Sadece Bir Kupa (!)

 

Milyarlar Fetihler Bekliyor

   Zannetmeyin ki, Galatasaray’ın UEFA kupası almasına yalnızca Türkiye’deki 65 milyon sevindi. Beş kıtadaki milyonlarca Türk sevindi. Dünyanın dört bir yanındaki mazlumlar, İngiliz sömürgesiyken inim inim inlemiş milyarlar “oh” çekti, Galatasaray’a alkış tuttu. Batı Avrupa ülkelerinde ekmek kavgası veren, buralarını vatan tutan, ama yıllardır Türk olmanın ezikliğini her an hisseden milyonlar, Türkiye’dekilerden çok daha fazla sevindi.

   Yalnızca onlar mı? Hayır. Türk’ün yaşadığı her yer bayram yerine döndü Galatasaray’ın zaferiyle. Sofya’da, Kırcaali’de, Gümilcine’de, İskeçe’de, Avustralya’da, Amerika’da, on binler sevindiler, Türk olduklarını haykırarak, hem de göğüslerini gere gere…

Yalnızca onlar mı? Malezya’da yayınlanan ” The Star Gazetesi “, Galatasaray’ın Müslüman bir ülkenin takımı olduğunu vurgulayarak “Artık İslam ülkeleri de futbolda söz sahibi” yorumunu yaptı.

Nijerya basını Galatasaray’ın zaferine geniş yer verdi. “Futbolda, Batı hegemonyasının kırıldığını” yazdı.

Srilanka’da yayınlanan “The Strais Times” gazetesinin yorumunda Galatasaraylı futbolculardan “kahramanlar” diye söz edildi ve “Galatasaray’ın bir peri masalını hayata geçirdiği” yazıldı.

İslam aleminde Türkiye’ye en fazla muhalif olan İran’da dahi gazeteler Türkçe, “Yaşasın Galatasaray” diye başlık attı.

GALATA~2   Yalnızca onlar mı sevindi? Hayır. Hristiyanlar dahi Galatasaray’ın zaferi için, dua etti. Rumen Devlet Televizyonu spikeri “Tanrım! Türkler ‘e yardım et” diye yalvardı. Maçı anlatan Cezayirli spiker Popescu’nun penaltı atmasıyla birlikte çılgınlar gibi “kazandık, kazandık” diye bağırdı. Yüzlerce yıl Osmanlıyla sevinmiş, Osmanlıyla üzülmüş milletlerin torunları, Galatasaray’la sevindiler.

 

Bayrakların rüzgar beklediği gibi, milyarlar, Fatihleri bekliyor. Demirden batı kapılarını sonuna kadar açacak, batıyı kendi silahıyla geçecek, bin bir bahaneyle arkasına saklanmayacak, çalışacak, çok çalışacak ve sonunda başaracak Fetihleri…

Aynı Galatasarayımızın Fethettiği gibi…

 

Kaynak

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a61253.aspx

589 MİLYON DOLARLIK BAŞARI HİKAYESİ !

Almanya merkezli Delivery Hero şirketi, Yemeksepeti’ni 589 milyon dolar karşılığında satın aldı.

Alman online yemek sipariş platformu Delivery Hero, Türkiye’nin bu alandaki en büyük şirketi olan Yemeksepeti’ni satın aldı. 1.500 çalışanı bulunan Delivery Hero 30 ülkede faaliyet gösteriyor.Yapılan açıklamada Delivery Hero’nun Yemeksepeti’ni bünyesine katmak için 589 milyon dolar harcadığı belirtildi. Delivery Hero’nun bu satın almayı mevcut nakitinin yanı sıra hisse senedi ihracı yoluyla finanse edeceği belirtildi. Yemeksepeti’nin ayda 3 milyon sipariş alan bir şirket olduğunu belirten Delivery Hero, satın almanın karlı olacağını savundu. İlk bilgilere göre, Delivery Hero, Yemeksepeti’nin mevcut yönetimini değiştirmeyecek.

Nevzat Aydın kurdu, İnternette başarı öyküsü yazdı.nevzat-aydin,xqXpkkB7M0CSpJ3eFIOIFA

Yemeksepeti, 2000 yılında Nevzat Aydın ve arkadaşları tarafından kurulmuştu.Yemeksepeti’nin kurucusu Nevzat Aydın, Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra San Francisco Üniversitesi’nden MBA derecesini almak üzere Silikon Vadisi’ne gitti.Orada e-ticaretteki gelişmeleri inceleme fırsatı bulan Nevzat Aydın, gözlemlerinin sonucu olan “yemeksepeti.com” projesini hayata geçirmek üzere Türkiye’ye döndü. Nevzat Aydın şirketini birkaç yıl içinde en büyük online yemek sipariş platformu haline getirdi.

 

ISPARTA/YALVAÇ

ISPARTA

Ege, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgelerinin kesiştiği Göller Bölgesi denilen noktada yer alan Isparta ili, Eğirdir, Kovada ve Gölcük gölleri, Kovada ve Kızıldağı Milli Parkları ile zengin bir fauna ve floraya sahiptir. İnanç Turizminin merkezi Yalvaç ilçesi Anadolunun kültür zenginliğini tüm ihtişamı ile yansıtmaktadır.Kayak Merkezinin yeraldığı Davraz Dağı, doğa yürüyüşü ve nehir sporlarına elverişli kanyonlar, mağaralar ve dağları ile pek çok doğa sporlarının yapıldığı merkezdir. Isparta’nın turizm kapısı Eğirdir, alternatif turizm cennetidir. Dağcılık, trekking, rüzgarsörfü, yamaç paraşütü, kampçılık turizm çeşitlerinden birkaçıdır.
Davraz Dağı Kayak Merkezi: Dağcılık sporuna gönül verenlerin, zirve yüksekliği 2637 metre olan Davraz dağındaki yeni mekanını teşkil etmektedir. Bunun yanında gül ürünleri, halı dokuma ve elmalarıyla önemli bir konuma sahiptir.

YALVAÇ

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 85.053 olup, 28.028’i ilçe merkezinde, 57.025’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 21, Bağkonak bucağına bağlı 9 köyü vardır.Yüzölçümü 1415 km2, olup nüfus yoğunluğu 60’tır. İlçe toprakları genelde dağlıktır.Kuzeyinde Karakuş Dağları ve Sultandağları, güneyinde Güllüce Dağı, güneybatısında Kirişli Dağı yer alır. Dağların iç kesiminde orta yükseklikte düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Hoyran ve Yalvaç dereleri toplar.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri elma, buğday, üzüm, arpa, şekerpancarı, patates, armut, soğan ve haşhaştır. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun ve sığır besiciliğinin yanında az miktarda Ankara keçisi de beslenir. Tuğla, kiremit fabrikaları ve tabakâneler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.

İlçe merkezi Eğirdir Gölü havzasının kuzeydoğusunda SultanDağlarının eteklerinde kurulmuştur. Deniz’den yüksekliği 1160 metredir. Akşehir’i Senirkent üzerinden Denizli ve Isparta’ya bağlayan karayolu ilçeden geçer.Târihi çok eski devirlere dayanan bir yerleşim merkezidir.İsmini Oğuz Beylerinden Sakız ve Emir boyuna mensup Yalvaç Beyden almıştır.İlçe belediyesi 1864’te kurulmuştur.

Kaynak: http://www.kisa-ozet.org/isparta-hakkinda-bilgi/

Kaynak: http://www.cografya.gen.tr/tr/isparta/ilceler.html

ÇİNİ SANATI HARİKALARI

Osmanlı tarihinden günümüze kalan en özel ve nadide miraslardan biri olan çini sanatı, hala gündemini korumaktadır. Cami ve türbelerin duvarlarında karşılaştığımız bu sanat dalı, köşk ve sarayların dış ve iç cephelerini de süslemektedir. Seramik sanatı olarak da adlandırılmaktadır. İnce detaylar ile işlenen ve işlenen objelere hayat veren Osmanlı tarihinin en gözde sanat dalı, günümüze kadar değerinden bir şey kaybetmeden devam etmektedir.

Vazo, tabak, sürahi ve çeşitli kap kaçaklara işlenen motifler ve renklendirmeler ile oluşan eserler, şimdilerde ev ve çeşitli mekanların dekorasyonu olarak kullanılmaktadır. Karahanlılar tarafından geliştirilen çini sanatı, daha sonraları diğer Türk devletleri tarafından da geliştirilmeye başlanmıştır. En parlak dönemini Osmanlı Devletinin kuruluşunda yaşamıştır. Anadolu Selçuklu Devleti ve Büyük Selçuklu Devleti, hakimiyet altına aldığı yerlere cami, medrese, saray inşa etmişler ve bu sanatı, mekanların çeşitli bölgelerine yansıtmışlardır. İznik Yeşil Cami, Bursa Yeşil Cami, Bursa Muradiye Camisi, Edirne Muradiye Camisi, Edirne Şah Melek Paşa Camisi, Çinili Köşk, İstanbul’da Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi, Haseki Medresesi, İstanbul Mahmut Paşa Türbesi, Osmanlı Devletinin İlk örneklerini taşımaktadırlar. Daha çok geometrik desenleri yansıtan eserler, zamanla daha farklı bir boyut kazanmıştır. Bitkisel kökenli desenler, yazılar, lacivert, sarı, türkuaz, siyah gibi renkler, bu sanat dalında daha çok kullanılmıştır.

4039_cini-sanati-erganili-kadinlarin-elinde-can-buluyor-4376563_1959_oÇini Sanatının meşhur olan ustası Baba Nakkas, bu sanat dalına çok özel örnekler sunmuştur. Ve daha farklı boyut kazanmasına, gelişmesine ve yayılmasına ön ayak olmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde ise birçok sanatçı yetiştirilmiş ve renk, desen çeşitliliği artırılmıştır. Altın sarısı, fıstık yeşili, kırmızı gibi birçok renk eserlerde, kullanılmıştır. Mozaik türü eserlerin yerine sır altı boya tekniği geliştirilmiş ve Fatih dönemimde, uygulanmaya başlanmıştır. Veli Can adında ünlü üstat, Saz yolu desenini oluşturmaya başlamış, objelere farklı desenler geliştirmeye başlamıştır. Bitki şekilleri, hayvan figürleri, ağaçlar, çiçekler, dönemin en önemli bitkileri, çini sanatında uygulanmaya başlamıştır. Kahverengi ve doğa renkleri, daha sık kullanılarak, bahar havası niteliğinde eserlere yer verilmiştir.

Zamanla gelişen ve yenilenen çini sanatı, Mimar Sinan ile daha çok önem görmeye başlanmıştır. Her yapıtında bu sanat dalından eserler kullanarak, şu an bile ilgi duyulan mekanlar yaratmıştır. Hürrem Sultan inşası en güzel örnekleri sunmaktadır. Makinelerin üretilmesi ile porselen süslemesinde kullanılmaya başlanmıştır. Kütahya’da hala gündemde olan sanat dalı, seramiğe can veriyor. İznik’te ise aynı gelenek ile sürdürülmeye ve orijinal yapımı değişmeden devam etmektedir. Şimdilerde ise özellikle hanımların dikkati çeken çini sanatı, kurslarda ders olarak gösterilmektedir.

4039_828300318-1

Çini sanatının çeşitli teknikleri bulunmaktadır. Mozaik Çini Tekniği, Sır Altı Boyama Tekniği, Renkli Sır Tekniği ve Perdah Tekniği’dir. Her bir tekniği çok güzel bir görünüm sunmaktadır. Perdah tekniği, altın ve gümüş tozları kullanarak yapılmaktadır. Beyaz ve saydam astar levhalar üzerine oluşturulan desenler, sonradan fırınlanmaktadır. Sır Altı Boyama, Osmanlı Devletin de kullanılmaya başlayan ve hala gündemini koruyan bir yöntemdir. Mozaik Çini Tekniği, ilk gelişmeye başladığı yıllarda kullanılmıştır. Tuğla süslemesi olarak da adlandırılmaktadır. Renkli sır tekniği, renkli sır üzerine yapılan desenler ile oluşmaktadır. Krom oksit ile desenlerin üzeri, kontür tarzında tekrar çizilerek fırınlanır.

KAYNAK:BİLGİ USTAM

Kaderle Oynayan Sinek

 silindirsapka  7 Eylül 1965 gecesi, New York’un Rochester şehrindeki Washington salonunu hıncahınç dolduran kalabalık, dünya şampiyonluğu için oynayacak bilardo maçının başlamasını heyecanla bekliyordu. Birbirlerine meydan okurcasına karşı karşıya gelen Lousi Fox ve John Deery kendilerine güveniyorlardı.  O gece ilk defa olarak boy ölçüşecek olan bu bilardo şampiyonlarının  her ikisi de dünya bilardo şampiyonu Dudley Kavanagh’ı yenmişti.

   Binlerce dolarlık bahislere giren seyirciler, müsabaka başlar başlamaz susarak dikkat kesildiler.  Fox oyuna hakim görünüyordu. Deery, bütün gayretlerine rağmen, Fox’a yetişemiyordu. Fox’un dünya şampiyonluğu üzerine bahse girenler, yüzlerinde memnun bir ifade, neticeyi bekliyorlardı.Maçın bitmesine pek az kalmıştı. Gece de adamakıllı ilerlemişti. Salonu dolduran sigara dumanları arasında, etrafı bulanık gören seyirciler, heyecanın son haddine erişmişlerdi.Fox son bir vuruştan sonra maçı kazanabilecekti. Kurularak masasının etrafında dönen Fox, son vuruştan evvel, bilardo toplarının durumunu tetkik etti.  Dalgın bir tavırla, uzun bıyığının bir ucunu parmağının etrafında kıvırdı. Bir köşede duran Deery, idam sehpasına götürülen bir mahkum gibi renkten renge giriyordu.

   Tam bu sırada, sigara dumanlarının arasından bir sinek çıktı. masanın etrafında vızıldayarak uçtuktan sonra, Fox’un vuracağı topun üzerine kondu. Vuruşa hazırlana Fox gülümseyerek hayvanı kovduktan sonra, tekrar vaziyet aldı.

  Fakat sinek, masanın etrafında şöyle bir döndükten sonra tekrar topun üzerine kondu Seyircilerin bazıları sinirli sinirli gülmeye başlamışlardı. Soğukkanlığından hiç bir şey kaybetmeden, Fox, sineği gene kovdu.Sinek üçüncü defa topun üzerine konunca, halk kendini tutamayarak kahkahayı bastı.Soğukkanlı Fox, bir an içinde hiddete kapıldı. Bilardo değneğini sineye doğru savurdu. Deynek bir tesadüf eseri olarak topa dokununca, sinek uçarak dumanlar arasında gözden kayboldu.

   Değnekle topa dokunmak Fox’a vuruş hakkını kaybettirmişti. Şimdi oynamak sırası Deery’nindi.  Fox titreyen adımlarla geri çekildi ve duvara dayandı. Rakibi, oynamaya başladı. Arka arkaya emin vuruşlar yaparak şampiyonluğu kazandı.Lois Fox, yeni dünya bilardo şampiyonunun kendisine doğru uzattığı ele dalgın dalgın baktı. Seyircilerin gürültüsünden kendisine söylenenleri işitemiyordu.  Deery:

– Ne yapalım dostum? Şanssızlık, diyordu.

   Fox, dalgın dalgın başını eğdi. Sonra silindir şapkasını ve pelerinini alarak salonu terk etti. Yanından arabalar ve insanlar geçiyordu;  fakat Fox bunları ne görüyor, ne de duyuyordu.  Salondaki seyircilerin kahkahaları hala kulaklarında çınlıyordu.

   Kahkaha seslerinden kurtulmak için, karanlık sokaklarda gitgide daha hızlı yürümeye başladı. Fakat kahkahalar kendisini her gittiği yerde takip ediyordu.

   Fox, nihayet nehrin üzerindeki köprüden geçerken durdu. Altında nehrin suları köpürüp kaynaşıyordu. Onlar da adeta Fox’a gülüyor gibiydi. Fox, nehrin kahkahalarını daha hızlı ve daha yakından duymaya başladı.Bir kaç gün sonra, nehirden geçen bir bir polis motorunun mürettebatı, suların üzerinde yüzen bir silindir şapka ile bir pelerine tesadüf etti. Biraz ötede uzun siyah bıyıklı bir adamın cesedini buldular.

   Dünya bilardo şampiyonasını tayin eden bir sinek olmuştu. Şampiyonluğu kaybeden bedbaht adamın akıbetini çizen de o sinekti.

Unutturulan zaferimi KUTlu olsun

İngilizler Kut-ül Amare’de 30 bin asker kaybeder, 13’ü general olmak üzere 481 subay ve 13.300 erle teslim olurlar.LONDRA Çanakkale’yi hazmeder ama Kut’un adını bile andırmaz, Osmanlıda kutlanan Kut Bayramlarını unutturmayı başarırlar.

Avrupa Avrupalılara yetecek kadar geniştir aslında. Lakin doymaz, gözlerini Afrika’ya, Amerika’ya, Hindistan’a diker sömürüye başlarlar. Çaldıkları sadece kumaş, baharat olsa iyi, zavallıları zincire, bukağıya vururlar.
Bu hırsızların önde gideni İngiltere’dir ve nicedir gözünü dikmiştir Irak’a. Hem Hindistan yolunu emniyette tutacak, hem de Musul ve Kerkük neft yataklarına kurulacaktır kaşla göz arasında.
Abdülhamid Han cennetmekân 1. Cihan Harbine girmekten yana değildir asla. Ama olmaz. Onun içinde Türk olmayan bir heyete hal ettirir, İstanbul’dan uzaklaştırırlar.
Kendilerini yüksek mevkilerde bulan genç subaylar koltuğun ağırlığını kaldıramaz ve 600 yıllık imparatorluğu ateşe atarlar.
Ordularımız Süveyş’te, Allahuekber dağlarında, Galiçya’da, Yemen’de, Suriye’de Makedonya’da dağılır. Ama Çanakkale ve Kut-ül amare’de unutulmaz destanlar yazar.

BİLEN VAR MI ACABA?
İlk mektep çocuklarına bile sorsanız size Çanakkale hakkında bir şeyler anlatır. Ama en az onun kadar önemli bir zafer olan “Kut”u yüksel tahsilliler bile duymamıştır ihtimal.
İşte bugün onu yapalım dedik, Kut kahramanlarını tanıtalım okuyucularımıza.
Kasım 1914… İngiltere savaşın getirdiği puslu havadan istifade dalar Irak’a. Osmanlı’nın sadece 8 bin kişilik bir tümeni vardır. Yani hiç yoktan az fazla…
İngiliz Kuvvetleri Basra’dan başlar, Fav kasabasını ele geçirir mevzi tutarlar. Enver Paşa Bingazi’den tanıdığı Süleyman Askeri’yi vazifeye getirir ki niyeti Arap aşiretleri ile düşmanı durdurmaktır. Bakar iş yerli halkın boyunu aşacak, Mısır’dan takviye yollar.
İngilizler de aşiretlere oynar, para ile satın almaya çalışırlar. General Nixon kirli işlere yatkındır zira. Ancak Araplar Osmanlıya silah doğrultmaz. Süleyman Askeri, Nasıriye’yi ele geçirip İngilizlere saldırsa da kesin netice alamaz.
İngilizler Çanakkale’de uğradıkları hezimeti unutamamışlardır. Yaşadıkları itibar kaybını telafi için Bağdat’ı almalıdırlar. Savaş Bakanlığı General Townshend adlı tecrübeli bir ismi cepheye yollar.

NURETTİN BEY!
Süleyman Askeri’nin vefatı üzerine birliklerin başına geçen Nurettin Bey, işgalcileri Amara ve Nasıriye’de sıkıştırmaya başlar. İngilizler Arapları değil Türk yönetimini hedef aldıkları şeklinde propagandaya başlar, Kraliyetin Müslümanlara dost olduğu masalını anlatırlar. Akılları sıra halkı aldatacak ve hızla ulaşacaktırlar Bağdat’a.

Ancak kuzeye çıktıkça denizden uzaklaşır, ikmal sıkıntısı yaşarlar. Kut-ül-Amare üç tarafı Dicle ile çevrili bir beldedir. Savunması kolaydır. buraya yerleşip güç kazanmaya bakarlar. Basra ve su yolları ellerindedir zaten, başarmamaları için bir sebep yoktur ortada.
Türkleri ciddiye almazlar, eh Fransa ve Mısır’dan gelecek takviyeler de ulaşırsa… Çok değil birkaç gün içinde bayrak dikeceklerdir Bağdat’a. Şunun şurası 80 km vardır arada.
Türklerin Bağdat yolundaki son savunma noktası Selman-ı Pak’tır ki Selmân-ı Fârisî (Radıyallahü anh) medfundur burada. İngiliz ordusundaki Hintli Müslümanların büyük sahabenin bulunduğu beldeye saldırmayacağı kesindir bu yüzden Selman-ı pak adını ağızlarına bile almaz Helenistik dönemdeki ismini (Ctesiphon) kullanırlar.
İngiltere Savaş Bakanı Lord Kitchener ile Hindistan Genel Valisi Lord Curzon harekâtın bir an önce başlamasından yanadırlar. General Nixon’a haydi der, düğmeye basarlar.

HALİL BEY
Bir ara Alman Mareşal Von der Goltz bölgeye gelir. Askerler Hıristiyan komutandan huzursuz olurlar. Nurettin Bey rahatsızlığını açıkça dile getirir hatta. Ardından Albay Halil Bey’i de bölgeye yollarlar ki mükemmel bir komutandır, sabırsa sabır, sadakatsa sadakat… Bir asker için ne kadar meziyyet varsa…
Halil Bey mütevazıdır, rütbesi aynı olmasına rağmen Nurettin Bey’in emrine girer birlikte çalışırlar. Enver Paşa’nın öz amcasıdır oysa.
General Townshend ne zaman ki Selman-ı Pak’taki Türk birliklerine saldırır, kayaya çarptığını anlar. Kuvvetlerinin neredeyse üçte birini (4567 asker) kaybeder. İngilizlerin Aziziye’de hayli erzak ve mühimmatı vardır bunları taşıyamaz, Dicle’ye atarlar. Townshend apar topar Kut-ül-Amare’ye çekilir, destek beklemeye başlar. Peki Türkler takip ederler mi? Güldürmeyin, kıpırdayacak hal mi kalmıştır hasta adamda.
Ancak Osmanlılar gelir Kut-ül-Amare’yi kuşatırlar, Townshend’e teslim ol çağrısı yaparlar. Sivil halkı boşaltılmalıdır en azından.

Halk canlı kalkan!
İngilizlerin sivil halkı canlı kalkan olarak kullanmayı düşünür, teklife kulak tıkarlar. Kut’ül-Amare’nin toprak kalesi Türk topçusunu fazla yormaz. Açılan gediklerden kolayca girer, mevzi tutarlar. Ancak dikenli tellerle kurulan bir savunma hattı daha vardır ki kolay aşılmaz. Toplarımız ne yazık ki güçlü değildir, caydırıcı olamaz.
İngiliz gazeteleri Kut’ül-Amare’de büyük bir güçleri olduğunu, şehrin savunmaya elverişli yapısıyla risk yaşanmayacağını yazar. Evet geri çekilmişlerdir ama bunlar hep yapılan şeylerdir savaşta. Ellerinde en az iki aylık yiyecekleri vardır ve kuşatma bugün yarın kalkacaktır nasıl olsa.
İki taraf da karşılıklı siper kazar hazırlanırlar. Türkler istisnasız her gün saldırır düşmanın düzen almasına mani olurlar. İngilizler zaman zaman kuşatmayı yarmaya çalışsalar da başaramazlar. Kayıpları artar, panik başlar.
Nurettin Bey düşman yardımlarına mani olmak üzere güneye iner Halil Bey kuşatmayı devam ettirir sabırla. Yardım kuvvetleri komutanı General Alymer emrindeki güçlü orduya rağmen ilerleme kaydedemez. Avam kamarası vaziyeti büyük bir ciddiyetle takip etmektedir. General Nixon’un yerine General Lake görevlendirilir.
Bu arada Osmanlılar Kut’ül-Amare’de pusulalar dağıtır, Hintli Müslümanları küfre karşı birlik olmaya çağırırlar. Bu tesirli olur, kardeşlerimiz nöbette vurur kafayı uyur, hatta işaret parmaklarını koparırlar. Tetik çekemeyeceklerine göre işi bırakmıştırlar.

hzbixf3c

ZALİMLER KORKAK OLUR
General Townshend’in korktuğu başına gelmiştir, Hintli askerlere ağır cezalar verir, huzursuzluk artar. Üstün ateş gücüne rağmen yarma hamlelerinden hüsranla çıkarlar.
Derken kış çöker, destek birlikleri çamura saplanır. Nehir kenarından ayrılamaz, hedef olurlar. General Alymer her kalktığı hücumda büyük kayıplar verir pişmanlıklar yaşar. Desteğin de desteğe ihtiyacı vardır, işler sarpa sarar.
Kut-ül Amare’de sıkışan İngiliz ordusu, yardımdan ümidini kesmiştir, artık tayın hesabı yapar. Hububatı kurtarmanın yolu atları yemekten geçer ama Müslümanlar tepki koyarlar. Townshend şehirde arama yapılması emrini verir, halkın sakladığı nevaleye el koyar.
Alymer kuvvetleri 8 Mart sabahı saldırır bazı mevzileri ele geçirirler. Ancak Halil Bey onları süngü ile söker, makineli tüfeklerin önüne atar. O kadar şaşkındırlar ki el bombaları ellerinde patlar. Verilen büyük kayıp Londra’yı karıştırır. Sir Edwin Cornwall hükümete Irak’taki birliklerinin durumlarını sorar, İngiltere Başbakanı Lloyd George dişe dokunur bir cevap veremez ona. Basın General Townshend’in kifayetsiz kuvvetlerle Bağdat’a yürümesini macera olduğunu yazar.
Artık İngiliz parlamentosunda
Kut-ül Amare konuşulmaktadır, sabah akşam.

 

ulxmzxyp

TESLİM OL!
Halil Bey destek kuvvetlerini püskürttükten sonra döner General Townshend’e “teslim ol” teklifi yapar. İngiliz komutan önceleri ciddiye almasa da başka çıkış yolu olmadığın görür sonunda. Halil Bey’le Dicle üzerinde buluşurlar. “Elimizdeki silahları verelim, üzerine de bir milyon sterlin ödeyelim” der, “Koyverin gidelim Basra’ya!”
Halil Bey kabul etmez İngiliz silahları bir işlerine yaramaz zira. Bu arada Lawrens gelir gider, bir milyon sterlini iki milyona çıkarır ve rüşvet teklif eder ayrıca. Bu Halil Bey’i kızdırır, onları başından savar.
Bir iki yarma harekâtı daha hüsranla sonuçlanır. Nisan gelmiş sazlıklar uzamıştır, Türkler yakınlarında dolaşmaktadırlar. Yaralılara bakamaz olmuşlardır, sari hastalık ve zafiyetten ölmeye başlarlar. Çaresizdirler beyaz bayrağı çeker, paşa paşa teslim olurlar. (29 Nisan 1916)
Halil Bey General Townshend’in kılıcını almaz. Esirleri kuzu tandırla doyurur, çay sigara sunar. Türk’e yakışan da odur zaten, boyun eğene el kalkmaz.
Nedense resmi tarihçiler bu büyük zaferi görmezden gelirler, Kut zaferi ders kitaplarında okutulacak kadar önemlidir oysa.

alıntıdır irfan Öztuna akademik perspektif

http://haber.akademikperspektif.com/2015/05/02/unutulan-zaferimiz-kutlu-olsun/

 

ANTALYA/KEMER

Antalya ve çevresinde, asırlardır süzülen iki hayat tarzının da mirası vardır. Türkler buraya ilk geldiklerinde yerleşik düzene hemen uymuşlar; köy, kasaba ve şehirler kurmuşlardır. Nüfusun bir kesimi ise Türklerin Anadolu’ya gelmesinden önce olduğu gibi konargöçer hayatı sürdürmüştür. Birbirine akraba en az 15-20 aile, kıl çadırlarda yaşar, yazın dağlara çıkar, kışın ise kışlak denen sıcak ovalara inerlerdi. Deve, koyun gibi hayvanları yetiştirir bunlardan ürettikleri ürünleri, yerleşik halkın ürünleriyle değişerek ya da satarak geçinirlerdi. Et, süt, yağ üretirler, kıl çadır ve doğal kökboyalı kilim dokurlardı. Kışlaklarda dar alanlara tahıl, sebze ekenler bile olurdu. Bugün Avrupa’nın en önemli müzelerini süsleyen Türk kilimleri, bu insanların el emeği göz nurudur. Günümüzdeki halk müziği kültürünün çok büyük bir kısmı konargöçerlerden mirastır. Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türk halk şiiri ve müziğinin en büyük ozanları, bu kültürün temsilcileridir. Eskiden beri kırsal kesimdeki köylerde yerleşik hayatı sürdürenler kendilerini, “yerli, köylü” gibi tabirlerle nitelendirirler. Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi uyum sağlayan, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ülkelerden biridir. Ama hem nostaljik hem de kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç küçük konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez. Hazin bir biçimde, o hayat tarzından sadece develer kalmıştır. Yörüklere has ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya’nın yerli halkı bugün bile imkân bulduğunda yazın Gömbe, Sütleğen, Alanya gibi yaylalara çıkar.  Yörüklerin beslenme tarzının temelini, hayvancılık ve buğdaydan elde edilen besinler belirler. Kıyı şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır. Antalya’da dünya mutfaklarının tamamına turistik otel ve lokantalarında bulmak mümkündür. Ama yöreye has yerel yemekler şunlardır: Saç kavurması, Tandır kebabı, Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), Domates civesi, Hibeş, Arapaşı . Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Antalya’da, kışlar ılıman ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.  Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Antalya havalimanı uluslararası hava trafiğine açıktır. Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da eski evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve avlular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur.

KEMER

Akdeniz kıyısında, Antalya’ya 40 kilometre uzaklıkta olan bir ilçesidir. 80’li yılların başına kadar küçük bir köy iken son 20 sene içinde açılan tesislerle Türk turizminin en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Batı Toros Dağları’nın eteklerinde ve 52 kilometre kıyı şeridi boyunca uzanan Kemer ilçesi, Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Bugün Kemer’in bulunduğu yerde, 1910’lu yıllarda Eski Köy adı ile bilinen ve dağlardan gelen seller sonucu göl ve bataklıklardan oluşan bir yerleşim yeri vardı. Eski Köy halkı, kendilerini bu sellerden korumak için, dağların eteklerinde 23 kilometre uzunluğunda bir taş duvar ördüler. Sonraları, bu duvar nedeniyle köylerine Kemer diyeceklerdir.

1960’lı yıllara kadar karayolu olmadığı için, ulaşımı sadece deniz yolundan sağlanan Kemer, 1980 sonrasında uygulanan Güney Antalya Turizm Projesi kapsamında yol ve diğer altyapı değerlerine kavuşarak hızla gelişmiş ve bugün Türkiye’nin en gözde turizm merkezlerinden birine dönüşmüştür. Kemer ilçesi ile Kiriş, Tekirova, Çayova, Aslanbucak, Kuzdere, Beycik, Çamyuva, Göynük, Beldibi, Çıralı gibi yerleşim yerleri, antalya turizminden son derece önemli bir yer tutar.

Kemer’ in başta gelen çekiciliklerinden birisi doğal güzelliğidir. Deniz, orman ve dağlar bir noktada birleşmektedir. Denizin berraklığı, ormanın yeşilliği, deniz dalgalarının çam ağaçlarına kadar uzanmasıve çam ağaçlarının plajlarda gölgelik olarak kullanılması oldukça cazip gelmektedir. Beldibi mevkiinden başlayarak Tekirova’ ya kadar olan tüm kıyı tamamen doğal plajdır. Girintili çıkıntılı kıyılarında birçok koy ve küçük doğal limanlar bulunur. Kemer merkezinde bulunan plajlar Belediye plajı, yat limanı yanında bulunan Ayışığı Plajı’dır. Antik kentin hala ayakta durduğu ve milli park olan Phaselis plajı gibi yerlerde rahatlıkla denize girmek mümkündür. Konaklama tesislerinin havuz ve plajlarından da ücret karşılığı yararlanmak mümkündür. Kemer’den yakınında bulunan Olympos ve Phaselis antik kentlerine ulaşmak mümkündür. Son yıllarda Söğüt Cuması, Altınkaya, Dereköy gibi yüksek yerlere safari turları da oldukça ilgi çekmektedir.

Kaynak: http://www.dirmilinsaat.com/default.asp?islem=menudetay&id=574&catid=552&detay=evet

Kaynak: http://www.kemer.gen.tr/genel.php

Özgüven Eksikliği Kader Değildir

indir       Hey sen! Bazen çekinik mi davranıyorsun? Zaman zaman yüzün mü    kızarıyor? Merak etme, aslında herşey yolunda… Ancak abartma. Çevreye  uymakta zorluk çeker hale geldiğinde sıkıntı başlıyor. Nedeni ise özgüven   eksikliği. Kendine güvenmen için sorunlarla yüzleşip onları çözdüğünü  gör. Spor yap, müzikle uğraş, Utangaçlığı yen ki; iş hayatında kapı gibi      önüne çıkmasın…

       “ÖĞRENCİ tahtaya kalkamaz. Soruları bildiği halde parmak kaldırmaz  ya da derse katılmaz. Öğretmen kaldırıp soru sorarsa aşırı heyecanlanır,  yüzü kızarır ve kekelemeye başlar ve dili dolanır. Bildiği halde şaşırıp yanlışlar yapar. Çok utanır. Arkadaşlarına ve öğretmenine karşı rezil olduğunu düşünür, bazen okula bile gitmek istemez. Bu gençler, arkadaş edinemezler, hep yalnızdırlar veya çok azının bir-iki arkadaşı vardır. Karşı cinsle iletişim kuramazlar. Yüzleri kızarır, elleri titrer, çok heyecan yaparlar. Kalabalık bir ortamda kendilerini izleniyor gibi hissedip, bakışların üzerinde olduğunu zannederler. Bu nedenle bu tür ortamlarda bulunmamaya dikkat ederler. Zorunlu ise o ortamın en kuytu sote yerini bulup ‘gizlenmeye’ çalışırlar. Bazı çekingen çocuklar ya da gençler, sürekli eve kapanırlar. Bilgisayar, internet başında sanal alem bağımlısı olabilirler.”

     Bütün bunlar çok mu tanıdık geliyor?.. Hemen panik olmayın. Kimse size “utangaçsınız” diyemez. Çünkü uzmanlar, bir kişiye utangaç demek için hiç de aceleci davranmıyorlar. Basmakalıp yaklaşımlarla hemen utangaç ya da çekinik yaftası da yapıştırmıyor. Aslında kişinin en temel “duygu ve bilgi karışması” olan utangaçlık, psikolojinin önemli bir konusu.

images (2)Özgüven zedelenirse…

      Hem sosyal hayatta, hem iş hayatında hem de ikili ilişkilerinde temel olarak dışa dönük olmak başarıyı etkiliyor. Psikolog Narek Karasu, “Bir kişinin içe dönük ya da dışa dönük olması kısmi olarak genetiktir. Bazıları daha dışa dönük, bazıları daha çekiniktir” diyor. Ayrıca utangaçlık konusunda kişinin içinde bulunduğu çevrenin, kişiye olumlu ya da olumsuz destek verdiğini söylüyor. Gençlerin 12-16 yaş arasında duygusal değişim içine girdiği, beraberinde bir bunaltı yaşadığı, bunun sonucunda da ergende içine kapanıklık ya da agresiflik gözlendiğini anlatıyor.

      Bu durumda ne yapılması gerektiği konusunda Psikolog Karasu, şunları söylüyor:

– Kişinin özgüveni doğuştan veya çevre etkenlerden etkilenir.

– Kendine güven, problem çözerek gelişir. Kişi, bazı sorunlarla yüzleşmeli, sorunları kendisinin çözdüğünü görmeli.

– Özgüven, bakış açısıyla da ilgilidir. Karamsarlık ve negatif düşünme alışkanlığı kişinin özgüvenini zedeler. Daha çok ailesinde sevgi ve kabul görmemiş çocuklar, bu sıkıntıyı yaşar.

– Doğuştan ya da kısmi olan mükemmelliyetçi yapı, özgüveni zedeler. Ailenin etkisi büyüktür.

      Peki, utangaçlık bir hastalık mıdır? Yanıtı, Balıklı Rum Hastanesi ve Anatolia Tedavi kliniklerinde grup ve bireysel terapilere katılan Karasu’dan geliyor: “Utangaçlık insana ait bir duygudur. Genel bir davranış biçimi haline gelmişse sorun olarak algılanabilir. Herkeste vardır aslında. Ama bu, hastalık olduğunu göstermez.”

Özgüveni ortaya çıkarmak

      Kişi, utangaçlığını fark edebilir mi? Evet. Uzmanlara göre, kişi eğer kendini utangaç hissediyorsa, profesyonel destek alması yerinde olur. Tedavisi ağır değil. Sadece kişinin sonradan öğrendiği negatif duygu ve durumları olumlanıyor. Özgüven duygusu ortaya çıkarılıyor.

      Gelişimsel bozukluğu olan çocukların davranışsal sorunlarının düzeltilmesi ve ruh sağlığının korunması alanında da çalışmalar yürüten Narek Karasu, “Çünkü özgüven, aslında insanın içinde var olan bir duygudur. İnsanlar kendilerine güvenle doğarlar. Bunun en önemli göstergesi, bir bebek doğduğunda suda yüzebilir. Batma korkusunu sonradan öğrenir” diyor.

Dalga geçmeyi öğren

      Bazı uzmanlar ise çocukların bile kesinlikle utangaçlıklarının farkında olduğunu söylüyor. Günümüz kent yaşamında çalışan anneler ve çocuklarına dikkat çekerek, çocukların eğitim yaşamlarındaki kaçınma davranışlarını irdeleyerek yapılması gerekenleri özetliyor:

– İnsan toplumsal bir yaratıktır. Bu nedenle çocuk ya da ergen, kaçınma davranışları yerine katılma, çoğulcu ortamlarda bulunma, toplu etkinliklere katılma, başka insanlarla birlikte olmanın yanı sıra gerekiyorsa terapi de almalı. Çünkü bu tip kişilikler, mükemmelliyetçi yapıdadırlar. Toplum önünde en küçük bir hata yapmaması gerektiğini düşünür.

– Oysa ‘Hayır hata yapabilirim” diyerek tam tersini düşünebilmeyi, ‘toplum içinde hata yapabileceği gevşekliği’ni öğrenmeli. Bu durumda ‘dalga geçmeyi öğrenebilmek’ de çok önemli.”

ONLAR DA UZAKTAN UTANGAÇ GİBİ GÖRÜNÜR

      Çekinik ve utangaçlar, diğer kişiliklerle karıştırılabilir. Onlar da uzaktan bakıldığında utangaç görünürler. Ancak sahip oldukları kişilik değişiklikleri onları utangaçlardan ayırır.

– Bağımlı kişiler: Bir yakınına ya da başkasına bağımlıdır. Onsuz hiçbir şey yapamaz.

– Şizoik kişiler: Kendi dünyasında huzurlu yaşayan, psikiyatrik hasta olmayanlandır.

– Paranoik kişiler: Kuşkucu, şüpheci, tedirgin kişiler. Çok alıngandırlar.

 

KAYNAK: http://www.kigem.com/ozguven-eksikligi-kader-degildir.html

Başarılı Olmak İçin Gerekenler Nelerdir?

Başarılı Olmak İçin Gerekenler Nelerdir?

Başarı, ilk önce kişinin başarılı olduktan sonra mutluluğudur. Başta kendisi ve çevresinin onunla gurur duyası olmak istediği gelmek istediği noktaya gelmesidir. Kim başarılı olmak istemez ki başarı yolunda kat etmemiz gereken çok yolun olduğudur. Hiçbir başarı tesadüf değildir. Başarılı insanların hayat hikâyesini okuduğumuzda mücadele, fedakârlık, sabırla neler yaptıkları ve sonunda amaçlarına ulaştıklarıdır. Şimdi başarılı insanların kurallarının ne olduğu nasıl başardıklarını öğrenelim.

 

Başarı İçin Gerekenler Nelerdir;

İlk başta bir amaç olmalıdır. Amacımız ne bu amaç uğruna neler yapabiliriz. Bu başardıktan sonra hayatımda neler değişecek.

Plan yapın günün 24 saatini dilimlere ayırın. Sabahları erken kalkın kahvaltıyla başlayın. Sağlığınıza uygunuza daha çok dikkat edin. Sağlam vücut, sağlam kafayla beraber başarılı olur unutmayın.

Başarılı hayat hikâyelerini okuyun. Başarılı insanların sözlerini yazın arada okuyun, ilerde kendinizin de onlar başarılı olacağınıza kendinizi inandırın.

Başa racam, yapabilirim, kendime güveniyorum gibi kelimeleri kendinize söyleyin.

Çalışmalarınızı aksatacak, moralinizi bozacak kişilerden uzak durun. Tv, bilgisayar, telefon gibi zamanınızı boşa götürecek şeylerden uzak durun.

Sıkıldığınızda yürüyüşe çıkın ya da sevdiğiniz onlarla mutlu olacağınız arkadaşlarınızla zaman geçirin süreyi uzun tutmayın çünkü yapacağınız bir programınız ve başarmanız gerekeler var unutmayın.

Ertelemeyin başarının en büyük düşmanı ertelemedir. Programınızın aksamasına yol açacaktır. Başarılı yolunda kesintiye uğratacaktır.

Günlük yaptıklarınızı gözden geçirin şimdiye kadar neler yapmışsınız ve zamanınız size yetebilecek mi kalan zaman da neler yapabilirsiniz. Daha iyi nasıl çalışabilirim. Bu tempo ile başarabilirliyim. Bunları düşünürken sakın paniğe kapılmayın sakin kafayla tekrar gözden geçirin.

Hayal kurun başardığınız da nasıl bir hayat sizi bekliyor sevdiklerinizin sizin nasıl gurur duyacağını hayal edin.

 

KAYNAK: http://basarinedir.com/basarili-olmak-icin-gerekenler-nelerdir.html

 

SPONSORLUK NEDİR?

Sponsorluk

Sponsorluk; kurumsal amaçlara ulaşmak için spor, sanat kültür ve sosyal faaliyet alanlarında kişi veya organizasyonların para, araç gereç ya da hizmet ile desteklenmesi ve tüm bu aktivitelerin planlanması, organizasyonu yürütülmesi ve kontrolüdür.[1]
Küreselleşmeyle artan rekabet , yoğun rekabetli piyasa ortamları, bilinçlenen tüketici ve çeşitlenen markalar arasında hedef kitleyle iletişim kurma zorunluluğu firmaların varlığını sürdürme ve hedefleri gerçekleştirme gibi amaçları işletmeleri farklı iletişim yöntemlerine yöneltmiştir. Sponsorluk da bu yöntemlerden birisidir.Sponsorluk reklam ,halkla ilişkiler ,satış teşvik gibi tutundurma karması elemalanlarını desteklemek amacıyla yapılmaktadır. Sponsorluk çeşitli kuruluşlarca yapılır bunlar sadece ticari kurumlar değildir ; devlet kurumları da sponsorluk yapabilmektedir.
Sponsorluk marka adını yerleştirme ,markayı görünür kılma ,itibar artırma ,kurumsal kimlik oluşturma gibi amaçlarının yanında sosyal sorumlulukların bilincinde olduğunu gösterme imkânı sağlar. Sponsorluk kurumsal kimliğin sürekli gösterilmesiyle bir imaj oluşturur. Medyadaki reklamları destekleyerek hedef kitle üzerinde daha etkili olmayı sağlar.
Sponsorluk, pazarlama karmasının Promosyon(Tutundurma –Pazarlama iletişimi) kısmında yer alır. İşletmelerin ürünlerini satabilmek, ihtiyaç yaratıp satışa teşvik etmek itibar yaratmak gibi amaçları doğrultusunda pazarlama iletişiminden yararlanılır. Pazarlama iletişimi pazarlama stratejisinin en önemli unsurudur. Ürünün bilinmesinin yeterli olmadığının anlaşılmasıyla tüketici odaklı satışa ve sosyal sorumluluğa sponsorluğa yönelim olmuştur. Halkla ilişkiler çalışmasında sponsorluk önemli yer tutar. Sponsorluk ürünün bilinirliğini artırarak marka farkındalığını sağlar.

 

 

Sponsorluk alkol ve tütün gibi ürünlerin reklamının yasaklanmasıyla çizgi altı reklam ve sponsorluk önem kazanmıştır. Ayrıca medya reklamlarının maliyet olarak yüksek olması, reklamın güvenilirliğinin ve etkinliğinin sorgulanması , kitle iletişim araçlarında yer almanın önemi, yoğun rekabet gibi nedenlerle birçok kurum sponsorluğa yönelmiştir. Ancak sponsorluk birçok açıdan reklama hizmet eder ancak ürün yada kuruma fayda sağladığı için tamamen reklamla karıştırılabilmektedir.Ancak sponsorlukta destek olma amacı vardır. Reklamda ise sadece iletilmek istenen mesaj gösterilir. Sponsorlukta kar amacı güdülse de destekleme vardır. Sponsorluk mesajlarını ve markayı farklı alanlarda dolaylı olarak sunabilmektedir. Reklam ise kar amacı güden mesajını tek bir mesaj halinde verir. Reklamda medya kontrolü söz konusu iken sponsorlukta bu mümkün değildir. Ürünün konumlandırılması, pazarlama amaçlarına etkisi, ürünün kullanım alanını genişletme, yeni ürünün tanıtılması, yasaklı ürünlerin farkındalığını yaratma gibi etkilerle reklama katkısı bulunur.Bunun yanında reklamda medyanın kontrolünün olması yönüyle sponsorluk ve reklam ayrılır.

Red Bull Racing F1 Launch

 

Sponsorluk pazarlamaya yakın bir kavramdır. Bunun nedeni sürekli markayı gösterme markayı öne çıkarma amacı vardır. Pazarlama açısından yeni ürünü tanıtmak, ürünü desteklemek ,ürünün piyasaya yerleşmesini sağlamak gibi amaçları vardır.Kuruluşların sponsorluktan beklentisi; kurum kimliğini yerleştirmek, olumlu imaj yaratmak,halk tarafından kabulu iyi niyeti sağlamak , kurum kültürünü geliştirmek, topluma katkı sağlamaktır.
Maçlarda formların üzerinde yer alan marka isimleri olimpiyatlarda sporcular giysilerindeki marka isimleri spor sponsorluğuna örnek gösterilebilir. Bunun sonucu olarak sponsorluğun markayı görünür kılarak zihne yerleştirme bu sayede imaj oluşturma prestiji artırma gibi avantajları vardır. Kuruluş sponsorluğunu üstlendiği etkinlik marka hizmet vb gibi faaliyetlerin imajını üstlenmek ister.Örnek olarak Redbul ‘un genellikle akrobasi uçak yarışlarına ;formula yarışlarına , kış sporlarına destek olması sporun imajıyla markayı birleştirme amacı taşır.

KAYNAK:https://gzmoncl.wordpress.com/2012/06/10/sponsorluk-nedir/

1 42 43 44 45 46 64