar içinde tarihi ve turistik öneme sahip olan bir diğeri de Tımarhane Adası’dır. Bu adaya Türkler eski zamanlarda Taşlı Manastır olarak da adlandırmışlardır. Bu ada özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ayvalık’ta yaşayan Rumların içkiyi fazla kaçırması üzerine sert esen rüzgarı ile akıllarını başlarına toplamaları için gönderildikleri bir mekân olduğundan bu ismi almıştır.

TURİZM ;

                                   Turizm alanında büyük bir potansiyele sahip olan ilçede başta Şeytan Sofrası olmak üzere çeşitli doğal güzellikler olmakla birlikte, özellikle eski Rum evleri ve yapılarına dayanan kültür turizmi de gelişmiştir. Özellikle Sarımsak Pilajları ve Alibey Adası’nda ise deniz turizmi gelişmiştir.İlçede 1994 yılında yapılan bir çalışmaya göre 1842-1914 yılları arasından kalma toplam 363 bina bulunmaktadır.İlçe son yıllarda Ege Adaları’ ndan çok sayıda günübirlik misafir ağırlamaktadır. Bu ziyaretlerin amacı genellikle alışveriştir. Bu durumun ciddi ekonomik girdisinin oluşmaya başlaması ardından ilçe dükkânlarının vitrinleri Yunanca  yazılar ile dolmuştur. Ayvalık’ ın merkezinde her perşembe günü büyük bir pazar kurulur. Özellikle Yunanistan’ın Midilli İlinden olmak üzere, on binlerce Yunan turist günü birlik ziyarette bulunur. Yunan turistlerin ziyarette bulunduğu en önemli yerler ise Ayvalık pazarıdır. Son yıllarda Ayvalık’a gelen turistlerin çevre ilçelere de uğraması özellikle Ayvalık-Edremit arasında rekabete yol açmıştır.

ANTALYA / ELMALI

Elmali

COĞRAFİK KONUM  

Elmalı ilçesi, Güney Anadolu’yu kapsayan Toros Dağları‘nın Batı Akdeniz Bölgesi‘nde uzanan kıvrımları arasına sıkışmış çanak şeklindeki bir plato üzerinde kurulmuştur. Kuzey yarımküre 46-46 doğu meridyen düzleminde ve 2503 m yüksekliğe varan Elmalı Dağı‘nın güney eteğindedir.

Elmalı, Toros  Dağları‘nın bir kolu olan Beydağları ile çevrili olup, şehir merkezinin bulunduğu yer adeta bir çanağı andırır. Bu çanak içinde ilçenin kuzeyinde Elmalı Dağı, doğusunda Tilkicilik Tepesi, batısında Top Dağı Tepesi, güneyinde de Elmalı Ovası yer almaktadır.

Akarsuları düzenli bir rejim göstermez. Dağların eriyen karlarından oluşan çay ve dereler yukarıda belirtilen ovaların bazı yerlerin sulanmasında önemli rol oynar. 4 tarafının dağlarla çevrili olmasından dolayı ilçe, Akdeniz’den gelen ılık ve nemli hava kütlelerinin etkisine kapalı kalır dolayısıyla Akdeniz Bölgesi’nde bulunduğu halde karasal iklimin özellikleri daha ağır basmaktadır. İlçenin alçak kesimleri antropojen bozkırlarla kaplı iken yüksek kesimlerde yer yer ardıç ve sedir topluluklarına da rastlanır.

 

TARİHÇE

Elmalı İlçesi, Likya bölgesinin kuzeyinde yer alıp tarih boyunca birçok uygarlığın hâkimiyetine girmiştir. Yönetim anlayışı olarak,Anadolu Selçukluları tarafından bu topraklara yerleştirilen ve bölgeye kendi adlarını veren Tekeli Türk boyları tarafından kurulup gelişti. I. Bayezid döneminde de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Gerek Teke beylerinin, gerekse ilk Osmanlı devrindeki Teke Sancak beylerinin bu bölgeyi yaylak olarak kullanmaları ve hatta bazı tarih kitaplarında Teke Sancağı’nın merkezi olarak Antalya yerine Elmalı’nın gösterilmesi, bu yerleşimin kuruluşu ile ilgili bulunmaktadır. Elmalı tarihte; “Kabalı”, “Amelas” ve “Elmalu” isimleri ile anılmıştır.

Kentle ilgili Osmanlı dönemine ait bilinen en eski kayıt 1419 tarihli vakıf kayıtlarıdır. 1455 tarihinde kent kayıtlarında, Teke oğlu vakfı olan Bey Hamamı’nın adının geçmesi Elmalı şehrinin Teke oğullarından itibaren imarına hız verildiği anlaşılmaktadır. 1455tarihli tahrir kayıtlarında Elmalı’da mahalle adı geçmeyip “Nefs-i Elmalu” adı yer almaktadır. Bu tarihlerde gayrimüslimlerden söz edilmeyip nüfusun 330 kişi civarında olduğu tahmin edilir. 16. yüzyıl ortalarında, dönemin Tapu Tahrir belgelerine bakıldığında, 22 mahalle ve 233 hane ile yaklaşık 1475 civarında nüfustan söz edilir. 16. yüzyıl ortalarına doğru Elmalı’da az da olsa gayrimüslim nüfustan söz edilmektedir. Kayıtlarda, bu azınlığın Bağ köy civarında yaşadığı belirtilmektedir. 1530 tahririne göre Elmalı’da, 22 hane, 1568 tahririne göre 12 hane bulunmaktadır. 1901–1902 tarihli Konya Vilayet salnamesinde kentte; 230 Rum, 331 Ermeni ve 2 Musevi olduğu belirtilmektedir. 1841 yılına doğru şehir nüfusunun 10 bin civarında olduğu belirtilmektedir. Elmalı, askeri yollardan uzak kalmış olmak dolayısıyla fazla gelişmemişse de, kendine göre yöresel bir ekonomik faaliyetin merkezi olmuştur. Bunun yanında, KaşFinikeKumluca ve Fethiye’den gelen yolların bir kavşağı durumunda olup; Korkuteli üzerinden Antalya ve iç kesimlere bağlantılı bulunması ekonomik gelişimin sebebi olmuştur. Eskiden beri Elmalı, verimli ovadan elde edilen hububat ve bakliyat ile dağlarda tahtacı aşiretler tarafından kesilen kerestelerin ve çeşitli hayvan ürünlerinin toplandığı bir pazar yeri hizmeti gördüğü gibi; burada pamuklu bezler dokunur, dericilik de ileri gitmişti. 19. yüzyıl sonlarında kentte vakıf sayısın arttığı ve buna bağlı olarak da yapısal bir gelişimin hasıl olduğu gözlenmektedir. Bu tarihlerde kentte; 1 adet hükümet dairesi, 35 cami ve mescit, 1 tekke, 22 mektep, 10 medrese, 2 kilise, 3 han, 3 hamam, 293 dükkân, 24 değirmen, 8 tabakhane, 10 kahvehane, 3 kütüphane vardır. 19. yüzyıl sonunda Konya vilayetinin, Antalya Sancağı’na bağlı olan Elmalı’nın 1868 yılında belediyesi kuruldu. Cumhuriyet dönemi içerisinde, 1940 yılında çıkan bir yangında zarar gördü ve yeniden imar edildi

                                                                      elmali-antalya

NÜFUS

İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 2 belde, 89 köy ve 20 mahalleden  oluşmaktadır.

EKONOMİ

Genel olarak Elmalı ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Meyvecilik ön plandadır. Türkiye’deki elmanın %12’si ilçede üretilir. Son yıllarda yeni ürün çeşitleri ve üretim teknikleri ile meyvecilik değişim göstermiştir. Verilen destekler ile seracılık gelişmiştir. İlçede sanayi çok gelişmiş değildir ve sanayide büyük işçi grubu çalıştıran kuruluşlar yoktur. Mevcut sanayi kuruluşları da ilçenin bu yapısı nedeniyle meyve ve meyve suları ile ilgilidir. 2008 yılı Eylül ayında Tekke köyünde üzüm ve meyve şarabı fabrikası faaliyete geçerek üretime başlamıştır. 2009 yılında 2000 ton kapasiteye ulaşacak olan Elmalı şarap fabrikası, 2010 yılında da ihracata başlamıştır.

İlçe turizm potansiyeli yönü itibariyle pek canlılık göstermemektedir. Bazı yabancı turist kafileleri, günübirlik ilçeyi ziyaret etmektedir. Dışarıdan gelecek olan turistler için ilçe, sadece bir geçiş yolu durumundadır. Bu da ilçe için az da olsa ekonomik bir değer ifade etmektedir. İlçenin yayla iklimi karakterinde olması, yaz aylarının serin geçmesi nedeniyle, bu aylarda FinikeDemreKaşFethiye, ve Kumluca gibi yerleşim yerlerinden ilçeye yazlıkçılar gelmektedirler. Bu durum ilçeye ekonomik katkı sağlamaktadır. Elmalı Belediyesi’ne bağlı Hacı Musalar beldesinden ve Sema höyük köyünün Karataş mevkiinden küp mezarları çıkarılmıştır.

 

KÜLTÜR VE TURİZM

Geleneksel kültürün gündelik yaşama içerisinde korunmaya çalışıldığı Elmalı’da, yöresel sanatlar ve şenlikler yüzlerce yıl boyunca bölgeye uğrayan Yörüklerin desen ve renk zenginliği ile yoğrulmuştur. Bu zenginliğin hissedildiği yörede; bakırcılık, demircilik, kuyumculuk, halı-kilim-çuval-heybe dokumacılığı, taş işlemeciliği, kahve değirmeni ve ahşap işçiliği ilk sırada gelen el sanatlarıdır. Özellikle dokumacılığın bir dalı olan ve keçi kılından dokunan çul kilimler, Selçuklulardan kalma bir mirastır. Geometrik figürler ve kelebek motifleriyle dokunan çullar, dayanıklılığından dolayı çoğunlukla çadır ve kilimlerde kullanılmaktadır. Elmalı’da el sanatlarının yanı sıra şenlikler ve festivaller de vazgeçilmezler arasında yer almaktadır. Bunlara örnek olarak; Tarihi Elmalı Yeşil yayla Güreşleri, Gömbe Festivali, Elmalı – Tekke Köyü Abdal Musa Şenlikleri ve Hıdrellez Şenlikleri gösterilebilir.

Elmalı’da sınırları içinde bulunan tarihi ve arkeolojik yapılar ile kültür turizmi bakımından pek çok olanak vardır. İlçenin Teke Beyliği’nin merkezi olması dolayısıyla o çağlardan itibaren çevrenin kültür merkezidir. Osmanlılar devrinde ilçede 7 medrese olduğu bilinmektedir.

Bölgede yapılan arkeolojik kazılar sonucunda yapılan tarihe ve tanrıçalara ev sahipliği yapan birçok tarihi eser gün ışığına çıkartılmıştır. Bunlardan bazıları olan Kızıl beli MezarlarıLikya YoluFildişi Çocuklu Kadın Heykeli, Gümüş Kral Heykeli, Sema höyük Küp Mezarları, Yapraklı Köyü Yazılı Kaya, Armutlu Köyü Kaya Mezarı, Söğle Yaylası Arı Serenleri tarihsel ve kültürel zenginliğin göstergesidir. Ayrıca Elmalı’da, Çobanisa Gilevgi köyü arasında tarihi Helenistik devri Gilevgi Kalesi bulunmaktadır.

_0_1210846597

 

İlçe sınırları içerisinde tarih öncesine ait hayat izleri taşıyan kalıntılar olan höyükler, eski eserler bakımından bakir inceleme alanlarıdır. Sema höyük ve Müren höyükleri en önemlilerindendir. Bölgede yapılan kazılarda, MÖ 2000-2500 yıllarının yerleşim kalıntılarını gün ışığına çıkarmıştır. 1963 yılında başlayan bu kazılar yaz aylarında devam etmektedir. Halen Karaburun ve Kızılbel Kral Mezarları’nın onarım ve koruma çalışmaları sürdürülmektedir. MÖ 450 yıllarında yapıldığı rivayet edilen bu mezarların duvarlarının iç alanları çepçevre renkli mozaik ve fresklerle süslenmiş av ve savaş sahneleri renk ve canlılığını koruyarak günümüze kadar ulaşabilen nadir eserlerdendir. Hacıyusuflar ve Yuva köyleri yanındaki Likya ve Roma kalıntıları da tarihi ve turistik yerlerdendir. Ömer Paşa CamiiKesik Minare(en:Kesik Minare) ve medreseler gibi Osmanlı dönemine ait pek çok görülmesi gereken yer de ilçede mevcuttur. 2011 de açılan müze’de bu eski eserler, tarihi eşyalar, sikkeler bulunmaktadır.

BİSİKLET YARIŞININ AŞAMALARI


Bisiklet krosu

Bisiklet krosu, ilk olarak yol yarışçıları tarafından boş olarak geçirdikleri soğuk aylarda, antrenman stillerini çeşitlendirmek amacıyla yapılmış spordur. Yarışlar tipik olarak sonbahar ile kış mevsimlerinde ve patikalar, ormanlık yollar, çim, dik tepeler, engeller barındıran bu nedenle zaman zaman bisikletçinin bisiketini taşımasını gerektiren, 2-3 km’lik parkurlardan oluşmaktadır. Büyükler kategorisindeki yarışlar 30 dakika ve 1 saat arasında parkur şartlarına göre değişmektedir. Bu spor geleneksel yol yarışı kültürüne sahip Belçika (özellikle Flanders) ve Fransa da yaygındır.

                                               TOUR DE FRANCE - STAGE SIXTEEN

Dağ bisikleti

Ana madde:Dağ bisikleti yarışı

Dağ bisikleti yarışları, yol harici olarak düzenlenen ve orta kademeden yüksek kademeye kadar teknik gerektiren yarışlardır. Birçok çeşidi vardır; ana kategorileri; kros ve tepe inişidir, fakat aynı zamanda 4X veya dört kros yarışı da vardır.

 

BMX

BMX, yol harici düzenlenir. BMX yarışları sprint yarışlarıdır ve bilerek yol harici düzenlenmektedir. Tek vitesli bisikletlerle, tek veya turlu parkurlarda yol harici düzenlenir. Bisikletçiler, toprak zeminde bisikletlerini yönlendirirler.

 

Bisiklet denemeleri

Bisiklet denemeleri, bisikletçilerin bisikletlerini doğal ve yapay engeller karşısında ayaklarını yere basmadan yönlendirmesi şeklindeki bir spordur. Motosiklet denemeleri ile birbirilerine benzemektedirler. Puanlar, bisikleti idare yeteneklerine göre verilmektedir.

                                                                      bisiklet

Bisiklet pisti

Bisiklet pisti, 70-90m uzunluğundaki açık havada, toprak zeminde düzenlenen, bisiklet yarışlarıdır.

 

Motor-destekli yarış

Motor-destekli bisiklet yarışları, bisikletlere motorlar takılarak, bisiklet hızlarının yükseltildiği yarışlardır.

 

Ortalama hız

Kapalı ortamdaki hızlar, yollardaki hızlardan daha iyi sonuçlar vermektedir. Hızı etkileyen diğer faktörler;yol profili, rüzgar şartları, sıcaklıklar ve yüksekliktir. 2009 Rusya’daki bir yarışta, Kevin Sireau başlangıçtan 200metre mesafeye kadar, 76.4 km/s’lik hıza ulaşmayı başardı. Ortalama hızlar açık bir şekilde mesafenin artmasıyla düşüş göstermektedir.

AMERİKAN FUTBOLU

2010-2~1

 

Amerikan futbolu, ABD’de doğmuş, elle, ayakla ve eliptik bir topla oynanan takım oyunu. ABD ve Kanada’da sadece futbol olarak adlandırılır.[1] Avustralya ve Yeni Zelanda da ise gridiron olarak adlandırılır.

Amerikan futbolunun ilk doğuşu, bir ilkokul öğretmeninin ilkokul çocuklarına ragbi oynatmak istemesiyle başlar. Kuralları ragbiye göre değiştirip , çocukların anlamasını kolaylaştırır ve ayrıca çocuklarını sert temaslardan korumak için koruyucu göğüs zırhı, kask ve koruyucu pedler içeren pantolon ekler. Daha sonra yaygınlaşarak gelişen spor önce lisede, daha sonra üniversitelerde oynanmaya başlar. Bunun akabinde profesyonel lig kurulur.

Kuralları futboldan tamamen farklıdır. İngiltere ve eski sömürgelerinde oynanan ragbi oyununun bir varyasyonudur. Ragbiden farklı olarak koruyucu kıyafetler ve kask ile oynanır.

Amerikan futbolu, dayanıklılık, kuvvet, esneklik, sürat, çabukluk, strateji, disiplin ve azim gerektiren oldukça kompleks bir spordur.

Takımlar ve oyuncular

2005PoinsettaBowl-Navy-LOS.jpg

 

Bir takım kendi içinde ayrı görevler üstlenen üç takıma ayrılır. Bunlar; hücum takımı, özel takımlar(kick off ve kick return) ve defans takımıdır.

Hücum takımı

Takım topa sahip olduğu zaman oyuna giren hücum takımının amacı sayı yapmaktır. Karşı takım topu kaybettikten sonra, oyun durduğunda oyuna girerler. 10 yardlık bölümü 4 hakta geçmek zorundadırlar. Hücum takımı 10 yardlık bölümü 4 hak içinde geçerse bir 10 yardlık hak daha kazanırlar. Genellikle 3. denemeden sonra yapılacak 4. denemeyi Punt&Kick takımı kullanır ve topu rakip takıma gönderir ya da Kicking Team sayı yapmaya çalışır.

Oyuncular

  • Center(Merkez)
  • Quarter Back(Oyun Kurucu)
  • Left Guard(Sol Koruma)
  • Right Guard(Sağ Koruma)
  • Left Tackle(Sol Forvet)
  • Right Tackle(Sağ Forvet)
  • Tight End (Opsiyonel)
  • Full/Half Back(Tüm Pozisyonlar)
  • Wide Receiver(Geniş Alıcı)

2.2- Savunma takımı

Takım topu kaybettikten sonra, oyun durduktan sonra oyuna giren oyunculardır. Amacı karşı takımın oyuncularının sayı yapmasını engelleyerek topu kapmaktır. Top kazanılıp oyun durduktan sonra oyundan çıkarlar.

Savunma Pozisyon isimleri: aynı anda hepsinde oyuncu olmak durumunda değildir, toplam 11 kişi olmalıdır)

  • Defensive Lineman (çizgi) : Tackle (nose ve sağ ve sol), Defensive End (sağ ve sol)
  • Line Backs: İç ve dış (hepsine sağ veya sol)
  • Corner Back (sağ ve sol)
  • Safety (sağ ve sol ve orta)

Özel takım[değiştir

İçinde farklı özellikte oyuncuların bulunduğu bu takım , özel durumlarda sahaya çıkarlar (punt, field goal vb.).

Oyuncular

  • Long/Deep Snapper
  • Kicker
  • Punter
  • Kick returner
  • Punt returner

Amerikan futbolu topu

 

19. yy.da kullanılan bir Amerikan futbolu topu.

 

Günümüzde kullanılan bir Amerikan futbolu topu

Amerikan futbolu topu, uçları sivri, yayvan bir küre şeklindedir. Ragbide kullanılan top kadar eliptik değildir. Kanada’da kullanılan çeşitleri ragbi topuna daha çok benzer.

Amerika’da bu topa kısaca “futbol”[2] ya da “domuzderisi”[3] denir. Boyuna uzunluğu 28 cm, göbek kısmının çevresi 56 cm’dir.

KAYNAK: http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerikan_futbolu

 

 

 

ŞEHZADELER ŞEHRİ:MANİSA

 

MANİSA VE TARİHÇESİ

Manisa, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık on dördüncü şehridir. 2014 itibarıyla 1.363.995  nüfusa sahiptir. Ege Bölgesinde yer alan ilde 17 ilçe bulunur. Nüfus bakımından İzmir’den sonra bölgedeki 2. büyük ilidir. “Şehzadeler Şehri” olarak da bilinir. Şifalı Mesir Macunu ve Sultaniye Üzümü ile tanınır. Antik çağda “Magnesia”, Roma İmparatorluğu döneminde tam ismiyle “Magnesia ad Sipylum” olarak anılmıştır. Dünya dillerindeki mıknatıs ve magnezyum kelimelerinin kökeni Manisa’nın ismidir.

İzmir’e yakınlığının da sağladığı avantajlarla hızla gelişen bir merkezdir. Türkiye’nin en gelişmiş ve en büyük organize sanayi bölgelerinden birisine sahiptir. Manisa ili üzümü, kavunu, mesir macunu ile ünlüdür. Vestel grubu, Indesit, Bosch, Schneider, ECA, Eczacıbaşı, Ülker gibi birçok marka ve firma, üretim üssü olarak Manisa’yı tercih etmektedir. Bölgenin İzmir’den sonra ikinci büyük sanayi ve ticaret merkezidir. Kent merkezi olarak Türkiye’nin en yoğun göç alan şehirlerinden birisidir. 6 Aralık 2012’de Resmi Gazete’de yayımlanan 6360 No’lu kanun ile Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne dönüştürülmüştür.

MANİSA’NIN KÜLTÜRÜ

Manisa Tarzanı

      Asıl adı Ahmet Bedevi olan Manisa Tarzanı’nın nüfus kayıtlarındaki ismi Ahmeddin Carlak’tır. 1888’de Bağdat’da doğup Türk ordusunda askerlik yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katıldı, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Manisa’ya gelip yerleşen Bedevi, sessiz garip bir insandı. Belediyede süpürgeci olarak göreve başladı, bahçıvan yardımcısı, itfaiye eri olarak çalıştı. Manisa’yı yeşillendirmek için tüm gayretiyle çalışan Bedevi, dayanılmaz sıcaklarda önce atlet ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya başladı. Manisa Tarzanı denilen çevre lideri, Spil’de kulübede yaşamaya başladı, 31 Mayıs 1963’te yaşamını yitirdi.

Mesir Macunu

 

Mesir Macunu Festivali 2010

Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Manisa’da hastalandığında saray doktorları bir türlü tedavi edemezler ve sonunda Sultan,41 çeşit baharatın karışımından hazırlanan mesir macunuyla şifa bulur. Padişah’ta olayı kutlamak için kalan macunu halka dağıtır. Bu olayda gelenekselleşir ve “Mesir Festivali” olarak kutlanır. Mesir şenliği 471(2011 yılında) yıldır Manisa’da devam edip yaşatılmaktadır.

Diğerleri

Manisa ilinin, Türkiye çapında ün yapmış diğer ürünleri

  • Sultaniye üzümü
  • Kırkağaç kavunu
  • Akhisar zeytini
  • Salihli kirazı

NÜFUSU VE İLÇELERİ

Manisa’nın TÜİK verilerine göre 2013 nüfusu 1.359.463 kişidir. Manisa’nın ilçelerinin 2013 nüfusu şöyledir :

  • Ahmetli: 16.266
  • Akhisar: 161.918
  • Alaşehir: 99.504
  • Demirci: 43.628
  • Gölmarmara: 15.449
  • Gördes: 30.341
  • Kırkağaç: 46.160
  • Köprübaşı: 14.045
  • Kula: 45.892
  • Salihli: 156.330
  • Sarıgöl: 36.209
  • Saruhanlı: 53.821
  • Selendi: 22.047
  • Soma: 105.391
  • Şehzadeler: 164.649
  • Turgutlu: 148.130
  • Yunusemre: 199.683

MANİSA VE ÜZÜM BAĞLARI

          Türkiye’nin çekirdeksiz üzüm merkezlerinden biri olan Salihli ovası (Manisa ili Türkiye Birincisi) kuru üzüm ihracatı ve pekmez üretimiyle ön sıralarda yer almaktadır. Dünyada en fazla bağ alanlarının bulunduğu Manisa Ovası’nda yetişen çekirdeksiz Sultaniye üzümü fiyat cazipliği ve tüketim kolaylığı nedeniyle diğer çeşitleri silip süpürdü.

Dünyada en fazla bağ alanın bulunduğu Manisa Ovası’nda üzüm hasadı bitti. Yıllık 200-250 bin ton arasında rekoltenin olduğu Manisa’da yetişen üzümün yüzde 85’i ihraç edilirken geri kalan kısmı iç piyasada tüketiliyor. Son yıllarda sofralık üzüm ihracatının ağırlık kazandığı Manisa’da Alaşehir bölgesinde kurulan 90 işletme aracılığı ile dünyaya pazarlanıyor.

 

ÇORUM ALACAHÖYÜK

 

COĞRAFİ  KONUMU


Çorum’a bağlı Alaca ilçesinin kuzeybatısında yer alan höyük. Önemli Hitit merkezlerinden olan bu höyük, 310 m genişliğinde 20 m yüksekliğindedir. Çok eski devirlerin önemli doğu – batı yolu üzerindedir.

çorum 1
 TARİHÇESİ

Alacahöyük’ün esas adı İmat Höyük’tür. Çevreye en yakın bilinen yerleşim birimi Alaca ilçesi olduğu için Alaca adıyla anılır. Atatürk buraya kendi cebinden verdiği 500 Lirayla ilk kazıları başlatmış ve girişiminin sonucu dünyada yankı bulmuştur.

Alacahöyük’teki ilk kazılar, Osmanlı arkeolog Theodor Makridi tarafından 1907‘de yapıldı. Buradaki kazılar 1935’ten sonra Dr. Hamit Zübeyir Koşay ve Remzi Oğuz Arık‘ın başkanlığında yürütüldü. Bu kazılarda Bakır-Taş Çağından Osmanlı dönemine kadar gelen uzanan dönemlere ait buluntular ele geçti.

Alacahöyük’ün birinci kültür evresi olarak adlandırılan üst katlarında, Friglerden başlayarak Roma, Bizans, Anadolu çanak çömlek, özellikle içi boyalı toprak kaplar ve ayaklı meyvelikler göstermektedir. Bu katlarda ortaya çıkarılan silah ve kullanım eşyalarının çoğu taştandır.

çorum 2

Birinci kültür çağı denilen dönem M.Ö. 3200 – 2600 yıllarını içine alır. Bu kültür çağına ait olan höyükte kerpiç, kamış, ince ağaç dallarından yapılmış evlerin kalıntıları ile mezarlar ve çanak çömlek bulundu.

İkinci kültür çağının dönemi ise, M.Ö. 2500 – 2100 büyük bir yangın neticesinde ortadan kalkmıştır. Burada sadece on dört kral mezarı bulunabilmiştir.
Üçüncü kültür çağı olan devre, M.Ö. 2000-1200 yıllarına rastlamakta olup, Hititlere aittir. Bu devrede dört yapı katı göze çarpar.
Dördüncü kültür çağı yani son kültür çağında Alacahöyük; Frigler ile Osmanlılar ve bunların arasındaki medeniyetlere sahne olmuştur. Friglere ait önemli eserler olmamakla beraber, bunları takib eden medeniyetlere ait binalar, çanak, çömlek, para vs. gibi eserler, yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır.
Arkeolojik bakımdan önem kazanan Alacahöyük’te yapılan kazılar neticesinde bulunan eserler bugün orada yapılmış olan müzede sergilenmektedir.
EKONOMİK FAALİYETİ

Ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanır. Faal nüfûsun % 85’i tarım sektöründe çalışır. Son 10 sene içinde sanâyi sektöründe gelişme eskiye nazaran hızlanmıştır.

 

TARIM

Orta Anadolu ile Karadeniz geçit bölgesinde yer alan ilde umûmiyetle kışları soğuk ve yazları sıcak ve kurak step ikliminin hâkim olması, bu iklim karakterine uygun olarak hubûbat zirâatı ön plânda gelir. Ekiliş alanları îtibâriyle buğday ve arpa önemli bir üretim potansiyeline sâhiptir. Kızılırmak’ın suladığı alanda pirinç tarımı yapılır. Bunlardan başka patates, mısır, fasulye, çavdar, kendir, yem bitkileri ve diğer sebzeler de ekilmektedir. Tarım âlet ve makinaları bakımından ihtiyâca cevap verecek şekilde olan Çorum’da modern tarıma geçiş hızla devâm etmektedir.
mercimek                          buğday
Nohut, mercimek, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, keten ve kenevir bol yetiştirilir. Meyve olarak kavun, karpuz, ceviz, armut, ayva, kayısı, kiraz, erik ve elma yetişir. Ahmet Bey, Çatalkara ve Tokat, Narince sofralık üzümleri meşhurdur.

 

EĞİTİM   

Hitit Üniversitesi, 1 Mart 2006 tarih ve 5467 sayılı yasayla, Çorum’da kurulmuş  devlet üniversitedir . Kurucu rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç  olan üniversitenin şu andaki rektörü Prof. Dr. Reha Metin Alkan’dır. Üniversite, önceden Gazi Üniversitesine bağlı iken ayrılarak yeni bir üniversite kurulmasıyla meydana gelmiştir. Hitit Üniversitesinin mevcut 7 fakülte, 2 enstitü, 2 yüksekokul, 6 Meslek Yüksekokulu ve 9 Araştırma Merkezi bulunmaktadır. Eğitim dili Türkçe olan üniversitede 512 akademik personel, 337 idari personel ve 12,504 öğrenciakademik çalışmalar yürütülmektedir.
rektorluk

 

NÜFUSU

22.590 nüfusu ile Çorum’un ilçelerinden birisidir. Karadenizi, İç Anadolu’ya bağlayan yol üzerindedir.

ALACAHÖYÜK  MÜZESİ
Çorum Müzesi’ne bağlı olarak hizmet veren Alacahöyük Müzesi, Alaca İlçesi, Alacahöyük Köyü’nde yer almakta olup, Çorum’a 45 km. uzaklıktadır. Alacahöyük’te ilk yerel müze 1940 yılında teşhire açılmış, 1982 yılında ise yeni binasına taşınmıştır. İki katlı olan müzenin üst katında Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık salonları bulunmaktadır. Kazı başkanlarının isimlerinin verildiği bu salonlarda Alacahöyük ve Pazarlı kazısında elde edilen eserler sergilenmektedir.                               Corum_muzesi_2
Giriş salonunda ilk kazı malzemeleri, Kalkolitik Döneme ait el yapımı seramikler ile Eski Tunç Çağına ait 13 kral mezarının buluntu anını gösteren fotoğraflar ve pişmiş toprak eserler sergilenmektedir.
müze 1                    müze 2
İkinci salonda yer alan büyük duvar vitrinlerinde Hitit Dönemine ait pişmiş toprak gaga ağızlı testiler, tabaklar, çanaklar, mangal ve maltızlar ile matara biçimli kaplar, orta vitrinlerde ise Eski Tunç ve Hitit dönemlerine ait bronz iğneler, kemik süs eşyaları, kalıplar, hayvan figürinleri, iki adet çivi yazılı tablet teşhir edilmektedir. Ayrıca aynı salonda Frig Dönemine ait tek vitrinde Pazarlı eserleri arasında pişmiş toprak kabartmalı duvar levhaları, üzeri boyalı kaplar ve keklik biçimli riton yer almaktadır.

Mahmut Akok Salonu olarak adlandırılan ve etnografik eserlerin sergilendiği alt katta ise, yöreye ait halı ve kilimler, ahşap tarım aletleri, dokuma tezgâhı ile Osmanlı Dönemine ait delici, kesici ve ateşli silahlar teşhir edilmektedir.

 

YEMEKLERİ

Türkiye’nin hemen her şehrinde olduğu gibi Çorum ilinin de kendine has yöresel lezzetleri bulunmaktadır. Sebze yemeğinden et yemeğine, salata çeşitlerinden tatlılarına kadar Çorum, kendini diğer şehirlerden ayırmaktadır. Karadeniz Bölgesinde bulunan Çorum ili, bulunduğu coğrafi şartlar itibariyle zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.

 

  • Keşkek
  • İskilip Dolması
  • Mantı
  • Çatal Aşı
  • Çorum Baklavası
  • Leblebi
  • Tarhana Çorbası
  • Bulgur Pilavı
  • Lahana Çorbası
  • Topaç
  • Yanıç
  • Cızlak
  • Hingal
  • Borhani
  • Kömbe
  • Helise
  • Çullama
  • Teltel
  • Çuval Helvası

yemek

 

corumspor

 

  SPOR

1967’de kurulan Çorum Spor, kurulduğu sene 3. Lig‘de mücadele etmeye başladı. 1 Ekim 1967’de, İstanbul takımı Beyoğlu Spor karşısında ligdeki ilk maçını oynadı. 3. Lig’deki ilk sezonunda, oynadığı 32 maçta topladığı 28 puanla ligi 7. sırada tamamladı.

 

İklim ve Bitki Örtüsü
Çorum, Karadeniz ikliminden İç Anadolu iklimine geçiş yeri üzerinde yer alır. Genel olarak yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. İlkbaharı kısa, sonbaharı uzun geçen Çorum ilinde en sıcak ayları temmuz-ağustos, en soğuk ayları ocak-şubattır. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe iklim sertleşir. En fazla yağış mayıs ayında düşer. Yıllık ortalama nisbî nem oranı % 65’tir. Kar yağışları, genellikle kasım-nisan ayları arasında olur. Genellikle kara iklimi hüküm sürer. Sıcaklık +39,4 ile -25,6°C arasında seyreder. 30 senelik yağış ortalaması 395 milimetredir.

Tabi  bitki örtüsü açısından çok fakirdir. İç Anadolu ikliminin hüküm sürdüğü Çorum ilinde, iklime paralel olarak step bitki topluluklarına rastlanır. Yüzyıllardır kesilmesi sebebiyle çok küçük bir alan ormanlarla kaplıdır. Boş bulunan orman alanlarında hızlı bir şekilde ağaçlandırma çalışmaları sürdürülmektedir. Çorum ilinin % 9’u ormanlıktır. Tarım yapılmayan arâzi % 2 olmasına rağmen, yazları sıcak ve kurak geçmesi sebebiyle yeşillik bilhassa yaz   ve sonbaharda görülmez.

 

HATAY- ANTAKYA

Hatay- Antakya

Antakyam_antakya

 

 

Hatay yöresi, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir.Yöredeki yerleşmelerin tarihi, yaşamı kolaylaştıran ılıman iklim koşulları ve verimli toprakların varlığı nedeniyle, İÖ 100,000’le başlatılan Orta Paleolitik  Dönem’e uzanmaktadır.

Hatay yöresini çekici kılan ve tarihin her döneminde göçlere açık olmasını sağlayan bir başka özellik de, Anadolu’yu Çukurova yoluyla Suriye-Filistin’e bağlayan yolların kavşak noktasında bulunmasıdır. Ayrıca, Mezopotamya’dan Akdeniz’e çıkmak için kullanabilecek en uygun limanlar yine Hatay yöresindedir.

Hatay adının kaynağına ilişkin ilk bilgiler İÖ 1200’le başlayan Genç Hitit prenslikleri dönemine tarihlenmektedir. Bu dönemde, Amik Ovası´ndaki Hitit Prenslikleri’nin birleşerek Hattena Krallığı adını aldıkları bilinmekte, Hatay adının da buradan geldiği sanılmaktadır. Yöreye bu adı 1936’da Atatürk vermiştir. Hattena Krallığı’nın başkenti, bugünkü Kırıkhan yakınlardaki Kanula (Çatalhöyük) te kalıntıları bulunan yerleşim yeridir.

Hatay ilinin merkez ilçesi olan Antakya’nın ise İ.Ö. 300 yılında Seleukos, 1. Nikator’un babası Antiokhos’un ismi verilerek Antiokheia ismi verilmiştir.

Antakya, (Antiochia, Antioch, Antioche, Antiochië,Hatay ilinin merkez ilçesidir. Akdeniz Bölgesindedir ve Türkiye’nin en güneydeki il merkezidir. Ortasından Asi Nehri geçen şehrin rakımı 85 metredir. Nüfusu 2014 yılına göre 347.974’tür.

Tarih

10492066_1460835804173848_8018287101668740823_n                                                             Asi(orontes) nehrinin günümüzde bir görünümü

Tarih kaynaklarına göre Antakya MÖ. 300 civarından büyük iskender’ in komutanlarından seleucus nicator tarafından kurulmuştur.Eski kaynaklara göre Antakya nüfusu 300.000 bin nüfusuyla roma imparatorluığunun 3.dünyanın 4.büyük kentiydi. Babası Antiochus’un isminden Antiocheia adıyla kurduğu şehir, Silpius Dağı (bugünkü Habib Neccar Dağı) eteğinde ve Asi Nehri (Orontes) kenarında yer almıştı. Aslında İskender’in ölümü sonrasında Seleucus’un yönetimine giren topraklarda Antakya dışında başka yerlerde çok sayıda Antiocheia daha kurulmuştu.

Tarih Öncesi ve Helenistik Dönem

Antakya civarının tarihi, şehrin kuruluşuna göre çok daha eskidir. Değişik kaynaklarda belirtildiğine göre, Tell-Açana höyüğündeki kazılar Kalkolitik Çağdan (İ.Ö.5000-4000) itibaren yörenin yerleşim için kullanıldığını göstermektedir. Anadolu‘yu Filistin ve Suriye‘ye bağlayan yol üzerinde, Mezopotamya‘yı Doğu Akdeniz’e bağlayan noktalardan biri olması nedeniyle Hatay’ın eski bir yol güzergahı olduğu çok açıktır. Burası Hitit ve Eski Mısırİmparatorluklarının sınırlarını oluşturan bölgenin eşiğindeydi.

Makedonyalı Büyük İskender‘in doğuya doğru fetihlerini sürdürürken Pers Kralı Darius (Codomannus)’la yaptığı savaşlardan birinin İ.Ö.333 yılında Issus yakınlarında, bugünkü Payas İlçesinde, Pinarus nehri (bugünkü Deliçay) üzerinde gerçekleştirildiği düşünülmektedir. Bunun hemen ardından Gaugamela denilen yerdeki savaşta Büyük İskender’in ordusunun galip gelmesinden sonra İskender, Fenike topraklarını elde etmek amacıyla Asi (Orontes) boyunca güneye ilerledi. Suriye ve Mezopotamya bölgesiMakedonyalıların eline geçti. Ancak Büyük İskender’in M.Ö.323 yılında Babil’deyken ölmesinin ardından fethedilen topraklar İskender’in komutanları arasında bölündü. Suriye ve Mezopotamya bölgesi üzerindeki güç savaşı Seleucus Nicator’un lehine sonuçlandı(M.Ö.301). Öncelikle Seleucus Krallığının başkenti olarak, Akdeniz kenarında bir liman olduğundan Seleucia Pieria (bugünkü SamandağÇevlik) seçilmişti. Seleucus, yendiği rakibi Antigonus (Monophtalmus)’un bugünkü Antakya’nın 5 km. kadar kuzeyindeki yönetim merkezi Antigonia’yı yıkarak halkını kendi adıyla kurduğu bu yeni başkente (Seleucia) naklettirdi. Ancak Mezopotamya civarı ve güney Suriye’nin kontrol edilebilmesi açısından ve Seleucia’nın denizden gelecek saldırılara açık olması nedeniyle yeni bir kent,Antiocheia kuruldu.

Antakya’nın iyilik tanrıçası Tyche, Vatikan Müzeleri

Antakya’ya bağlı Küçükdalyan Belediyesinde,Sen Pier (Saint Pierre) Kilisesi: Hıristiyanlık tarihinde önemli yeri vardır

Bu kent, yendiği rakibinin Antigonia’sıyla aynı yerde değildi, daha güneyde Silpius Dağı eteğinde ve Orontes (Asi) kenarında idi (M.Ö.300). Antakya’nın Seleucus Krallığı’nın başkenti olması Seleucus Nicator’un ölümünden sonra oğlu Antiochus Soter(M.Ö.281-261) zamanında olmuştur.

Cumhuriyet Dönemi

Hatay’ın anavatan Türkiye’ye katılması öncesinde, 2 Eylül 1938 tarihinde 10 aylık bir süre varlığını sürdüren Hatay Devleti kuruldu. Toprakları, Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) belgelerinde İskenderun Sancağı olarak yer alan bölgeydi. 16 Haziran 1939’da TBMM’nde alınan kararla Türkiye ile Hatay Devleti arasındaki sınır çizgisi kaldırılarak geçersiz kılındı. 23 Temmuz 1939’da ise anavatana katılma, son Fransız kıtasının kışladan çıkmasıyla ve Fransız kıtasının da yeraldığı törenle kışlaya Türk bayrağı çekilmesiyle tamamlanmış oldu.

Coğrafya

Antakya’nın içinden gecen Asi Nehri

Anadolu‘nun güneyinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır vilayetlerinden biri olan Hatay ilinin yönetim merkezi Antakya, 36 10′ kuzey enlemi ve 36 06′ doğu boylamı ile yurdumuzun en güneyinde yer alan kent niteliğindeki yerleşme merkezidir.

Akdeniz iklim bölgesinin doğu ucunda, kıyıdan 22 km. kadar içerde olar kentin denizden yüksekliği yaklaşık 80 m.dir. Kuzeyde Amanos Dağları ile güneyde Kel Dağ (Cebel-i Akra) arasında kalan Aşağı Asi Vadisi’nin başlangıcında, Kel Dağı’nın kuzeydoğusunda, 440 m. rakımlı Habib-i Neccar Dağı’nın eteklerindedir. Kentin kuzeydoğusuna doğru gelişen ve Hatay çöküntü alanının ortasında yer alan Amik Ovası, zirai potansiyeli çok yüksek kalın bir alüvoyal toprak tabakası ile kaplı olup, aynı zamanda ilin en büyük toprak düzlüğünü oluşturur.

Tepelerin zirvelerine tırmanarak kenti çepeçevre saran sur kalıntıları ve kalesiyle kentin adeta simgesi olan ve eteklerinde Antakya’nın kurulu olduğu Habib Neccar Dağı, kenti güneybatı-kuzeydoğu istikametinde sınırlayan bir dizi tepelerin oluşturduğu doğal bir engeldir.

Antik Çağdaki ismi Silpius olan Habib Neccar Dağı’nı da içine alan Keldağ sırası, altyapı serpantin ve gabro gibi yeşil renkli kütlelerin oluşturduğu, üst kısımlarda ise bazalt ve kalkerin hakim olduğu jeolojik bir yapıya sahiptir. Habib Neccar’ın kuzeybatı yamaçları, genç fayların dik basamaklar oluşturduğu parçalanmış, arızalı yüzeyler halindedir. Ayrıca 2008 yılında açılan ve anlamı osmanlı sarayı olan ottaman palaca ddünyada bir ilk yaşanmıstır.termal açıldı . ve bu termal in dünya da olmayan en önemli özelliği 38-42 derece arasında olup tuzlu su içermesidir.

İklim

Antakya ve civarında Akdeniz iklim tipi egemendir. Bu nedenle kentte yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Ancak, kıyı şeridi ile dağların arka kısımları ve yükseltisi fazla olan yerler arasında iklim koşullarındaki bölgesel farklar nedeniyle Antakya’daki iklim koşulları kıyı şeridine kıyasla biraz farklılık gösterir. Bu nedenle sıcaklık, kıyılarda yüksek değerlerde kalır. Yazların, kıyı şeridine kıyasla daha serin geçmesinin bir nedeni de en sıcak ortalamaların kaydedildiği ayların aynı zamanda, Antakya’da rüzgarın en hızlı estiği ve en çok esme sayısına ulaştığı aylar oluşudur.

Asi Nehri

Kuzey yönünde yaklaşık 30 km. boyunca TürkiyeSuriye sınırını oluşturacak şekilde akanAsi Nehri, Türkiye topraklarına girdikten sonra batıya döner ve bugün kurutulmuş olan Amik Gölü’nün ayağı Küçük Asi ile birleştikten sonra güneydoğu doğrultusuna yönelir ve Samandağ’ın güneyinde Akdeniz’e dökülür. Antik Çağ‘ın Orontes’i olan Asi’nin kaynağı,Lübnan Dağları’dır. Antik çağda küçük tonajlı nehir gemilerinin seyrüseferine imkan veren ve Antakya’yı asırlar boyu Akdeniz’e bir su yolu ile bağlanmış olan Asi Nehri’nin bugün akıttığı ortalama su miktarı, kentin içinde 5.04 m3/sn.dir. Antakya içinden geçen ve bir kanal haline getirilmiş olan yatağı, yaklaşık 2 km. uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğindedir.

Eski Antakya, Asi Nehri ile Habib Neccar Dağı arasında kalan doğu kısmıdır. Asi üzerinde, şehrin iki yakasını bağlayan bir dizi köprü vardır. Eski köprülerden biri olan, Amik Gölü’nün kurutulması projesi çerçevesinde, Asi’nin genişletilmesi ve yatağının taranması çalışmaları sırasında kentin Roma Çağı’ndan beri ayakta duran ünlü taş köprüsü (ki Diocletian zamanında yapıldığı tahmin edilir), 1972 yılında dönemin belediye başkanı tarafından hunharca ve acımasızca yıkılarak yerine bugünkü betonarme köprü inşa edilmiştir.Ayrıca bu sene yani 2008 yılında asi nehri yeniden düzenlenecek ve de yanına cafeler yapılacak Hatay gitgide güzelleşmektedir.

Bağlı beldeler

Altinözü, Avsuyu, Çekmece,Belen , Dursunlu, Ekinci, Gümüşgöze, Güzelburç, Harbiye, Karaali, Karlısu, Kuzeytepe, Küçükdalyan, Maşuklu, Narlıca, Odabaşı, Ovakent, Serinyol, Subaşı, Şenköy, Toygarlı, Turunçlu, Yeşilpınar, Tavla, Toygarlı

Bağlı köyler

Açıkdere,  Akcurun, Akçaova, Alaattin, Alahan, Alazı, Anayazı, Apaydın, Arpahan, Aşağı oba, Aşağı okçular, Bahçeköy, Balıklıdere, Ballıöz, Bitiren, Bostancık, Bokşin, Bozhüyük, Bozlu, Büyükdalyan, Çardaklı, Çatbaşı, Çayır, Dağdüzü, Değirmenyolu, Demirköprü, Derince, Dikmece, Doğanköy, Döver, Gökçegöz, Güldüren, Güneysöğüt, Günyazı, Hanyolu, Hasanlı, Karşıyaka, Kisecik, Koçören, Kuruyer, Madenboyu, Mansurlu, Maraşboğazı, Melekli, Meydancık, Oğlakören, Orhanlı, Paşaköy, Saçaklı, Samankaya, Saraycık, Sinanlı, Sofular, Soğuksu, Suvatlı, Tahtaköprü, Tanışma, Turfanda, Uzunalıç, Üçgedik, üzümdalı köyü, Yaylacık, Yeşilova, Yoncakaya, Yukarıokçular, Zülüflühan, Yakuplu, Kulaç, Gözluçukur, Esenbağ, Tokaçlı

Kültür

Türkiye’nin kültür başkenti olan Antakya, Türkiye Cumhuriyeti’nin en kozmopolit kentlerinden birisidir. Çok uzun bir süre boyunca bir arada yaşamayı öğrenmiş, etnik kökenleri, dinleri farklı birçok topluluğa ev sahipliği yapan bu kent UNESCO barış kenti seçilmiştir. Çokkültürlü yapısını tarih boyunca korumuş olan ilde aynı ulusa mensup birden fazla dini cemaat bulunmaktadır. En büyük nüfusa sahip Alevi Araplar ve Sünni Türklerin yanında, Alevi Türkler, az da olsa Sünni Araplar, Hristiyan Ortodoks ve Hristiyan Protestan Araplar, Maruni Araplar, Ermeniler, Yahudiler ve diğer küçük topluluklar Hatay’ın çokkültürlü yapısının dinamiklerini oluştururlar.

Hıristiyanlık‘ isminin ilk kez burada verildiği şehir olan Antakya’da bulunan St.Pierre KilisesiHıristiyanlığın en önemli tarihi kiliselerindendir. Kilise aynı zamanda Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmekte ve her yıl burada 29 Haziran günü Katolik Kilisesince ayin düzenlenmektedir.

Tarihi ve turistik mekanlar açısından da zengin olan ilde dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonunu barındıran Hatay Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.

Her yıl 21-23 Temmuz tarihleri arasında kentte Uluslararası Antakya Turizm ve Sanat Festivali yapılmaktadır.

 

    Meşhur yemekler

Antakya’ya gidilince yenmesi gerekenler peynirli künefe başta olmak üzere, biberli ya da katıklı ekmek, oruk (içli köfte ), dürüm kebap (harbiye kebap) ve mutlaka humus, bakla ezmesi, surken (çökelek), çiğ köfte, kaymaz böreği, maklube, kebse, abu ğannuc(babağannuc), lahmacun…Ve eğer imkan bulursanız Hirise(standart arapçadaki transkripsiyonu:herîse)’yi mutlaka tatmalısınız. (Hirise ; Antakya’da yaşayan Alevilerin etnik bir yiyeceğidir.Dini ayinlerinlerinde(bayaramlarda)katılım gösterenlere ücretsiz dağıtılan bol etli ve buğdaydan oluşmuş yiyecektir…

Hatay’ın iklimi, hem tatlı patates ve şeker pancarı gibi tropik ürünlerin, hem de hıta denilen salatalık/kabak arası yöreye özgü ürünlerin yetiştirilmesine elverecek kadar sıcaktır. Hatay’ın en iyi bilinen yemekleri şerbetli bir tatlı olan künefe, soğanla salçada kavrulan kabak, (sihilmasi??), yoğurtlu patlıcan ezmesi (Babaganuş?), humuslu çerkez tavuğu olup Türkiye genelinde olduğu gibi kebap türünden yemekleri de vardır. Hataylılar baharatlı ceviz ezmesi muhammara, baharatlı köfte oruk, kekik ve maydanoz ezmesi Za’atar, güneşte kurutulmuş baharatlı peynir surken gibi bir sürü baharatlı yemek yaparlar. Son olarak da, nar ekşisi bu bölgede yaygın olarak kullanılan bir salata sosudur.tabi bunların hepsini yerken aşür ve kaytaz böreğini yemeden geçmeyiniz.

1 29 30 31 32 33 64